Türklerin Gizemli Yada Taşı

5194

Yat veya yad, yada ,yede taşının işlevi yağmur yağdırmakla ilişkili görüldüğünden ve yağmura ihtiyaç duyulması da genellikle tarımsal faa­liyeti çağrıştırdığından, yada taşının kökeni perdelenmiş olur. Oysa, bu yad taşı örneği, Asya kökeninin hemen bü­tün unsurlarını taşır.

Bu yağmur taşı muhtelif Türk lehçelerinde, her lehçenin fo­netik özelliklerine göre, muhtelif şekillerde ifade olunur. Yada, yad, jata, sata/cata (Yakutlarda), cada (Altay’da) cama, say,çay/cay (Kıpçak grubu), jaytaş/zajtas (Kırgızlarda). Aynca yede, yeda, kaş vb. bu taşa verilen isimlerdir.

Yağ­mur taşı konusunda ortaçağ İslam kay­nakları da dahil olmak üzere birçok es­ki metinde çok sayıda efsane ya da mi­tolojik iz taşıyan hikayeler anlatılır.

Efsanelere göre,”Türk” ile amcazadesi “Oğuz” arasında Yada Taşı meselesi yüzünden çıkan anlaşmazlık sırasında Türk’e Çin’den on kam, yani batıdaki On Ok kabilelerinin ilim sahibi olan cedleri geldikten sonra, hakimiyet Türk’ün eline geçmiştir. Türk boylarında eski devirlerden beri yaşayan yaygın bir inanç da, Türk Tengrisi’nin Türklerin büyük atasına “yada” denilen sihirli bir taş armağan etmesidir.

Kaşgarlı Mahmut yağmur taşını şöyle izah etmektedir: “Bir türlü kahinliktir. Belli başlı taşlarla yapılır. Böy­lelikle yağmur ve kar yağdırılır; rüzgar estirilir. Bu, Türkler ara­sında tanınmış bir şeydir. Ben bunu Yağma ülkesinde gözümle gördüm. Orada bir yangın olmuştu; mevsim yazdı. Bu suretle kar yağdırıldı. Ulu Tanrı’nın izniyle yangın söndürüldü.”

Eserini X. yüzyılın başlarında yazan İslam tarih­çilerinden İbn-ül-Fakih’in verdi­ği malumata göre, Ebu’l’ Abbas İbn Muhammed İbn İsa el-Mer­vezf; Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar ve Karluklarla komşu olan Hora­san sınırlarında bulunan Türkler arasında istedikleri zaman yağ­mur ve kar yağdıran ve fırtına çıkaran adamların bulunduğunu işitmiştir; fakat Davut İbn Mensur’u görüp konuşuncaya kadar bu rivayetlere inanıp inanmamakta tered­düt etmiştir. Bu Davut İbn Mensur evvelce Horasan’ı idare etmiş biriydi. Bu zat Ebu’l’ Abbas’ a kendi­sinin Dokuz Oğuz hakanının oğlu Balkık ile bu yağmur taşı hak­kında konuştuğunu anlatmıştır. Onun anlattığına göre, Türk ha­kanlarından biriyle oğlunun arası açılmış, oğlu adamlarıyla be­raber haydutluk yapmak için doğuya gitmiş ve orada bir dağda bu taşı elde etmiştir. Türkler bu taşla istedikleri zaman yağmur ve kar yağdırırlar.

Ebu’l’ Abbas’a Horasan emiri İsmail b. Ahmed (892-907) söy­lemiştir: “Yirmi bin kişi ile Türklere karşı savaşa çıktım. Karşı­mızda, baştan ayağa kadar silahlı altmış bin Türk vardı. Bunlar­dan bir kısmı bizim tarafımıza geçti. Bunlar bize Türklerin iri dolu yağdıracaklarını söylediler. Biz onlara “Sizin kalbinizden küfür hala çıkıp gitmemiştir. Böyle işleri hiçbir insan yapamaz” dedik. Onlar “Biz haber veriyoruz; sizi ikaz ediyoruz. Siz daha iyi bilirsiniz. Onların tayin ettikleri vakit yarın sabahtır” dediler. Sabah oldu. Korkunç bulutlar bizim üzerimizi kapladı. Korkunç gürültü oluyordu. Herkes korktu. Ben iki rekat namaz kıldım. Tanrıya dua ettim. Biraz sonra korkunç bulutlar Türk ordusu üzerine çöktü. Müthiş dolu yağdı. Böylece Türkler mağlup ol­du.”

Bazı anlatımlarda bu konuda­ki rivayetler İslamileştirilmiştir; örne­ğin Gerdizi’nin eserinde yada taşının kökeni Nuh peygamberin duasına bağ­lanır:

“Nuh peygamber Allah’a dua edip Yafes’e bir isim (dua) öğretmesini, bu duayı okuyunca yağmur yağmasını niyaz etti. Allah onun duasını kabul etti. Yafes’e bir isim (dua) öğretti. Yafes bu ismi bir taş üzeri ne yazdı. İhtiyaten, unutmamak için bu taşı boynuna astı. Bu isimle yağmur yağmasını istediği zaman yağmur gelirdi. Bu taşı suya vurursa bu su hastaya şifa verirdi. Bu taşa onun oğulları mirasçı oldular. Oğuz, Halluh (Karluk), Hazar ve benzerleri gibi, onun nesli çoğaldı. Sonra, bu taş sebebiyle nesli arasında anlaşmazlık çıktı. Bu taş Oğuzların elindeydi. Yafes’in oğulları “Bir gün toplanıp kura çekelim, taş kime çıkarsa ona verelim,” dediler. Bunun üzerine Oğuzlar aynı şekilde başka bir taş yaptılar. Bu is­mi (duayı) onun üzerine de yazdılar. Oğuzların büyüğü bu sahte taşı boynuna astı. Ka­rarlaştırılan gün gelince, kura çektiler. Taş Halluhların hissesine düştü. Oğuzlar yaptık­ları sahte taşı Halluhlara verdi. Esas taş yanlarında kaldı. Türklerin taşla yağmur isteme­leri bu sebeptendir.”

Görüldüğü gibi İslami mitlere göre, muhtemelen Allah’ın sözünün ya­zılı olduğu bir taştan ibaret sayılan yada taşı, Allah’ın Türklere Nuh ve Yafes aracı­lığıyla armağanıdır. Bu ifadelerde yada taşının kö­keninin İslamileştirildiğini görmekteyiz. Oysa bu taş dar anlamda dağ kültü, geniş anlamda yer kültüyle ilgilidir.

Göktürklerde yada taşı kullanımından bahseden bir efsaneye göre, V. yüzyılın ilk yarısının sonlarında Göktürklerin ataları So kabilesinden ayrılmış olarak Güney Altay’da yaşıyorlardı. Bunlar önceleri yetmiş kardeştir. Bu kardeşlerden ilki kurttan doğmuş olan Nişidu’dur. Nişidu, istediği zaman rüzgar estirip yağmur yağdırabilir.

Türklerin büyü yoluyla yağ­mur yağdırdıkları ve bunu savaş esnasında düşmanlarını yenmek için yaptıkları an­latılır. Buradaki yağmur bereket anlamındaki yağmur değil, felaket getiren, ordula­rı telef eden bir yağmurdur. 449 yılında Kuzey Hunlarının idaresinde yaşayan Yüe­ban kabilesinin kahinleri Cücenlerin saldırılarına karşı koyabilmek için çok şiddetli yağmur yağdırıp, fırtına çıkarmışlardı:

”Evvelce Kuzey Hunlarının idaresinde bulunan Yüeban ahalisinde öyle kahinler vardır ki Cücenlerin saldırış­larına karşı durduklarında çok şiddetli yağmur yağdırdılar, fır­tına çıkardılar. Cücenlerin onda üçü sellerde boğuldu, soğuktan kırıldı.”

Yada hakkındaki en eski bilgiler VII. yüzyılda yaşayan kimliği bilinmeyen bir Suriyeli rahibin kroniğinde de yer almıştır. Bu taş ya da yagmur yağdırmayla ilgili inanışların,Türklerde ve Moğollarda VI.-VII. yüzyıllarda ortaya çıktığı belirtilmek­tedir.

Bazı Türk topluluklarına göre, rüzgar ya da kasırga çeşitli ruhların işidir. Bu ruhlar hem·Gök hem de Yer-Su unsurlarıyla ilgilidir.Ayrıca yağmur yağmasını sağlayan ruhlar da vardır. Şaman topluluklar rüzgarın hastalık getirdiğine inanırlar. Türkçe’deki “yel” kelimesinin, “rüzgâr, cin, salgın hastalık” gibi anlamları olmasının sebebi de budur. Ya­kutlara göre, rüzgârlar dağlarda uyur ve herhangi bir gü­rültü ile uyanırlar. Buryatlara göre, ilk ve sonbaharda esen ve sıradan rüzgârlardan farklı “zada” adlı bir rüzgâr vardır. «Moğolistan’da rüzgâr, yağmur, kar ve don oluşturduğuna inanılan bir taştan (zada, cada, yada) bahsedilir.

Yadanın hayvan karnından çıkarılan bir taş olduğuna ilişkin bir riva­yetten, yani onun bir canlı içinden çıkartıldığı düşüncesinden dolayı bazı yerlerde bu taş canlı sayılmıştır.

Rivayete göre, bu taş dağlarda veya geyik, su kuşu, yılan gibi hayvanların başında veya bir öküzün karnında bu­lunur. Salgıdan oluşmaktadır. Bu salgı, “ceviz büyüklüğünde kemikli bir madde” , “kül renginde, beyaz ve kırmızı benekleri bulunan yumurta iriliğinde bir taş”veya “kalınlığı ve ren­gi değişen,ki bunların sarı, kırmızı, mavi, yeşil, kahverengi olanları mevcuttur” “bir sülün yumurtası boyunda, beyaz ve yuvarlak” olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca çoğu kez bir meteorit ola­rak da kabul edilmektedir. (Yeşim taşına da yat taşı ,yada taşı denilirdi).Denildiğine göre, bu taştan daha çok avcılar fay­dalanır ve meselâ av hayvanının izini takip edebilmek için bununla kar yağdırır veya bir ırmağın sularını dondurup kolaylıkla bir yakadan bir yakaya geçmeyi sağlarlar.Ya­kutlarda bu sihirli taşa’sata’ denir.

En kuvvetli sata taşı kurdun karnından çıkarılan taştır. Şamanlardan birine satayı kartal vermiştir. Altaylılara göre de ‘yada’ taşı sayesinde havayı istenilen şekilde değiştirmek mümkündür. Yada taşı daima rüzgar esen dağlarda bulunur.Bununla ilgili olarak onlarda havayı şu veya bu şekilde değiştirebilen ‘yadaçı’lardan bahse­dilir. Bu taşı elde et­mek için yadacı bütün mal ve mülkünü feda eder. Yadacıların hepsi yoksul adamlardır. Yakut yadacılarının afsunlarında da “çocuğum yaşamasın, kadınım yaşamasın, mal mülküm feda olsun!” denilmektedir. İlk yadcı, ilk kam’dır. Yad taşı, her devirde Türk kamlarının ve büyük Türk komutanlarının ellerinde bulunmuştur.

Yağmur yağdırma ge­leneğine Kazak Türkleri “Tasattık” demektedirler. Başkurtlarda; Belorezk bölgesinde “Taş Kolon” veya “Yay Taşı” denilen taştan bir tay heykeli bulunmaktadır. Taş Kolon önceleri kutsal bir taş sayılırdı ve İnzer, Katay, Tanıyan, Kumırık boylarından olan Başkurtların ibadet yeri olarak kullanılırdı.

Doğu Türklerinin halk edebiyatında “yada taşı” motifi çok tekrarlanır. Kırgız-Kazakların “Er Gökçe” destanında, Altın Ordu’nun meşhur kahramanlarından Er Kosay’ın düşman ülkesine akın yaptığında çölde başına gelenler şöyle anlatılmaktadır: “Yanındaki adamlar susadı. Er Kosay’ a susuzluktan şikayet ediyorlar. Er Kosay, uzun kulaklı sarı atının ciğerlerinin altından cay taşı (yad taşı) çekip çıkardı. Salladı, salladı yere koydu. Ha­vadan yağmur yağdı. Yağmur suyunu içtiler.” Kırgızların Manas destanının büyük Çin seferi rivayetinde Almanbet adlı kahramanın yağmur yağdırmak için “bulutları afsunladığı” zikredilmektedir. Doğu Türkistan baksılarının meslek hayatlarını ve ayinlerini düzenleyen “risale” (tüzük)leri bulunduğu gibi “yadacılar risa­lesi” de vardır.

Yağmur yağdırmak için yapılan törenlerin ana maddesini dualar teşkil eder.Bu maksatla halk ya kırlara, tepelere, ya su ke­narlarına gider, bazen de ibâdet yerlerinde toplanır. Bu sırada kurbanlar kesilir. Suya kuru at kafası ve taş atılır, dualar edilirken kollar yukarı ve ileri uzatılarak elin üstü havaya, avuçlar da yere doğru çevrilmiş olur­du.Duayı yapanın bu halde duran elleri üzerine dua süresince su dökülür, bu sular onun parmaklarının ucun­dan yere akar, damlardı.

Yada taşı okunarak suya konursa yağmur yağdırır. Atın yelesine asılırsa serin rüzgâr estirir. Yangına atılırsa söndürür. Bu taş kar ve dolu da yağdırır. Kötü havayı iyi eder. Bir kabın içine kar yahut su konarak bu taş bırakılınca ne niyet edilirse o olur.

Daha da özel olarak yad taşı, insanların kendi varoluşlarıyla ilgilidir. Kendini üretmenin şartlarını yaratmak; kara, dona ve hastalığa karşı korunmanın yollarını aramak, tarihin ön şartları ­dır. İlk saf sihirin totem kökenli olduğu bilindiğinden, yad taşının da bilinen bütün tarih kademelerinden geçmiş ol­duğu anlaşılmaktadır.

Totemizmde, tek tek totem hayvan­ları şu veya bu kabile için kutsal olurken, öncelikle salt hayvan oldukları için kutsaldırlar. Tabuya geçiş süreci aşa­masında, taş da, hem her yerde bulunabilir olmasının ge­nelliğiyle ve hem de özel bir taş olarak her yerde bulun­manın ötesini simgelemesi dolayısıyla, yad taşı olmuşa benzer. Taş’ın bütünleştiği hayvanlardan bazıları “en eski” ye gider; bazı hayvanlara ise kutsallık sonradan yakıştırılmıştır. Avcılıktan sonra, çobanlıkta, yad taşı yine ortada­dır.

Türkistan havzası halklarından Hotanların ( Yü-Tien) da yada taşı kullandıkları bilinir. Bunun nedeni, Çin’in çok yada taşı almasıdır.

Daha eski Türk ve Çin mitolojilerindeki ‘yağmur yağdıran gök ejderi’ teması ‘yağmur yağdıran taş’ temasına dönüş­müştür. Bir Çin kaynağında, Kao-li’lerin ha­kanları, İlkbahar bayramı ayininden sonra elbiseyle suya girerler ve halk ikiye ayrılıp birbirlerine su serpip taş atarlarmış.

Yada taşının çeşitli önemli taşlarla ilişkisi olduğu da ileri sürülmüştür; örneğin Azerbaycan’da yağış, çak ve çakmak taşıyla bağlantılı görülmüştür. Birbiriyle bağ­daştırılan bu taşlar ateş çıkarmak dolayısıyla şimşek çaktırmak için kullanılırdı.

Anadolu’nun bazı bölgelerinde “yağmur duası”ile ilgili ge­lenekler arasında kırk bir taşa dua okuyup suya atmak adeti tes­bit edilmiştir. Bu adetin de “cada taşı” efsanesiyle bağlı bir gele­nek olması mümkündür.

Kuraklık zamanlarında yağmur yağdırmak için cada taşın­dan başka çarelere de baş vurulurdu. Ural dağlarının doğusunda yaşıyan Ulu Katay, Salcıvıt, Barın-Tabın Başkurtla­rında yağmur tılsımı olarak birbirini suya atmak, birbirine su serpmek adeti vardır. Buna benzer şekilde, Anadolu’ da, yağmur duası namazı kılındıktan sonra imamı yakalayıp suya atarlar, birbiri üzerine kova ile su dökerlerdi.

Bektaşi simgelerinden olan teslim taşı, Orta Asya Şaman kültüründeki yada taşı inancının bir uzantısıdır. Yassı ve ön yüzü dışbükey şekilli olup çevresi 12imamı temsil eden 12 hilal şeklindedir. Genelde Ürgüp ilçesinde çıkan Hacıbektaş taşından yapılır. Teslim taşı, şu kerametinden dolayı Bektaşîlerce kutsal sayılmıştır: Hacı Bektaş Veli’yi(1209-1270) zehirlerler, bu zehirlenme kendisine malûm olur ve kusar. Damarlı olan bu taşlar,işte o zaman bu kusmuktan oluşmuştur. Bektaşi babaları teslim taşını göğüslerinde taşırlar.

Kaynaklar:
1- Jean Paul Roux- Türklerin Ve Moğolların Eski Dini
2- Ekrem Sarıkçıoğlu- Din Fenomenolojisi
3- Yaşar Kalafat- Doğu Anadolu’ da Eski Türk İnançlarının İzleri
4- Saadettin Gömeç- Şamanizm Ve Eski Türk Dini
5- Wilhelm Radloff- Türklük Ve Şamanlık
6- Yaşar Çoruhlu- Türk Mitolojisinin Anahatları
7- Murat Uraz- Türk Mitolojisi
8- Yaşar Kalafat- Kamizm, Şamanizm
9- Özkan İzgi- Çin Elçisi Wang Yen Te’nin Uygur Seyahatnamesi
10- Ziya Gökalp- Türk Uygarlığı Tarihi
11- Ümit Hassan- Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler
12- Zeki Tez- İlaç Ve Parfümün Sihirli Dünyası
13- Wolfram Eberhard- Çin Kaynaklarına Göre Orta Ve Garbi Asya Halklarının Medeniyeti

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER