Türklerin Şamanizmden İslamiyete Geçişi ve Yesevilik-1

1694
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Batıni doktrinler tarihi açısından önem taşıyan bir başka mutasavvıf, kendisinden sonrakilerin yönünü çizmiş olan Türk Sufisi Ahmet Yesevi’dir. Yesevi’nin yaşamına ve görüşlerine geçmeden önce, Orta Asya Türklerinin, İslamiyet’in yayılma yıllarındaki durumlarına ve inançlarına göz atmak gerekir. Kadim Uygur İmparatorluğu’nun mirasçıları olan Orta Asya Türkleri, bir güneş kültü olan Şaman dinine bağlıydılar.  Naacal öğretisinin, binlerce sene içindeki bozulmuş bir ifadesi olan Şaman dinine göre Türkler, aynı Tanrı’nın eril ve dişil ifadeleri olan Güneş ve Ay’dan doğmuşlardır. Şamanizm’in rahipleri Şamanlar, Güneş ve Ay tapınım törenlerinde kırmızı külah giyerler, kopuz ve davul çalarlar ve dans ederlerdi. Benzeri uygulama Şamanist Türklerin devamı olan, Anadolu Alevilerinde ve ayrıca Mevlevilerde de görülmektedir. Şaman olabilmek, uzun bir inisiyatik yolu takip etmeyi gerektirirdi. Şaman adayları, özel törenlerle rahipliğe kabul edilir ve ancak uzun yıllar içinde, görsel sırları aldıktan sonra, Şaman sıfatını kazanabilirlerdi. Şamanizm’e göre, evrende her şeyin bir ruhu, canı vardı. Dağlar, göller, ırmaklar, ormanlar, hep canlı olarak kabul edilir ve ağaçlara kutsallık yüklenirdi. Güneş ve Ay, onların ortaya çıkmasına sebep olan en büyük Tanrı’nın Kara Han’ın oğlu olan Gök Tanrı “Ülgen’in birer sembolüydü.”  Şamanlar, Gök Tanrı Ülgen’e ulaşılabilmek için içlerine kapanır ve vecde ulaşmaya çalışırlardı. Şaman deyimi de rahiplerin bu hallerinden gelmekteydi ve “kendinden geçmiş kişi” anlamındaydı.

Gök Tanrı’yı, akılla algılamak mümkün değildi. Onun için, Güneş ve Ay’ın, Tanrı Ülgen’in temsilcileri olarak saygı görmeleri, onlara tapınılması gerekliydi. İnsan ile doğa arasındaki ilişkilere, insan ile insan arasındaki ilişkiler kadar özen göstermek gerekirdi; çünkü bir taş, ağaç ya da nehrin ruhu, bir insanın ruhundan daha aşağıda değildi.
Daha önce, tufan öncesi Uygur İmparatorluğu’nda ele aldığımız çift başlı kartal sembolü, doğada bulunmayan kudret ve kuvvetin insan düşünce gücü ve sezgileriyle yeniden yaratılması sonucu ortaya çıkmış görünmektedir. Normal kartala bir baş daha eklenerek türetilen sembol, kartalın görme ve sezme gücünü, bazı türevlerine eklenen abartılı kulaklar da işitme gücünü artırmıştır. Bir başı bu dünya, diğer başı öteki dünya ile ilişkilidir. Çift başlı kartalın her iki dünya ile olan bağlantısı en yoğun biçimde Şamanlık uygulamalarında gözlemlenmektedir. Şaman geleneğine göre, güçlü varlıklar tarafından yenmeyen, etleri kemiklerinden ayrılmayan ve kemiklerin etlendirilmesi suretiyle en az iki kez yeniden dünyaya gelmeyen hiç kimse iyi bir Şaman olamaz.

Türk İlmen boyunun “Er Töşük” yaradılış efsanesinde, Şaman’ı yiyerek yeniden dünyaya getiren güçlü varlık, çift başlı bir kartaldır. Bu kartal o kadar büyüktür ki, sol kanadı ayı, sağ kanadı güneşi örtmektedir. Güneş doğunun, ay batının sembolü olduğu için, kartalın iki başı bu yönlere bakmaktadır. Yedi gün gökyüzünde, yedi gün yeraltında (öte alemde) avlanır. Şaman adayı Er Töşük’ü avlar ve yutar. Sonra ona can vererek, tekrar dünyaya getirir. Amaç onun iyi bir Şaman olmasını, ruhlar alemi ile dünya varlıkları arasında iletici olmasını sağlamaktır. Ancak işlem tamamlanmaz. Er Töşük’ü, kemiklerini çelik gibi sağlamlaştırmak ve yaralanmaz hale getirmek için bir kez daha yutar. Uzun süre yeraltında kalan Er Töşük, aylar sonra kartalm sırtmda bir kez daha dünyaya geri döner ve
çok güçlü bir Şaman olur. Kartal ona, kendi kanadından bir tüyü dostluk göstergesi olarak armağan eder. O günden sonra tüm Şamanlar, her türlü sıkıntının bertarafı için kartal tüyleri kullanmaya, yıldırımın zararlarındankorunmak için başlarına kartal tüyü takmaya başlarlar.
Aynı gelenek Kuzey Amerika yerlileri arasında da görülmektedir. Sibirya’da yaşayan Yakutlar ile Kuzey Amerika Kızılderililerinin kullandığı çift başlı kartal sembolleri birbirinin aynıdır. Hida Kızılderilileri, çift başlı kartalı kutsal kuş olarak kabul eder. Totemlerinin en üstünde yer alan bu sembolün adı Helinga’dır ve tıpkı Sümerlerde olduğu gibi Fırtına Kuşu anlamına gelmektedir.
Aynı sembolü kullanan Zuni kabilesindeki çift başlı fırtına kuşunun adı ise “Sikyati”dir. Kartal, ışığın kaynağı olan güneşle ilgili görüldüğü için, Kuzey Amerika Kızılderilileri için fiziksel ve ruhsal aydınlanmanın, ışığın sembolü olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda, gök
krallığının görevlisidir.
Amerika’da eski İnka, Aztek, Maya uygarlıkları başta olmak üzere çok sayıda kabilede çift başlı kartal figürüne rastlanmaktadır. Aztek ve Kuzey Kızılderili Şamanları, güneş tapınım ayinlerinde, tıpkı Japon, Moğol ve Türk Şamanları gibi kartal kemiğinden yapılan düdükleri ve kartal tüylerini kullanırlar. Kartal tüylerinden yapılan kanatlar takılarak, gökyüzünde uçmayı remzeden danslar yapılır. Kutsal kuş olan kartalın tedavi edici özelliği bulunduğu kabul edilir. Azteklerdeki en güçlü iki tarikattan birisi Panter, diğeri Kartal Kardeşliği tarikatlarıdır. Panter Kardeşliği dünyevi kuvvetlerin, Kartal Kardeşliği ise ruhani kuvvetlerin sahipleridir. Aztek imparatorları, ruhani güçleri nedeniyle, kartal tüyleri ile kaplanmış olan
tahtlara otururlar.
Moğolların Büryat boyunda ilk Şaman’ın doğuşu efsanesi şöyle anlatılır:
“Tanrı, insanlara yardım etsin, hastalıklardan korusun diye yeryüzüne kartalı göndermiş. Ancak insanlar, kartalın konuştuğu dili anlamamış. Bunun üzerine kartal, bir kadını kendine eş tutmuş. Kadın hamile kalmış ve bir erkek doğurmuş. Bu çocuk, kartal babasından kartal dilini öğrenmiş ve Şamanlığa ait tüm sırları ondan almış. Zamanla büyüyen çocuk, yeryüzünün ilk büyük Şamanı ve tüm Şamanların da atası olmuş.”

Şaman ritüellerinde kartal, Şaman’m ruhlar katın uçuşunu sembolize eder. Şaman dans ederken yere düşer ve sembolik olarak ölür. Şaman’ın ruhu, kartallar tarafından çekilen bir araba ile gökyüzüne çıkarılır. Kartal tüyleri ve kemikleriyle süslü olan Şaman’ın elbisesinin kanatlı oluşu, hayali uçuşunu sağlamaktadır. Kartal kanatlı elbiseyi giyen Şaman, gökyüzünün dilediği katına gidebilir. Asya mitolojilerinde kartal, güneşin sembolü
olarak betimlenmektedir. Dolayısıyla Şaman, en büyük Tanrı’nın yetkin sembolü olan güneşe kadar ulaşabilmektedir.

Orta Asya Şamanizm’inde, dünya sütunu denilen direğin tepesinde çift başlı kartal bulunur. Tüm yerleşim yerlerinin ortasına bu sütun dikilir. “Sahip Kuş” anlamına gelen Hamca adı verilen çift başlı kartalın bulunduğu bu sütunun hiçbir zaman çürümeyeceği ya da yıkılmayacağı kabul edilir. Bu sütun, “Tanrı’nın kuvveti ve kudreti ile daima ayakta kalacak…” anlamım taşır. Dünya direği, gök direği ya da gök sırığı adı verilen bu sütunun bazı türevlerinin yedi ya da dokuz kollu oldukları da gözlemlenmiştir. Bu kollar, gökyüzünün katlarını simgeler. Gök direkleri, kozmik hayat ağacının özdeşidir. Dünyanın hemen her kültünde yer alan hayat ağacı sembolünün üzerindeki çift başlı kartal figürüne, “Gök Kuşu” da denilmektedir. Kızılderili totemlerinde de aynı uygulama görülmektedir. Dünyanın temel dayanağı kabul edilen gök direği, Tanrı’nın kudret ve kuvvetini ifade etmektedir. Üzerindeki çift başlı kartal, iki tarafa açılan büyük kanatları ile yer ve gök arasındaki kapıyı insanlara kapalı tutmaktadır. Bir çocuk dünyaya geleceği zaman çift başlı kartal, öte alemden bir ruhu bir gagası ile almakta ve diğer gagasına geçirerek bu ruhu, çocuğun bedenine koymaktadır. Bu nedenle çift başlı kartal, çocukların koruyucusu olarak kabul edilir.  Hintlilerin, adı “Daruga Han” olan çift başlı kartalı da hayat ağacı üzerinde, göğün beşinci katında tünemektedir ve gökleri koruyan Tanrı’nın en güçlü bekçisidir. Bir başı kuzey, beyaz, soğuk, kuru ve erkek; diğer başı güney, kırmızı, sıcak ve dişidir. Hint mitolojisinde ateşi ilk taşıyan ve insanlığa getiren
yaratık da bir kartaldır. Sembolü güneş olan bu yaratığın adı “Garuda”dır. Güneş Tanrısı Vişnu’nun onurunu temsil eder ve onun koluna tüner biçimde betimlenmiştir. Garuda’nın başı, gagası, kanatları ve pençeleri kartal,bedeni, kolları ve bacakları insan biçimindedir.

Kartal, Pers kültüründe de çok önemli bir yere sahiptir. Kanatlı güneş kursu amblemi, Zerdüşt dininin İyilik Tanrısı Ahura Mazda’nın sembolüdür. Bu nedenle de Pers Kralı Dara tarafından, hükümdarlık armasında kullanılmıştır. Mazdek dininde kartal, zaferin ve şanın sembolüdür. İran Sasanileri çift başlı kartalı imparatorluk arması olarak kullanan bir diğer devlettir. Sasanilerde Çift Başlı Kartalın bir başının aydınlık doğuya, diğer başının karanlık batıya baktığı kabul edilir. Sasani kralı aynı zamanda din kültünün de baş rahibidir. Sasani çift başlı kartalının bir başının dünyevi, diğer başının uhrevi yetkilerini sembolize ettiği kabul edilir. Gazneliler de aynı sembolü kullanmıştır. Büyük Selçuklular, daha sonra Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve bazı Anadolu beylikleri, çift başlı kartalı imparatorluk ya da beylik arması olarak kullanmıştır. Selçuklu bayrağındaki yay gökyüzünü, ok ise Tanrının elçisini sembolize etmektedir.52 Bu armanın, Sultan Alaaddin Keykubat tarafından, Sultan’ül Azam unvanını elde ettikten sonra kullanılmaya başlandığı bilinmektedir.
Dünyanın hiçbir yöresinde ve hiçbir devresinde, Anadolu Selçukluları kadar yoğun biçimde bu sembolün kullanıldığı, duvarlara ve diğer süslemelere, bayraklara ve armalara işlendiği görülmemiştir. Türk boylarında genelde olduğu gibi, Anadolu Selçukluları çift başlı kartalları
çoğunlukla, büyük kulakları olan kuşlar tarzında, bazen de puhu kuşu kafasına sahip kartallar tarzında işlenmiştir. Diyarbakır, Urfa, Konya, Beyşehir, Denizli, Sivas, Kayseri, Erzurum, Niğde, Amasya ve daha birçok yerleşkede, kısaca tüm Anadolu’da çift başlı kartal motiflerine sıklıkla rastlanmaktadır. Bu motiflerden bazılarında, kartalın kanatları ejderha başları olarak çizilmiştir.
Çift başlı kartal ve ejderha ile birlikte genellikle resmedilen diğer bir sembol, hayat ağacıdır. İslamiyet’in kabulünden sonra yapılan çift başlı kartal motifleri genelde aşırı stilize tarzda olmasma karşın, figürlerin kaynağında Şamanizm’in etkileri ve inanç yapısı son derece belirgindir.53
Eski bir Türk destanı olan “Oğuz Kaan Destanı”nda, Türklerin doğuşu efsanesi şöyle anlatılmaktadır:54
“Oğuz Kaan, Tanrı Ülgen’e yakarırken, gökten bir ışık belirdi. Bu göksel ışığın ortasında bir kız vardı. Bu kız, Oğuz’a üç çocuk doğurdu. Adlarını Güneş, Ay ve Yıldız koydular.”
Bunlar, gökten yere inen ruhu remzetmek üzere, ucu aşağı dönük bir üçgenle sembolize edilmiştir. “Daha sonra, Oğuz Kaan ormanda dolaşırken, bir ağaç kovuğundan bir başka kız çıktı. Bu kızdan da üç çocuğu oldu. Bunlara da Gök, Dağ ve Deniz adlarını verdiler. Bu altı çocuktan Türk nesli doğdu.”
Destanın ikinci bölümünde yer alan, ağaç kovuğundan çıkan kız, doğanın, dolayısıyla evrenin sembolüdür. Ondan doğan üç çocuk da, Gök havanın; Dağ toprağın ve Deniz de suyun sembolüdürler ve üç çocuğun simgesi de ruhun gökyüzüne, yani Tanrı’ya döneceğini gösteren, ucu yukarı bakan üçgendir. Her iki üçgenin birleşimi, eski bir Mu simgesi olan altı köşeli yıldızı, Tanrısal adalet yıldızını verir.

Tüm bu ipuçları, Orta Asya Türklerinin, Tektanrılı bir inanış olarak kabul edilebilecek “Gök Tanrı” dinine inandıklarını göstermektedir. Ülgen’in altındaki tanrılar, ancak ikincil dereceli tanrılardır. Buna karşın, bu Tektanrı inancı, Müslümanları tatmin etmemiştir. Zaten İslam
Peygamberi Muhammed, kendisi Türkleri tanınamasına rağmen, onları düşman ilan etmiştir. “Kıtat Ül Türk” başlığı taşıyan bir hadisinde, Muhammed, Türklerle savaşmanın özel bir anlamı olduğunu, kıyametin ancak Müslümanların Türkleri öldürmelerinden sonra kopabileceğini söylemiştir.55 Buhari’nin, “Es Sahih Kitabül Cihad”
adını taşıyan, peygamber hadislerini derleyen eserinde, Muhammed’in, “geniş yüzlü, küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz” dediği belirtilmektedir. Bu hadis uyarınca, Arap orduları Türk topraklarına girmiş ve “kâfir Türklerle öldürüşmüşlerdir.” Ancak, kıyamet kopmamış; netice, Türklerin çoğunluğunun Müslümanlığı kabulü olmuştur.

Kaynak : Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikCia Ve Zihin Kontrolü
Sonraki İçerikTürklerin Şamanizmden İslamiyete Geçişi ve Yesevilik-2
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER