Vampirliğin Tarihçesi

283

Vampir Nedir ?
Ölen kişinin ruhunun geri döneceğinden ya da ölen kişinin dirileceğinden duyulan korku insanoğlunu hem bu konuyla il­gili inançlar geliştirmeye hem de buna karşı önlemler almaya itmiştir. Hortlak, çeşitli görünümlerde karşımıza tarihi­miz boyunca çıkmaktadır. Ölü, istek üzerine de diriltilmiştir, canlanarak dehşet de yaratmıştır. Hortlak, hayalet, yaşayan ölü, giderek zombi, vampir ve türevleri ortaya çıkmıştır. Pek çok kültürde birazcık daha derine bakılınca büyüyle de ilişkili olduğu görülmüştür.
Vampir, kendi bedeninde canlanan ölüdür. Daha sonra bi­çim değiştirebilme özelliği bulunabilmekle birlikte bu değişim kendi iradesindedir. Bazı hayvanlarla sıkı ilişkisi vardır, ya­rasa ve kurt gibi. Vampir, başkalarının yaşam gücüyle beslenir, bu yaşam ilkesi çoğunlukla kandır. Bu gibi belirlemeler elbette kültüre göre değişkenlik göstermektedir. Gece varlıklarından olması, gün ışığına çıkamama laneti genel olarak gözlemlenen özelliklerindendir. Vampirin laneti, kendini koruyabildiği süre­ce sonsuz yaşamdır. Çok korkulmasının nedeni ise ısırdığı ya da kanını emdiği ve kendi kanını verdiği kişiyi de vampir yapma­sıdır.

Genel olarak vampirlerle ilgili, kan değişimi yoluyla dönüş­türüldükleri, bu dönüşümün insan olarak ölüp vampir olarak varlık bulmak şeklinde gerçekleştiği, uyumak için mezarlarına dönmek zorunda oldukları, belirli hayvanlara hükmedebildik­leri, biçim değiştirebildikleri, ısırıp kendi kanını verdiği kişiyi dönüştürebildikleri, dönüştürdükleri kişiyle aralarında güçlü bir bağ olduğu sayılabilir. Her şekilde, halk kültüründe vampir, kötüdür, şeytanidir, hortlamış olan ve kanla beslenen ölüdür, mezarından kalkan kan emicidir. Üzerinden belirli ya da herhangi bir hayvan geçen ölünün vampire dönüşeceğine dair inanç oldukça yaygındır. Vampirliğe yol açacağı düşünülen bir diğer durum, ölümün intihar sonucu gerçekleşmesidir.

vampire8Vampirliğin Tarihsel Süreci :

Hitit Devrinde Vampir Figürüyle Mücadele :
Hitit geleneklerinde kimi ölüler yakılarak küllerini ya da kemiklerini toprak, taş bir küp içinde ya da kimileri de kolları boynundan diz kapakları arasında uzanan bir bağla bağlanarak ve diz çök­müş vaziyette toprağa gömülürdü. Bu ikinci tür gömü, dirilerek canlıların dünyasına dönmesinden korkulması nedeniyledir.

vampirtasviri

Babil’ in Vampirleri:
Babilli evlenmemiş kadın ve erkeklerle evli ama çocuğu olmayan kadın ve erkeklerin hayaletleri de avutulamaz gece gezginleridir. Benzer kaderler yaşamış olan diğerleri ise evinden çok uzakta savaşırken ölmüş ve gömülmemiş erkeklerin hayaletleri, çölde ölmüş ve üstü kumla kaplanmış gezginlerin hayaletleri, suda boğularak ölmüş insanların hayaletleri, idam edilerek veya açlıktan ölmüş mahkumların hayaletleriyle, ecelleri gelmeden korkunç bir şekilde ölen kişilerin hayaletleriydi. Ölülerin ilgilenilmeye, topraklarına şarap dökülmesine, beslenmeye ihtiyaçları vardı.

babylon-exorcismÇünkü yiyecek kırıntıları ve saf su bulmak içn evlere giriyor veya sokaklarda sinsice dolanıyorlardı. Ölüler için adak adama görevi yakın akrabalara düşerdi. Hindistan ‘da olduğu gibi, cenaze törenini en büyük oğlun yapması gerekirdi. Bu nedenle, çocuğu olmayan ölü Babilli kadın ve erkeklerin ruhlarını korkunç bir kader beklemekteydi.
Bazı kötü ruhlar bazı dönemlerde serbest bırakıldı ve insanların ve eserlerinin yıkımını tamamlamaya uğraştılar. Bu görünmez düşmanları ya sihirli törenlerde büyüler yaparak ya da tanrıları onlara engel olmaları ve bağlamaları için teşvik ederek uzaklaştırmaya çalıştılar. Babil’in sokak köşelerinde toplanan ve sessizce tedavi olmak için yalvaran fakir hastalar kötü ruhlar tarafından ele geçirildiklerine inanırlardı. Hastalık mikropları canlı hayallerle insan bedeninden beslenen görünmez şeytanlar olarak tasvir edilirdi. Bir hasta hastalığı yüzünden günden güne zayıflaşıyor, güçsüzleşiyor ve kansızlaşıyorsa, acımasız bir vampirin hastanın damarlarını emdiğine ve etini kemirdiğine inanılırdı. Bu nedenle vampir ancak sihirsel bir törenle veya bir büyüyle kovulmak zorundaydı. Şeytan ya uzaklaştırılır ya da kaçırılırdı. Diğer ruhlar hayvanların bedenlerinde yaşıyordu. Ölülerin hayaletleri ve kadın veya erkek şeytanlar Siegried’e şarkı söyleyen Kader kuşlarına benzeyen kuşlardı. Baykuş melankolik sesini karanlıkta duyurduğunda, dinleyici, çocuğu için ağlayan ölmüş bir annenin ruhunu işitmektedir. Hayaletler ve kötü ruhlar karanlıkta sokaklarda gezinirmiş. Boş evleri mesken tutar, akşamları yarasa gibi kanat çırparlarmış. Kurumuş bataklıklarda inleyerek gezinir, yiyecek arar ya da gezginleri beklerlermiş. Kükreyen aslanlar ve uluyan çakallar biçimine bürünerek ortaya çıkarlarmış çünkü insan etine açlarmış. “Shedu” insanları sebepsiz yere ya da tapınakların koruyucusu olarak öldüren tehlikeli bir boğaymış. Buna benzer nitelikte insan başlı kanatlı bir boğa olan “laassu” sarayların koruyucusuymuş. “Alu” fırtınanın boğasıymış. Daha birçok karmaşık, biçimsiz ve şekilsiz canavarlar varmış. Bunlarn bazıları da “yakalayan” veya “düşüren” Sami “labashu” ve “achchazu” ile Sümerlerin “dimmea” ve “dimme-kur”dur. “Gallu”nun veya şeytanın daha mantıklı bir şekli ise “mulla”dır. Profesör Pinches “mullanın” yıldız anlamına gelen “mula” kelimesiyle bağlantılı olabilceğine inanmış ve onun “bataklık perisi” anlamına geldiğini ileri sürmüştür.

sirenlerDenizcilerin Kabusu, Sirenler :
Sirenler, “Yunan mitolojisinde belden aşağısı kuş veya ba­lık biçiminde tasvir edilen veya bazen elinde bir lir tutan kötü ruhlu cinlerdir. Onlar Tanrı-ırmak Akheleos’un kızları olup, engin denizler üzerinde yaşarlar. Lir eşliğinde seslendirdikle­ri büyülü ezgilerin dayanılmaz bir cazibesi vardır. Ancak ezgi­leri ölümcül olup, peşine düşenleri kayalıklara sürükler ve si­renlerin hazırladıkları tuzaklara çekerler. Bir çeşit vampir sa­yılan bu dişil cinler, tuzaklarına yakalanmış hemen hepsi er­kek olan denizcileri öldürmektedirler.

Vampir Salgınları ve Ortaçağ :
Batı kültüründe genel olarak be­denin bozulmamasının ya azizliğe, azizeliğe işaret ettiği ya da şeytani olana işaret ettiği kabul edilmiştir. Ancak gömüldüğü toprağın ve koşulların özelliklerinin doğal bir mumyalama ben­zeri işlevinin olmasının bir etken olduğu bugün bilinmektedir elbette. Vampir konusundaki Batı’da yapılmış tartışmalar daha çok Hıristiyanlıkla ilgili, din felsefesi alanına giren konulardır.
Ortaçağ, bir yandan halkı galeyana getiren vaizler, bir yandan dinden ciddi bir kopuş, bir yandan salgın hastalıklar ve kıtlık, doğal afetler ve bitmeyen savaşlar dönemi olmuştur. Bu üst üste gelen felaketler zinciri insanların ölüme ilişkin varsayımlarında hayalet, hortlak korkusunun yoğun olarak yer almasına yol aç­mıştır.
Ölmeden gömülme olaylarının sıklıkla yaşanması, ölünün mezarda hortlaması düşüncesinin yerleşmesine ciddi bir katkıda bulunmuştur.Ayrıca salgın hastalıkların belirtileri de vampirleş­meye ilişkin göstergelere benzetilmiştir. Kabaca söylenirse, ilk ölen, vampire dönüşen kişi hortlayarak yakınlarından başlamak üzere yaşadığı ölümlere ve vampirizme yol açmaktadır.
Yunan kilisesinin bir yasası şöyledir: Vrykolakas denilen be­deni bozulmamış ölüyle ilgili olarak, bir ölünün ancak şeytanın gücü altında vrykolakasa dönüşebileceği ve dönüştükten sonra, kendisini daha önceden tanıyan kişilerin karşısına çıkarak on­larla sohbet edebileceği bildirilmiştir ki bu kişiler uykularında garip rüyalar da görür.Ayrıca yollarda dolanarak yaşayanları bo­ğazlayıp öldürebilirler. Birden talihsiz olay olur ve herkes me­zara koşarak cesedini çıkarır, uzun zamandır ölü olan bu kişi kanlı canlı yatmaktadır. Bunun üzerine ceset yakılır. Bunlardan sonra nomocanon, cesedin bozulmamasını Şeytan’ın işi olarak tanımlamıştır bir kez daha.

Slav Halklarının Vampir İnançları :
Büyücü, kurt adam ve vampir arasında kurulan bağ çok es­kidir ve bunlara verilen isimler de birbirlerinden etkilenmiştir. Slav kökenli upior kelimesi yaygın olarak kabul edilmiştir. Doğu Slavları arasında kelime çok uzun zamandır kullanımdadır, upior kelimesine ilk kez kuzeybatı Rusya’da rastlanmıştır. (1047 tarihli yazılı bir metinde Novgorod prensinin ismi olarak: Upiro Lichyj. )
Bu konuda Rusya’daki inanç ilgi çekicidir. Rusya’da ölü bir vampirin insanları öldürürken yaşayan bir vampirin onları savunduğu inancına sıklıkla rastlanılmıştır. Bu inanç doğrultusunda, her köyün kendi vampiri vardır, bir gardiyan gibi, yaşayanları ölülere karşı korur. Fakat eğer kavgada kendisi ölürse o zaman kötü ve tehlikeli bir yok ediciye dönüşür. Sırplar, kurt adamların kendilerinin iyiliği için düşman güçlere karşı durduğuna, Şeytan’ın karşısında Tanrı’nın yanında yer al­dıklarına inanmıştır.
Rusya’da ölülerin hortlak-ruhları, özellikle de büyücülerin ve cadılarınkiler korku nedenidir. Büyü ile vampir arasındaki bağ ve bazen de yer değiştirme karakteristiktir.

Vampir, yaygın bir coğrafyada kendisinden çok çok daha yaşlı olan kurt adamla yakından ilişkili olarak görülmesinin vampir­liğin tanımında önem taşımış olan, tarihte tanımlamalar geti­rilmesinde bir kırılma noktası olarak görülebilecek olan nok­ta, bu yaşayan ölünün mezarından şeytani güçlerce kaldırıldığı görüşüdür.

vlad-tepes-dracula-vampir

Voyvoda III. Vlad Tepeş

Macarlar’ın ‘Draku l(Şeytan)‘, Ulahlar’ın ‘Çpelpuç (cellat)‘, Türkler’in de ‘Kazıklı Voyvoda‘ olarak isimlendirdiği 15. yüzyılın vahşisi. Vlad’ın en sevdiği eğlence kazık işkencesi idi. Kazıklara vurulmuş ve işkencelerle can vermekte olan Türkler’den oluşan kalın bir dairenin ortasında, sarayının halkı ile birlikte yemek yemekten büyük haz duyardı. Eline türk esirleri geçtiğinde, ayaklarındaki derinin yüzülmesini ve meydana çıkan kırmızı etlerin tuz ile oğuşturulmasını, ondan sonra da elem ve azabın artması için keçilere yalattırılmasını emrederdi. Kendisine gönderilen Osmanlı elçileri, başları açık olarak kendilerini tanıtmak şartını kabul etmeyince, sarıklarını üçer çivi ile başlarına çaktırmıştı. Bir gün memleketin bütün dilencilerini büyük bir ziyafete çağırarak, iyice doyurduktan sonra, sofra masasını ateşlettirip hepsini yaktırdı. Kadınların memelerini kestirerek, onların yerlerine çocuklarının başlarını yapıştırmaki çocukların annelerinin ateşte kızartılmış etlerini yemeye zorlamak, insanları sebze gibi doğramak ve çömlek içinde pişirmek sıkça yaptıklarındandı. Bir gün eşek üzerinde rastladığı bir papazı eşeğiyle beraber kazıklattı. Başkasının malına el dokundurulmamasını öğütleyen bir rahip, Drakul’un kendisine ayırdığı bir ekmek parçasını almış olmasından dolayı, hemen orada kazığa vuruldu. Lisan öğrenmeleri için Eflak’a gönderilmiş olan dörtyüz Macar ve Transilvanyalı gencin hepsini birden ateşte yaktırmış, altıyüz Bohemyalı taciri Pazar yerinde kazığa vurdurmuştu.

ErzsébetBáthory

Elizabeth Bathory

Báthory, kendinden “Kanlı Kontes” olarak bahsettirmiştir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. At ve türevleri hayvanların kurban edildiği ayinlere katıldığı da söylenmektedir.

40 yaşına geldiğinde, yaşlanıp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşen “Kanlı Kontes”, bir gün hizmetkarı olan genç bir kızın saçlarını tararken canını acıtması üzerine ona öyle bir tokat atmıştır ki, genç kızın yüzünden düşen bir damla kan Kontes’in ellerine dökülmüştür. Kontes bu kanla, kızın gençliğini ve güzelliğini aldığını zannetmiş ve uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir küvete doldurtup “kan banyosu” yapmıştır.

Sonrasında iyice yoldan çıkan Kontes, 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste, işkence çektirmiş; kafesten akan kanlarla ise duş almıştır.

Yaptıkları anlaşılan Báthory hücreye kapatılmış, 1614 yılında ise hücresinde ölü olarak bulunmuştur. Şizofreni hastasıdır. Aynı zamanda Bram Stoker’in Dracula isimli romanının,III. Vlad’dan sonraki en büyük esin kaynaklarından birisidir.

Dom Augustine Calmet, ” Dissertations sur les Appariti­ons des Anges, des Demons et des Esprits, et sur fes Revenants at Vampires ” isimli eserinde belirlemelerde bulunmuştur ve bunun yansımaları günümüzde vampire yaklaşımda bile görülebilmek­tedir.

Burada Dom Augustine vampir salgınlarının özellikle Slav ülkelerinde görüldüğünü ileri sürmüştür, kimi olaylar yaşandıy­sa da bunların istisna olduğunu ve vampirliğin Batı Avrupa’ya ulaşmasının 17. yüzyıl sonunu bulduğunu, bu korkunun Batı Avrupa’da 18. yüzyılda yoğun olarak yaşandığını ve vampirliğin bilinir bir durum haline geldiğini yazmıştır. Bu eserde vampir­le baş etme yöntemi olarak da mezarlarını kazarak çıkardıkları bedene sivri bir kazık saplamak, başı gövdeden ayırmak, kalbini çıkartmak, bedeni yakmak sayılmıştır ve bu varlıklar oupires ve vampires olarak isimlendirilmiştir. Bu ölülerin genellikle kanları hala akışkandır, bedenleri çürümemiştir, uzuvları bükülebilecek esneklikte, ten renkleri canlıdır. Gece ya da gündüz mezarından çıkabilir ve yaşayanların kanını emmek ve böylece ölümlerine neden olmak, ailelerine eski giysileri üzerinde görünerek onlarla oturmak gibi eylemlerde bulunabilirler. Sonra yine mezarlarına dönerler. Cesetleri kazıklanır, yakılır ya da kafaları kesilirse bir daha görünmezler.

1700’lerde akademisyenlerin, düşünürlerin yazılarına konu olan vampir vakalarını anlatan ve sorgulayan Dom Calmet, afo­roz edilmiş huzursuz kişilerin bedenlerinin mezarda çürüme­diğine de örnek verir. Bremen’in başrahibi 1013’te ölmüş olan St. Libentius’un aforoz ettiği korsan çetesinin bir üyesi ölür ve Norveç’e gömülür. Yetmiş yıl sonra cesedi bozulmamış halde bu­lunur ve piskopos Alvareda tarafından günahlarının affolunduğu­nun ilanına kadar da cesedi kül olmaz.

Calmet, Michael Rauft’un 1728’de yayınlanan ve 1679’da aynı isimde bir yazısı yayınlanmış olan Philip Rehrius’a sıkça başvurduğu De Masticatione adlı eserinde Almanya’da ölülerin cesetlerinin kendi kefen kumaşlarını yiyip bitirdiğini hatta kendi etlerini kemiklerine varana dek yedilerini yazdığını iletir bizle­re. Buna göre Almanya’nın bazı bölgelerinde cesedin çenesinin altına bir topak toprak sıkıştırma adeti varmış, kimi yerlerde para veya taş konurmuş ya da boğazı mendille bağlanırmış. Verdiği örnekler arasında şunlar sayılabilir: 1345 yılında Bohemya’da bir kadın kefeninin yarısını yemiş, Luther zamanında mezarların­dayken kendi bağırsaklarını yiyen bir kadın ve bir erkek varmış ve Moravia’da bir adam yanındaki mezarda yatan kadının kefe­nini yemiş.

Allacci 1645 tarihli De Graecorum ” hodie quorundam opina­tionibus” adlı çalışmasında kötülükler yapmış, ahlaksız bir yaşam sürmüş ve çoğunlukla da aforoz edilmiş kişinin öldüğünde Yu­nan inancına göre vrykolakasa dönüştüğünü, bu kişilerin ceset­lerinin çürümediğini, şiştiğini belirtmiştir. Allacci’ye göre iblis böyle bir bedeni ele geçirir ve böylece mezardan çıkarak so­kaklarda dolaşır, genellikle geceleri evlerin kapılarını çalarak ev halkından birinin adını seslenir. Allacci, Chios’ta yaşayanların vampirin seslendiği ismi asla ikinci kez tekrarlamadığı inancıy­la gece kapıları çalındığında ilk seslenişte açmadıklarını bildir­miştir. Vampir o kadar tehlikelidir ki gündüz vakti hatta öğlen saatinde bile ortaya çıkabilir, evlere giremese de sokaklarda açık alanlarda dolaşır ve birden kurbanını ele geçirir. Sebebi bilin­meyen ani ölümler derhal şüphe çeker ve mezar açılarak bede­nin durumuna bakılır. Belirtilere göre, dini önlemlerle birlikte yakılır.

Psikiyatrinin babası Carl Gustav Jung, kolektif bilinçaltı kuramında insanlığın ortak bir ruh alanında veya frekansında bir bütün olduğunu veya iletişimde olduğunu savunur. Kolektif bilinçaltı zamanın başlangıcından beri insanlık tarafından paylaşılmakta, ilkel anıları ve örnek tavırları yani arşetipleri içermektedir. İşte bu örnekler, insanları çeşitli biçimde etkiler: Hayallerde, rüyalarda, dini inançlarda, mitlerde, sanatta ve folklörde belirir. Jung’un bu kuramına göre, vampirler de kolektif bilinçaltındaki arşetiplerden biri olarak yorumlanabilir.

Günümüzde  tıp dilindeki karşılığı ise “Porfiria”‘dır.

 

Kaynaklar:

1- Gülay Er Pasin- Vampirin Kültür Tarihi

2- Donald A. Mackenzie- Babil Ve Asur Mitleri

3- Pervin Erbil- Kibele’ den Pandora’ ya Kadının Tarihsel Yenilgisi

4- Wikipedia

5- http://www.straightdope.com/columns/read/1321/did-vampires-suffer-from-the-disease-porphyria-or-not

Yazıya katkılarından dolayı Özlem Özlü’ye teşekkürler.

PAYLAŞ
Önceki İçerikTürklerde Vampir Miti
Sonraki İçerikAgatha Christie-Fillerde Hatırlar
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER