Vişnunun Buda Biçiminde Doğumu

51

“Geçmiş tanrıların çelenkleridir ve onların parlaklıkla­ı yok oldu. ”
Mahabharata, I. 30, 37.
“Başka hiç bir dünyada cennet, nihai kurtuluş ve de ruh yoktur.Veda’ların üç yazarı da soytarı, hilekar ve şey­tandılar. ”
Çarvakalar, Sarva Darshana Sanghara.

Tanrılar ve şeytanlar sık sık savaş halindeydiler. Bir ku­ral olarak göksel varlıklar hep galiptiler. Fakat üç yüz altmış yıl süren yok edici bir çarpışma göksel varlıkların yenilgisi ile sonuçlandı. Bozguna uğramış tanrılar Süt Denizi’nin uzak kıyılarında sığınacak yer aradılar. Kederleri içinde, kendilerini çilekeş uygulamasına verdiler, ve Vişnu’yu yar­dıma çağırdılar. Bu kudretli tanrıya hitap ettikleri duada, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların onun içinde oldu­ğunu ve onun Brahma, İndra, Vasu ve kendileri de dahil ol­mak üzere daha birçok muhteşem tanrı olduğunu, kutsanmış azizler, günahkar şeytanlar, acımasız iblisler, zalim hayvan ve insanlarla bir olduğunu, faziletli davranışları ödüllendi­ren dindarlık ile bir olduğunu, tanrıları ve insanları- bütün varlıkları- hırsla yedikten sonra zevkle dans eden Rudra ile bir olduğunu söylediler.

Duaları bittiğinde Vişnu’nun kendisi göründü. Büyük kuş Garuda’ya binmişti, ve elinde kalkanı, diski ve topuzu vardı. Tanrının görünmesi canlı bir bağlılığın ve onları şey­tanların gücünden koruyacak özel bir yalvarışın ortaya çık­masına neden oldu. Göksel varlıklar, tapınma uygulamasın­da ihmalkar olanın aslında kendileri olduğunu belirtmediler. Fakat şeytanların Veda öğretisine iman gücüyle bağlı olma­ları yüzünden, ve çilekeşlik uygulaması ile tanrıların onları yok edemeyecekleri kadar güçlenmişlerdi.

Gerçekten şu an­da üç dünya onların elindeydi, ve aslında tanrılara ait olan sunuları kendilerine tahsis ediyorlardı. Bu nedenle tanrılar Vişnu’ya, kaybettikleri miraslarını geri almak için ne yap­maları gerektiğini söylemesini istediler. Yapılacak tek şey, şeytanların Veda çalışmasını ve Veda’ların emrettiği dini ayinleri ve törenleri uygulamayı bırakmaları için ikna edil­meleri idi. Ve bu Vişnu’nun bilgece emrettiği plandı. Ken­disinden aldatıcı bir şekil üretti ve onu tanrılara verdi. Bu al­datıcı şeklin, şeytanları yanlış yola sevkedeceğini ve onların yok olmalarına yol açacak şekilde Veda’ları terk etmeye ikna edeceğini söyledi. Çünkü, söylediği gibi, bu kutsal kitapla­ra düşmanlık gösteren ya da onları terk eden hiç bir tanrı, şeytan ya da insan başarılı olmayı ümit edemez.

Görüntü Narmada nehri kıyılarına dönüşür. Burada şey­tanları günahlarından arınmak için kefaret öderken buluruz. Vişnu’nun aldatıcı şekli onların ortasında zuhur eder. Başı traşlanmış ve bir demet tavus kuşu tüyü taşıyarak, çıplak bir dilenci (digambara) olarak görünür. Dilenci, şeytanlara hi­tap ederek, çilekeşliğe kendilerini vermekle hangi amaca hizmet etmeyi ümit ettiklerini sordu. Şeytanlar, sonraki ya­şamda elde edecekleri bir ödül için olduğunu söylediler. Di­lenci “Eğer öyleyse, size büyük bir sır açıklayacağım. Bunu size açıklamaya değer görünüyorsunuz” dedi.

Böylece ikna edilen ve aldatılan şeytanlar yeni eğitmenlerine kulak verdi­ler. “Aynı şeyin fazilet ve kusur için olabileceği, özgürleş­meye yol açabileceği veya açmayabileceği , en yüce nesne olabileceği ya da olmayabileceği , etkili olabileceği ya da ol­mayabileceği, açık olabileceği ya da olmayabileceği” dü­şüncelerine inanarak, dilenci daha konuşmasını bitirmeden Veda’ların öğretisini ve ayinlerini terk ettiler. Böylece şey­tanların inançlarını bir seri çelişkiye bırakmalarına ulaşılmış oldu ve kendilerine Arhata adını verdiler.

Fakat Vişnu’nun aldatıcı şeklinin görevi henüz bitme­mişti. Kırmızı giysileri giyerek, kendini yardımsever görü­nüşlü göstererek, yumuşak ve güzel konuşarak şeytan ır­kının diğer üyelerine yaklaştı ve onlara, eğer cenneti ya da son kurtuluşu (nirvana) kazanmayı arzuluyorlarsa, zalim bir uygulama olan hayvan kurban etme uygulamasını bırakma­ları gerektiğini söyledi. Onun ana öğretisi, “bu dünyanın desteksiz var olduğu” üzerine idi.

Sonuç olarak, bu şeytan­lar da dinsel ayinlerini ve uygulamalarını terk etmeleri için ikna edildiler. Aldatıcıları , “Tanı” (Budhyadhwam) dediği zaman, “Tanınıyor” (Budhyate) diye cevap verdiler. Bu şekilde, yalnız Veda’ları terk etmeleri değil aynı zamanda tanrıların aleyhinde konuşmaları, Brahman’ları küçük gör­meleri ve kurbanları hor görmeleri için bütün şeytan ırkını ikna edene kadar bir gruptan diğerine konuşma yaptı. Ve böylece kandırılmış bu varlıklar, hayvanları öldürmenin yanlış olduğunu ve bir ateş içine yağ atmakla herhangi bir değerin elde edilebileceğini düşünmenin aptalca olduğunu söylemeye başladılar.

“Eğer sunduğu sayısız kurbanlar için tanrı ka­tına yükseltilen İndra, kutsal ateşi yakmak için kullanılan odun ile besleniyorsa, yaratılış terazisinde, en azından yap­raklarla beslenen vahşi hayvandan daha aşağıdır. Eğer kurban olarak katledilen hayvanın cennete gideceği doğru ise niçin kendi öz babanızı öldürmüyor ve böylece cennette onun için mutlu bir yer sağlamıyorsunuz? Bir cenaze töre­ninde yenen etlerin ölülerin ruhunu besleyeceği doğruysa, niçin insanlar her çeşit yiyecekle yolculuğa çıkıyorlar? Siz arkada kalanlar, onların yokluklarında yiyecek adağı yoluy­la onları besleyebilirsiniz. Söylediğimizi düşünün. Kabule değmez mi? Kutsal sözcüklerin cennetten geldiğine inanmı­yoruz. Kabullendiğimiz tek kutsal metin neden ve sadece nedendir.” Bu öğretinin sonucu, tek bir şeytanın bile Ve­da’ların kutsallığını kabul etmediğidir.

Sonunda tanrılar için uygun zaman gelmişti , ve bu fırsa­tı hemen kullandılar. Düşmanlıklar yeniden başladı. Fakat şeytanlar ümitsizce kendilerini zayıflatmışlardı. Gerçeğin yolunu terk etmişlerdi. Kutsal kitaplar hakkında küçümseye­rek konuştular, ve çilekeşliği ve dinin diğer ayinlerinin üzerine hürmetsizlik saçtılar. Ve böylece kendilerine güç veren doğruluk silahını bir tarafa attıkları, çıplaklıklarını ör­ten Veda’ların giysilerini çıkardıkları için yenildiler ve öl­dürüldüler. Ve bu hikayeyi anlatan, sıradan insanların yara­rı için ahlaki değerlere değinir. Aldatılmamak için dikkatli olunuz, diye haykırır. Böylesi günahkar bir öğretiyi öğre­tenleri dinlemeyiniz. Hatta onlardan birine bakmak bile çok büyük bir günahtır – ve bu günah yalnız gözün güneşe diki­lip bakılması suretiyle ödenebilir. Onlardan birine dokun­manız halinde, elbiseleriniz üzerinizde olarak yıkanmalısı­nız. Düşünün bir kere, bu günahkar yaratıklar tanrıya ibadet etmezler, ölü ruhlarına adak sunmazlar, rişi’lere saygı gös­termezler. Onlarla birlikte yemeyin, onların evlerinde otur­mayın. Onlar ölü hırsızlarıdırlar, tanrı hırsızlarıdırlar, ölü ruhları ve tanrılar günlük beslenmeleri için size ve bana bağlıdırlar, ve onların laneti, ihtiyaçları olan yiyecekleri ça­lanların üzerine düşer.

Vişnu Purana, III. 17.

AÇIKLAMALAR:

Şeytanların ve tanrıların, iyi insanların ve kötü insanların Vedaları okudukları, çilekeşlik uyguladıkları her iki des­tanda ve Puranalar’da açıkça görülüyor.

JAİNLER : Batı Hindistan’da halen geçerli olan mezhep

BUDİSTLER: Bir çok yüzyıldır Hindistan’da hiç Budist yoktur. Halen Burma’da ve Seylan’da sayıca çokturlar. Bhagavata Purana zekice bu öğretiye sahip olanlara şöyle der: “Vişnu Buda adı altında gene doğacaktır, Jina’nın oğ­lu olarak, tanrıların düşmanını yanlış yola sevk etmek için.” Skanda Purana da Buda’nın alçak, tatlı ve çekici bir ses tonuyla konuşarak yanlış bilgiler vereceğini söyler. Buda’nın öğretisindeki “dünya destek olmadan varolur” düşüncesi, onun Vedaları eleştirmesi ve Brahmanları kü­çük görmesi kadar Brahman rahiplerini kızdırmıştır.

Kaynak : Hint Efsaneleri- J.M. Macfie.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER