Vişnunun Rama Biçiminde Reenkarnasyonu

127

“Rama Vişnu’nun yarısıdır. ”
Ramayana, I. 18.

Tanrılar ve şeytanlar sürekli olarak savaş halindeydiler, fakat hiç bir zaman göksel varlıklar, on başlı , yakışıklı ve güçlü şeytan Ravana’dan çektikleri kadar çok sıkıntı çek­memişlerdi. Ravana ve iki erkek kardeşi, diğer kendi türleri gibi çok dindardılar, verdikleri kurban sayısı olarak ve şid­detli arzuyla uyguladıkları çilekeş yaşamlarıyla tanrılara ve insanlara baskın çıktılar. Bu üç kardeşin en küçüğü tek ayak üzerinde beş bin yıl durdu ve bir beş bin yıl daha güneşe ibadet etti. İkinci erkek kardeş aynı süre boyunca yazın beş ateş arasında oturdu ve yağmur dönemi ve kış mevsimini suda geçirdi. Fakat Ravana ikisini de geçti. On bin yıl bo­yunca hiç bir yiyeceğin tadına bile bakmadı ve her bin yılın sonunda kafalarından birini kurban ateşinin içine attı.

Onuncu bin yıllık devre sonunda, tam onuncu kafasını ate­şe atacağı sırada, büyük büyükbabası olan yaratıcı tanrı Brahma göründü ve ona bir dilekte bulunmasını söyledi. Şeytan hemen ölümsüzlüğü istedi, fakat Brahma bu isteği­nin onun verebileceğinden fazla bir şey olduğunu söyledi. Bununla birlikte ikinci arzusu olan, bir savaş halinde hiç bir zaman bir tanrıya ya da şeytana yenilmeyeceği dileği kabul edildi. Gururu için de hiç bir zaman hayvanlara ya da insan­lara karşı dokunulmazlık istemeyi düşlemedi bile. İbadet edeninin arzusunu onaylamaya ek olarak Brahma, binlerce yıl önce ateşe atılan dokuz kafasını ona geri verdi.

Ravana kalben arzu ettiğini elde etmişti ve arkadaşları onun üvey erkek kardeşi olan zenginlerin tanrısına saldır­masını istedikleri zaman, o vicdan rahatsızlığını öne sürdü. Fakat ona, tanrıların ve belli bir şeytan sınıfının asırlar bo­yunca tanrılarla savaştığı ve bu tanrıların onun zenginler tanrısına akraba olduğu gibi birbirlerine akraba oldukları, aynı babadan, ancak farklı analardan oldukları, gerçeği ha­tırlatıldı. Herşey olacağına varır.

Ravana tüm tereddütleri­ni bir yana bıraktı, Seylan ‘da yerleşmiş olan kardeşini ordan attı ve onun uçağına el koydu. Kalesi olarak kullandığı Sey­lan’ dan, şeytanlara, tanrılara ve insanlara karşı bir seri uzun seferler başlattı. Bu savaşlarda onların milyonlarcası öldü­rüldü ve ruhları cennete giderken kalabalıktan izdiham yaşandı. Az ya da çok ilahi olan varlıklar katledildiler ama görünüşte o hiç bir zaman tanrılardan hiç birini öldürmedi.

Diğer yandan Brahma, birkaç durumda araya girdi ve tanrı yoldaşlarının Ravana’yı yok etmelerini engelledi. Ör­neğin, alt dünyayı istila etti, ölüm tanrısı ile savaşmaya ve onu öldürmeye karar verdi. Bu kasvetli ülkede, ölünün bir çok zulme katlandığını ve yüksek sesle haykırarak can çe­kiştiğini gördü. Bazıları kan denizinde yüzüyordu, diğerleri yakıcı kum çöllerini geçmeye zorlanmıştı , bazıları köpek ve solucan ile besleniyordu, diğerleri açlık ve susuzlukla baş et­mek zorunda kalmıştı. Fakat, güzel kadınların eşliğinde eğ­lenerek, kolaylık ve lüks içinde yaşayarak, yiyerek ve içe­rek, bütün gün boyunca şarkı söyleyerek ve dans ederek iyi eylemlerinin ödülünü alan bazıları da vardı. Ravana’nın tan­rı ile savaşı yedi gün ve yedi gece sürdü ve eğer Brahma araya girmeseydi muhakkak öldürülecekti.

Yaratıcı, şeytana verilen sözün yerine getirilmesi gerektiği konusunda ısrar etti. Evrenin ahlaki düzeni bozulamazdı. Dünya üzerinde böyle bir şeye girişmek kötü bir örnek olurdu. Brahma’nın emrine itaat ederek, ölümün efendisi savaşı durdurdu. Hatta bundan daha fazlasını yaptı ve kaçtı. Başka ne yapabilece­ğini bilemedi. Fakat onun bu hareketi, Ravana’nın ölüm tanrısını kaçmak mecburiyetinde bıraktığını iddia ettiği ta­lihsiz bir sonuca vardı. Aynı iddiayı Vişnu için de yaptı .

İki farklı yerde kudretli tanrı ve Ravana yüz yüze karşılaştılar, ve Vişnu, Brahma’nın isteği üzerine kendisini görünmez yaptı. Fakat üçüncü kez karşılaştıklarında, Vişnu onu yere yatırdı ve hiddetle onun ve onu yok etmenin arasında ken­dinden istenen bir rica olduğunu hatırlattı. Ravana korkudan hareketsiz kaldı , kalktı ve tek bir söz bile söylemeden uzak­laştı. Fakat ayrılmadan önce, tanrının karnında biraraya ge­len tanrılar, azizler, şeytanlar ve insanlardan oluşan üç dün­yayı gördü.

Cennetin kralı İndra, Ravana’nın yanında bulunan kud­retli bir kalabalık ile üst dünyayı istila ettiği zaman daha az talihli bir deneyim yaşadı. İndra, tanrı kardeşlerinden yar­dım rica etti. Vişnu kendine düşen yardımı yapamayacağını söyledi. Bunu yapacağı zaman sonunda m utlak başarı olma­sı gerekiyordu. Fakat diğer tanrılara savaşa girmeleri ve ya­pabileceklerinin en iyisini yapmaları için cesaret verdi. Çok uzun bir savaş birbiri ardına devam etti ve bu savaşta İndra, Ravana’nın en büyük oğlu tarafından yakalandı ve Seylan’a götürüldü.
Brahma bir kez daha müdahale etmek zorunda kaldı. Genç adamın harika bir cesaret gösterdiğini, ve bun­dan böyle İndra’nın fatihi olarak bilineceğini söyledi fakat “cennetin kralına biraz saygı gösterilmeli ve mahkum serbest bırakılmalı”, dedi. Bununla birlikte, bunun telafisi için, Ra­vana’nın oğlu atları ile birlikte bir savaş arabası aldı ve ken­disine bu araba içinde kaldığı sürece hiç bir zaman ölmeye­ceği sözü verildi. İndra salındığı zaman Brahma’nın ona, bir şeytanın eline düşmesinin yaşadığı ahlaksız yaşamın cezası olduğunu söylemesi dikkat çekicidir.

Ravana’nın savaşmaya kalkışmadığı tek tanrı Şiva’ydı. Bu tanrı daha önceki zamanlarda, tanrılığının ilk yıllarında ihtişamını öyle bir açıklamıştı ki, Ravana binlerce yıl bo­yunca onun görkemini ilahilerle övmeye mecbur kalmıştı. Efsanenin sonraki bölümleri Ravana’nın, Şiva’nın simgesi olan, altın bir fallus (penis) yaptırdığını ve buna çiçeklerle taptığını ve önünde dans ettiğini anlatır. Şiva böyle bir ta­pınmadan çok hoşnut kaldı ve ibadet edenine, onu öncekin­den çok daha küstah hale getiren bir hediye, göksel bir silah verdi.

Ancak bu durum devam edemezdi. Birşey yapılması ge­rektiği açıkça belliydi, ve bir kez daha kurtarıcı olarak gelen Vişnu idi. Cennette yapılan bir oturumda Brahma, bütün bu sıkıntıların nedenin Ravana’ya vermiş olduğu söz olduğunu açıkça söyledi. Eğer Brahma’nın vermiş olduğu söz olma­saydı onu kolaylıkla öldürebilirlerdi. Şu andaki durumuyla, tüm evren dehşet içindeydi. Korku okyanus dalgalarını dur­gun halde tutarken, güneş parlamaya ya da rüzgar esmeye cesaret edemiyordu. Büyükbabalarının Ravana’yı yenmek ve öldürmek için bir yol göstereceğini ümit ettiler. Brahma Ravana ile mücadele etmek için yeterli derecede güçlü ve kuvvetli ölümcül hizmetler sağlamaları gerektiği şeklinde cevap verdi. Burdan çıkabilecek başka hiç bir yol yoktu.

Ravana tanrı ve şeytanlara karşı dokunulmazlık sağlamıştı, fakat onun bir insan tarafından öldürülmesini engelleyen hiç bir şey yoktu. Brahma bu yorumu yaptığı anda koruyucu tanrı Vişnu göründü. Büyük kuş Garuda’nın üstündeydi. Onu görünce, orada biraraya gelen herkes şarkıyla ona öv­güler söylediler ve Brahma’nın yanındaki yerine oturduğun­da dünyanın ümidi ve kurtarıcısı olan onun, dünyaya inme­si ve bir insan biçimine girerek onları uzun süredir rahatsız eden günahkar şeytanı öldürmesi gerektiğini söylediler.

En ufak bir tereddüt göstermeksizin – hiç şüphesiz ne yapma­sı gerektiğine açıkça karar vermişti – Vişnu, onların talep ettiği gibi dünyaya ineceğini ve insanlar arasında on bir bin yıl yaşayacağını beyan etti .Ve o süre dolmadan çok önce, yalnız Ravana’nın değil aynı zamanda onun bütün oğulları­nın ve torunlarının, danışmanlarının ve arkadaşlarının kökü­nü kazıyacak ve yok edecekti .

Kuzey Hindistan’da Daşarata adında bir kral vardı. O güne kadar çocuğu olmamıştı , fakat tam o anda, tahtına en azından bir varis sağlayacağı ümidiyle bir at kurban töreni yapıyordu. Tanrılar kurban konusunu işittiler ve Vişnu’ya tanrısal özünü dört parçaya ayırmasını, Daşarata’nın karıla­rının dölleri olarak doğmasını teklif ettiler. Bu öneri üzeri­ne Vişnu hemen yeryüzüne indi ve Daşarata’ya göründü.

Onun bir dağ kadar büyük, gür saçı, uzun sakal ve kırmızı yüzü ile koyu kırmızı elbise giyinmiş kudretli ve korku ve­ren bir varlık olarak kurbanlık ateş içinden yükseldiği söy­lenir. Bir elinde pirinç, süt ve şeker karışımı ile dolu büyük bir kap götürdü. Krala hitap ederek: “Brahma’dan sana gel­dim; o senin duanı işitti. Bu kap içindekileri üç eşin arasın­da pay et. Bunu içince hamile kalacaklar ve oğlan doğura­caklar” dedi. Vişnu bu mesajı iletir iletmez gözden kaybol­du.

Başarısından hoşnut bir şekilde hükümdar acele ile sa­rayına gitti. Kıdemli (yaşça büyük) kraliçesine, kaptaki içe­ceğin yarısını verdi ve bir süre sonra kıdemli kraliçe kutsal karışımın büyük bir kısmını içtiği için Vişnu’nun yarısı ola­rak isimlendirilen Rama’yı doğurdu. Diğer iki kraliçe kalan karışımı paylaştı. Bunlardan biri ikiz doğurdu,bu ikizlerin her biri Vişnu’nun sekizde birini temsil eder. Diğer erkek kardeş de bu ilahi enerjinin dörtte birini simgeler.

Brahma, Vişnu’nun yalnız gitmemesi gerektiği konu­sunda kesin kararlıydı. Aynı zamanda göksel varlıklar da el­lerinden geleni yapmalıydılar. Brahma, böylece onların cen­net hurileri ile olduğu kadar dişi ayı ve maymunlarla (karı-koca gibi) birlikte yaşamaları ve bu şekilde Vişnu’ya insan biçiminde Ravana ve ordusu ile savaşmak için yardımcı ola­bilecek ordular üretmeleri gerektiğini teklif etti.

Brahma zaten kendisinin ayıların kralı olan bir oğlu olduğunu ve onun bir gün esnerken ağzından çıktığını ekledi. Bu teklife itaat ederek yalnızca tanrılar değil, aynı zamanda ruhlar, cennet ozanları ve saz şairleri de kendilerinden talep edildiği şekilde hareket ettiler ve bunun sonucu olarak milyonlarca ayı ve maymun doğdu, ve elbette onlar tanrısal babalık sıfatlarının fazileti içinde sıradan ayı ve maymun değildiler. Bazıları dağların büyüklüğündeydi, ve bir tek sıçramada yüzlerce millik yol alabilirlerdi. İstedikleri biçime girebilirler, dünya etrafında gezinebilirler, elleriyle en yüksek tepeleri kaldıra­bilirler ve en uzak denizlere kadar yüzebilirlerdi.

Nasıl savaştıkları ve galip geldikleri Valmiki’nin Rama­yana’sında anlatılır. Fakat destanı n ana kişisi Rama’dır. Ra­ma’nın erkek kardeşlerinin, tanrısal özü paylaştıkları gerçe­ği nerdeyse tamamıyla unutuldu, ve daha sonraki çağların tapındığı erkek kardeşleri değil onun kendisi idi.

Ramayana, VII. 9 – 46, I. 15 – 18.

ravana-heykeli

AÇIKLAMALAR :

RAVANA VİŞNU’NUN KARNINDA ÜÇ DÜNYAYI GÖR­DÜ: Bu çok sık görülen bir kibirdir. Bhagavadgita’da Arjuna Krişna’yı tanrısal biçiminde gördüğünde şöyle der:
”Tanrım! Onun bedeninde tanrıları ve tüm varlıkları görü­yorum; onun lotüs tahtında tanrı Brahma, bütün bilgiler ve göksel yılanlar oturuyor.”

GARUDA : Vişnu’nun aracı.

RAVANA: Brahma’nın küçük küçük torunu. Büyükba­bası Brahma’nın oğullarından ve yedi rişiden biri olan Pu­lastya idi. Hikayeyi aktarana göre Pulastya şeytan ırkının babasıdır.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER