Yunan Mitolojisinde İnsan Çağları

692

Homeros’tan sonraki önemli Yunan şair, M.Ö. 8. yy. sonlarına doğru yaşamış olan Hesiodos’tur. Hesiodos, var olan söylencelere dayanarak pek çok söylence yazdı. Yaratılış efsanesini, kendi zorlu çağlarında insanlara mutlu yaşam sürmelerini öğretecek şekilde düzenledi.

Hesiodos’a göre, insanlar daha fazla teknoloji elde ettikçe değerleri bozuluyordu. Bu nedenle, son derece basit yaşam süren ilk Ölümlüler’in altın ırkı Zeus’un yarattığı bütün ırkların en onurlusu, en mutlusuydu. Bunlar sakin çiftçiler topluluğuydu. Kendilerini ve topraklarını verimli kılan Ulu Tanrıça’ya ya da Ana Tanrıça’ya (Toprak Ana) tapıyorlardı. Yunan tarihinde bu ırk en çok, Mikenler ülkeyi işgal ettikleri zaman, yaklaşık M.Ö. 2600’den önce Yunanistan’da yaşamış olan insanlara uyar.

Ölümlü bronz ırkı, Miken Çağı’nda yaşadı. Homeros’un İlyada’sının mekânı olan Troya Savaşı da dahil pek çok savaş bu çağda yaşandı. Mikenler, Yunanistan’ı işgal ettiklerinde karşılaştıkları halklardan daha saldırgan, daha hırslıydılar. Zeus’a tapıyorlardı ve toplumlarında erkek kadından daha önemli ve daha fazla iktidar sahibiydi.

Hesiodos’un “İşler ve Günler”indeki demir ırk, “bizim” ırkımız tanımı, kendi zamanında yaşayan insanları anlatır. Onun zamanındaki yaşam görüşüyle bugünkü kendi yaşam görüşünüzü karşılaştırmak ilginç olacaktır.

İnsan Çağları :

Olympos Dağı’nın efendisi, ölümsüz tanrıların babası Zeus aynı zamanda insanların da babasıydı. Tahıl veren dünyada yaşamış olan ilk ölümlüler kuşağı Altın Irk olarak biliniyordu. Bu ölümlülerin gönülleri de, işleri de saftı. Hem kendileri gibi insanlara hem de ölümsüz tanrılara saygı gösterdiler. Bunun karşılığında ölümsüzler de onları sevdiler. Çünkü birbirlerine dürüst davrandılar. Ne yazılı yasalara, ne mahkemelere, ne de cezalara gerek duydular. Serbestlik, güvenlik, barış içinde dertsiz, rahat bir yaşam sürdüler. Korkunun, kederin, ağır işlerin yaşamlarında yeri olmadığından geçen yıllar görünüşlerini bozmadı ya da güçlerini azaltmadı. Yaşlılık saygı, minnettarlık gördü.

İklim Altın Irk’a sıcaklık, güzellik sağlayarak, sonsuz bahar yaşatarak sevecen davrandı. Ölümlüler, barınmak veya örtünmek için çalışmak zorunda kalmadılar. Akan nektar ve süt, onların ırmaklarını oluşturdu. Bodur meşe ağaçlarının yaprakları bal damlattılar. Çevrelerinde bol bol yetişen tahıllarla meyveleri toplayarak şölenler düzenlediler. Sulak, yeşil çayırlarda sığır ve koyun sürülerini serbestçe güttüler. Güneşte pırıl pırıl çiçeklenen yabani çiçeklerin, gece gökyüzünde parlayan yıldızların keyfini çıkaracak zamanlan da, istekleri de vardı.

Altın Irk’ın sahip olduğundan daha fazlasını elde etmek gibi bir isteği yoktu. Ne aç gözlü ne de saldırgandı. Bu ölümlüler, kendi ülkelerinin sınırlarının ötesinde ne olduğunu keşfetmek amacıyla gemiler yapmadılar. Öteki insanları tehdit etmediler. Buna karşılık, hiç kimse de onları tehdit etmedi. Kentlerinin çevrelerine savunma duvarları inşa etmek gereğini duymadılar. Silahlara sahip olmalarına da gerek yoktu. Orduları da yoktu. Onları savaşa çağıran trampet sesini hiç duymadılar.

Yaşadıkları gibi huzurlu öldüler. Ölüm onlara tatlı bir uyku gibi geldi. Vücutları toprağa karıştıktan sonra ruhları bulutlara gizlenmiş halde ülkenin üzerinde gezindi. Canlıları tehlikeden korudular. Onlara nasıl dürüst bir yaşam süreceklerini öğrettiler.

İlk kuşak öldüğünde, Zeus ikinci kuşak ölümlüleri yarattı. Bunlar Gümüş Irkı’ydılar. Altın Irktan çok daha az erdemliydiler. Vücutları geçen zamanla olgunlaşsa da, Gümüş Irk ruhça çocuk kaldı. Yüz yıl boyunca her çocuk, öteki insanların dostluklarından da, öğretiminden de uzak, evde annesiyle birlikte kaldı. Bu ölümlüler, bu süre boyunca yaşamlarını sadece çocuksu zevkleri kovalamaya adadılar.

Sonuç olarak, Gümüş lrk’ta yetişkinlerin yaşamları kısa ve mutsuzdu. Birbirlerine nezaketle, hoşgörüyle davranmayı asla öğrenemediler. Bencil davranışları adaletsizliğe, savaşa neden oldu. Ölümsüz tanrılara saygı göstermediler. Onları memnun etmek için hiçbir çabaları olmadı.

Gümüş Irk, ne tanrılara ne de ölümlülere saygı gösterdiğinden Zeus onlara kızdı. Tanrıların ve ölümlülerin babası, iklimi sonsuz bahardan, kışın dondurucu soğuğuyla yazın kavurucu sıcağı arasında değişen dört mevsime çevirdi. Kayalarla gölgeli ormanlık alanlar havadan yeterli korunmayı sağlamayınca, Gümüş Irk ilk evleri inşa etti.

Yiyecek şimdi o kadar bol değildi. İnsanlar öküzleri çiftler halinde bir araya getirip tarlalarını sürdüler. Önce darı tohumlarını ekmek, sonra da olgunlaşmış başaklarını toplamak İçin ekim mevsiminde her gün didindiler. Zeus, onların dünyadaki yaşamlarını erkenden sona erdirdi. Vücutları toprağa karıştığında ruhları yeraltına girdi.

Daha sonra tanrıların ve ölümlülerin babası Zeus, silahları, aletleri tunçtan olduğu için Bronz İrk olarak bilinen üçüncü ölümlüler ırkını yarattı. Bu ölümlüler Gümüş Irk’tan daha aşağı, daha acımasızdılar. Tanrılar içinde en çok savaş tanrısı Ares’i sevdiler. Kılıçla yaşadılar. Kaba güçleri onları daha güçlü yaptı. Ancak kalpleri en sert kaya kadar tepkisizdi.

Bronz Irk üyeleri güçlerine rağmen genç öldüler. Sonsuz şiddet ve savaş yüzünden Kara Ölüm’ü kendi üzerlerine çektiler. Vücutları toprağa karıştığında gölgeleri karanlığa, kasvetli Yeraltı Dünyası’na indi. Arkalarında iyi anılmalarına değecek hiçbir şey bırakmadılar.

Bundan sonra Zeus, Kahramanlar Irkı olarak bilinen dördüncü ölümlüler ırkını yarattı. Bu insanlar Gümüş ya da Bronz Irk üyelerinden daha soylu, daha erdemliydiler. Bazıları Troya’yla yapılan savaşta ve başka savaşlarda öldüler. Ancak Zeus, hayatta kalanları dünyanın kenarındaki kutsanmış adalara yerleştirdi. Kahramanlar hâlâ orada, Okeanos kıyısı boyunca, yılda üç kez bal tatlısı meyve ürünü aldıkları ülkede yaşarlar. Keder artık onlara dokunamaz; sadece normal yaşamlarında kazandıkları onur ve görkem yaşar. Zeus tarafından Tartaros’taki tutsaklığından bu amaçla serbest bırakılan Kronos’un yönetimindedirler.

Zeus’un tahıl veren dünyaya yerleştirdiği beşinci kuşak, bizim kuşağımız Demir Irk’tır. Yaşamları her gün çalışmayla, kederle doludur. Her gece pek çoğu ölür. Dünyanın her tarafında insanlık tarihindeki en kötü suçlar işlenir. Buna rağmen hiçbir ölümlü suçluluk hissetmez. Adalet, inanç dünyayı terk etmiş; yerlerini ihanetle hile, şiddetle açgözlülük almıştır.

Demir Irk, başkalarının gereksinmelerini düşünmez. Dünya nimetini paylaşmaz. Bunun yerine, dünyanın yüzeyini pek çok özel mülke bölüp kendimize olabildiğince çoğunu ayırırız. Toprağın verdiği tahıllarla yeterli zenginliğin sağlanamadığını düşünürüz. Bu yüzden gemiler inşa eder, daha fazla zenginlik elde etmek için bilinmeyene açılırız.

İçinde sakladığı zenginlikleri aramak için, tahıl veren toprağı parçalamışızdır. Gizli hazinesini bulmuş, onun demir, altın yataklarından faydalanarak güçlü ve zengin olmuşuzdur. Bu metallerin değerleri savaşa neden olur. Ölümlü eller, zaferin altın hazinelerini açgözlülükle ele geçirmeye çalıştıklarından kana bulanır.

Eğer bu gidişi düzeltmezsek davranışlarımız bizi yok edecektir. Ev sahibiyle konuk dostça ve cömert davranmadığı zaman, arkadaş arkadaşla kavga ettiği zaman, kardeşler düşman olduğu zaman, çocuklarla ebeveynleri birbirleriyle anlaşamadıkları zaman, yetişkin çocuklar ana babalarının onlar için yaptıklarını unutup, onları eleştirerek, yaşlı, zayıf oldukları için onlardan şikâyet ederek onlara saygısızca, onursuzca davrandıkları zaman, sözlerini tutan, namuslu, erdemli insanlar, kötü emeller için kaba güç kullananlardan daha az saygı gördükleri zaman, kötü olanlar onurlu olanları incittiği zaman tanrıların ve ölümlülerin babasına, bizi besleyen dünyada yaşamaya uygun olmadığımızı göstermiş olacağımızdan, Zeus bizim Demir Irkı da yok edecektir.

Kaynak : Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi.

PAYLAŞ
Önceki İçerikLaiklik
Sonraki İçerikSilikon Vadisi Nedir?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER