ZERDÜŞT’ÜN HAYATI

593
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Zerdüştün, yaşamış olup olmadığı hususu henüz kati olarak halledilebilmiş bir mesele değildir. Müelliflerin bir kısmı onun hiçbir zaman yaşamamış olduğunu, Zerdüşt hakkında söylenenlerin efsane olmaktan öteye gidemiyeceğini iddia ederken diğer bir kısmı da Zerdüştün yaşamış olduğunu ileri sürmekte, ancak bu ikinciler de onun yaşamış olduğu tarih üzerinde görüş birliğine varamamaktadırlar. Zerdüştün yaşamış olduğunu ileri sürenlerden Nathan Söderblom «Avestadaki din kendiliğinden teşekkül etmemiştir, bir kurucudan çıkmadır. Avestadaki inançlar eski Asya dini ile, eski İran putataparlığı ile kıyaslanırsa, bu ıslahatın istenip gerçekleştirildi­ği ve ara yerde de bir yeni dinin kurulmuş olduğu açıkça görülmektedir» demektedir.Herşeye rağmen genel kanaat Zerdüştün yaşamış olduğu ve ya­ şantısının M. Ö. 660-583 yılları arasına rastlamış olduğu merkezindedir. Başta Clemen , olmak üzere bazı müellifler de Asurlulara ait bir kitabedeki bir tek kelimeye dayanarak onun M. Ö. 1000 yılları civarında yaşamış olduğunu iddia etmektedirler. Ancak daha önce belirtmiş olduğumuz gibi, Zerdüştün M. Ö. 660-583 yılları arasında yaşamış olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır denilebilir. Bununla beraber Zerdüştün nerede doğdu­ ğu ve oturduğu hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Bazı bilginler onun İranın Babilonyaya yakın kesiminde yaşadığını bir kısmı, onun, doğu İran’da doğduğu ve toplumsal faaliyetlerine orada giriştiğini, diğer bir kısmı da Zerdüştün Batı tran yani Azerbeycanda doğup yaşadığını ileri sürmektedirler.  Daha sonra tekrar görecek olduğumuz gibi Gatalar adlı kitapda zerdüştün yaşadığı, ve doğduğu yer hakkında herhangi bir işaret ya da açıklama yoktur. Zoroastre; Zerdüştün, Zarathustra olan asıl adının Yunanca şeklidir. Spitima (beyaz) ailesinin çocuklarından birisidir. Ustra; deve, Zarahustra ise deveye eziyet eden demektir.  Zerdüşt kendisine verilmiş olan bu isimden hiç hoşlanmamış ve hayatı boyunca, bu ismin ifade ettiğinin aksini ispata çalışmış­tır. Elimizde Zerdüştün çocukluğu ve gençliğinin nasıl geç­ tiğini anlamaya yarayacak kâfi vesika mevcut değildir, bu sebeple onu daha ziyade Zerdüştî rivayetlerden tanımağa çalışmak zorundayız. Zerdüştün 7 yaşında, yetiştirilmek üzere bir hocaya verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Küçüklüğünde çok isyankâr ve ha­ şin odluğu bilinmektedir. Ancak onun bu davranışlarına, içinde yaşamakta olduğu cemiyetin batıl itikatları ve beraber olmak zorunda buulnduğu insanların cehaleti sebep olmuştur. 15 ve 30 yaş­ ları arasında ne yapmış olduğu hususu karanlıktır. Bu yıllar Isa’nın 18 sükût yılına benzetilebilir. Gerek Zerdüştün gerek İsanın bu yılları okumaya hasretmiş olmaları muhtemeldir. Zerdüşt daha küçük yaşlarından itibaren muhitinin bazı inanç ve adetleri ile mücadeleye başlamıştır. Bu konuyu «Zerdüştün ahlâk anlayışı» kısmında göreceğiz.

ZERDÜŞTÎ RİVAYETLERİNE GÖRE ZERDÜŞT

Zerdüştî rivayetlerine göre zerdüşt beş oğullu bir ailenin ortanca oğludur, üç kere evlenmiştir ve karılarından üçü de kendisinden çok yaşamışlardır. Ayrıca gine bu geleneklere göre Zerdüştün anası on beş yaşında bir bakire iken, bir ışık huzmesinin ziyaretine uğrayarak hâmile kalmıştır. Babasının ismi Puruşaspa, anasının ismi ise Dughahovadır. Hem Zerdüştün bir babası olduğundan bahsedilmesi, hem de anasının bakire iken bir ışık huzmesinden hâmile kalmış olduğunun iddia edilmesi diğer konularda olduğu gibi bu konuda da rivayetlerin muhtelif olduğunu ortaya koymaktadır. Rivayetlere göre Zerdüşt 30 yaşında Peygamber olmuştur, ve yanma ümmetinden bir kısmını alarak Belh’e gitmiştir. Yolda kar­ şılarına çıkan Gaitya nehrini Zerdüştün gösterdiği mucize ile yü­ rüyerek geçmişlerdir. Daha sonra Avaital gölü civarında 45 günlük bir ibadetten sonra bir gece Miraca çıkmıştır. İşte bu nehrin kıyısmdadır ki, diğer dinlerin Cebrailini tekabül eden Vohumenah Zerdüştün yanına gelerek ona dünyadan el çekmesini öğütlemiş- tir. Zerdüşt Vohumenahtan sonra diğer bütün meleklerle de görüş­ tükten sonra Ahura Mazdanın huzuruna çıkmıştır. Ahura mazda ile yaptığı görüşmeden sonra Zerdüşt, dinini yaymak için vaizlarına başlamıştır.

Bu vaızlar genel esasları bakımından şu dört nokta etrafında toplanmıştır :

a) Ahura Mazda’ya ibadet

b) Meleklere saygı

e) Şeytanlara lanet

d) En yakın ile evlenme

Bu en sonuncu hususun gerçeğe uymadığını ve asıl dinle ilgili olmayan bazı örf ve âdetlerin dine mal edilmesinin bu yanlışlı­ğa sebep olduğunu daha önce belirtmiştik. Ahura Mazda ile yaptığı görüşmeden sonra elinde Avesta ile dönen Zerdüşt’e, batıl dinde olanlar eziyet etmek istemişlerse de Avestayı okuduğunda şeytanlar bile ondan aman dilemişlerdir. Zerdüşt yıllarca âriler içerisinde gezdikten sonra nihayet tekrar Belh’e dönmüştür. Bu sırada Belh’de Güştasb Şah hüküm sürmektedir. Şah, Zerdüşt tarafından dine davet edilir. Güştasb, bu teklifi, kendi ruhanileri ile Zerdüşt’ü birlikte imtihan ettikten sonra Zerdüşt’ün kazanması halinde kabul edeceğini bildirir. Zerdüşt bütün bilginleri yener. Ancak bu defa diğer bilginler Zerdüşt’ün sihirbaz olduğunu ileri sürerek onu zindana attırırlar. Bu sırada şahın atı hastalanır ve memleketin bütün bayraklarının gayretlerine rağmen iyileşmez. Zerdüşt ileri süreceği bazı şartların kabulü halinde hayvanı iyileştireceğini Şah’a bildirir. Şartlar, Şahın .oğlunun ve karısının Zerdüşt’ün getirdiği dini kabul etmesi ve Zerdüşt’e hile yapıp onu sihirbaz gibi gösteren ruhanilerin öldürülmesidir. Bu sırada Şah’m babası ile kardeşi de şiddetli bir hastalığa yakalanmışlardır. Zerdüşt Avestadan bir dua okuyarak bunları iyi eder.Kral Güştasb (Vistaspa) sözünü tutarak yeni dini kabul eder ve bu yeni din, böylece fütuhat sayesinde süratle yayılır.

ZERDÜŞT’ÜN, AHLÂK VE TOPLUM ANLAYIŞI

— Ahlâk anlayışı Zerdüştîlik ahlâki vazifeyi üç kelimede özetler: Hamata (iyi düşünülsün), Hakhata (iyi söylensin, Hvarşta (iyi yapılsın). Bu ana üç prensip Zerdüştîler arasındaki itibarını bugüne kadar kaybetmemiştir ve hâlâ bir parola hükmündedir. Zerdüşt’e göre dünyevi işler iki kısma ayrılır. Bunlardan birisi alın yazısı ve ebedi takdir, diğeri ise insanın amel ve tedbirine bağlı fiilleridir.  Bu ikisi biribirine sıksıkıya bağlıdırlar ve birbirlerinden ayrılamazlar. Zerdüşt’e göre dünyada bir iyilik ve bir de kötülük vardır; Zaten bizatihi varlık, iyilik ve kötülük yani aydınlık ve karanlık demektir. Önceden görmüş olduğumuz gibi bu iki cevher yaradılış­ tan dünyanın sonuna kadar birbirleriyle mücadele halindedirler, Ancak herşeye rağmen insanın bu mücadelede büyük bir rolü var dır. Hatta insan bu mücadele için yaratılmıştır denilebilir. Kısaca insan, aklı ile hareket ederek iyi ve kötüyü biribirinden ayırmalı, sağlam bir mücadeleye girmeli ve böylece şeytan kuvvetlerini yani kötülük cevherini yenerek, kendi kaderine kendi fiilleriyle tesir edebilmelidir. İnsan; karanlık, ya da aydınlık taraflardan birisini tutmağa mecburdur. Bu ikisinin ortası yoktur.  İsamn bizatihi mevcudiyeti kâinatın iyilikle kötülük karışımı olduğunun misâlidir; çünki ruhla beden insanda birleşmektedir (ve bu sebeple madde içerisinde hapsolup istirap çekmekte olan ruhları kurtarmak gerekmektedir. Bütün ruhlar arınıp asıl ve tabii yerleri olan «Işık Göğüne» çıktıkları zaman dünyanın özlenen sonu gelecektir. (32) Ancak bu sondan evvel, insanın, yaşantısı içerisinde cennete kavuşabilmek için yapabileceği bazı şeyler vardır : Herşeyden önce gerçeğe bağlılık, yalandan ve yalana zorlayan borçtan sakınmak gerekir. (33) Namuskârlık, iyilikseverlik, evlilikte sadakat şarttır. Öldürme, çalma en büyük günâhlardandır. Dini görevlerin en büyüklerinden birisi de hayvanlara iyi muameledir. İnek neredeyse kutsallaştırılmaktadır ve hatta köpek ine­ ği beklediği için özel bir itibarı haizdir. Özetlenecek olursa hayvanlara verilen ehemmiyetin dışında Zerdüştîliğin ahlâki görüş açısı diğer evrensel dinlerinkine çok yaklaşmaktadır. 77 — Toplum anlayışı Zerdüşt’ün toplumsal görüşleri, içinde yaşamış olduğu çağın insanının çok ilerisindedir. Söderblom’a göre Zerdüşt, herşeyden önce bir ekonomik ve sosyal reform yapmak amacını gütmektedir (34) Zerdüştün içinde bulunduğu toplumu düzeltme çabaları, onun daha ziyade politikacı olduğunun düşünülmesine dahi sebep olmuştur. Zerdüşt sosyal sınıf kavramını ilk ele alanlardandır.

Ona göre toplumda dört sınıf vardır :

a) Aristokrat zümre ve savaşçılar sınıfı

b) Rahipler

c) Halk sınıfı yani hayvancı, ziraatçi, işçi ve zenaatkârlar

d) Göçebeler Zerdüşt, imtiyazlı sınıfın; yani aristokrat, savaşçı ve rahiplerin meydana getirdiği sınıfın hayvancı ve ziraatçi olan imtiyazsız sınıfı sömürdüğü kanaatindedir. Bu yüzdendir ki Zerdüşt ziraat- çilerin tarafını tutmuş ve bu sınıfı benimsemiştir. Ona göre ziraat­ çi ve hayvancılara aristokratlar kadar göçebeler de zarar vermektedirler. Çünki zengin sınıf, toplumun zararına, ömürlerini uzatabilmek egoist arzusu ile kitle halinde hayvan katliamına girişmekte, göçebeler ise, hayvancı ve ziraatçilerin hayvanlarını talan ile onlara birçok eziyetler etmektedirler.  Zerdüşt’e göre «Kudretsiz, zayıf ve korkak bir sahibe, inekler bile itaat etmezler» Ancak her ne olursa olsun olsun şiddet ve ifrattan daima kaçınmak gereklidir. Aslolan yerleşik bir cemiyet kurma ve her aileyi, içinde huzurla barınabileceği bir konuta sahip kılmadır. Kişi gerek kendisine gerek içinde yaşadığı topluma yararlı olabilmek için iyi beslenmek zorundadır. Bunun için de et yemelidir. Herkesin et yiyebilmesi için de kurban adı altında büyük hayvan katliamlarının yapılmasına mani olmak gerekir. Ahura Mazdanın yaratıklarını çoğaltmak için soylu ve dini bü­ tün bir kadınla evlenmek, çocuk sahibi olmak ve bu çocukları aynı inanç içinde yetiştirmek şarttır. Asıl amaç perhiz ve riyazet de­ ğil, tarım çalışmaları ve aile birliği içerisinde geçen bir hayatın sağ­ lanması olmalıdır.  Çünki Ahura Mazda, yarattıklarının mutluluğu ile mutludur.

 AVESTA

Mazdeizmin kutsal kitabının adı Avestadır. Bu kelimenin anlamı hakkında müellifler bir görüş birliğine varabilmiş değillerdir. Ancak Avesta Pehlevi dilinde hukuk demektir. Ayrıca Avestanın nerede yazılmış olduğu konusu da aydınlatılamamıştır. Zerdüşt’ün yaşamış olduğu çağ konusundaki ihtilâflara parelel olarak Avestanın yazılmış olduğu tarih de kati olarak bilinme, mektedir. Avestada kullanılan dil Sanskritçe ile aynı kökten olan Ahameniş Farsçasına çok yakındır. Avestanın en eski nüshaları deriler üzerine yazılmıştır. Bununla beraber Avestanın birçok kısımları nesilden nesile ezberlenerek intikal etmiştir. Bu husus daha önce bahsetmiş olduğumuz gibi mazdeizme yabancı bir çok unsurların dine mal edilmiş olmasının sebeplerinden başlıcasıdır. Ayrıca, İskender tarafından yazılı nüshaların bir çoğunun imha edilmiş olması metinlerin sadece hafızalarda yaşamasını zorunlu kılmıştır. Avestanın metinlerinin ilk olarak M. S VI. yüzyılda toplanıp, bir araya getirilmiş olması muhtemeldir.  Ancak bu konu da tam aydınlatılabilmiş değildir. Meselâ Felicien Challeye kutsal metinlerin M. S III. yüzyılda toplanmış olduğunu ve M. S IV. yüzyılda da dinin kitabı olarak ilan edildiğini ileri sürmektedir. Avestada ilk insan olan Gaya ile beşeri dünyaya ait isimler sı­ rası başlar. Gayadan sonra Zarathustra ve ondan sonra da ilk mü­ ridi olan Maidyoimanha’nın ismi gelir, daha sonra da müminlerin en seçkinlerinin isimleri Zarathustranın etrafında toplanmış olan kişiler şunlardır : Müritleri, oğulları, Kavi Vistaspa, bunun oğlu, ailelerinin diğer fertleri, Frasaostra ve Jamaspa kardeşler. Rivayetlere göre Avesta 12.000 deri üzerine yazılmıştır. Ahamenişler zaamnında yazılmış ve bize kadar gelmiş olan suret 1000 fasla ayrılmaktadır ve 21 defterden (nüsk) ibarettir.

Avesta beş kısma ayrılır :

a) Yasna

b) Vispered

c) Vendidat

d) Yeşt

e) Horde

Avesta Bütün bu kısımların özelliklerini ayrı ayrı incelemiyeceğiz. Ancak Gatalar diye anılan ve Avestanın en eski kısımları olduğu muhakkak olan Yasnaların da iki kısımdan ibaret olduğunu ve 72 bö­lüme ayrıldığını, 27 ve 72 bölümler arasında bulunan ikinci kısmın asıl Gatalar olduğunu belirtmekle iktifa edeceğiz. Tapınmak, övünmek anlamına gelen Yasnaların Zerdüşt’ün öz sözleri olduğu tahmin edilmektedir.rumlara Zend adı verildiğinden, giderek Avestanın adı Zend-Avesta olmuştur.  Zendlerin Avestaya eklenmesi sonucunda asıl metinle yorumlan biribirlerinden ayırmak imkânsız hale geldiğinden Avestanın özü bozulmuştur. Zerdüşt, dinini manzum kıtalar halinde yaymıştır. Bu sebeple dinin sonraki ruhanileri de Zerdüştünkülere benzer şiirler ve sözler bestelemişlerdir. Ancak yorumlar genellikle manzum olmadığı ve Avestanın özü ile biribirlerine iyice karışmış olduğu içi Avesta şiirliğini kaybetmiştir. Bununla beraber İran dinî düşünce sistemine tamamen hakim olan Zerdüştiliğin özellikle Sasaniler zamanında başlıbaşına bir edebiyat yarattığını belirtmek gerekir. Zerdüştiliği Sasanilerin devlet dini olarak kabul etmiş olmalarının bu konuda elbetteki büyük tesirleri olmuştur.

641 yılında İran’a İslâmiyet’in girişi Zerdüştiliği ortadan silmiştir. Ancak bu, tahmin edileceği gibi birdenbire olmamış ve uzun yılların geçmesi gerekmiştir. Zaten İslamların İran’ı fethetmeleri sonucunda, büyük halk kitleleri dinlerinden vazgeçmek durumunda kalmamak için İran’ı terketmişlerdir. Zerdüştîlerin bir kısmı Hindistan’a göç etmiştir ki bunlar serbest bir dini cemaat olarak Parsi adını almışlardır, diğer bir kısmı da İran’da kalmayı tercih ederek Hindistan’a göç etmişlerdir. Bunlara da Gebz denilir.  Zerdüştiler hakkında söylenenlerin ne dereceye kadar doğru olduğunu anlamak, bahis konusu din mensuplarının bugünkü ya­ şantılarını incelemekle mümkündür. Böyle bir incelemeyi yapmış bulunan Prof. Tahir Rezevi Parsiyan Ehl-î Kitap Hestend adlı eserinde, rivayetlerden birçoğunun yanlışlığını ortaya koymuştur.  Zaten, kendisinden sonra gelen Maniheizm, Zervanizm gibi dinlere olumlu yönde büyük tesirler icra etmiş Mazdeizmin, gerçekle hiç ilgisi olmayan bir takım büyük kusurlarla malûl olması da beklenemez. Çünki Zerdüştilik sadece bir din olmayıp bir felsefe sistemidir ve felsefede çok rastlanan düalizm meselesi ilk defa net olarak Zerdüştle ortaya çıkmıştır. Her nekadar Zerdüştilikte düalizmin münhasıran zıt kuvvetleri gösteriyor olduğunu ve Ehrimenin Ahura Mazda ile aynı güce sahip olmadığını söylemiş isek de bu dinin, ortaya koyduğu düalizm problemi ile kendisinden sonra gelen felsefe sistemlerine alem olduğunu belirtmemiz gerekir. Ayrıca Zerdüşt tarafından Avestaya konulmuş olan ahlâki ve hukuki kaideler zamanla İranda büyük bir hukuk sisteminin doğ­ masını sağlamıştır. Zerdüşt bir din kurucusu olduğu kadar bir hukukçu, filozof ve sosyologdur da. Toplumu meydana getiren sosyal sınıflardan bazılarının, diğerleri tarafından istismar edilebileceğini, bu duruma mani olabilmek için muayyen ekonomik reformların gerekece­ğini ilk defa söyleyen Zerdüşt olmuştur.

Kaynak :

Prof. Dr. Taplamacıoğlu, M. a. g. e.

 Bloud et Gay, Histoire des Religions, Paris 1954.

 Prof. Dr. Taplamacıoğlu, M.: Din Sosyolojisi, Ank. 1963.

 Bayram, M.: a. g. t.

PAYLAŞ
Önceki İçerikZerdüştlük – Zerdüşt ve Avesta
Sonraki İçerikBlues ve Caz Arasındaki Farklar
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER