Kültür Nedir?

2701

“Kültür, bir toplumun üyesi olarak insanın kazandığı bilgi, inanç, gele­nek, sanatsal faaliyet, hukuk, ahlaki değerler ve diğer yetenek ve alışkanları i­çeren karmaşık bir bütündür.”

Bu tanımdaki önemli hu­sus “bir toplumun üyesi olarak insanın kazandığı” ifadesidir. Tylor’ın tanımı, in­sanların biyolojik olarak soya çekimle değil de, belli bir toplum içinde, yani belli bir kültürel geleneğe maruz kaldıkları yerde yetişerek edindikleri inanç ve davra­nışlarına odaklanmıştır. Kültürleme, bir çocuğun kültürünü öğrenme sürecidir.

Kültür Her Şeyi Kapsayıcıdır :

Antropologlara göre kültür, belli bir beğeni düzeyine ve ince zevklere sa­hip olmaktan, eğitimden ve güzel sanatlara duyulan ilgiden çok daha fazlası­nı içerir. Sadece üniversite öğrencileri değil, bütün insanlar kültürlüdür. En ilginç ve en önemli kültürel etkenler, günlük yaşamlarında insanları, özellikle de kültürleme sürecinde çocukları etkileyenlerdir.

Kültür, antropolojik olarak tanımlandığında, bazen, “popüler” kültür gibi çok açık ve ciddi bir araştır­mayı gerektirmeyen özellikleri kapsar. Günümüz Kuzey Amerika kültürünü anlayabilmek için, televizyonu, fast-food lokantaları, sporu ve oyunları dik­kate almamız gerekir. Kültürel bir gösterge olarak, bir rock yıldızı en az bir senfoni yöneticisi kadar veya bir çizgi roman, kitap ödülü kazanmış biri ka­dar ilginç örnekler teşkil edebilir.

Kültür Hem Genel Hem Özeldir :

Tüm insan gruplarının bir kültürü vardır. Bu nedenle bir kültüre sahip olmak, insan türünün genel bir özelliği olmaktadır. Bu genel anlamdaki Kültür, tüm hominidlerce paylaşılan bir kapasite ve özelliği anlatır. Bununla birlikte, antropologlar, bazı kültürlerin farklı ve çeşitli kültürel geleneklerini anlatmak için de kültür sözcüğünü kullanırlar.

Bu ise, özel anlamdaki kültürdür. İnsanlık kültürel kapasiteye sahiptir. Fakat insanlar, farklı kültürleme süreçleri geçirdikleri bel­li kültürlerde yaşarlar. Tüm insanlar kuşaktan kuşağa aktarılan belli kültürel kurallar içinde büyürler. Bunlar antropologların inceledikleri özel kültür ya da kültürel geleneklerdir.

Kültür Öğrenilir :

Çocukların herhangi bir kültürel geleneği kolayca özümsemesi, sadece hominidlere özgü olan öğrenme kapasitesini gösterir. Farklı öğrenme biçim­leri vardır. Bunlardan bazıları, hayvanlarla ortak olarak sahip olduklarımızdır. Öğrenme biçimlerinden biri, bireysel durumsal öğrenmedir. Bu öğ­renme biçimi, kendi deneyimiyle, örneğin, ateşin yaktığını öğrendiği zaman ateşten sakınması gerektiğini öğrenmesi gibi bir öğrenme biçimidir.

Hay­vanlar toplumsal durumsal öğrenme biçimi de gösterirler. Buna göre hay­vanlar, toplumsal gruplarının diğer üyelerinden de öğrenirler. Bu öğrenme­nin mutlaka dil kullanımıyla olması gerekmez. Örneğin kurtlar, avlanma stratejilerini diğer grup üyelerinden öğrenirler. Toplumsal durumsal öğren­me, özellikle en yakın akrabalarımız olan maymunlar ve kuyruksuz büyük maymunlar için önemlidir.

Son olarak, kültürel öğrenmeden söz edilebilir. Bu sadece insan kapasitesine özgü, simge kullanmaya bağlı bir öğrenme bi­çimidir; yani nesneyle mutlaka doğrudan bağlantısı olması gerekmeyen işa­retlerin kullanımı.

Hominid evriminin en kritik özelliklerinden birisi, kültürel öğrenmeye dayalı olmasıdır. Kültür vasıtasıyla insanlar yaratır, anımsar ve fikirleri irde­lerler. Belli simgesel anlam sistemlerini kavrar ve kullanabilirler.

Antropolog Cliford Geerz, kültürü, kültürel öğrenmeye ve simgelere dayalı düşünce sistemleri olarak tanımlar. Kültür bir “planlar, reçeteler, ku­rallar, yapılar, kısaca, bilgisayar mühendislerinin davranış yönetimi program­ları dedikleri kontrol mekanizmaları” dizisidir.

İnsanlar belli gelenekler çerçevesinde, kültürleme süreci yoluyla bu programları be­nimserler. Dünyalarını tanımlamak, duygularını ifade etmek ve yargıda bu­lunabilmek için kullandıkları, önceden kurulmuş anlam ve semboller siste­mini zaman içinde içselleştirirler. Ondan sonra bu sistem, insanların hayatla­rı boyunca davranışlarına ve algılarına yön verir.

Herkes, bilinçli ve bilinçsiz öğrenmeyle ve diğer insanlarla etkileşim süre­ci içinde kültürleme yoluyla bir kültürel geleneği hemen içselleştirmeye baş­lar. Bazen kültür doğrudan öğretilir. Anne-babanın çocuğuna, birisi ona bir şey verdiğinde veya bir iyilikte bulunduğunda “teşekkür etmesini” söylemesi gibi.

Kültür gözlem yoluyla da aktarılır. Çocuklar çevrelerinde olup bitene dikkat ederler. Davranışlarını, sadece diğer insanlar söylediği için değil, gözlemleri ve içinde bulundukları kültürün neyi doğru neyi yanlış bulduğuna ilişkin artan bilinçleri sonucunda da değiştirirler. Kültür bilinçsiz olarak da edinilir. Kuzey Amerikalılar, karşılıklı konuşmalarda, karşılarındakinden ne kadar uzakta durmaları gerektiğine ilişkin kültürel görüşü, onlara belli bir mesafeyi korumaları gerektiği söylendiği için değil, gözlem, deneyim ve bi­linçli ve bilinçsiz davranış düzeltme süreci içinde öğrenirler. Kimse Latinle­re, Kuzey Amerikalılara göre daha yakın mesafede durmalarını söylemez. Fakat bunu, kültürel geleneklerinin bir parçası olarak öğrenirler.

Kültür Simgeseldir :

Simgesel düşünme sadece insana ve kültüre özgü ve çok önemlidir. Ant­ropolog Leslie White kültürü şöyle tanımlar: “Simgeleştirmeye bağlı nesnelerin ve olayların, bir genetik olmayan, bedensel olmayan zamansal süreğenliği , alet-edevat, araç, giyim, süs, gelenekler, kurumlar, inançlar, törenler, oyunlar, sanat eserleri, dil vs.den oluşur “.
White’a göre kültür, atalarımız simgeleştirme yeteneğini kazandıktan sonra; veya, ihtiyari bir şekilde nesnelere ve olaylara anlam yükleyebilme ve bu an­lamları kavrayıp değerlendirebilmeye başladığı zaman or­taya çıkmıştır.

Simge, belli bir dilde ya da kültürde, başka bir şeyi temsil eden sözlü ya da sözlü olmayan bir şeydir. Simge ile simgeleştirdiği şey arasında açık, do­ğal veya zorunlu bir bağlantı yoktur. Simgeler genellikle dil ile ilintilidir. Fakat ülkeleri temsil eden bayraklar gi­bi, sözlü olmayan simgeler de vardır.

Kutsanmış su, Roma Katolikliğinin güç­lü bir simgesidir. Bütün simgeler için geçerli olduğu gibi, simge (su) ile sim­geleştirilen (kutsallık) arasındaki ilişki rastlantısal ve görenekseldir. Su, sütten, kandan veya başka herhangi bir sıvıdan daha kutsal değildir. Kutsal suyun, kimyasal olarak normal sudan bir farkı yoktur. Kutsal su, uluslararası kültürel sistemin bir parçası olan Roma Katolikliğinde bir simgedir.Doğal olan bir şey, öğrenme yoluyla elde edilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan ortak inanç ve deneyimleri paylaşan Katolikler arasında belli bir anlam kazanmıştır.

İnsanlar yüz binlerce yıl kültüre temel oluşturan yetenekleri paylaştılar. Bunlar öğrenebilme, simgesel düşünebilme, dili yönlendirebilme ve yaşamla­rını örgütlemek ve çevreye uyum sağlayabilmek için gereken alet ve diğer kültürel ürünleri kullanabilme yetenekleridir. Her çağdaş insan topluluğu, simgeleştirme ve böylece bir kültür yaratıp onu sürdürebilme yeteneğine sa­hiptir. En yakın akrabalarımız olan şempanze ve gorillerin bazı ilkel kültürel yetenekleri vardır. Fakat başka hiçbir hayvan, Homo kadar öğrenebilme, ileti­şim kurabime, biriktirebilme, işleyebilme ve bilgi kullanabilme gibi kültürel yetenekleri geliştirememiştir.

Kültür Doğaya El Koyar :

Kültür, diğer hayvanlarla paylaştığımız biyolojik dürtülerimizi alır ve bize onları belli biçimlerde ifade etmeyi öğretir. İnsanlar karınlarını doyurmak zo­rundadırlar; fakat kültür bize neyi, ne zaman ve nasıl yiyeceğimizi öğretir. Pek çok kültürde ana yemek öğlen yenir; fakat Amerikalılar ana yemeklerini akşam yemeyi tercih ederler. İngilizler kahvaltıda balık yerler; Amerikalılar ise kahval­tıda sıcak kek ve soğuk tahıl yemeyi tercih ederler. Brezilyalılar, sert olarak ha­zırlanmış kahveye sıcak süt koyarlar; Amerikalılar ise, daha hafif, sıcak bir içe­ceğe soğuk süt koyarlar. Orta Batılılar akşam yemeğini saat beşte veya altıda yerler; İspanyollar ise saat onda. Avrupalılar yemeği, çatalı sol elde, bıçağı sağ elde tutarak yerler. Et bıçakla kesilip çatalla ağza götürülür. Amerikalılar ise kestikleri eti ağza götürmeden önce çatalı sağ ele geçirirler.

İnsan doğası da kültürel sistemler tarafından ele geçirilip yüzlerce şekle dönüştürülür. Bütün insanların boşaltım ihtiyaçları vardır. Ancak bazı kültürler, insanlara tuvalet ihtiyaçlarını ayakta gidermeyi öğretirken, bazıları bunun oturularak yapılması gerektiğini söyler. Fransızlar umuma açık yerlerde tuvalet ihtiyaçlarını gidermekten rahatsız olmazlar; Pa­ris sokaklarındaki yarı açık pisuvarları doğal bir şekilde kullanırlar. Peru’nun dağlık bölgelerinde yaşayan köylü kadınları, cadde ortasında çömelip tuvalet ihtiyaçlarını giderir; idrarlarını oluklara boşaltırlar. Bunları yaparken gereken sakınmayı çok katlı etekleriyle sağlarlar. Tüm bu alışkanlıklar, doğal eylemle­ri kültürel göreneğe dönüştüren kültürel geleneğin bir parçasıdır.

Kültür Paylaşılır :

Kültür, tek tek, birbirinden bağımsız bireylere değil, bir grubun üyesi o­larak bireylere özgü bir vasıftır. Paylaşılan kültürel inançlar, değerler, anılar, beklentiler, düşünme ve hareket biçimleri insanlar arasındaki farklılıkları siler. Kültürleme süreci ortak deneyimler sağlayarak insanları birleştirir.

Kültür Örüntülüdür :

Kültürler, gelişigüzel toplanmış görenek ve inançlar değil de bütünleşmiş, örüntülü sistemlerdir. Adetler, kurumlar, inançlar ve değerler birbirleriyle i­lintilidir. Bunlardan biri değişirse, diğerleri de değişir.

Kültürler, sadece içerdikleri temel etkinlikler ve toplumsal örüntülerle değil, aynı zamanda varlığını sürdüren temalar, değerler, dünya görüşleri ve genel görünümleriyle de bütünleşmiştir. Bir kültürün farklı unsurları, verimlilik veya militarizm gibi anahtar simgelerle bütünleştirilebilir. Belli ö­zellikte bir merkezi veya çekirdek değerler takımı her bir kültürü bütünleştirir ve diğer kültürlerden ayırt e­dilmesini sağlar.

Örneğin iş ahlakı, bireycilik, başarı ve kendine güven, ku­şaklar boyunca Amerikan kültürünü bütünleştirmiş çekirdek değerlerdir. Farklı değer dizileri de diğer kültürleri örüntüler.

İnsanlar Kültürü Yaratıcı Bir Biçimde Kullanır :

Kültürel kurallar bize neyi nasıl yapacağımızı söylese de, bu kurallara her zaman uymayız. İnsanlar aynı kuralı farklı biçimlerde öğrenebilir, yorumla­yabilir veya uygulayabilirler. İnsanlar kültürün dayattıklarına gözü kapalı bir biçimde uymak yerine, onu yaratıcı bir biçimde kullanırlar. Neyin yapılıp neyin yapılmaması konusunda hemfikir olsalar bile, her zaman, içinde bu­lundukları kültürün veya bireylerinin beklentilerine göre davranmazlar.

Bazı kurallar (trafikte hız sınırı gibi) genellikle sıkça, ihlal edilir. Bazı antropolog­lar, ideal ve gerçek kültür ayrımının yapılmasını yararlı bulur. İdeal kültür, insanların yapmaları gerektiğini düşündükleri ve yaptıklarını söyledikleri şey­lerden oluşur. Gerçek kültür ise, insanların, antropologlar tarafından gözle­nen davranışlarını anlatır.

Kültür Hem Uyarlayıcı Hem Kötü Uyarlayıcıdır :

İnsan grupları, biyolojik uyum sağlama araçlarının yanı sıra, “kültürel uyarlanma araçları da” kullanırlar. Bu kültürel uyarlanma araçlarının içinde, göreneksel örüntüler, etkinlikler ve aletler yer alır. İnsanlar, kültürel ol­duğu kadar biyolojik uyarlanmalarını sürdüseler de, hominid evrimi sürecin­de uyarlanmanın toplumsal ve kültürel araçlarına olan bağımlılığı artmıştır.

Uyarlanıcı davranış bireye kısa dönemli yararlar sağlasa da, bu bazen, hem çevreye zarar verebilir, hem de grubun uzun dönem hayatta kalabilmesini tehdit edici bir unsur olabilir. Dolayısıyla, insan evriminde kültürel uyarlan­manın önemli bir rolü olmakla birlikte, kültürel vasıf ve örüntüler, grubun varlığını sürdürebilmesi (hayatta kalma ve yeniden üretim) açısından tehdit edici unsurlar olabilmektedir. Nüfus artışını, eşitsiz besin dağılımını, aşırı tüketimi ve kirliliği körükleyen politikalar gibi yeni kültürel örüntüler, uzun dönemde uyum bozucu olabilmektedir.

Kültür Düzeyleri :

Ulusal, uluslararası ve alt kültür olmak üzere üç farklı kültür düzeyi bulu­nan bir dünyada, kültürel istekleri karşılayabilmek uğruna yapılan kaynak ve biyolojik çeşitlilik yıkımı sürmektedir.

Ulusal kültür, bir ulusun yurttaşları tarafından paylaşılan deneyimleri, i­nançları, öğrenilmiş davranış örüntülerini ve değerleri anlatır. Uluslararası kültür ise, ulusal sınırları aşan kültürel gelenekler için kullanılan bir terimdir.

İki farklı biyolojik tür, genetik yolla aktarılan uyum sağlama yeteneklerini paylaşamazlar. Fakat iki ayrı kültür, ödünç alma ve yayılma yoluyla kültürel deneyimlerini ve uyarlanma araçlarını paylaşabilirler.

Yayılma, göçler ve çokuluslu örgütler aracılığıyla pek çok kültürel özellik ve örüntüler uluslararası boyut kazanır. Kültürler uluslardan daha küçük olabilir. Aynı toplumun ya da ulusun in­sanları bir kültürel geleneği paylaşsalar da, tüm kültürlerde çeşitlilik mevcuttur.

Bir kültürün bireyleri, aileleri, bölgeleri, sınıfları ve diğer alt grupları arasında paylaşılanlar olduğu kadar farklı öğrenim deneyimleri de vardır. Alt kültürler, aynı karmaşık toplum içinde bulunup, birbilerinden farklı simgelere dayalı ö­rüntü ve geleneklere sahip alt gruplardır. Günümüzün ABD veya Kanada’sı gi­bi karmaşık uluslardaki alt kültürler, farklı etnik gruplardan, sınıflardan, bölge­lerden ve dinlerden türerler.

Etnik Merkezcilik Ve Kültürel Görelilik :

Antropolojinin ana hedeflerinden biri, etnik merkezcilikle mücadele et­mektir. Etnik merkezcilik, insanların başka kültürlerin inanç ve davranışlarını kendi kültürel değerleriyle yargılama eğilimidir. Bu bir kültürel evrenseldir. Her yerde, insanlar, aşina oldukları fikirlerin, açıklamaların ve göreneklerin doğru, haklı, uygun ve ahlaki olduğunu düşünürler. Farklı davranışları tuhaf ve ilkel bulurlar.

Antropoloji kitaplarındaki kabile isimleri, genellikle insanlar anlamında kullanılan yerli sözcüklerdir. Antropolog sorar: “Kendinizi nasıl adlandırırsınız?” Karşıdaki cevap verir: “Mugmug”. Mugmug, insanlar söz­cüğüyle eş anlamlı olabilir; ya da yerlilerin kendileri için kullandığı bir söz­cük olabilir. Çünkü diğer kabileler gerçek anlamda insan kabul edimezler. Komşu gruplardaki yarı insanlar Mugmug sınıfına dahil edilmezler. Onlara daha aşağı düzeyde insan olduklarını belirten isimler verilir.

Etnik merkezciliğin karşıtı kültürel göreliliktir. Kültürel göreliliğe göre, belli bir kültürdeki davranış biçimi bir diğerinin standartlarıyla yargılanma­malıdır. Ancak bu yaklaşım da sorun yaratabilir. Kültürel göreliliğin en uç noktadaki savı, yeryüzünde hiçbir üstün veya uluslararası ya da evrensel bir ahlaki değerin bulunmadığı, yani tüm kültürlerin töresel ve ahlaki kuralları­nın eşit derecede saygınlığı hak ettiği yolundadır.

Kaynak : Conrad Philip Kottak- Antropoloji, İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER