Silikon Vadisi Nedir?

329

Amerika’nın batısında San Francisco körfezi etrafındaki bölgeye veya başka bir deyişle San Francisco ve güneyindeki şehirlerin olduğu bölgeye Silikon Vadisi denilmektedir. Sanıldığı gibi Silikon Vadisi etrafı çevrili, girişi çıkışı belli olan bir alan değildir. Yani Türkiye’deki gibi teknopark benzeri bir oluşum değildir. Facebook (Menlo Park), Google (Mountain View), Twitter (San Francisco), Zynga (San Francisco), Apple (Cupertino), Stanford Üniversitesi ve birçok yatırım şirketi ise Palo Alto’dadır.

Silikon Vadisi kavramını biraz daha genişletirsek Amerika’da Kaliforniya bölgesi girişimcilik karakteristiği ile diğer tüm eyaletlerden farklılık göstermektedir. Bunu da tüm ülkedeki başvurulan patentlerin %50’ye yakını Kaliforniya bölgesinde olmasından anlayabiliriz.

Frederick Terman Silikon Vadisi’nin babası olarak bilinir. Terman öğrencileri Bill Hewlett ve David Packard’a bir şirkette çalışmak yerine kendi hayallerinin peşinden koşmalarını öğütlemiş ve Hewlett-Packard’ın kurulmasına öncülük etmiştir.

Öncesinde ise Lee De Forest’ın 1900’lerin başında elektronik alanında yaptıkları ve 1. Dünya Savaşı’nda bu bölgenin askeri projelere öncülük etmesi bölgenin çekim merkezi olmasını sağlamıştır. 1951 yılında ise Terman’ın öncülüğünde satılmasına izin verilmeyen fakat kiralanmasının önünde bir engel olmayan Stanford’a ait 8000 dönüm arazi sadece yüksek teknoloji şirketlerine izin verilecek şekilde kiralanmaya başlamıştı. Hewlett-Packard, General Electric gibi firmalar buranın ilk kullanıcıları olmuşlardır. Özellikle üniversite ile işbirliği yapabilecek olmaları ve düşük ücretlerle buraya yerleşebilmeleri daha fazla şirketin buraya gelmesini sağlamıştır. İlerleyen bölümlerde de sıkça değineceğim fakat Silikon Vadisi’nin kurulmasında her ne kadar maliyet avantajı iyi üniversitelere yakınlık olsa da Silikon Vadisi’nin temelinde başarı hikayeleri vardır. Yapay bir oluşum olmadığı gibi devlet desteği ile şekillenen bir oluşum da değildir.

Girişimci sermayesini, zamanını, aklını riske eden kişidir. Girişimci tanımını Silikon Vadisi’ne göre değiştirmeye gerek yok fakat girişimci profillerini geldikleri yere göre ayrıştırmak mümkün. Stanford’dan yeni mezunu olanlar; Diğer şehirlerden, doğu yakasından gelenler, diğer ülkelerden gelenler; Google, Facebook gibi şirketlerde çalışıp, biraz kurumsal hayat sonrası girişimci olanlar.

Stanford Üniversitesi’den yeni mezun olan öğrencilerin üniversitenin bulunduğu Palo Alto’nun tüm sokaklarında, kafelerinde, restoranlarında, barlarında dolaşan girişimcilik ruhundan oldukça fazla etkilendiklerini söyleyebiliriz. Türkiye nasıl futbol ile yatıp kalkıyorsa, özellikle Palo Alto’da sokakta, kafede, barda, restoranda, trende, otobüste o kadar girişimlerle ilgili konuşmalar duyuyorsunuz. Stanford’daki öğretim üyelerinin ve öğretim görevlilerinin de birçok girişimde ve yatırım şirketinde danışman olduğunu düşünürsek öğrencilerin bundan etkilenmemesi neredeyse imkansız. Öğrencilerin çoğu çok iyi maaşlar teklif edilmesine rağmen mezuniyet sonrası olmasa bile hayatlarının bir bölümünde girişimci olmayı kafaya koymuş kişiler. Özellikle Stanford öğrencilerinin en büyük avantajlarından biri daha okurken çevre yapabilme şansını yakalamaları. Çoğu üst sınıftan arkadaşlarının, sıra arkadaşlarının yatırımcı, girişimci olduğunu veya teknoloji şirketlerinde çalışmaya başladığını düşünürsek mezun olduklarında iş yapmaları bir o kadar kolaylaşıyor. Stanford öğrencilerini birbirine bağlı bir kulüp olarak bile görmek mümkün. O nedenle girişimciliğe her zaman bir adım önde başlıyorlar.

Diğer şehirlerden gelenler ise farklı amaçlarla geliyor diyebiliriz. Kimileri yatırımcı istediği için girişimini Silikon Vadisi’ne taşımış, kimisi Silikon Vadisi’nin tüm nimetlerinden yararlanmak, kimisi yatırımcılara yakın durmak, kimisi potansiyel müşterilerine yakın durmak için ofis açmış. Gerçi “ofis açmış” demek biraz yanlış sayılabilir. Özellikle Silikon Vadisi’nde ortak çalışma alanı “Coworking Space” kullanımı oldukça fazla. Yani birçok girişimle aynı ofisi paylaşan binlerce girişim var diyebiliriz. Özellikle Stanford’da okuyanlar doğu yakasından gelenlere de başka ülkelerden gelenlere de “Immigrant Entrepreneur” yani “Göçmen Girişimci” diye hitap ediyorlar. Göçmen girişimcilerin Silikon Vadisi’nin yerleşik girişimcilere göre en büyük dezavantajları çevrelerinin olmayışı ve Silikon Vadisi’nin girişimcilik kültürü ile yetişmemiş olmaları olarak özetlenebilir.

Teknoloji şirketlerinde çalışanlar ise şirketlerinden “stock option” diye adlandırılan pay aldıkları halde, bu paylarını ileride kuracakları girişimleri için sermaye yapma derdinde diyebiliriz. Facebook, Google gibi şirketler çalışanları memnun etmek için sadece “stock option” seçeneğini de kullanmıyorlar. Bu şirketler çoğu çalışanın bekar olduğunu bildikleri için bir bekarın ihtiyacı olabilecek çoğu şeyi ücretsiz olarak kampüslerinde sunmaya başlamış. Facebook’da çalışıyorsanız çamaşırınız yıkanıyor, ütüleniyor, bisikletiniz tamir ediliyor, eve gittiğinizde makarna yapmanızı da istemedikleri için üç öğün yemek veriyorlar ve sizi evinize kadar servisle bırakıyorlar. Bu kadar el üstünde tutulmalarına rağmen yine de Zuckerberg bile geçtiğimiz aylarda bir konferansta çalışanların çoğunun bir gün girişimci olmasından biraz rahatsız olduğunu dile getirmiş.

Türkiye’de en çok söylenen, en çok dem vurulan, en çok yakındığımız konu “az okumak, çok söz sahibi olmak” diye nitelendirilir. Az bildiğimiz konularda bile atıp tutmayı, “ben bilirim, sen benden iyi mi bileceksin” demeyi çok severiz. Facebook’u 3 ayda, Google’ı ise biraz devlet desteği ve milli motorumuz ile alt edeceğimizi söyleriz.

Silikon Vadisi’nin, Stanford ve Berkeley Üniversitesi’ndeki öğrencilerin dünyanın dört bir yanından gelen en zeki, çalışkan öğrencilerden oluştuğunu düşünürsek oradan çıkanların da en ukala, en “ben bilirim”ci olacağını hayal edebilirsiniz. İtiraf edeyim, Stanford mezunu öğrencilerle ve hocalarla görüşmeden önce ben de biraz öyle düşünüyordum. Hepsiyle konuştuğumda farkettim ki özgüvenleri yüksek olmasına, çok iyi okullardan bölümlerden mezun olmalarına rağmen bir o kadar da girişimleri hakkında en iyi yorumu, en iyi değerlendirmeyi MÜŞTERİ’nin yapacağının daha en başından farkındalar. Yani “süper fikir bulduk, kimseye de söylemeyelim, bitirince zaten herkes çok beğenecek, bir sonraki Facebook’u biz bulduk” gibi bir algıları kesinlikle yok. Belki bu hayallerle gelmiş göçmen girişimciler olabilir fakat orada biraz zaman geçirdiklerinde onlar da bu kültürü benimsiyorlar.

Türkiye’deki en büyük yanılgılardan biri girişimini kimseye anlatmamak, “söylersem çalınır” endişesiyle yaşamak olarak görülebilir. Fikir Türk insanı için değerlidir, fikir müthişse gerisi teferruattır. Ne yazık ki değiştirmemiz gereken en önemli huyumuz bu. “Fikrinizi anlattığınızda zaten başkası da yapabiliyorsa zaten o fikir değersizdir” düşüncesi tüm Silikon Vadisi’ni kaplamış durumda.

Silikon Vadisi’ndeki çoğu girişimci fikir aşamasındayken fikirlerini tüm arkadaşlarına anlatıyor, notlar alıyor, fikir aşamasından prototip aşamasına geçtiklerinde de bazen eş dosttan topladıkları sermayelerinin üçte bire yakınını prototiplerine test etmesi için test gruplarına harcıyorlar. Test gruplarından öğrendikleri geri bildirimleri çok iyi irdeleyip sonuçlarını da ileride melek yatırımcıları ile paylaşmak üzere saklıyorlar. Yani melek yatırımcıya giderken “benim aklıma süper bir fikir geldi, kesin tutar” gibi bir cümleyle gitmiyorlar. Ellerinde prototip ve test gruplarının prototip hakkındaki görüşleri ile melek yatırımcının karşısına çıkıyorlar ve “biz şu probleme çözüm ürettik, 300 kişiyle de ürünümüzün prototipini kullandırdık, şu sonuçları aldık…” diyorlar. Bu da tabii yatırımcı karşısında ellerini güçlendiriyor. Ürünün pazar beklentisi ile örtüşmesi olarak da nitelendirebileceğimiz (Product Market Fit) konusunun belki de en temel fonksiyonunu daha en baştan tamamlamış oluyorlar. Bu da hem girişimcinin ileride birçok açıdan zarar ederek şirketini kapatmasının önüne geçiyor, hem de yatırımcının da işini kolaylaştırıyor.

Kaynak: Silikon Vadisi ve Girişimcilik – Serkan Ünsal’ın makalesi

PAYLAŞ
Önceki İçerikYunan Mitolojisinde İnsan Çağları
Sonraki İçerikHipokrat Kimdir?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER