Siyanürle Altın Nasıl Üretilir ve Zararları Nelerdir?

693

Altın, çok değişik tenör dağılımı göstermekle birlikte, cevher oluşumlarında büyük ölçüde düşük konsantrasyonlarda bulunur. Kalaverit, silvanit ve krennerit minerallerinde bulunabildiği gibi bakır, kurşun minerallerinde de az miktarda bulunabilir. Altın cevherleri çok düşük konsantrasyonlarda altın içerdiğinden dolayı – diğer tüm metal üretim proseslerinin aksine – altın üretim prosesleri sonucunda işletilen cevher miktarından daha fazla atık oluşur. Altın, dünyada üretilen diğer metallerin toplam atığının ortalama 10 katını tek başına yaratmaktadır.

Siyanüs kullanılarak altın elde etme tekniği ilk kez 1867 yılında ABD’de kullanılmıştır. Ancak bu teknik günün teknolojisi ile ekonomik olmadığı için terk edilmiş ve 1950’li yılların başında siyanür çözeltisi içinde altının, aktif karbonla kolaylıkla soğurulabildiği belirlendikten sonra siyanürleme tekniğinin kullanımı artmıştır.

Günümüzde üretilen altının yaklaşık %85’i bu yöntemle üretilmektedir. Siyanürleme yönteminin  temel prensibi, kayaç içindeki altını siyanür kompleksi halinde nispeten selektif olarak çözeltiye almak ve yan kayaçtan ayrıştırmaktır. Siyanürleme yöntemi, cevherin ana kayadan siyanür çözeltisine ilk alınma şekline göre iki temel gruba ayrılır.

Tank liçinde açık ocaktan çıkarılan cevher bilyalı değirmenlerde öğütülür ve siyanür çözeltisi tankın içerisinden geçirilerek altın ve gümüşün çözünmesi sağlanır. Altının tamamının çözeltiye geçmesi birkaç gün alabilir. İçinde altın taşıyan bu çözelti devamlı olarak aktif karbon kolonlarından geçirili ve altın ile gümüşün karbon tarafından soğurulması sağlanır.

altin-uretim-tesisi

Yığın liçinde ise doğrudan madenden çıkarılmış cevher geçirgen olmayan bir taban üzerine yığılır. Yığılan malzeme üzerine bir fıskiye sistemi yerleştirilir ve bu sistemle yığın  üzerine seyreltilmiş siyanür çözeltisi püskürtülür. Her iki liç türünde de aşağıda verilen temel reaksiyon gerçekleşir.

4Au + 8 NaCN + O2 +2 H2O ? 4NaAu(CN)2 + 4 NaOH 1

Tepkime süresi ve verimi siyanür çözeltisinin yığının içinden süzülmesine, kayacın geçirgenliğine, mineral oluşumunun türüne bağlıdır. Bu nedenle yığının yüksekliği cevherin kırılma boyu ve istiflenme tarzı önemlidir. Hazırlanan bir yığın için bu işlem yaklaşık 6-8 haftalık bir süreyi kapsar. Bu süre içinde cevherden ayrılan altın, çözelti içinden tabana süzülür ve bir havuzda toplanır. Altınlı siyanür çözeltisi daha sonra karbon kolonlardan geçirilerek karbon tarafından altının soğurulması sağlanır, bu sırada çözeltide bulunan gümüş de kazanılır. Yığın liçi ve tank liçi işleminden sonra elde edilen altınlı siyanür çözeltisinden, aktif karbonu altından ve gümüşten ayırmak için ya aktif kömür yakılarak Au ve Ag açığa çıkarılır ya da kömürün üzerine sıcak kostik siyanür çözeltisi dökülür. Aktif karbondan ayrılan Au ve Ag çözeltiye geçer. Daha sonra Au ve Ag çinko tozuyla çöktürülerek ya da elektroliz ile çözeltiden ayrılır. Elektroliz yönteminden sonra elektroliz kabında bulunan altın ve gümüş yeniden işlemden geçirilir ve birbirlerinden ayrılır.

Siyanür ve Atıklar 

Siyanür, hidrojen siyanür (HCN), sodyum siyanür (NaCN) ve potasyum siyanür(KCN) gibi bileşikler halinde ya da serbest halde bulunur. Su yüzeyinde bulunan siyanür HCN formuna dönüşür ve buharlaşır. Siyanür yüksek konsantrasyonlarda toprak mikroorganizmaları için toksiktir ve yeraltı sularına geçebilir. Siyanür havadan, içme sularından, toprağa değen cilt yoluyla ve siyanür bulaşmış yiyeceklerin yenmesi yoluyla vücuda alınabilir. Bunlar, birçok ağır hastalığa neden olacağı gibi ölümle de sonuçlanabilir.

Siyanürün kullanım alanları çeşitli kirliliklere neden olur fakat hiçbir kullanım alanı altın madenciliğindeki kadar risk taşımaz. Bu risklerin en önemlileri siyanürün taşınması sırasında ve işletme içi kazalarda görülür. İşletmeye taşınan siyanür tanklarının devrilmesi sonucu yaşanan birçok olumsuz örnek mevcuttur. Ayrıca, siyanür ya da bağlantılı akışkanların işlenmesi ya da işletme içinde borularla iletilmesinde de sık sık yaşanan kazalar vardır. Borulardan çıkan kaçaklar içme suyunu etkileyip, yakın alanlardaki canlı yaşamını tehdit etmektedir.

Endüstriyel uygulamalarda proses atığı olarak çıkan siyanürlü çözeltilerde bulunan siyanürün parçalanması için geliştirilmiş yöntemler (siyanür oksidasyonuna dayanan peroksit, hipoklorit, kükürtdioksit/hava vb. ) mevcuttur. Ancak bu parçalama yöntemleri berrak çözeltiler için geçerlidir. Altın üretim tesislerinde ise berrak çözeltiler değil, yan kayacı içeren çamurlu atıklar söz konusudur. Siyanür liçi ile altın üreten tesislerde siyanürü doğaya salmadan tutmak amacıyla işletmelerin kurduğu arıtma tesislerinde riskin ortadan kaldırıldığı iddia edilmektedir. Örneğin ülkemizde faaliyet gösteren bir işletmede siyanürün kükürt dioksit yardımı ile giderildiği kabul edilmektedir. Bu arıtma sisteminde siyanürlü atığa, arıtma ünitelerinde kükürtdioksit, hava ve su verildikten sonra siyanür siyanata dönüştürülür. Prof Duman, bu tepkimeler sırasında oluşan siyanatlar ve tiyosiyanatlarýn, siyanürün çok daha kararlı biçimleri olduğuna ve bunlarında siyanürün onda biri kadar zehirli olduğuna yani gerçek bir parçalanma yerine sadece bileşik yapısının yine zehirli sınıfta yer alan bir yapıya dönüştürüldüğüne dikkat çekiyor:

Sıkça önerilen ve bazı işletmelerde uygulanan arıtma prosesleri aslında sadece siyanürlü kaplama banyolarıyla çalışan galvanoteknik endüstrisinin atık sularını arıtmak için geliştirilmiş yöntemlerdir ve yalnızca bu amaca uygundur. Oysa altın ekstraksiyonunun proses atığı ‘atık su’ değil, ‘atık çamur’ dur. Çevre teknolojisinde herhangi bir ‘çamur arıtma’ yöntemi tanımlanmamıştır. Siyanürün zehirsiz karbondioksit ve azota ayrıştığı yolundaki iddialar asılsızdır. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki, mevcut siyanürün sadece %10 u bu şekilde parçalanabilir. ”

Altýn üretim işletmelerinde risk yaratan tek kimyasal madde siyanür değildir. Siyanürlü çözeltiyle temas nedeniyle cevherden arsenik, antimon, civa, kurşun, kadmiyum, krom gibi birçok ağır metal çözünür. Siyanür; ağır metallerin doğada bulundukları durumlarının bozulup, kolayca tepkimeye girebilecek halde atık çamurunda depolanmasına neden olur. ‘Arıtma’ işleminde ağır metaller kararlı duruma getirilmeye çalışılır. Ancak, metal hidroksitlerin, özellikle de arsen bileşiklerinin kararlı olarak katı halde kalabileceği tek ve ortak bir pH değeri yoktur. Bir arsen bileşiğinin katı çökelti halinde bulunduğu bir pH değerinde pek çok başka arsen bileşiği sulu fazda bulunur ve bunlar bu halleriyle tehlikeli birer zehirdir. Ağır metaller çamurun sulu fazından katı fazına geçirilebilir, ancak çamurun katı kısmı içinde sonsuza kadar çözünmez kılınması mümkün değildir. Çünkü bir ağır metalin kararlı olduğu pH aralığında bir başka metal çözünmüş duruma geçer. Yani, canlılar tarafından bünyeye alınabilir hale gelir.

Sonuç olarak, altın üretiminde kullanılan siyanür proses sonunda bertaraf edilemediğinden çevre ve insan sağlığı için son derece zararlıdır. Atık bileşiminde bulunan ve kompleks yapıcı siyanür çözeltilerinde veya madencilik aşamasında hava ile temas sonucu altere olan sülfürlü fazlar nedeniyle oluşan asidik ortamlarda mobilize olan arsenik ve sayısız ağır metal insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.

Kaynak : 

Bergama-Ovacık Altın İşletmesi Girişimi konusunda TÜBİTAK-YDABÇAG Uzmanlar Komisyonu Raporu’nun Eleştirisi,

Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları: 75

Metalurji, 145. sayı

Türk Tabipler Birliği Bergama Raporu

Duman, İ., ‘Çağdaş Yaşam ve Ulusal Çıkarlarımız Açısından Bergama Gerçeği’

Ersoy, G., ‘Siyanür ve Altın’, Bilim ve Teknik, Haziran 1996

http://www.jmo.org.tr

PAYLAŞ
Önceki İçerikProf. Dr. Firudin Ağasıoğlu-Urmu Teorisi
Sonraki İçerikEvren Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER