Antik Mısırda İsmin Majik Gücü

481
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Antik Mısır Kültürü’nde varlıkların isimlerine çok ayrı bir önem verilirdi. Geleneksel Mısır Ezoterik anlayışına göre her varlığın taşıdığı ismin o varlığı hem fiziksel, hem de ruhsal olarak etkilediği düşünülmekteydi. Bu inancın kökenini, ismin sahip olduğu anlamı ve titreşimsel özelliğiyle ilgiliydi.
Bu geleneksel düşünceye göre ismin anlamı ve titreşimsel özelliği, fiziksel ve ruhsal alanda önemli bir etki etme gücüne sahipti. İsmin hem titreşimsel özelliği, hem nümerik (sayısal) değeri, hem de içerdiği anlamı, o isinin sahip olduğu etkiyi belirlemektedir. Ve bu enerjinin yaşamı olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilirle özelliği vardır. Bu etki hem fiziksel bedenimizde, hem de astral bedenimizde gözle görülmeyen sonuçların doğmasına neden olmaktadır. Bunun tam tersi de mümkündü. İsmin sahibi, ismin üzerine de kendi enerjisini bindirmekteydi. Böylelikle o isim, o insanla tam anlamıyla bütünleşen üçüncü bir unsur haline gelmekteydi. Bu unsur da bütüne ait bir parçayı teşkil ettiğinden, ismin üzerine yapılabilecek her türlü majik etkinin ismin sahibine ulaşması mümkün olacak demekti. Ayrıca o ismin
sahibinin enerjisini de, yine o isim aracılığıyla çekmek da aynı majik prensiplerle söz konusu olabiliyordu.
İsim sahibini, sahibi ise ismi karşılıklı olarak etkiledikleri için aynı ismi kullanan insanların, isimlerinin sahip oldukları enerjiler aynı olmamaktadır. Kaldı ki, Orta Asya Türk Gelenekleri, Kızılderili Gelenekleri gibi eski inisiyatik kökenli uygarlıklarda, her bir yeni doğan çocuğa ayrı bir isim takma gibi önemli bir gelenek yaşamaktaydı. Aynı gelenek Mısırlılar’da da vardı.Mısırlılar hem kendi isimlerinin, hem de kutsal saydıkları varlıkların isimlerinin korunmasına büyük bir özen göstermişlerdir. Bunun en canlı örneği mabetlerinin duvarlarına resmettikleri Osiris, İsis ve benzeri kutsal varlıkların resim ve heykellerin çokluğunda kendisini belli eder. Mabetlerinde ve mezar odalarında bu denli yoğun olarak kutsal saydıkları varlıkların resim ve heykellerini yapmalarının nedeni, onların enerjilerini oraya odaklamak istemeleriyle
ilgilidir. Çünkü o resim ve heykellerle o varlıkların isimleri de anılmakta böylelikle o isimlerin sahip olduğu ruhsal etkiler oraya çekilebilmekteydi. Tabii bu enerji çekme işlemi, rahiplerce özel başka tekniklerde kullanılmak suretiyle, daha etkin bir şekilde uygulanmaktaydı. İsimler büyüsel güçle eş tutulmuştur. Herhangi bir şeyin adını bilmek onun üstünde belirli bir güç sağlar. Sadece, hakkında
hiçbir şey bilinmeyen kontrol edilemez. Mısırlılar’ın isimlerini özenle korudukları ve onları her türlü negatif enerjiden uzak tutmaya çalıştıkları bilinmektedir. Bu nedenle tanımadıkları ve iyi niyetinden kuşku duydukları kişilere kesinlikle isimlerini söylemezlerdi. Benzer inanış hem Kızılderililer’de, hem de Orta Asya Türkler’inde de vardı. Bu inancın Orta Amerika, Orta Asya ve Mısır’da hayli yaygın olması bir tesadüf değildir Bu bölgelerin Mu Kültürü ile ilişkileri dikkate alındığında, bu ortak inancın kökenlerinin
nereye dayandığı derhal anlaşılabilir.

Dua ve İlâhilerin temeli, Söz’ün Gücü’ne dayanır… Mısırlılar bunu “Güç Sözleri” olarak isimlendirmişlerdi…
Kadim zamanlarda ağızdan çıkan söz yaratıcı enerjileri harekete geçirirdi. O yüzden söylenen bir Sözün geri alınması mümkün değildi. Çünkü sözün kullanımı, tezahür yasalarını harekete geçiren en etken yöntemdir. Söz, Ruhun gücünü harekete geçiriyor, evrensel enerjiler de ruhsal enerjinin etkisiyle hedeflenen amaca yönleniyor ve sözün amacı bu şekilde gerçekleşiyordu. Yani kelime ya da kelimelerin söylenişi ile bir dizi tetikleme ortaya çıkıyordu. Bunun olabilmesi için bu tetikleme sistemi ile ilgili tam bir bilgiye ihtiyaç vardı. Dünya üzerinde ezoterik-inisiyatik çalışmaların gerçekleştirildiği hemen her yerde, “Sözün Gücü”ünden bahsedilir. Ancak şunu gayet iyi biliyoruz ki, günümüze kadar gelinceye kadar sözün gücü yitirilmiştir. Çünkü insanoğlu evrensel enerjilerle doğrudan bağını kaybetmiştir. Atlantis’ten sonra başlayan bizim devremizde, söz, ikili düalist bir yapı içinde, çok anlamlı ve birbirine göre anlamı değişen süreçler için kullanılmaya başladı.Ve gerçeğin sana göresi, bana göresi oluştu. Ve en önemlisi yalan oluştu. Bizim devremizde artık yalan söylenebiliyordu.Yani gerçekler kolaylıkla karşıdaki bir varlıktan saklanabiliyordu. Hatta bundan yararlanarak kişisel fayda bile sağlanır oldu. Tufan Öncesi’ne ait uygarlıkların ilk dönemlerinde yalan yoktu. Tüm gerçekler olabildiğince açık herkesin gözü önünde
bulunuyordu. Çünkü içtenliğin saklanması diye bir olgu yoktu. Çünkü sözün enerjisi sonsuzdu ve yalanın hedef aldığı şeyin o günlerde anlamı ve hükmü yoktu. O yüzden yalan yoktu. Çünkü “Sözün Gücü” vardı.
Günüınüzde “Sözün Gücü”ne yeniden ulaşabiliriz… Bizim devremize ait dinsel çalışmalarda evrensel enerjileri harekete geçiren “Sözün Gücü”nden yararlanabilmek için yapılan pratik çalışmalar, duanın temelini oluşturmuştur. İnsanlar bireysel ya da topluca gerçekleştirdikleri ibadetleri sırasında ettikleri dua ile, bilmeden de olsa bu tekniği aslında kullanmış ve halen de kullanmaya devam etmektedirler.
“Sözün Gücü” ile günümüzde de herkes için evrensel enerjileri harekete geçirmek mümkündür. Ama yeter ki, bunu bilinçli olarak yapabilelim. Sözün Gücü nereden geliyordu? Bu meseleyi birkaç cümleyle özetleyelim:
Birbirini tetikleyen enerjiler kelimelerin telaffuzuyla başlıyordu…
1- Duayı oluşturan kelimelerin üzerine yüklenen enerjininbu kelimelerin telaffuzu sırasında açığa çıkması.
2- Bu sözlerin söylenişi ile oluşturulan düşünce enerjisi nin konsantrasyonu. Ve bu konsantre edilmiş enerjinin yönlendirilmesi.
İşte bu yönlenen enerjiler fizik planda ve ruhsal planda ayrı ayrı etkilere neden olmaktaydı. Fizik planda fiziksel etkilere neden olan bu enerjiler, ruhsal planda (astral) ruhsal etkilerin harekete geçişine neden olmakta ve bu harekete geçen enerjiler tekrar fizik plana yansımaktaydı.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntik Mısırdaki Majik Uygulamalar
Sonraki İçerikMISIR MUMYALARI
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER