Antik Mısırda Sırlar Öğretisine Giriş

362
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Tarih: M.Ö. 13()0’ler… Ramses dönemi…
Musa Peygamber’in de Mısır’da yaşadığı dönem, işte bu dönemdi…
Yunan kentlerinden, Trakya’dan, Anadolu’dan ve Mezopotamya’dan kopup gelen çok sayıda insan, mabetlerinin ününü duyduğu Mısır’a gelmekten kendilerini alamıyordu…
Menfis’e vardıklarında gördükleri karşısında büyülü bir dünyanın içinde kendilerini buluyorlardı. O kendine has kıyafetli insanlar, haşmetli yapılar ve halk şenlikleri onlara Mısır’ın zenginliğini ve bolluğunu göstermeye yetiyordu. Mabedin en iç bölümünde büyük bir gizlilik içinde yapılan kutsama ayininden çıkıp, on iki Mısırlı’nın taşıdığı tahtırevanına binen Firavun’u ilgiyle seyrediyorlardı… Tahtın önünde yürüyen bir grup rahip, altın nakışlı bir yastığın üzerine konmuş kraliyet nişanı “Koç Başlı Asa “yi taşıyorlardı. Tahtın arkasında ise, genç rahip adayları geliyordu… Önde giden rahiplerin başlarındaki beyaz taç ve göğüslerinden sarkan mükemmel bir işçilik ürünü olan koç ve aslan nişanları, onları seyredenleri adeta büyülüyordu.,

antik-misirda-sirlar-ogretisine-giris

yanan meşalelerin altında konser veren çalgıcı grupların eşliğinde dansözler raks etmekteydiler. Olup bitenleri hayranlıkla izleyenler bu dansın ve müziğin gizemli dünyasında farklı bir şeyler olduğunu hemen sezinliyorlardı. Dansta kesinlikle cinsellik teması değil, insanın ruhuna hitabeden öğeler olduğu derhal farkediliyordu. Mabede girmeye hak kazananlar müziğin ve dansın nasıl insanın arınmasında bir yöntem
olarak kullanıldığını daha sonra anlayacaklardı. Şu anda sadece bu gizemli müziği ve gizemli dansı uzaktan seyretmekle yetinen adaylar, serin çöl akşamının sihirli dünyasına kendilerini bırakıyorlardı.
Görünüm ve atmosfer muhteşemdi…

Gelenler sihirli ve büyülü bir dünyanın kendilerini içinde buluveriyorlardı. Burası gerçekten de masallar dünyasındaki büyülü bir yaşamın hüküm sürdüğü bir ülke izlenimi uyandırıyordu. Ama bütün bunlar, Mısır’ı görmeye gelmiş olan kişinin aradığı şeyler değildi…
Onlar görünen büyülü atmosferin değil, mabetlerin derinliklerinde yaşanan görünmeyen büyülü dünyanın peşindeydiler. Onca yolu aşıp buralara gelmelerinin asıl nedeni, mabetlerin derinliklerinde saklanan sırlara sahip olmaktı. Bunun hiç de kolay bir iş olmadığını ve belki de bu sırlara hiçbir zaman dokunamadan buradan gitmek zorunda kalacaklarını da biliyorlardı. Çünkü bu sırlara sahip olabilmek için çokçetin sınavlardan geçirilecekleri, kendilerine önceden söylenmişti. Niceleri gelmiş ve elleri boş dönmüştü… Mabedinkapısmdan bile içeri girememişlerdi…

– “Acaba ben mabedin kapısından içeri girebilecek miyim.’
‘Peki ya mabede girdikten sonra nelerle karşılaşacağım.’

Mısır mabetlerinde özel çalgılar ve özel melodilerle astral arınma çok önemli bir yer tutuyordu. Ayrıca mistik müzikeşliğinde gerçekleştirilen arındırıcı özellikte olan danslar vardı. Rahipler bu danslar eşliğinde kendilerinden geçerlerdi. Serin çölakşamlarında ya da günlük ritüeller sırasında mabetlerin duvarlarını aşardı müziğin sesi. En çok kullanılan enstrümanlar sistrum ve el zilleriydi.Bunlardan sonra harp ve aynı anda çalman bir çiftflütten oluşan “oloi” gelirdi.- “Ya vaz geçer de çıkmak istersem?”

İşte Nil kıyısında meşalelerin altında, müziğin eşliğinde dans edenleri seyrederken tüm bu sorular, buraya ilk kez gelenlerinzihninden garip bir kuşkuyla peş peşe akıp gidiyordu!…
Nice aday “Yoksa buraya hiç gelmemeli miydim?” diye kendi kendisine sormaktan kendisini alamıyordu… Yoksa vakit henüz erkenken buralardan çekip gitmeli miydi? Bu kadar endişeye ve kendilerini bekleyen bilinmezliğin stresine katlanmaya değer miydi? Yıllarını acaba ne uğruna harcayacaktı?…

Yıllarca kalacakları ve asla bu süre içinde mabetten dışarı çıkamayacakları, bilinmeyen bir serüvene doğru yaklaştıklarını artık daha kuvvetli hissetmeye başlamışlardı. Artık Mısır’daydılar ve sabah olunca bu yolda ilk adımı atacaklardı!…Yaşamlarının büyük bir dönüm noktasıydı bu. Ve birçokları için artık geri dönüş yoktu…Son Akşâm İnisiyasyona kabul her yılın belirli dönemlerinde toplu olarak törenler eşliğinde yapıldığından, gelen adaylar önce belli bir yerde misafir ediliyor ve burada bekletiliyordu. Bu süre içinde kenti dolaşabiliyorlar ve akşam olunca da misafir edildikleri yere geri dönüyorlardı. Böylelikle Mısır’ın atmosferineyavaş yavaş ısınmaya başlıyorlardı.İşte yine o günlerden birinin akşamıydı…

Yarın sabah inisiyasyona kabul işlemleri başlayacaktı.Bu düşünceler içinde yattıklarında “Sırlar Dünyası”na atacakları ilk adımın heyecanı herkesi kaplamıştı… Biraz da korkmadıklarını söylemek mümkün değildi… Çünkü buraya gelmeden önce sırlarla karşılaşmaya hazır olmayanların mabetlerin
derinliklerinde akıllarını yitirdikleri, delirdikleri ile ilgili o kadar çok şey anlatılmıştı ki!… Peki ya kendisi sırlarla karşılaşmayahazır mıydı?…

Umut, merak, endişe ve korku ile karışık duygular içindeyataklarına yattılar. Gözlerini kapattıklarında Mısır’ın o sihirli dünyası belirdi… Değişik kıyafetli insanları ve hiçbir yerde görmedikleri yapılarıyla; çok farklı bir yerde olduklarını artık gayet iyi biliyorlardı… İşte bu düşüncelerle herkes o geceyi yarı uyuyarak, yarı uyanık geçirmişti…

Mabede İlk Adım
“Sırlar Öğretisi”ne inisiye olmak için gelen adaylar mabedin kapısını çaldığında, her biri ayrı ayrı mülakata alınmak için, hizmetkârların eşliğinde iç avlunun dev sütunlu giriş bölümüne götürülmekteydi.
Burada gelenleri karşılayan mabedin rahipleri adayları teker teker alarak Başrahibin yanına götürmekteydiler. Her gelen adayla Başrahip bizzat ilgilenmekteydi. Adaylar teker teker ön görüşmeye alındığında, Başrahip tarafından kendisine görünüşte sıradan sayılabilecek bir takım sorular yöneltilmekteydi. Osiris rahibi ona doğum yeri, ailesi ve daha önce  eğitim gördüğü mabetlerle ilgili çeşitli sorular yöneltmekteydi…

Evet… Görünüşte son derece sıradan gelebilecek bu ön mülakat, aslında adayın geçtiği ilk sınavdı… Çünkü Başrahip  bu görüşme sırasında adayın astral yapısına varıncaya kadar onu kısa ancak net bir psişik sentezden geçirmekteydi.Bu kısa sınav sonucunda baş rahip mabedin kapısını çalmış olan adayın “Sırlar Öğretisi”ne katılmasına uygun olmadığı sonucuna vardıysa, sessiz fakat kararlı bir hareketle adaya
hiçbir şey söylemeden, kibarca kapıyı işaret etmekteydi. Bu aday için her şeyin sonu demekti. Derhal diğer rahipler tarafından mabetten dışarı çıkartılır ve ”Sırlar Öğretisi”nde inisiye olma şansı ebediyen sona ererdi.
Adaylarda aranan niteliklerin en Önemlisi, sırlarla karşılaşabilecek kapasiteye sahip olup olmadıklarıydı. Adayın iyi niyetli ve “Sırlar Öğretisi” ile karşılaşmaya çok hevesli olması yeterli değildi. Aranan en önemli özellik, astral yapısının  bu çalışmaya uygun olup olmamasıydı.

antik-misir-mabed

Gelenleri karşılayan mabedin rahipleri, adayları teker teker  alarak Başrahibin yanına götürmekteydiler.

Kötü niyetli ya da elde edeceği sırları negatif alanlarda kullanabilecek eğilimdeki adayların ise zaten hiç bir şansları yoktu. Bu durumları Başrahip tarafından anında algılandığı için, bu tür kişiler de mabetten derhal uzaklaştırılırdı
Bu ön elemeden geçebilenler, kısa bir aranın ardından rahipler  tarafından yine teker teker çağrılmakta ve adaydan
Başrahibi izlemesi istenmekteydi. Her ikisi birlikte ilerleyerek,  sütunlu giriş bölümlerinden ve iç avlulardan geçip, her  iki yanı dikili taşlar ve sfenkslerle donatılmış bulunan üstü açık bir yolu izleyerek küçük başka bir mabede varmaktaydılar. Bu, yeraltı dehlizlerine giriş kapısı olma özelliğine sahip bir mabetti.
Mabedin kapısının hemen yanında normal bir insan boyutunda olan bir Isis heykeli gelenleri karşılıyordu. Kucağında kapalı bir kitap tutan İsis heykeli yere oturmuş meditasyon yapar durumdaydı. Yüzünü ise bir peçe örtüyordu. Heykelin alt bölümünde ise şu satırlar yazılıydı:

‘Benim peçemi hiçbir ölümlü kaldıramamıştır.
Adayla birlikte kapının önüne kadar gelen Başrahip, adaya dönerek onun korkusuzluğunu ve kararlılığını sınamak için insanın tüylerini ürperten bir konuşma yapardı:

Gizli mabedin kapısı işte burasıdır… Şu iki sütuna iyi bak. Kırmızı olan Osiris’in ışığına doğru tırmanışı, siyahı ise maddenin içine hapsoluşu ifade eder. Bu düşüş mahvoluşa kadar varabilir. Bizim sırlarımıza ulaşmayı başarmış kişi yaşamını ortaya koymuş olur.Zaaf sahibinin veya art niyetle sırlarımıza ulaşmaya çalışanların elde edeceği sadece tek şey vardır..

Çıldırmak veya ölüm!

Güçlüleri ve iyi niyetlileri bekleyen nimet  ise ölümsüzlüktür. Bu kapıdan nice ihtiyatsız kişi içeriye girmiştir ama dışarıya hiçbir canlı çıkmamıştır.

Bu kapı bir eşiktir.Gizli yeraltı tünellerine  ve ” Sırlar Öğretimiz” in  gizli mabetlerine açılır. Orası gözüpekleri ortaya çıkarır. Bu yol sabır ve cesaret gerektirir.

Şimdi seni ciddi bir şekilde uyarıyorum: 

  • İyice düşün taşın ve karşılaşacağın tehlikeleri gözünün önüne getir. Cesaret edemiyorsan denemekten vazgeç . Çünkü bu kapı üzerine bir kez kapandı mı , bir daha açılmaz. Geri dönüş yoktur. İstersen şimdi burayı terk edebilir ve eski yaşamına geri dönebilirsin. İyi düşün ve son kararını ver.

Bir haftalık bekleme süresi  Bu sözleri heyecanla dinleyen aday, gerçekten de ciddi  bir durumla karşı karşıya bulunduğunu artık çok daha derinden hissetmeye başlardı.

Aday tüm bu uyarılara rağmen kararlılığını sürdürür ve mabede girmek istediğini söylerse, Başrahip bir hafta sonrayeniden bu kapının önüne getirileceğini ve ancak o zaman bukapıdan içeri girmesine izin verileceğini söyleyerek, onu dış avluya geri götürüp, oradaki hizmetkârlara teslim ederdi. Bu noktada vaz geçenler ise, hiçbir zorlukla karşılaşmadan derhal mabedin dışına çıkartılırdı.Bu noktada mabetten çıkmaya karar verenlerin sayısı bir hayli fazla olmuştur. Mabette kalmaya karar verenler bir hafta boyunca hemen  hemen hiçbir şey yapmadan, sadece mümkün olduğunca zihnini temizlemeye ve negatif duygu ve düşüncelere kesinlikle zihninde yer vermemeye özen göstererek hizmetkârların gözetiminde bulunurlardı. Bu süre içinde adaylar belirli zamanlarda bir araya getirilirlerdi. Ancak onlardan istenen tek şey, kesinlikle hiç konuşmamak ve mutlak bir sessizlik içinde bulunmaktı. Her bir adayın kendisine ait bir odası bulunur ve zamanlarının çoğunu ya bu odada, ya da mabedin avlusunda diğer adaylarla birlikte geçirirlerdi.

Bir haftalık bekleme süresi ilk başta hiç bir şey yapılmadan geçen bir süre gibi görünse de bu süre içinde hiç konuşmadan sadece kendi iç dünyasıyla adayın baş başa kalması sağlanmış olunuyordu. Böylelikle bu süre içinde aday kendi içindeki her türlü endişeyi yeterince tahlil etme imkânına ulaşabiliyordu.
Aceleye getirilmiş ve bir anlık kararla adayın mabede girmesinin önü alınmaya çalışılıyordu. ;,
Bu bir haftalık bekleme süresinin bir başka yararı daha vardı. Bu süre içinde aday, mabedin sahip olduğu enerji alanının içinde yaşama imkanına ulaşabiliyordu. Böylelikle mabedin aurasıyla ilk teması gerçekleştirilmiş olmaktaydı. Bu, aday için mabedin enerjileri altında yıkanma anlamına geliyordu. Hiç konuşmadan geçen bir haftanın sonunda, asıl sınava tutulacakları gün gelip çatmaktaydı. Sınav akşamı
adaylar her zaman olduğu gibi yine teker teker alınarak gizli mabedin kapısının önüne getirilirlerdi. Ancak bu kez Başrahip değil, henüz eğitimleri devam eden “Neokor” ismi verilen genç rahip adayları kendilerine eşlik ederdi.Kendisine eşlik eden iki rahiple birlikte daha önce Başrahiple  kapısında konuştuğu küçük mabede geldiklerinde, mabedin kapısını diğer rahipler açarak, adayı içeriye alırlardı. Mabedin kapısı çok karanlık bir hole açılmaktaydı… Duvarlarda aralıklı olarak yanmakta olan meşalelerin zayıf ışığı, holün her iki yanındaki heykelleri zar zor görülebilecek kadar aydınlatabiliyordu… Son derece kasvetli ve iç karartıcı bu holün duvarlarının dibine sıralanmış insan vücutlu aslan, boğa, kartal, yılan başlı heykeller ortamı daha da esrarengiz bir hâle sokuyordu. Aday çevresini saran bu büyülü atmosfer karşısında içinin ürpermesine engel olmakta zorluk çekse de, çok özel bir yerde olduğunu artık tüm benliğinin derinliklerinde hissetmeye başhyordu. Hiçbir şey konuşmadan yürümeye başladıklarında sanki
holün sonu hiç gelmeyecekmiş gibi görünüyordu… Uzun bir yürüyüşün sonunda; yüzleri birbirine dönük ayakta duran bir mumyayla, bir iskeletin bulunduğu bir alan yer almaktaydı. Burası holün sonuydu… Ancak ilk bakışta her tarafı duvarlarla kapalı çıkmaz bir sokağa gelindiği düşünülebilirdi. Tam bu sırada o ana kadar hiç konuşmayan rahipler yine hiç konuşmadan sadece elleriyle; karşıdaki duvarda dikkatlice bakılırsa meşalelerin ışığında zar zor görülebilen bir deliği işaret etmekteydiler. Duvardaki bu delik ancak sürünülerek derlenebilecek kadar alçak ve küçüktü. Adaya buradan içeri girmesi işaret edilmekteydi. Bu sırada rahiplerden birinin sesi duyulmaktaydı:

Hala geri dönebilirsin… Mabedin kapısı henüz kapanmış değil. Ama sen hala devam etmekte kararlıysan, bu delikten geçip geri dönmemecesine yola devam etmek zorundasın.

Seni daha önce uyarmıştık. Bu son uyarımız. Şu anda geri dönmek istersen seni geri götürebiliriz.

Kapı kapanıyor…
Aday tüm cesaretini toplayıp: “Devam ediyorum” derse, bunun üzerine rahipler ona yanmakta olan bir kandil verip geldikleri holden geri dönerek, mabedin kapısını büyük bir gürültüyle kapatarak, adayı orada yalnız başına bırakıyorlardı.  O kasvetli holün sonundaki duvarın dibindeki nereye açıldığı belli olmayan deliğin önünde aday bir anda tek başına kalıveriyordu… Yapabileceği tek bir şey vardı. Elindeki kandilin yağı bitmeden bir an önce o delikten içeri girip yeraltındaki delhizlerde ilerlemek… Artık tereddüte yer yoktu.
Elindeki kandille birlikte zorlukla sürünerek dehlizde ilerlemeye  başlıyordu.
Zorlukla ilerlemeye çalışırken dehlizin derinliklerinden gelen bir sesle bir an duraksıyordu.
“Sırlar Bilimine ve kudrete göz diken akılsızlar  burada telef olup giderler.
Gerçekten de moral bozucu ve tedirgin edici bir sözdü bu… Üstelik belirli aralıklarla tam yedi kez mükemmel bir akustik etki ile tekrarlanmaktaydı.
Ancak yapılabilecek bir şey yoktu. Mabedin kapısı bir kez kapanmıştı artık. İlerlemekten başka çaresinin olmadığı ortadaydı. Bu tehdide rağmen ilerlemek gerekiyordu.Sürünerek ilerlediği dehliz gittikçe genişlemekte ve daha kolay  ilerlemesine olanak sağlıyordu. Ama bu sefer de gittikçe aşağıya doğru dikleşerek inen bir eğim hâlini almaktaydı. Gözüpek yolcu sonunda kendisini dibinde kuyu olan bir çukurun içinde buluyordu. Çukurun içindeki bu kuyudan aşağıya doğru demir bir merdiven sarkıtılmıştı. Merdivenin sonu da, kuyunun dibi de görünmüyordu!… Elindeki ışık ancak birkaç basamak aşağısını aydınlatabiliyordu. Dikkatle merdivenden aşağıya doğru inen aday, bir süre sonra basamakların bittiğini ancak kuyunun derinliklere doğru devam ettiğini görmekteydi. Titreyen eliyle sımsıkı tutmaya çalıştığı kandilinin ölgün ışığı sonsuz karanlığın içinde aciz kalmaktaydı!…
Merdivenin basamakları bitmiş ancak kuyunun sonuna varamamıştı. Yukarıya tırmanıp geldiği yerden geri dönebilirdi. Ama kendisine kapının bir daha asla açılmayacağı söylenmişti!…
Daha fazla da aşağıya inemiyordu. Öylece orada onu altında bekleyen korkunç karanlıkla baş başa kalıvermişti…
Böyle bir çaresizlik içinde kalacağını hiç aklına getirmemişti. Her şeyin bittiğini zannettiği bir anda, tam karşısında zayıf ışıkta zorlukla farkedilebilen bir oyuğun ve bu oyuğun içinde de basamaklar olduğunu farketmekteydi.
Bir merdiven!… Buradan kurtuluş yolu!… Derin bir nefes alıp, derhal o tarafa doğru yönelmekte, böylece uçurumdan kurtulmaktaydı.
Tüm bu yaşadıklarının girmiş olduğu mabette yıllar sürecek inisiyasyonunun safhalarını sembolize ettiğini henüz anlayacak durumda değildi.
Çoğu zaman gerçekler hep insanın gözü önündedir ama  insanlar bunu göremedikleri için anlayamamaktadır. Aynen  demin yolunu son anda farketmesi gibi… Ancak bütün bunları şu anda düşünecek durumda olmayan aday, tedirginlik içinde  yoluna devam etmek zorundaydı.

Mabetteki İlk sınav sona eriyor…
Şu anda içinde bulunduğu basamaklar rahatça ayakta durup tırmanmaya müsait bir yapıdaydı. Spiral çizerek yukarılara doğru tırmanan bir dehlizde ilerleyen adayın önü, bronz  parmaklıklarla kesilirdi. Parmaklıkların hemen ardında ise meşalelerle gayet iyi aydınlatılmış, üstü Mısır İnisiyasyonu’na ait sembollerle süslenmiş oldukça yüksek ve heybetli sütunlarla desteklenmiş geniş bir alan bulunmaktaydı. Parmaklıklara kadar gelen adayı orada “Pastafor” ismi verilen ve Mısır İnisiyasyonu’nda “Kutsal Sembol Muhafızı” olarak tanımlanmakta olan bir rahip karşılamakta; sevecen ve insana güven veren bir yüz ifadesiyle parmaklıkları açıp onu içeriye alırdı.  Mabetteki ilk sınavını başarıyla bitirip, buraya kadar gelme cesareti gösterdiği için onu kutlayıp, galerideki kutsal resimlerin anlamlarını anlatmaktaydı. Böylelikle aday, ilk inisiyatik bilgilerini almaya başlamış oluyordu… Bu, adayın mabette  aldığı ilk dersti.

Mabedin ” Kutsal Sembol Muhafızı” tarafından adaya aktarılan  ilk bilgilerin çok az bir kısmı açık, büyük bir bölümü ise kapalı bir şekilde adaya açıklanırdı. İlk başta oldukça karmaşık bir görünüme sahip olan bu bilgileri, adayın o an anlayabilmesi kesinlikle mümkün değildi. Anlatılanları sadece dinliyor ve ne anlama geldiğini zihninde bir yerlere oturtmaya çalışıyordu ama bu anlatılanlar  öylesine sembolik bir dile sahipti ki, bu sembolleri içselleştirebilmek  için adayın yıllar sürecek bir eğitimden geçmesi gerekiyordu. Zaten o an için adaydan da bu anlatılanlarıtam olarak idrak etmesi beklenmiyordu.  Tüm sembolik bilglerde olduğu gibi bu bilgiler de, kat kat bohçalanmış bir özelliğe sahipti. Her bir adayın bu bohçalardan  kaç katını açabileceği tamamen kendi kapasitesine  bağlıydı.

Sırlarla İlk Karşılaşma
Meşalelerin aydınlattığı holün çevresinde sıralanan devasa taş sütunların üzerine işlenmiş tam yirmi iki kabartma heykel  bulunmaktaydı. Hepsinin de altında bir harf ve bir sayı bulunmaktaydı. Mevcut yirmi iki heykel yirmi iki (emel sun sembolize etmekte ve “Ezoterik Bilimin Alfabesini oluşturmaktaydı. Bunlar evrensel prensiplerin anlaşılmasında anahtar  olabilecek sırlara karşılık geliyordu. Bu lisanda her hart ve her sayı, ilâhi alemde, ruhsal alemde ve fizik alemde yansımaları olan üç ögeli bir yasayı ifade etmekteydi.
“Kutsal Sembol Muhafızı” bunu adaya şu şekilde anlatmaktaydı:

Lirin bir teline dokunan parmak , gamdaki bir notayı nasıl çınlatıyor ve ayrıca da diğer notalarda nasıl bir titreşime yol açıyorsa, aynı şekilde bir sayının içerdiği tüm gizli güçleri  hayranlıkla seyreden zihin ile , bir harfi belli bir bilinçle telaffuz eden bir ses de, her üç alemde de yankılanan bir güce hayat vermektedir.

“Kutsal Sembol Muhafızı”nın bu sözleri aslında tüm evrende varolan ve yeryüzünde de geçerli olan çok önemli majik bir yasayı anlatmaktaydı

mabet-osiris

ilk sınavın ardından, meşalelede gayet iyi aydınlatılmış, üstü
Mısır inisiyasyonu’na ait sembollerle süslenmiş oldukça yüksek ve
heybetli sütunlarla desteklenmiş geniş salonda aday kendisine
yapılan ilk açıklamalarla karşılaşmaktaydı.
“Ezoterik Bilim’in Alfabesi”ni oluşturan mevcut yirmi iki heykel
yirmi iki temel sırrı sembolize etmekteydi.

Bu yasa “aşağısı yukarıya, yukarısı aşağıya benzer” sözleriyle Ezoterizm’de ifade edilen kozmik bir prensiptir. Bu aynı zamanda evrenin her köşesinde hep aynı tarzda işleyen yasaların varlığına işaret eder. Bu sırrı bilen bir Osiris rahibi, yeryüzünde belli bir konsantrasyonla ve belli bir bilinç düzeyi içinde kutsal alfabeye uygun belli bir sözcüğü telaffuz etliğinde; kozmik bir etkiyi, ya da ruhsal bir gücü harekete
geçirebilmekteydi. Bu yolla mucizevi diye nitelendirilen pekçok fenomen gerçekleştirilebilmekteydi. Bu tam anlamıyla majik bir uygulamaydı. İşte “Kutsal Sembol Muhafızı”nın adaya anlatmaya çalıştığı sır buydu…
Günümüzde sihirli olduğu dilden dile dolaşarak gelen “Abrakadabra”, “Okııs Pokus” gibi bazı sözcükleri hepimiz duymuşuzdur. Aslında bu inanışın altında yatan gerçek yukarıda aktarmaya çalıştığımız ve majinin önenıli bir bölümünüoluşturan bu evrensel prensibe dayanmaktadır. Kuşkusuz ki, halk arasında dilden dile dolaşarak gelen bu kalıplaşmış sözcüklerinbugün için hiçbir majik etkisi yoktur Ancak bir zamanlar bu tür kelimelerin mabetlerde kullanıldığını biliyoruz. Günümüze kadar gelen bu inanışın kökeni işte bu eski kültürlerin ezoterik bilgilerine dayanır, Ezoterizm’de bu konu “Ses’in Gücü” ya da “Ses Majisi” başlıkları altında ele alınmıştır. Dini Öğretiler’de karşımıza çıkan “Dua mekanizması “nın kökeni de, yine bu prensiple bağlantılıdır Bu prensip tüm dinlerin ezoterik içeriklerinde gizlenmiş ancak halka bu prensiphiç bir zaman açık olarak anlatılmamıştır. Sadece ibadetlerin bir parçası olarak bu teknik halka aktarılmıştır..
Her dinsel öğretide kullanılan duaların sahip oldukları bir enerji kapasiteleri vardır. Ancak bu enerjileri onların orjinal dillerinde okunduklarında ortaya çıktığı unutulmamalıdır.Majik yönü bir hayli gelişmiş olan Mısır İnisiyasyonu’nun önemli yazılı belgelerinden biri olan Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda da bu tür dua ve ilâhiler vardır. Ancak bunların tercümeleri, yukarıda açıkladığımız nedenden dolayı aynı etkiye sahip değillerdir.

PAYLAŞ
Önceki İçerikMısır-Atlantis-Mu-Kıtası-Mayalar-Şambala
Sonraki İçerikİsis Mabedinde İnisiyasyona Başlangıç
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER