Antik Mısırda Thot’un Kitabı’na göre İlâhi Oluşum

691
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Thot Osiris’e hitaben şöyle bir dilekte bulunur:
– “O halde bana bu İlâhi oluşumun işleyişini ve insanların bu dünyaya geliş ve gidiş serüvenlerini gösterir misin?”
Bunun üzerine Osiris Thot’a gözlerini kapatıp arkasına yaslanmasını söylemişti. Bundan sonrasını birlikte takip etmeye devam edelim:
Thot kendisini bir anda uzayın derinliklerinde buldu… Bir göktaşı gibi uzayda süzülüyordu… Sonra taş gibi ağırlaşmaya  başladığını hissetti… Hızla karanlık bir tünelin içinden geçip dağlık bir arazide yere indi. Kendisini bir dağın zirvesinde bulmuştu… Vakit geceydi. Yerküre karanlık ve çıplaktı…
Vücudunun tüm uzuvları gülle gibi ağırlaşmış, hareket etmekte  bile güçlük çekiyordu… Derken gökyüzünden yeryüzünü kaplayan Osiris’in sesini işitti:

Gözlerini yukarıya kaldır da bak!…

Birbiri üzerine binmiş eş merkezli ışıklar saçan yedi kubbe  yeryüzünü Doğu’dan Batı’ya kadar kaplamıştı. En sonuncusunun üzerini ise bir kemer gibi Samanyolu sarmaktaydı. Her biri şeffaf camdan yapılmış gibi duran ve içleri pırıl pırıl ışıklarla donatılmış yedi katlı gök tüm heybetiyle yukarıda duruyordu. Her kürede gezegene benzeyen farklı renkteki bir ışık topu dolanıp durmaktaydı. Bu ışık toplarına da yine  farklı görünümdeki melekler eşlik etmekteydiler. Melekler  ışık toplarının sürekli yanında bulunmakta adeta onları görüp  gözetmekteydiler.
Bu olup bitenleri hayranlıkla seyre dalan Thot, Osiris’in şu sözleriyle irkildi:
— Bak… Dinle.,. Ve anla..,

Thot olup bitenlere pek bir anlam veremiyordu. Bunu  farkeden Osiris tekrar sözü ele aldı ve olup bitenleri açıklamaya  başladı:

Her türlü yaşama imkan veren şu yedi kubbeye bak. Bunlar Hiyerarşik bir düzende sıralanmış olan göğün yedi katlarıdır. Ruhların aşağılara inip sonra tekrar yukarıya tırmanışları bu kubbelerde cereyan eder. Her birinin içindeki Yedi Melek, İlahi Kelam’ın yedi ışınıdır. Her biri ruhların varoluşunun bir yönüne kumanda etmektedir.

1. Kat ( Ay Meleği ) 

Endişeli endişeli  tebessüm ederken gördüğün başında gümüş orak şekilli taç giymiş olanı, doğum ve ölüm süreçlerini kontrol etmektedir.

2. Kat ( Merkür Meleği ) 

Onun üstünde yer alan görevi bilim yüklü sihirli asasıyla aşağılara inen veya yukarılara çıkan ruhlara yol göstermektedir.

3. Kat ( Venüs  Meleği ) 

Onun hemen üstündeki meleğin elindeki aynaya bakanlar kendilerini tanımaktadırlar.

 4. Kat ( Güneş Meleği )

Onun da üstündeki elinde meşale tutan melek, ahengi, güzelliği ve saflığı  kollar ve geliştirir.

5. Kat ( Mars Meleği ) 

Daha da yukarılardaki elinde kılıç tutan melek evrensel adaleti yerine getirir. Varlıkların  ne ekerse onları biçmesi, bu meleğin yönettiği yasalarla gerçekleşir.

6. Kat ( Jüpiter Meleği ) 

Gök mavisi kürede tahtın içinde oturan melek ise ,İlahi Zeka’nın sembolü olan Yüce Kudret Asası’nı taşımaktadır.

7. Kat ( Satürn Meleği ) 

Göğün en üst noktasında ise , Bilgelik Küresi’ni taşıyan melek bulunmaktadır.

Burada sembolik bir şekilde dünyamızın görüp gözeticilik sistemi dile getirilmektedir. Evrensel İdare Mekanizması’nın dünyamızla ilgili bölümünün anlatılması söz konusudur. Yedi katlı göklerin her biri farklı ruhsal idareci planların sembolüdür. Meleklerle anlatılmak istenen budur.
Bunların her birinin ne anlama geldiğinin üzerinde ayrı ayrı durmak gerekir. Çünkü özetini yaptığımız bu satırlar son derece sembolik ve üstü örtülü bir durumda dile getirilmiş durumdadır. Bunu yapabilmek için Thot’un Kitabı’mn sayfaları arasında biraz daha gezinelim…

Ruh Göğün Evladıdır…
Osiris’in az önceki açıklamalarına karşılık olarak Thot şunları söyler:

– “Evet!… Görünen ve görünmeyen alemleri içeren yedi bölgeyi görüyorum. Bu yedi bölgenin hepsine nüfuz eden ve hepsini yöneten Işık Kelâm’in yani biricik Tanrı’nın Yedi Işını ‘nı görebiliyorum. Ama ey benim yüce mürşidim, insanların bu alemlerdeki seyahatleri nasıl gerçekleşmektedir? “

Osiris tekrar açıklamalarına başlar:

Samanyolu bölgesinden yedinci küreye düşen şu ışıklı tohumu görüyor musun ? Bunlar ruh tohumlarıdır. Bunlar Satürn bölgesine geldiklerinde kaygıdan ve tasadan uzak mutluluk içinde fakat mutluluklarının farkında olmadan yaşayan buhar gibi şeylerdir. Ama Satürn bölgesinden daha aşağı bölgelere düşerken giderek ağırlaşan bedenlere bürünürler. Her bedenlenişte içine girdikleri ortama uyum sağlarlar ve pırıltılarını gittikçe kaybederler. Bu içine girdikleri ortamların bir zaruretidir. Kendi ışıklarını azaltmadan daha aşağı ortamlara uyum sağlayamazlar. Yaşamsal enerjileri arınmaktadır ama daha kaba bedenlere girdikçe o semavi kökenlerinin anısına gitgide unutmaktadırlar. İşte ruhların aşağılara inişleri böyle gerçekleşmektedir.Dünyaya geldiklerinde maddeye daha da bağlanmaya, bir beden içinde yaşam özlemiyle daha da sarhoş olan ruhlar, kendilerini maddi zevkler peşinde koşarken bulurlar.Onlar için şehvet ve maddi zevkler yaşamlarının ana gayesi haline gelir. Beden içinde yaşarken İlahi Yaşamı boş bir düş gibi hayal etmekten başka bir şey yapamayan insanların dünyası işte böyle bir dünyadır… Ancak inisiyeler bilir ki, ruh göğün evladıdır. Aranızda böyle inisiyeler vardır ve sen de onlardan biri olacaksın.

Yukarıda anlatılanların, Thot’un Atlantis’teki eğitimi sırasında bizzat Thot’un başından geçenleri dile getirdiğini tahmin etmekteyiz. Belli ki daha sonraları Thot, bunları kaleme almış ve “Thot’un Kitabı” olarak bilinen inisiyatik bilgileri oluşturmuştur. Ve yukarıdaki son satırda dile getirilen kehanet
gerçekleşmiş, Thot gerçekten de inisiye olmuş hatta bununla da kalmayarak bu sırları “Osiris Öğretisi” adı altında Mısır’a getirerek. Tufan sonrasında bu bilgilerin yaşamasına olanak sağlamıştır.Anlatım son derece sade ve açıktır. Anlatımda sembolik unsurlar bulunsa da, anlatılmak istenen meselenin özü rahatlıkla anlaşılabilecek durumdadır. Ruhsal varlığın en incesinden en kabasına doğru farklı boyutlardaki maddi alemlere nasıl süzüldüğünü yani nasıl enkarne olduğunu anlatmaktadır. Öz olarak İlâhi bir hüvviyete sahip olan ruhsal enerjinin maddi alemlerde bu enerjisini kabalaştırma mecburiyeti olduğu
da tüm açıklığıyla dile getirilmiştir. “Beden içinde yaşarken İlâhi Yaşamı hoş hır düş gibi hayâl etmekten başka bir şey yapamayan insanların dünyası işte böyle bir dünyadır” sözüyle bu dünyaya enkarne olan
varlıkların unutma sürecine girdikleri anlatılmaktadır. Gerçekten de böyle olmuş ve insanlık özellikle “Demir Çağ”da İlâhi yaşamla olan irtibatını büyük bir oranda unutmuştur. Dolayısıyla kökenini de…

Satürn Bölgesi
Metinde geçen “Satürn Bölgesi” az önce de görmüş olduğumuz gibi yedi katlı göğün (ruhsal idareci planların) en üst kısmında yer alan bir planın sembolik ismidir. Bu ezoterik sembol başka toplumların ezoterik çalışmalarında da karşımıza çıkmaktadır. Bu sembolü kullananlardan biri de “Batıni
Ekol’ün Anadolu’daki en cinde gelen uygulayıcılarından
Mevlânâ’dır.
Mevlânâ’nın hemen hemen tamamen açık bir şekilde dile getirdiği konulardan biri de, Evrensel İdare Mekanizması ve bu mekanizmanın dünyamızla olan bağlantılarıdır. Bu konuya kitaplarında hayli yer vermiştir. Biz bunlardan konumuzla direkt ilgili olan bir bölümü aktarmak istiyoruz.
Mesnevi’de İdris Peygamber’in bir enkarnasyonunda 8 yıl Satürn’de (Zuhal) öğrenim görüp inisiye olduğu, Dünya’ya döndüğünde de, astrolojiyi ve astronomiyi uygulayıp öğrettiğini şu dizelerle anlatılmaktadır:

İdris, yıldızların cinsindendi. Onun için sekiz yıl Zühal’de kaldı. Zuhal, Doğular’da da onun dostu oldu, Batılar’da da. Her halde onunla konuştu, onun sırlanna mahrem oldu. Kaybolduktan sonra tekrar Dünya’ya gelince yeryüzünde yıldızlar bilimine dair ders verdi. İdris Peygamber’le Thot’un aynı kişiler olduklarını bir kez daha hatırlatacak olursak, Mevlânâ’nın bu dizelerinde dile getirdikleriyle, Thot’un Kitabı’nda dile getirilen ne kadar birbirleriyle paralellik gösterdiği derhal ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bu dizelerin ayrı bir önemi vardır. Çoğunlukla ezoterizmde karşılaştığımız “Satürn’de eğilim gören kimiler meselesi” Mesnevi’de gayet açık bir şekilde dile getirilmiş bulunmaktadır. Mevlânâ bu sırrı dizelerinde
dile getirirken aynı zamanda “Kozmik – Galaktik Uygarlıklar” ın dünyamız üzerindeki fonksiyonlarını da dolaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı Thot’un kitabında olduğu gibi…
Satürn Bölgesi’yle irtibata girmek demek, Thot’un kitabında geçen bu yedi kat göğün sırrına varmak demektir. Nitekim Osiris de Thot’a bu sırra ancak inisiyeler ulaşabilir dememiş miydi?…
Kur’an-ı Kerim’de bu ezoterik bilgileri doğrular nitelikte ayetler vardır. Bu ayetlerin öncesinde bir takım peygamberlerin Muhammed Peygamberce anılması istenir ve sıra İdris Peygambere gelir:
Ey Muhammed, Kitap’ta idris’e dair söylediklerimizi de an; çünkü o dosdoğru bir peygamberdi. Onu yüce bir yere yükselttik.
(Meryem: 19/56-57)

Ayetin hemen devamında İdris Peygamber’in Tufan’ndan önceki nesle ait olan bir kişi olduğu son derece açık bir şekilde ifade edilir:
İşte onlar Adem’in ve Nuh’la beraber taşıdıklarımızın soyundan;
İbrahim ve israil’in soyundan ve seçip doğru yola eriştirdiğimiz, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerdendir..,
, (Meryem Suresi: 19/58)
Konu belli bir oranda da olsa, sanırım açıklığa kavuşmuştur. Biz Thol’un Kitabı’nda anlatılanlara tekrar geri dönelim.
Cehennem Sembolü ve “Astral Tortular”ın yakılması…
Thot Osiris’in kendisine izlettiği bu vizyondan çok etkilenmişti. Ancak aklına bazı sorular takılmıştı:
– “Dünyaya kadar gelen bu ruhlara sonra ne oluyor? Bu madde girdabından kurtulamamak diye bir şey söz konusu olabiliyor muydu?”
Zihninden bu somlar geçerken, Osiris’in kendisine gösterdiği vizyon da yavaş yavaş silikleşmeye başlamıştı. Bir ara Osiris’in o muhteşem görüntüsüyle karşı karşıya geldi ve ardından Thot kendisini siyah bir bulutun içinde buluverdi. Ancak bu sefer gördükleri hiç de iç açıcı şeyler değildi. Canavarımsı hayvanları andıran garip mahluklar tarafından parçalanmakta olan çaresizlik içindeki insanlar bu kez
gözünün önünde canlanmıştı… Çevresini çok korkunç bir manzara kaplamıştı… Pırıltılar içindeki dünyadan, sanki yeraltındaki zindanlara inmiş gibiydi…
Derken yine Osiris’in sesi duyuldu

Kendilerini girdaptan kurtaramayan ruhların kaderi budur işte!… Onların bu ıstırapları ancak, tam bir şuur kaybı demek olan , tahrip oluşlarıyla sona ermektedir.

Metapsişik çalışmalarda ve ezoterik öğretilerde dile getirilen çok önemli bir bilgiyle burada karşılaşılmaktadır. Thot’un Kitabı’nda geçen “Tahrip Olmak” kavramı, metapsişik ve ezoterik öğretilerde “Astral Yanma” olarak tanımlanır. Bu konuyu biraz açalım…

Maddeye bağlanabilmek için kendi ışığını azaltmak zorunda alan varlık, dünyada yaşarken astral yapısında da çok büyük bir kabalaşmaya maruz kalmaktadır. İşte varlığın en çok etkilendiği olumsuz koşul da budur. Astral yapısı kabalaşan ve adeta bir kabuk gibi varlığın iç ışığını bedensel yaşamına aktarmasına engel olan bu sonuçla her varlık karşılaşmaktadır. Ve her varlık bu dünyadan ayrılıp asıl vatanına dönerken bu astral kabuktan kurtulmak zorunluluğu ile karşı karşıya  gelmektedir. İnisiyasyonun asıl amacı işte bu kabuğu henüz daha dünyadayken yok etmektir. Ancak unutmamak gerekir ki, özel bir inisiyasyona alınmayan varlıklar da bu kabuklarından kurtulmak zorundadır. Peki bu mümkün müdür? Evet. Bunun da tek bir yolu bulunmaktadır:

Pozitif enerjiler içinde kalabilmek. Çünkü bu astral tortuyu oluşturan ana faktör negatif enerjilerdir. Bunu temizleyecek temel unsur ise bunun karşıtı olan pozitif enerjilerdir Evet… görüldüğü gibi bunun çaresi son derece basittir. Ama bunun uygulanabilmesi son derece güçtür. Çünkü “negatif enerjilerden uzak kalınız” demekle negatif enerjilerin kullanımına son verilemez. Bunun için özel çalışmalar gereklidir. Tüm dinlerin insanları pozitif alana yöneltmeye çalışmalarının asıl sebebi işte bu teknik meseleye dayanır Dinlerde
uygulanan çeşitli ibadet ve ayinlerle bu gerçekleştirilmeye çalışılır. Dinlerde bu konuyla ilgili söylenilen bir başka şey dahavardır. Günah işleyen insanların cehenneme gideceğinden sözedilir.Cehennem sembolünün ana teması ise ateştir. Ateşte yanmakla anlatılmak istenen asıl mesele, astral tortuların yakılmasıdır. Gerçekten de astral tortuların yakılması diye bir olgu vardır. Bazı insanlarda bu tortu o denli ağırlaşır ki, bu tortu kendi başlanna temizlenebilme imkanını ortadan kaldırabilmektedir. İşte böyle durumlarda varlığa bir yardım eli uzatılarak, kendi başına temizleyemediği bu tortu, özel bir manyetik etkiyle yok edilebilir. Ancak bu uygulama varlığın astral bilgi merkezindeki pekçok anıyı da yok etmektedir. Yani
varlık, madde ile girdiği bu irtibat sırasında geçirdiği pekçokenkarnasyona ait bilgiyi bir anda kaybetmektedir.Az önce Thot’un Kitabı’nda geçen “Onların bu ıstırapları ancak, tam bir şuur kaybı demek olan, tahrip oluşlarıyla birlikte sona ermektedir” sözünün ardında yatan gerçekle, dinlerde dile getirilen “cehennemde yanma” temasının ardında yatan gizli mesaj işte budur…
Madde girdabından kurtulup ve Ruhların tekrar yukarı çıkışları…
Sıra aşağıya inen ruhların tekrar yukarıya çıkış süreçlerini Thot’a göstermeye gelmişti. Tekrar gökyüzünü kaplayan yedi katlı gök Thot’un gözü önünde canlardınlmıştı. Osiris birinci kubbeye çıkan birkaç ruhu göstererek şunları söylüyordu:

Birinci kubbeye doğru tırmanmaya çalışan ruh topluluğunu görüyor musun?  Bir kısmı Dünya’ya doğru tıpkı fırtınaya tutulmuş kuşlar gibi düşmekte. Diğer bir kısmı da, var güçleriyle bir üst kubbey ulaşmak için büyük bir çaba sarfetmekteler. ve sırayla kubbeleri teker teker geçiyorlar. Her bir üst kubbeye tırmandıkça nasıl da pırıldadıklarını görüyor musun? En üst kubbeye varabilenler için bu serüven sona ermektedir. Bu birkaç dakika içinde gördüklerin yüzyıllarca süren insanlık tarihinin kısa bir görünümünden ibarettir. ve bu serüven hala devam etmektedir. Bu yol, inenler ve çıkanlarla doludur. Ve şunu asla unutma ki, inmiş olanlar bir gün mutlaka yeniden çıkmak zorundadırlar. Bu onların değişmez kaderidir. Ancak bunun hiç de kolay olmadığını  görüyorsun. Umarım gördüklerini anlıyorsundur.

Thot büyülenmiş gibi olduğu yerde lıareketsiz donup kalmış, kendisine seyrettirilenleri takip etmeye çalışıyordu. Osiris’in ne anlatmaya çalıştığını anladığını belirtmek için başını  hafifçe aşağıya doğru eğdi.

– “Bu çıkışı başarabilmek için ne yapmam gerekiyor? “

Ruhunu yükseltebilmek için fazlalıklardan kurtulman gerekir. Ruhunu hafifleştirmeye bak. Yedi kubbeyi tırmanan ve içinden geçtikleri bölgelere  kıvılcım saçan  şu uzaklardaki ruhların uçuşlarını seyrederek , kararmış manevi varlığını günlük güneşlik hale getirmeye çalış. Zira sen de onları takip edebilirsin. Yücelmek için istemek yeterlidir. Etrafa nasıl dağıldıklarına ve ilahi gruplar oluşturduklarına bir bak. Her biri kendilerine uygun bölgelere kadar yükselip, o bölgenin meleğinin kanatları altına toplanmaktalar. Bu yedi bölge hep bir ağızdan şunu söylemektir. 

Bilgelik…Aşk …. Adalet.. Güzellik.. Görkem… Bilim … Ölümsüzlük

Öte Alem’in çok belirleyici bir özelliği burada dile getirilmektedir. Bedenini terk eden varlığın Spatyom’da kendisine uygun bir bölgede yer edinebildiği bugüne kadar gerçekleştirilen Metapisişik çalışmalarda net bir şekilde anaşılmış durumdadır.
Metapisişik çalışmalarda “Spatyom”, dinsel terminolojide ise “Alıiret” olarak isimlendirilen Öte Alem’in maddesel yapısının, çok yüksek titreşimli maddelerden oluştuğu ve bu oluşumun da kendi içinde en kabasından en süptiline kadar çeşitli merhalelerden meydana geldiği tespit edilmiştir. Metapisişik çalışmaları yakından takip eden okurlarımızın bildiği gibi, bedenini terk eden her varlık, astral bedeniyle
bu mekana intikâl etmektedir. Dünyada yaşarken astral bedenimizi  ne kadar inceltebildiysek yani astral tortularımızı ne kadar temizleyebildiysek. Öte Alem’de o kadar yüksek seviyelerde  bir yer edinebilmemiz mümkün olabilmektedir. Bu  tamamen kendiliğinden gerçekleşen bir süreçtir. Öte Alem’in hangi vibrasyonel kısmına Astral Bedenimiz senkronize olursa, orada bir yer edinmemiz kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. İstesek de daha ötelere geçememiz mümkün olamamaktadır.
Thot’un Kitabı’nda bu mesele tek bir cümleyle özetlenmiş durumdadır: “…Her biri kendilerine uygun bölgelere kadar yükselip, o bölgenin meleğinin kanatlan altında toplanmaktalar….”
Dünya Spatyomu için geçerli olan bu husus dünya spatyomunu terk etmeyi başarabilen varlıkların ruhsal planına kavuşmak için yapacağı ruhsal yolculuğu için de geçerlidir. Ve sonunda her varlık evrensel varoluşta bağlı bulunduğu ruhsal planına dahil olacaktır. Dönüşümüz onadır…
Sizlerin de farkettiğiniz gibi Thot’un Kitabı’nda yazılanlar her ne kadar sembolik unsurlar taşısa da yine de anlaşılması son derece basit duramdadır. Bunun nedeni, bu kitabın bizim devremize ait bir kitap
olmamasıdır. Atlantis’te bilgiler bu şekilde insanlara aktarılmaktaydı. Bilgilerin bohçalanması, üstünün örtülerek sembollere büründürülerek insanlara aktarılması bizim devremize ait bir üsluptur. Bu üslubun nedenini daha önce söylemiştik: İnsanlığın aşamalı olarak aşağıya inebilmesi için buna gerek  vardı.

Kaynak : Antik Mısır’ın Sırları – Ergun Candan

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntik Mısırda Thot’un Kitabındaki Sırlar Bilgisi
Sonraki İçerikAntik Mısırda Mitolojik Tanrılar
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER