Babil Metalurji Simgeciliği Ve Ritüelleri

363

1925 yılında R. Campbell Thompson’un Asur kimya metinlerini yayımlamasından sonra R. Eisler bir Babil simyasının varlığı hi­potezini ortaya atmıştı. Eisler bunu ku-bu (“embriyon”,”fetüs”) teri­mine dayandırıyor; bunu simgesel olarak ana rahmine benzetilen fı­rındaki maden cevheri olarak anlıyordu. Böyle bir tasavvur bir çok gelenekte de tespit edilmiştir. Anca R. Eisler için fazladan bir şey söz konusuydu: Babil inanışında metalle­rin olgunlaşması ve mükemmelleşmesi fikriyle ilgili ilk tarihsel bel­geyi belirlediğini ve sonuç olarak da simyanın Mezopotamya’daki köklerini açığa çıkarttığını düşünüyordu.

Zim­mern’in Almanca ve E. Eisler’in Fransızca ele aldığı bu Assurbanipal kütüphanesine ait temel metin şöyledir:

“Maden fırınının (ku-bu) planı hazır olunca hayırlı bir ayın hayırlı bir gününü bekleyeceksin; işte o gün fırının planını yere sereceksin. Onlar fırını yaparlarken, (onları) izleyecek ve sen de (fırın evinde) çalışacaksın, zamanından önce doğmuş embriyonları getireceksin, bir başkası (bir yabancı) girmeme­lidir, temiz olmayan bir kişi de onların önünden geçmemelidir; önlerinde gereği gibi saçı saçmalısın, “madeni” fırına koyacağın gün embriyonların önünde bir kurban keseceksin; çam tütsü­sü ile bir tütsülük koyacaksın, önlerinde “kurunna birası” saça­caksın.

Fırının altında bir ateş yakacaksın ve ‘madeni’ fırının içine koyacaksın. Fırına bakmak için getireceğin adamlar arınmalıdır ve sonra fırına bakmaları için onları oraya getireceksin. Fırında ya­kacağın odun günlükağacı (sarbatu) odunu olmalıdır; kabukla­rı ayıklanmış, kalın, büyük odunlar olmalıdır, Ab ayında kesil­miş olmalı ve dışarıda yığın yığın değil, deriye sarılı olarak sak­lanmış olmalıdır. Bu ağacı fırına koyacaksın. “

Mezopotamya’da metalurji uğraşı bir dizi törensel işlemi içeriyordu. Uğurlu bir ay ve gün seçiliyordu, fı­rının etrafı kutsanıyor, buraya arınmamışlar giremiyor, aynı zamanda işçiler arınıyor, maden filizleri için saçılar saçılıyor, ardından kur­banlar kesiliyor, ateş için özel bir odun gerekiyordu.

Metalurji işinin ne derece kutsal bir atmosfere bulaştığını ölçmek için Afrikalı demircileri düşünmemiz yeterli olacaktır. Uşi demircileri fırınlara tavuk kurban ediyorlardı; Bakitalar ör­sün üstünde bir koyun ve bir tavuk kurban ederlerdi.Fırınlara “ilaç­lar” koyma adeti çok yaygındır.Bira saçısı da yapılır: Baylalarda dö­küm için uygulanan ilk ritüel “ilaçlarla” karıştırılmış biranın fırının altında açılmış dört delikten dökülmesinden ibarettir.

Campbell Thompson’ın yayımlayıp çevirdiği bir başka metinde şu reçeteyi buluruz: “Embriyonları çıkar, (ölüler için) bir kurban sun, işçiler için kurbanlar sun; kalanı bir kalıpta topla, fırına koy.”

Ku-bu metalurji metinlerinde fırınlarda biçimlenecek olan maden cevherlerini, ham maddeyi, ilksel “embri­yolojik” maddeyi ifade eder. Paleolitik Doğu’da maden ile dölyolu (uterus) koşutluğu bu yorumu doğrulamaktadır. R. Eisler ku-bu’yu maden filizleri anlamında “emb­riyonlar” olarak çevirmekte haklıysa o zaman fırın, içinde maden fi­lizlerinin olgunlaştığı Toprak Ana’nın yerine geçmiş bir rahim olma­lıdır. Bu vesilelerle sunulan kurbanların ise doğumla ilgili kurbanlara benzediği düşünülebilir. Bu fikir evrensel olarak yaygındı. Metaller yerin karnında “büyürler.”

Metalurji işlerine eşlik eden simgeler ve ayinlerde insanın Doğa’yla etkin olarak işbirliğine gittiği fikri or­taya çıkıyor; buna belki de insanın çalışma sayesinde “Doğa süreçleri­nin yerini doldurabileceği” düşüncesi demek gerekiyor. Canlı bir ham­maddeden itibaren kozmogoninin örnek eylemi zaman zaman kozmik bir embriyoloji olarak kavranmıştır: Tiamat’ın bedeni Marduk’un el­lerinde bir “embriyon (fetüs)” gibiydi. Tıpkı her tür yaratımın ve ya­pımın kozmogonik örneği izlemesi gibi insan da bir şey yapıp bir şey yaratırken demiurgosun eylemine öykünüyordu. Ancak kozmogo­nik simgelerin embriyolojik bir bağlamda ortaya çıkarken nesnelerin yapımı çocuk doğurmaya eşdeğerdi; yer kaynaklı bir hammaddeden her tür yaratım ebelikle ilgili bir değer kazanmaktaydı: Bir büyüme sürecine müdahale ediliyor, olgunlaşma hızlandırılıyor ya da embriyonun dışarı çıkarılması sağlanıyor­du. Bu nedenle metalurji işi bir düşükle aynı şey olarak, zamanından önce yapılan bir ebelik işlemi olarak hissedilmişti.

İnsanın kozmik zamanın ritmine müdahale edebileceği, doğal bir süreci öne alabileceği, büyümeyi hızlandırabileceği düşüncesi işte bu metalurjik ve tarımsal tekniklerle ilişki içindeki ritüel deneyimlerden başlayarak yavaş yavaş belirginleşmiştir. Elbette burada açıkça dile getirilmiş düşünceler yoktu; daha çok önseziler, kehanetler vardı. Bu­nunla birlikte insanın Zaman’ın işini üstlenebileceği gibi büyük bir keşfin başlangıç noktası burasıydı; bu düşüncenin sonraki Batı metin­lerinde açıkça dile getirildiğini görüyoruz.

Yine iki bin yıl boyunca felsefi imgelemi meşgul eden simyevi eser, “opus alc­hymicum”un temeli ve doğrulaması da burada bulunuyor: Bu felsefi düşünce insanın ve Kozmos’un Filozof Taşı tarafından başkalaştırıl­ması düşüncesidir. Varoluşun mineral düzeyinde, Taş şu mucizeyi gerçekleştiriyordu: Taş “kusurlu” (ham) bir metalin şimdiki hali ile en son hali (altına dönüşmüş hali) arasındaki zamansal mesafeyi orta­dan kaldırıyordu.Taş başkalaşımı neredeyse anında gerçekleştiriyor­du: Zamanın yerine geçiyordu.

Kaynak : Mircea Eliade- Demirciler Ve Simyacılar.

PAYLAŞ
Önceki İçerikBarok Dönemi
Sonraki İçerikAntik Yunan Tiyatrosu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER