Eski Mısırlılar Mu ve Atlantisten mi Geldi?

252
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Atlantis’teki Osiris Öğretisi Bu büyük felâketler zinciri henüz daha başlamadan önce Mu ve Atlantisli rahipler yaşanacaklardan haberdardılar ve bu konuda halklarını çok önceden uyarmışlardı.
Beklenen Tufan’dan en az etkilenecek olan bölgeler tespit edildikten sonra buralara yoğun göçler düzenlemeye başlamışlardı. İşte bu bölgelerden biri de Mısır topraklarıydı. Mısır önce Mu’dan sonra da Atlantis’ten yoğun göçler almıştı. Tarihçilerin bir zamanlar bir türlü içinden çıkamadıkları;
“Bir anda böylesine ileri düzeyli bir uygarlık Afrika’nın Kuzeyi’nde nasıl oluşmııştıır” sorusunun cevabı işte bu göçlerde yatmaktaydı. Tarihin çok eski dönemlerinden başlayan, Atlantis’le Mu arasında sürekli bir irtibatın olduğu bilinmektedir. Bu irtibat Mu Bilgeliği’nin Atlantis’e taşınmasında çok önemli bir rol
görmüştür. Orta Asya’nın muhtelif yörelerinde buluanan çok eski bir kültüre ait bilgiler veren taş tabletlerden elde edilen ezoterik bilgilere göre, Mu’ya indirilen kozmik öğretinin kaynağı “Sirius
Kültürü” idi. Bu tabletlerin içerikleriylc ilgili ilk bilgiler ünlü araştırmacı James Churchward tarafından dünyaya duyurulmuştur, James Churchward kendi anlayışı ile bu bilgileri yorumlamış “ANTİK MISIR SIRLARI”ve bu öğreti sistemine dünyanın ilk Tek Tanrılı dini adını vermişti.Onun Tek Tanrılı din olarak yorumladığı sistem aslında bir din değil, tam anlamıyla kozmik kökenli bir öğretiydi. Bu öğreti ilk kez Mu’da yaşam bulmuş ve oradan da Atlantis’e taşınmıştır. Ancak zamanla Atlantis’te bu öğreti dejenere
olmuştu. İşte bundan sonrasını tabletler şöyle anlatır. Tabletler konumuzla çok yakından ilgili olan bir isimden bahsetmektedirler. Bu isim Osiris’tir… Günümüzden 18-20 bin yıl önce yaşamış olan bu kişiden
Atlanlisli bir bilge olarak söz edilmekledir. O dönemlerde Atlantis’te başlayan dejenerasyon hat safhaya ulaşmıştı, Osiris bilgisini derinleştirmek üzere doğduğu ülke Atlantis’i terkedip Mu Kıtası’na gitti. Oradaki Naakal Okullan’nda “MU Kozmik Öğretisi” ile ilgili inisiyatik dersler aldı. Daha sonra Atlantis’e geri döndü. Tüm yaşamını Atlantis halkını aydınlatmaya ve Mu Kültürü’nü anlatmaya adıyan Osiris, birtakım
çıkarları uğruna Kozmik Öğretiyi yozlaştırmış Atlantis rahip sınıfının etkisi altında oluşan yanlış anlayışları ve uydurma kavramları düzeltmeye çalıştı. Halktan çok büyük destek gördü. Halk kısa süre içinde ona büyük bir sevgi ve saygıyla bağlandı. Sonunda Atlantis’in ruhani lideri oldu. Kendisini Atlantis Kralı Uranos’un yerine getirmek istediler. Fakat o bunu kabul etmedi. Ölümünden sonra kendisine bağlı inisiyelerce adının yaşatılması için, Atlantis’te yaymaya çalıştığı Mu kökenli Kozmik Öğreti’ye “Osiris Dini” adı verildi. Ve binlerce yıl bu öğreti Atlantis’e hakim oldu.

Mu’dan Yukarı Mısır’aAtlantis’te bunlar yaşanırken, Mu Kıtası’ndan çevre kıtalara göçler de başlamıştı. Mu’nun önde gelen ırklarından biri olan Nagalar önee Burma’ya oradan da Hindistan’a, sonrasında
ise iki kola ayrılarak bir kol Babile diğer bir kol ise Kızıldeniz  üzerinden “Yukarı Mısır” tabir edilen Afrikan’ın Kuzey Doğu’sundaki Kızıldeniz kıyılarına yerleştiler. Eski tarihi kayıtlarda bu bölge ”Maiu” olarak isimlendirilmişti. Yukarı Mısır’daki Nübye’de yer alan Maiu, bu günkü Suakin kentinin
yakınlarında  , Kızıldeniz kıyısındadır. Bu bölgelerde yerleşim birimlerinin kurulduğunu, hemMısır kaynaklan hem de Hint kaynaklan teyid etmektedir.Bazı Yunan tarihçilerinin ve filozoflarının “Mısırlılar
Hindistan’dan gelmiş kolonicilerdir” demelerinin altında yalan gerçek işte budur. Kitaplarını Hindistan’daki çeşitli gizli mabetlerdeki kayıtlardan yararlanarak kaleme aldığı bilinen dünyaca ünlü
Hint tarihçisi Valmiki de, bu konuda son derece açık anlatımlarla bulunmuştur. Örneğin Rişi Mabedi’nin gizli kayıtlanndan aldığı bir alıntıda şöyle der:

“Hindistan’dan gelen Mayalar (5”) Mısır’da bir koloni kurdular veburaya Maiu adını verdiler.”
Ramayana isimli ünlü eserinde ise daha ayrıntılı bir bilgi verir:
“Naakaller önce Hindistan’ın Dekkan bölgesinde yerleştiler.Sonra da dinlerini ve bilgilerini Babil ve Mısır kolonilerine aktardılar.

mu haritasi

Tibet civarındaki bir mabette bulunan eski bir haritadan uyarlanarak hazırlanmıştır.Bu harita ilk kez James Churchward tarohndan dünya kamuoyuna duyurulmuştur

Kısaca özetlemek gerekirse:
Mısır topraklarına ilk ayak basanlar Mu kolonilerinin Naga koluydu. Nagalar Mu’da Naakaller olarak isimlendirilmekteydi.Bu nedenle eski tarihi kayıtlarda bazen Nagalar bazenise Naakeller olarak bu toplum isimlendirilmiştir.Mu Kıtası batmadan önce gerçekleştirilen bu göç Mısırlılar’ın atalarını oluşturdu. Ancak Mısır, hem bu dönemde hem de Atlantis’in batışına yakın dönemlerde yoğun olarak Atlantis’ten
de göç almıştır. Bu nedenle Mısır halkının ataları dediğimiz zaman hem Mulular’ı hem de Atlantisliler’i bir arada ele almak gerekir. Mısır toplumu o topraklarda sıfırdan başlayarak gelişim gösteren bir uygarlık değil, yapılan göçlerle gelişmiş bir kültürün buraya taşınmasıyla ortaya çıkmış bir ülkedir Hatta bir
değil birbirine son derece benzeyen iki kültürün: Mu ve Atlantis Kültürü’nün…
Evet… Gelelim Atlantis’ten Mısır’a yapılan göçlere…
OSİRİS ÖĞRETİSİ’NİN MISIR’A GELİŞİ
Atlantis’ten yapılan göçler, bölgenin “Aşağı Mısır” olarak tabir edilen kesimine gerçekleştirildi. İlk büyük yerleşimbirimi ve ilk büyük mabet Nil Deltası’ndaki Sais’te kuruldu. Daha önce Osiris Öğretisi’nin Atlantis’te nasıl bir gelişim gösterdiğini görmüştük. Atlantis’ten Mısır’a gerçekleştirilen göçlerle, sözünü etmiş olduğumuz Osiris Öğretisi de Mısır’a taşındı. Osiris Öğretisi’nin Mısır’a getirilişi, Atlantisli bir bilge
olan Thot tarafından M.Ö. 14 bin yıllarında gerçekleştirilmiştir Yani Atlantis’in batışından yaklaşık 4.000 yıl önce…

misir haritasi

Thot zamanından Menes zamanına kadar yani MÖ.14.000’den M.Ö. 5000’e kadar geçen tam 9000 yıl boyunca hu öğretinin gizli mabetlerde korunması Horus unvanı ile anılan  rahiplerce sağlandı.
Bu konuda en açık yazılı kaynaklardan biri Herodot’a aittir.

Herodot şöyle der:
“Horus, Kral Menes tahta geçmeden evvel Mısır’ın Hiyararşik yöneticisiydi.” Benzer bir başka anlatım da Mısırlı rahip ve tarihçi Manetho taralından kaleme alınmıştır:
“Mısır’daki bilgeler yönetimi 10.000 yıl devam eder. Bilgeler, Hiyeratik hükümdardırlar.”
Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda ise Horusla ilgili şöyle bir tanımlama yer alır:
“Horus, ilâhi babasının özünden geldi. Mısır’ın Yöneticisi oldu.”Gelenler kültürleriyle birlikte gelmişler ve bir anda Mısır’dabüyük bir inisiyatik merkez kurmuşlardı. Ancak mabetlerin derinliklerinde saklanan bu “inisiyatik sırlar” dışarıya hiç bir zaman tam olarak açıklanmadı. Halka “Osiris Yolu”adı altında son derece kapalı bir şekilde mitolojik hikâyeler tarzında, bilgiler üstü örtülü bir şekilde verilmekteydi. Buna karşın özel eğitime tabi tutulan son derece kısıtlı sayıdaki kişiye ise, Horus’un Rahipler’i ellerindeki sırları açıklamaktaydılar. Bundan dolayı Mısır’da “Osiris’in Yolu” ve “Horus’un Yolu” olarak bilinen, biri egzoterik diğeri ise ezoterik içerikliki ayrı öğreti ortaya çıkmıştı.Daha sonraları Horus Rahipleri de Osiris Rahipleri olarak anılmaya başlandı. Ancak sırların gizli tutulması konusunda hiç bir şey değişmedi. Ve sırlar asla dışarıya sızdırılmadı. Günümüze kadar gelebilen taş tabletlerdeki ve diğer yazılı kaynaklardaki anlatılanlar, bu aktardıklarımızı birebir doğrulamaktadır. Dahası bu anlatılanlar, günümüzden birkaç bin
yıl önce Mısır’a giden gezgincilerin ve tarihçilerin Mısırlı rahiplerden aldıkları bilgilerle de örtüşmektedir.
İşte birkaç örnek:
Girit’te Schliemann tarafından bulunan bir tablet:
”Mısırlılar, Misar’ın soyundan gelmektedir. Misar Tarih Tanrısı Thot’un çocuğuydu. Thot ise Atlantisli bir rahibin göçmen oğluydu, ilk mabedini Sais’te kurdu ve orada ana vatanının bilgeliğini öğretmeye başladı.”
İkinci Hanedan, Firavun Sent Dönemi’ne ait bir başka papirüs:
“Firavun Sent, Atlantis’in izlerini araştırmak için, Batı’ya bir araştırma ekibini gönderdi. Mısırlılar 3350 yıl evvel beraberlerinde Ana vatanları’nın tüm bilgeliği olduğu halde oradan gelmişlerdi.”
Gerçekten de birçok eski kayıtta rahatlıkla görülebileceği gibi. Mısırlılar kendi kökenleri ile ilgili yaptıkları açıklamalarda, ısrarla atalarının çok eski zamanlarda Nil kıyılarına yerleşmiş yabancılar olduklarını ileri sürmekteydiler.
Bir toplumun kendi ataları için kullandığı “yabancı” tanımlaması son derece düşündürücüdiir. Bu tanımlama tüm  açıklığıyla, atalarının bu topraklara sonradan gelmiş kiler oldukları anlamına gelir.
Buna benzer bir başka yazılı kayıt da Herodot’a aittir:
“Mısırlılar, Batı ülkelerindeki atalarının, yeryüzündeki en eski insanlar olduklarını söyleyerek övündüler.”
Mısır’la yakın irtibat içinde olan ve bir kısmı Mısırlı rahiplerce eğitilen bazı Yunan Filozofları da, bu konuda benzer açıklamalarda bulunmuşlardır. Ayrıntıya girmeden sadece iki üınekle yetinmek istiyorum.
Plutark “Solon’un Hayatı” isimli eserinde şunları söyler:
“Solon Mısır’a gittiğinde Sais, Psenofis ve Heliopolis rahiplerinden olan Suçis kendisine 9000 yıldır Mısırlılarla Batı ülkelerinin arasındaki ilişkilerin kesik olduğunu anlattı. Çünkü Atlantis’indepremler, ötedeki bir ülkenin de tufanlar sonucu yıkılması sonrasında çamurlar, denizi geçit vermez bir hâle sokmuştu.”
Orfe ise tek bir cümleyle Mısır’ın kökenini özetleyivermiştir

“Mısır, Poseidon’un kızıdır.”

Evet, Mısır’ın geçmişi dendiği zaman, böylelikle karşımıza iki farklı kültürün çıkmış olduğunu görüyoruz.
Belli bir süre sonra bu iki temel kültür Mısır topraklarında  birbirleriyle kaynaşıp, Mısır’a özgü tek bir kültürü ortaya çıkartmışlardır.
Kaldı ki zaten Mısır’a gelen bu iki kültür de birbirlerinden kopuk değil, aksine birbirleriyle örtüşen özellikler sergilemekteydi.Bu nedenle iki kültürün Mısır topraklarında kaynaşması hiç de zor olmamıştır.
10.000 yılı aşkın bir süre inisiye rahiplerce son derece adil bir şekilde yönetilen Mısır, daha sonraları Firavunlar tarafından yönetilmeye başlandı. Aradan geçen yüzyıllar eskinin bilgeliğinden çok şey alıp götürmüştü. Bu süre içinde inisiye rahipler tam anlamıyla mabetlerine çekildiler. Firavunlar döneminin başlangıcında, firavunların uzun yıllar süren inisiyatik bir eğitime tutulmaları söz konusuydu. Ancak zamanla bu da bozuldu ve üstün körü ve son derece kısıtlı bir eğitimle yetinmeye başladılar. Bunun sonucu olarak firavunlar inisiyatik gelenekten gittikçe uzaklaştılar. İlgilendikleri alan daha çok majik çalışmalarla kısıtlı kaldı. Kur’an-ı Kerim’de de sözü edilen Musa Peygamber’in firavunlarla olan çatışması işte bu dönemleri anlatır.

Kaynak : Antik Mısırın Sırları – Ergun Candan

PAYLAŞ
Önceki İçerikPropaganda Nedir?
Sonraki İçerikCelal Şengör Biyografi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER