Ezoterizm’de Dünden Bugüne Taş Kültü ve Asalar

298
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Çevrelerine belirli tesirler yaydıklarına ve canlı organizmalar üzerinde hem psişik hem de fiziksel etkilerde bulunduklarına inanılan taşlara eski uygarlıkların kültürlerinde ve ezoterik çalışmalarda “Tılsımlı Taşlar” ismi verilmiştir.Ezoterik prensiplere göre bazı taşlar evrendeki ve yerküredeki birtakım güçleri çekme, biriktirme, dönüştürme ve yayma özelliklerine sahiptir. İnisiyatik çalışmalarda bu tür taşların enerjetik  özelliklerinden yararlanmak, başlı başına bir araştırma konusuydu. Ve elimizdeki bu konuyla ilgili kayıtlar eskilerin bu konuda hayli ileri düzeyde bilgi sahibi olduklarını göstermektedir.

Ezoterizm’de taşlar dört ana grupta sınıflandırılmıştır
1- Atlantisliler’in özel işlemlerden geçirdikten ve biçimlendirdikten sonra enerji santrallerinde kullandıkları nadir  kristaller ve çok farklı bir maddesel yapıya sahip olan özel (aşlar.
2- Tufan’dan sonra bizim devremize ait uygarlıkların inisiyatik merkezlerindeki mabetlerde yer alan psişik çalışmalarda kullanılan, kökenleri bilinmeyen ve günümüzde kayıp durumdaki taşlar.Bu taşlardan bazılarının kozmik kökenli, bazılarının ise Atlantis kökenli olduklarını ve bizim devremizin  ortalarına  doğru bazılarının yeryüzünün belirli yerlerine gizlenmiş oldukları söylenir.Kabe’deki Siyah Taş  ve İstanbul’a yerleştirildiği söylenilen ancak nerede olduğu bugün için bilinmeyen gizemli taş bu grupta değerlendirilmektedir.

3- Günümüzde mevcut olan değerli taşlar ve kristaller. Bunlar da doğru kullanıldığı takdirde canlılar üzerinde önemli etkilerde bulunduğu yapılan deneysel çalışmalarla ispatlanmış durumdadır Günümüzdeki New Age yaşam kültüründe bu çalışmaların önemli bir yeri vardır.

4- Değersiz taşlar Kendiliklerinden özel bir enerjetik yayınlan  olmayan, ancak ley hatları üzerine dikildiklerinde belirli bir büyüklükte olmak koşuluyla yerkürenin telürik enerjisiyle ilgili bir etkinlik meydana getirebilen taşlardır.
Puta tapmanın perde arkası:
Daha önceki kitaplarımda da söylemiş olduğum gibi, taştan yapılmış putlara tapma meselesinin ardında yatan gizli gerçek, yukarıda farklı yönleriyle ele aldığımız “Tılsımlı Taşlar”ın çevrelerine yaydıkları etkiyle bağlantılıdır.
Eski devre ait insanlar taşlara tapmıyorlardı. Taşların sihirli gücünden yararlanmaya çalışıyorlardı. Bu onları gözleyenlerce yanlış yorumlandığı için onların taşlara taptıkları sonucuna ulaşılmıştır

Tılsımlı Taşlar’dan Sihirli Asalar’a…
Asaların da, yukarıda sözünü ettiğimiz enerji toplama ve dağıtma özelliğine sahip bu özel maddelerden yapılan küçük modeller olduğu tahmin edilmektedir. Eski uygarlıklara ait kabartma ve resimlerde sıklıkla karşımıza çıkan asa, ezoterizmde her şeye uzanan tesir gücünü sembolize etmektedir. Ancak şunu hemen belirtmek gerekirki, asa sadece bir sembol değil, aynı zamanda kullanılan bir objedir. Kullanıldığı alan ise, manyetik ve psişik enerjilerinbu obje vasıtasıyla bir yerden bir yere yönlendirilmesidir.Önce Atlantis’te, Tufan Sonrası’nda ise bizim devremizeait uygarlıkların inisiyatik merkezlerinde bu objeler sıklıkla
kullanılmıştır.
Gizli mabetlerde sürdürülen inisiyasyonlarda, inisiyatörlerin psişik etkinliklerinde kullandıkları, özel işlemlerden geçirilmiş taş ve madenlerden yapılma ve günümüzde “tılsımlı” olarak adlandırılan özel değneklerin varlığı bilinmekle birlikte, bu özel değneklerin niteliği hakkında çok az bilgiye sahip
bulunulmaktadır
Konumuzu kısaca toparlarsak şunları söyleyebiliriz:
Eldeki tüm verilerden anlaşıldığı kadarıyla, bu asalar sıradan değnekler olmayıp, birtakım enerjileri çeken, toplayan, dönüştüren ve psişik yeteneklerle ilgili uygulamalarda gücün etkisini misliyle büyüten bir nevi amplifikatör gibi kullanılabilen özel aletlerdi.
Önce Atlantis’te sonra da Mısır’daki inisiyelerin ellerinde  gördüğümüz bu sihirli asalar, tarihin sonraki dönemlerinde de eksik olmamış ve bu asaları kullanan pek çok kişi tarih sahnesinde görülmüştür. Hatta bazı Peyggamber’lerin ellerinde de karşımıza çıkmıştır. Ki bunlardan en sonuncusu Musa Peygamber’dir.
Eldeki kayıtlara göre, Thot’un asası, tellerin spiral biçimde bir bobine sarılmasını andıran iki yılanın sarılı olduğu bir değnekti.
Mısır’da inisiye edilen Orfe’nin de bir asaya sahip olduğu ve bu asanın ise kozalak başlı olduğu ifade edilmektedir. Musa Peygamber’in asasının şekliyle ilgili ayrıntılı bilgi  bulunmamaktadır. Ancak bu konuyla ilgili eski bir Yahudi inanışına göre, yeryüzüne melekler tarafından indirilmiş bu objeyi Musa Peygamber’e kimliği meçhul ihtiyar bir bilge hediye etmiştir. Türkler’in elinde bulunan Yada Taşı’mn da göklerden geldiğine dair Atalanmız’ın çok eski bir inanca sahip olduklarından söz etmiştik. Bu inançla, Yahudi Gelenekleri’ndeki inanç arasında büyük bir paralellik olması meselenin nerelere bağlı olabileceğini göstermesi bakımından son derece düşündürücüdür. Bu arada Kabe’deki siyah Hacer’ül Esved Taşı’nın da
cennetten geldiğine dair inancı burada bir kez daha hatırlatalım…

Sihirli Asalar günümüze kadar gelememiştir…
Zamanla bu özel yapım asalar ortadan kaybolmuşsa da, asa, kudret ve otorite sembolü olarak eskinin anılarında yaşamaya devam etmiştir… Böylelikle asa kullanılan bir objeden bir sembole dönüşmüştür. Bu şekliyle sadece ezoterik çalışmalarda yerini korumakla kalmamış aynı zamanda krallar, rahipler hatta askeri ve adli otoritelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin eski Yunanistan’da yargıçlar, generaller ve yüksek öğretim görevlileri farklı türdeki asalarıyla dolaşmaktaydılar. Bu dönemlerde bazı inisiyatörlerin ellerinde görülen asalar değerli taş ve madenlerden oluşmuş olmakla birlikte, öncekilerin sahip oldukları özel niteliklerden oldukça uzaktı. Ve bu nedenle de psişik etkinliklere çok büyük bir katkıları yoktu.
Bu sürecin sonunda inisiyatörlerin ellerindeki asalar, zamanla enerjetik bir işlev görmekten çok, eski asaların anısını yaşatan bir sembole dönüştüler.

misir-krallarinin-asalari

Böylelikle inisiyatörlerin asaları inisiyatörlügün sembolü hâline geldiler. Geçmişe ait bu anı, eski uygarlıkların mitolojilerinde ve dinsel öğretilerinde sembolik bir şekilde yaşatılarak, günümüze kadar gelebilmiştir. Bunlardan birkaçını sıralayalım: ,
Hititler’de ucu spiral biçimli şekilli asa.
Hint’te İki sipralli asa.
Yunan’da iki yılanlı asa. Orfe’nin kozalak başlı asası.

Yunan Mitolojisinde ise Zeus’un Kartal başlı asası

hititler-asasi

Mezopotamya’da yıldırımı andıran asa. Mezopotamya Mitolojisi’nde bu asa Sirius’la özdeş kılınan İlâh Nin-urta’nın elinde bulunmaktadır.Taoizm ve Hinduizm’de yedi düğümlü asa. Mısır’da ise Köpek başlı, çakal başlı, üç başlı, kamçılı ve kanca uçlu asalar. Asalarla ilgili kayıtlar en son olarak hem Musevilik’te hem de İslâmiyet’te de yerini alamış ve böylelikle bu hatıra günümüze kadar gelebilmiştir.
Evet… Konu, Musa Peygamber’in asasından açılmış ve daha sonra da Mısır’la ilgili eski kayıtlarda geçen ağır taş blokların nasıl sıradışı bir şekilde levite edildiğini birlikte incemiştik… Sanırım bu açıklamalarımızla, meselenin tamamı olmasa da, hiç değilse elli bir bölümü gün ışığına çıkmaya
başlamış bulunuyor.

Kaynak : Antik Mısırın Sırları – Ergun Candan

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntik Mısır- Atlantis -Türkler “Yada” Taşı
Sonraki İçerikKeops’un Dünya Üzerindeki Yeri
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER