Hint Ezoterizmine Giriş

237

Günümüze kadar gelebilen dünya tarihinin en eski yazıtları Doğu’ya aittir. Bunların da başında Vedalar gelmektedir… Vedalar Hinduizm’in temelini oluşturur. Bunlar Hind’in kutsal metinleridir.

Veda: “Dini Bilgi” demektir. Dört büyük bölümden meydana gelir: Rig Veda, Atarva Veda, Sama
Veda ve son olarak da Yajur Veda olmak üzere…

Rig Veda: Özel eğitimden geçen bilge kahinler tarafından ilhama dayalı ve medyumsal tekniklerle
yazdırılmıştır. Destanlar ve lirik şiirler tarzında yazılmışlardır.

Atarva Veda: Majik ritüelleri ve majik sırları kapsayan yazıtlardır. Ezoterizm’de maji olarak geçen bu sözcük, günümüz Türkçesi’nde büyü olarak kullanılmaktadır. Ancak büyünün ne anlama geldiği ve gerçekte neyi ifade ettiği günümüzde tamaman saptırılmış durumdadır.

Atarva: “Ateş rahibi, büyücü” anlamına gelen bir sözcüktür. Çok eskiden Atarva sözcüğü, “Atarva Angirasah” olarak söylenmekteydi. O devirlerde Atarva sözcüğü majinin ak rahipler tarafından uygulanan olumlu tarafını ifade ederken; Angiralar ise majinin yıkıcı ve öldürücü kısmıyla uğraşan kara rahipler için kullanılmaktaydı.

Burada büyü meselesini biraz açmak yerinde olacaktır:
“Büyü”, günümüzde çoğumuz için batıl yani boş bir inancı ifade eden bir sözcük olarak kullanılmaktadır. Bir kısmımız için ise, ürkütücü bir takım ritüeller eşliğinde yapılan ve çoğunlukla da kötülük için, mezarlıklarda, karanlık odalarda kötü tesirleri bir başkasına yüklemek için baş vurulan bir uygulamadır.
Oysa ki, büyünün ilk ortaya çıkışı ve temel prensipleri, bunların dışında olan bir takım bilgilere dayanır. Büyüsel işlemlerin mevcut olduğu ve büyüsel teknikler kullanılarak eski toplumlarda pek çok uygulamaların yapıldığını yine çok eski devirlerden kalma yazılı belgelerden görüyoruz. O devirlerde büyü ve din bir arada işlevini sürdürüyordu. Hatta dinin önemli bir parçası konumundaydı. Bir örnek vermek gerekirse, Eski Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda anlatılan bazı ritüeller tamamıyla majik yöntemlerin sembollerle anlatılmasından ibareti. Kökü Atlantis’e kadar dayanan bu uygulamalar daha sonra özellikle Mısır’daki rahiplere de öğretildi. Bu bilgiler daha sonra Mısır’daki mabetlerde büyük bir özenle korunurken, aynı zamanda buralarda eğitimden geçenlere de bu bilgiler öğretildi. Yine bir örnek vermek gerekirse, bu bilimi öğrenenlerden biri de, Musa peygamber olmuştur. Musa peygamberin bu bilgiler vasıtasıyla ortaya koyduğu majik yöntemler ve sonuçları gerek Tevrat’ta gerekse de Kur’an’da mucizeler tarzında insanlara kısmen de olsa aktarılmıştır. Maji’nin yani büyünün ayrıntılı açıklamalarına burada girmek istemiyorum. Bu başlı başına, başka bir kitap konusu. Yurdumuzda yayınlanmış olan birçok kitap konuyu gerçek mahiyetiyle ele almaktan son derece uzaktır. Büyü konusu yurdumuzda çok fazla istismar edilen bir mesele haline getirildiği için yeri gelmişken birkaç söz söylemeden de geçmek istemiyorum.

Majinin esası, evrende mevcut olan fakat açıkça herkes tarafından bilinmeyen bazı gizli kanun ve prensiplerden doğmuştur. Konuyu biraz açmaya çalışalım…

Bu gün evrende klasik bilimin aletlerinden ve gözlemlerinden kaçan bir çok kuvvetler ve enerjiler vardır. Çok eski çağlardan beri insanlar bunların hiç değilse bir kısmını sezebilmişlerdir. Esasında maji ile uğraşmak; çok büyük bir sabır, büyük bir yetenek, büyük bir irade, hassasiyet ve konsantrasyon isteyen oldukça güç bir meseledir. Böyle bir işle uğraşanların delirdiği, felç geçirdiği, ağzının ve yüzünün çarpıldığı hep anlatılan örneklerdendir. Her önüne gelenin evrendeki bu gizli güçler ve pisişik yeteneklerle cahilane uğraşmaması gerektiğini yaşanan bu istenmeyen olaylar gayet iyi örneklemektedir. Bu gizli güçleri kullanabildiğiniz, onun şartlarına göre hareket edebildiğiniz sürece size yararlı olabilir. Aksi takdirde yapılan en küçük hata sizi imha edebilir. Bir ters tepki ile karşılaşıp insan kendi kendisine her zaman için zarar verebilir.

İşte Atarva Veda’da anlatılan büyüye ait kuralların esası bizim anladığımız anlamda kaba, bayağı bir büyücülük tarzında değil, evrende mevcut olan bazı güçlerin olumlu anlamda kullanılması amacını gütmüştür. Bu bilgilerin Hint Ezoterizmi’nde üstatlar tarafından öğretilmesi gerektiğinin ısrarla vurgulanması, konuya bilgisizce yaklaşılmasının doğuracağı tehlikelerden insanları korumak içindir. Bilinçsizce yapılan uygulamaların ters sonuçlar doğurup çevreye zararlar getireceği çok eskiden beri bilinmekteydi.
Atarva Veda tam anlamıyla majik yasalar bütünüdür. Ancak bu bilgiler her önüne gelene verilmezdi. Çünkü büyük bir sorumluluk işiydi. Çocuğun eline dolu bir tabanca vermekten daha tehlikeli görüldüğü için, çok özel eğitimlerin sonunda seçilen bazı kişilere bu sırlar öğretilirdi. M.Ö. 3000 yıllarından itibaren majik çalışmalar Mısır’da ve Kalde’de altın çağını yaşadı. Mezopotamya, Sümer Dini’nin de etkisiyle yaygın bir maji uygulamasına sahne oldu.

Eski Yunan’da Elözis ve Orfe tarikatlarında bu uygulamalar hayli boldu. Tesalya, majisyenlerin yoğun olduğu bir bölge konumundaydı. Homeros’un, Teokritus’un, Apollonius’un eserlerinde bunların geniş anlatımları mevcuttur.

Eski Roma’da maji çalışmaları M.Ö. 451 yılından itibaren yasaklandı. Ancak majik çalışmalar gizliden gizliye sürdü. Zaman ilerledikçe majik uygulamalar kara majiye doğru kaymaya başlamıştı. Hristiyanlığın doğuşundan itibaren, 3-4 asır boyunca devam eden maji çalışmaları gittikçe daha da yozlaştı. Majisyenlerin büyük bölümü kara majiyle uğraşır oldu. Ak majiyle uğraşanların sayısı gittikçe azaldı. Tüm Ortaçağ boyunca büyücüler ve kilise arasında büyük bir mücadele sürdü. 13.yüzyıldan 18. yüzyıla dek binlerce kişi yakılarak idam edildi. Tabii bu yakılanlar arasında ak majiyle uğraşanlar da nasibini aldı. Böylelikle kurular arasında yaşlar da yandı. Yani karalar arasında aklar da bilinçsizce katledildi…

Majik uygulamalar Müslümanlık’ta da yasak edildi. Zaten maji de o ilk zamanki konumundan bir hayli uzaklaşmış, insanların egosal çıkarlarına alet edilmeye başlanmıştı.

Günümüze yakın bir dönemde yapılan, ilginç bir maji töreninden örnek vermek istiyorum:
Büyük okültistlerden Papüs, Çar II. Nikola’nın huzurunda büyük bir maji ritüeli gerçekleştirmişti. Bu maji ritüelinde, Papüs Çar’ı ölen babasıyla görüştürmüştü. 5-10 dakika süresiyle babasının mataryalize olmasına vasıtalık etmişti. Yani ölen babası, yaşamındaki görünümüyle 10 dakikaya  yakın bir süre görünür bir hale gelmiş ve oradakilerle kısa bir konuşma yapmıştı. Bir çok kişinin şahit olduğu bu olay dünya Parapsikoloji Literatörü’ne girmiş en ilginç olaylardan biri olarak kabul edilir.

Bu olaydan sonra Paris’e geri dönen Papüs, kendisine sorulan soruları cevaplarken, bu olayın arkasında parapsişik yeteneklerin kullanılmasının önemli bir rolü olduğunu uzun uzun anlatmıştı. Böylelikle konu Parapsikoloji’nin araştırma sahasına girmiş ve konuyla ilgili daha sonraları yapılan araştırmalar, Parapsişik yeteneklerin eski devirlerde yapılan majik çalışmalardaki önemini gözler önüne sermiştir.

Kısaca özetleyecek olursak, eski devirlerde sözü edilen büyüsel çalışmalarda birinci derecede önemli olan şey düşüncenin konsantarasyonu ve bu konsantrasyonla pisişik güçlerin de yardımıyla ayrıntılarına özellikle girmediğim evrende mevcut bulunan bazı perinsip ve kanunları harekete geçirmektir diyebiliriz.

Burada düşünce enerjisinin çok önemli bir fonksiyonu vardır. Siz düşüncelerinizle karşınızdaki bir kişiye olumlu etkilerde bulunabileceğiniz gibi, olumsuz etkilerde de bulunabilirsiniz. “Düşüncelerinizden de sorumlusunuz” denmesinin bir diğer sebebi de işte budur. Dua, bir konsantrasyon aracı olarak, sizin düşüncelerinizin belirli bir noktaya kitlenmesine yönelik bir uygulamadır. Dolayısıyla duanın da kökeni, esasında basit anlamda majik bir uyglamaya dayanır. Konuyu daha fazla dağıtmadan Vedalar’a geri dönelim… Ancak majik yöntemler burada da karşımıza çıkacak.

Sama ve Yajur Vedalar: Kurban ritüellerine ait bilgiler içerir. Bunlar da temelde majik kökenlidir. Sama ve Yajur Veda’da anlatılan ibadetin nasıl yapılacağı, ne yenip, ne içileceği, eşyaların nasıl tanzim edileceği, kurbanın nasıl kesileceği, ritüellerde nasıl ateş yakılacağı ve bunlara benzer birçok kural daha sonraları Tevrat’ta da yer almıştır. Tevrat ile Vedalar’da geçen anlatımların benzerliği son derece ilginçtir. Tevrat’ta bu konularla ilgili anlatılanların, çok daha önceleri Sama ve Yajur Vedalar’da da anlatılmış olması Ezoterik bilgilerin birliğini gözler önüne sermesi bakımındanda ayrı bir öneme sahiptir.

Diğer eski toplumların kültürlerinde olduğu gibi, Vedalar’da da birçok ilahla karşılaşırız. Bu ilahlar onların putperest olduklarını hiç bir zaman göstermez. İlah demek yaradan demek değildir. Eski devirlerde yaşayan insanların inançlarını ve kültürlerini tam anlamıyla anlamak istiyorsak başta bu meseleyi açıklığa kavuşturma mecburiyetimiz vardır. Aksi takdirde bu kültürlere nüfuz edebilmemiz imkansız bir hale gelecektir ki, günümüzde böyle bir sıkıntının özellikle yurdumuzda yaşanmakta olduğunu söylemek istiyorum. Nedense bir türlü bu konu açıklığa kavuşturulmamıştır. İlahlar, tanrılar ya da tanrıoğulları olarak geçen ifadelerin hepsi kullanıldığı yere göre değişik anlamlar ifade eder.

Bunları başlıca 3 grupta toplayabiliriz.
1- Bilgeleri ve Büyük İnisiyatörleri İfade Eder: Bunlar çoğunlukla Atlantis’te yaşamış olan bilge
rahiplerdir. Mitolojilerde ilahlar olarak ele alınmıştır. Thoth ve Hermes bunlar içinde en çok bilinenleridir.Bu grupta ele alınan ilahlar ve tanrılar aynı zamanda bazen inisiyasyondaki öğretmenleri bazen de bu inisiyasyondan mezun olan öğrencileri de ifade eder.

2- Kozmik Yasaları İfade Eder: Evrende mevcut olan bazı yasaları ve prensipleri ifade eder. Yunan Mitolojisi’nde geçen Zaman Tanrısı: Kronos, Ateş Tanrısı: Hapehistos bu sınıfta ele alınan ve kozmik yasaları ve prensipleri ifade eden sembollarden sadece bir kaç tanesidir.

3- Ruhsal İdare Mekanizması’nı Anlatır: Fizik dünyaların görüp ve gözeticiliği fonksiyonunu belirli bir plan dahilinde yürüten ve ruhsal potansiyalleri son derece gelişmiş yönetici varlıkların sembolik anlatımlarıdır. Dinsel öğretilerde sözü edilen “Rab” ve “Baba” sözcükleri bu grupta değerlendirilmesi gereken sembolleri içerir. Konunun bu yönü yüzyıllardır büyük bir sır olarak
saklanmıştır. Ancak konunun bu yönü tüm mitolojilerde ve dinlerde kısmen açık bir şekilde insanlara anlatılmıştır. Araştırıldığında herkesin karşısına çıkmaya hazır beklemektedir. “Kutsal Ruh”, “Büyük Ruh”, “Baba”, “Rab”, “İndra”, “Zeus”, “Ruhül Kudüs”, “Yehova”, “El İlah”, hep bu grupta geçen önemli sembollerdir.

Bunların hiç biri, Kadir-i Mutlak Yaradan anlamında kullanılan isimler değildir. Bu iki hususu kesin olarak birbirinden ayırmak gerekir.
İşte eski devirlerde yaşayan insanların inançlarını ve kültürlerini anlatan mitolojik ve dinsel metinlerde geçen ilahlar ve tanrılar sözcükleri kısaca özetlemeye çalıştığım bu üç gurupta ele alınmıştır. Hangi sembolün hangi gurupta işlendiğini ortaya çıkartmak için karşılaştırmalı araştırmalara gerek vardır. Burada sadece konuya kısaca bir giriş yapabilmek için bu ön bilgileri vermekle yetiniyorum.

Kaynak : Ergun Candan – Gizli Sırlar Öğretisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikYunusların Çıkardığı Seslerden Görüntü Elde Edildi
Sonraki İçerikTürk Mitolojisinde Irkıl Han
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER