İsis Mabedinde İnisiyasyona Başlangıç

168
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Mükemmel bir şekilde aydınlatılmış olan İsis Mabedi’nin tam merkezinde göğsünde altın bir gül ile, başında yedi ışınlı bir taç bulunan dev bir İsis Heykeli bulunmaktaydı. “Sırlar Öğretisi “ne kabul sınavlarından başarıyla geçenler  işte bu heykelin önünde kendisini bekleyen Başrahip tarafından
karşılanmaktaydı. Başrahip, yeni rahip adayını göstermiş olduğu kararlı tutumundan dolayı kutladıktan sonra, çevresinde Majlar’ın sıralandığın bir başka İsis Heykeli’nin önüne getirmekte ve burada sır saklayacağına ve mabedin kurallarına itaatkâr davranacağına dair yemin ettirilmekteydi. İşaret parmağıyla dudaklarını kapatmış “sus” işareti yapan İsis Heykeli’nin önünde gerçekleştirilen bu yemin töreninden sonra Başrahip, tüm mabet üyeleri adına inisiye adayını selamlar ve “Sırlar Öğretisi”nekabul edildiğini açıklardı.
Adayın İsis İnisiyasyonu ve sonrasında Osiris înisiyasyonu’yla devam edeceği eğitimin ilk adımı böylelikle atılmış oluyordu… Aday inisiyasyonun ancak eşiğine basmış olmaktaydı.  Çünkü önünde uzun yıllar sürecek olan bir öğrenim ve çıraklık dönemi vardı…

İnisiyasyonda çıraklık dönemi başlıyor…
O günden sonra İsis Mabedi’nde kendisine ait bir oda tahsis edilmekte ve zamanının büyük bir bölümünü burada kendisine öğretilen kurallara göre meditasyon yaparak geçirmekteydi. Bunun haricinde mabedin dershanesinde Hiyeroglif Alfabeyi öğrenmekte ve kendisiyle ilgilenen rahiplerden çeşitli konularda dersler almaktaydı. Bu ilk dersleri “Sırlar Öğretisi” ile yakından ilgili olmayan çeşitli konuları kapsıyordu.
Mineral ve bitki bilimi, dünya tarihi, tıp, mimari ve kutsal müzik; ders aldığı konuların başında geliyordu. Çıraklık dönemi olarak isimlendirilen bu dönem, yıllar süren oldukça uzun bir süreyi kapsamaktaydı.
Bu süre içinde kendi iç gelişmesiyle ilgili yaptırılan çalışmaların temelini, meditasyon ve konsantrasyon egzersizlerinin de yardımıyla; kendini tanımak ve kendi duygu ve düşüncelerine hakim olma çalışmaları oluşturmaktaydı.

Ruhsal Arınma’dan önce
Zihinsel ve Fiziksel Arınma
Ruhsal arınma, inisiyatik çalışmaların en önde gelen hedefiydi. Ancak bu nihayi hedefe ulaşabilmek için öncelikle negatif duygu ve düşüncelerden arınmak gerekmekteydi. Bu-

suyla-vaftiz-etme-eski-misir

Suyla vaftiz etmenin kökeni suyla manyetik enerjilerin aktarılma
prensibine dayanmaktadır.

Şu onda Hristiyanlık tarafından kullanılmaktaysa da, bu teknik isa Peygamber’den çok daha önceleri kullanılmaktaydı. Mabetlerde kullanılan bu teknik daha sonraları mabet dışında da kullanılmıştır. Buna örnek olarak Vaftizci Yahya’yı gösterebiliriz. Yukarıdaki şekilde dikkat ederseniz, kaplardan akan su kulplu
haç şeklinde resmedilmiştir. Bu da suyun farklı bir özelliğe sahip olduğunu göstermektedir. Anadolu Halk Gelenekleri’nde de suya okuyup, çocuklara nazardan korunmaları için içirilme adetleri de yine bu konuyla
bağlantılıdır.nun için de uyguladıkları çeşitli arınma ritüelleri vardı. Arınma ritüellerinde hedeflenen amaç, fiziksel ve zihinsel arınmanın gerçekleştirililebilınesiydi. Zihinsel ve fiziksel arınma için tüm dünyada olduğu gibi, Mısır mabetlerinde de su kullanılırdı. Su ile temizlenmek kirlerden arınmak için kullanıldığı gibi aynı zamanda fizyolojik ve psikolojik arınma için de kullanılan bir yöntemdi. Zihinsel temizlik için bu yöntem Mısır’da bilinçli olarak uygulanmaktaydı. Mabetlerde bu işlem için büyük özel havuzlar yapılmıştı. Suyla temizlenmenin negatif tesirlerden arındırma etkisi vardır. Bu fizyolojimiz üzerinde bize son derece olumlu etkilere yol açar. Gün içindeki olumlu olumsuz deneyimlerimiz, çeşitli maddelerin cildimize yapışıp kalmasına sebep olur. Sinir ve stresten de kaynaklanan bu kimyasal izler silinmediği takdirde, vücut bu negatif tesirlerin etkisinden kurtulamamaktadır. Bu da ruhsal huzur ve dengeye kavuşmak için önemli bir engel teşkil etmektedir. İşte Mısır mabetlerinde suyla arınmadan kastedilen bu kimyasal partiküllerden kurtulmaktı. Mısır’daki mabetlerde suyun bu arındırıcı etkisini çoğaltmak için küçük kapların içindeki suya, rahiplerce yoğun manyetik enerjiler de yüklenirdi. Böylelikle suyun zihinsel anndırıcı etkisinin çoğaltılması sağlanmış olurdu. Bu suyla adaylara auralarmı güçlendirici ve koruyucu manyetik enerjiler  aktarılmaktaydı..
Vücut ve ağız bölgesine Tabi Sodyum Karbonat, alın bölgesine ise muhtelif yağların sürülmesi gibi zihinsel ve fizyolojik  arınma için Mısır mabetlerinde kullanılan başka yöntemler de vardı.
Zihinsel ve fiziksel negatif paıtiküllerden arınmanın bir diğer yöntemi de çimen ya da kumlar üzerinde güneş veya ayışığında yürümekti. Bu şekilde yürümek ya da uzanmak da negatif etkileri yok etmekte, arındırmakta ve adayı enerjiyle doldurnaktaydı.

Fazlalıkların terki
Fazlalıkların terk edilmesi de bir diğer çalışma egzersizlerini oluşturmaktaydı. Bu kapsamda dünyasal arzu ve isteklerden terk çalışmaları, mabetteki yaşamının önemli bir parçası olmaya başlıyordu. Terk yoluyla kazanılacak gücün, iç potansiyelinde birikmesi hedeflenmekteydi. Biriken bu enerji, psişik etkinliğini
gözle görülür bir şekilde artırmaya başlıyordu. Bu gelişme, sadece onu gözleyen rahiplerce değil, kendisi tarafından da rahatlıkla hissedilebiliyordu. O ilk geldiği günden bu yana pekçok şey değişmişti. Sezgileri her geçen gün biraz daha artmış, daha önce kullanmadığı bazı algılama yetenekleri ortaya çıkmaya başlamıştı… Çevresindeki insanların bedenlerini kaplayan ışıltılı haleler gün geçtikçe daha da belirginleşiyordu. Hatta rüyaları bile farklılaşmıştı. Adeta görünmeyen bir gücün etkisi altına girmiş ve bu güç hem dıştan hem de içten kendisini sarıp sarmalıyordu.Bu süreç içinde öğrenci sürekli olarak gözetim altında tutulmakta ve geçirdiği içsel gelişim izlenmekte, ona uygun yeni  aşamalara geçilmekteydi. Sert kurallara uymaya mecbur edilen öğrenci, kendi egosunu bizzat kendisi kırarak, mürşitlerine kendisini teslim etmekteydi. Ondan mutlak itaat istenmekteydi. Mabedin eğitimcileri tarafından ne istenirse tartışmasız bir şekilde aday bunu yerine  getiriyor, hiç değilse yerine getirmek için elinden gelen tüm çabayı gösteriyordu… Kurallara uymak temel kuraldı. Bu disipline uyan adaylara, bu süreç içinde “Sırlar Öğretisi” ile ilgili mürşitlerince pek sınırlı ifşaatlarda bulunulmaktaydı. Bu, eğitimin genel prensibini oluşturan bir diğer faktördü. Kendisine aktarılan bir sırrı öğrenci iyice içine sindirmeden, bir diğer sır kesinlikle kendisine açıklanmamaktaydı. Yeni bilgilere uyum göstermesi için öğrenciye ihtiyacı olan süre fazlasıyla tanınırdı. Açıklanan her bir sınav uyum gösterme süreci adaydan adaya farklılık gösterdiği için her aday ayrı ayrı gözlemlenmekte ve içinde bulunduğu durum tahlil edilmekteydi. Bu eğitim biçimi, mabede toplu olarak kabul edilen adaylar arasında belli bir ayrımın ortaya çıkmasına neden olmaktaydı.Yani bir aday henüz inisiyasyonun birinci aşamasını daha tamamlayamadan, bir diğer aday inisiyasyonun üçüncü ve son aşamasına kadar yükselebiliyordu. Bu farklılık göz önüne alınarak, adaylar kendilerine uygun gruplara dahil ediliyordu. Bu, o denli dikkatle uygulanırdı ki, bazen uzun bir süre geçmesine rağmen öğrenci kendisine yeni bilgiler verilmemesine şaşırır ve “acaba bende iyi gitmeyen bir şeyler mi var” diye düşünmekten kendisini alamazdı. Hatta mürşitlerin kayıtsız davrandıklarını bile zannedebilirdi. Endişelerinin ve sorularının cevabı olarak hep şu cümleyle karşılaşırdı:

– “Bekle ve çalışmana devam et . . . “

Bu sözü her duyuşunda, içinde aniden başkaldırma arzusu, üzüntü ve şüphe uyanıveriyordu.

“Büyük ümitlerle geldiği bu mabette yoksa kara maji ehlinin kulu kölesi mi olmuştu?!…” 

“İradesine hükmederek meçhul bir felâkete doğru mu sürükleniyordu?” “Yoksa… Bütün bunlar sadece birer saçmalıktan mı ibaretti?…”

Zihninden geçmesine engel olamadığı bu sorular her geçen gün gittikçe içini daha da Fazla kemirmeye başlıyordu…
Ancak onun fark etmediği ve bilmediği bir şey vardı. Kendisine kayıtsız kaldığını zannettiği mürşitleri sürekli olarak onu telepatik olarak izlemekte ve geçirdiği ruh hâllerini  takip etmekteydiler.
îşte böyle anlarda onu izleyen mürşitleri ona iç enerjisini ve ilhamını kuvvetlendirici manyetik enerjiler yollayarak, içine düştüğü kabuslardan kurtulmasına yardımcı olmaktaydılar. Bu yardımlar sayesinde, olup bitenleri daha iyi anlamaya başlıyordu. Kendisine kendisinin haberi bile olmadan yollanan bu manyetik enerjiler sayesinde, en zor anlarında birden bire kendisine gelerek, iç sıkıntılarından bir anda arınıveriyordu.

İç Aydınlanma Anları
Bu psişik yardımlar aynı zamanda sezgilerinin de daha güçlenmesine zemin hazırlıyordu. Ve bu sayede bir zamanlar kendisini eğiten rahiplere sorduğu pek çok sorunun cevabına, kendi içinden gelen seslerle ulaşabiliyordu. Böylelikle daha önce sorduğu tüm sorulara niçin rahiplerce  “bekle ve çalışmana devam et” dendiğini daha iyi anlamaya başlıyordu. Çünkü aradığı cevapların dışarıdan değil, kendi içinden çıkıp geldiğini görüyor ve bu da kendisine olan güveninin artmasına neden oluyordu. Mabede girebilmek için maruz bırakıldığı çetin sınavların sembolik anlamlarını da işle bu “iç aydınlanma anları”nda çok daha iyi anlayabiliyordu. Mabede giriş sınavında yaşadıkları mabette daha sonra yaşayacaklarının tam bir özetiydi…

Sınav sırasında içine düşmekten kıl payı kurtulduğu kapkaranlık uçurumun daha sonra içine düşeceği çelişkilerin sembolü olduğunu şimdi çok iyi anlıyordu. Şurası bir gerçek ki, sınavda karşılaştığı o karanlık dipsiz kuyu bile, şimdi zaman zaman yaşadığı o şüphe ve korkuların yanında daha aydınlık kalmaktaydı…
İçinden geçtiği ateş de onu şimdi yakan ihtiraslarından daha az korkunç g()rünmekte ve içine atlamak zorunda kaldığı o soğuk ve karanlık su bile, ona içini doldurup kendisini sıkboğaz eden şu şüpheden daha az soğuk gelmekteydi.

22 Sırrın Gizemi
Sınav gecesi kendisine yeraltı mahzenlerinde anlamlarının açıklandığı o gizemli yirmi iki sırrı sembolize eden heykellerin aynıları, bu kez mabedin bir salonunda iki sıra halinde tekrar karşısına çıkmıştı. ”Sırlar Öğretisi”nm henüz daha eşiğindeyken kendisine son derece üstü kapalı bir şekilde anlatılan bu sırlarla ilgili daha sonra tek bir söz bile edilmemişti. Bunlarla ilgili ne zaman bir soru soracak olsa neredeyse azarlanırcasına  itilip kakılmış ve tek bir açıklama bile alamamıştı. “Bekle ve gör” denmişti her seferinde… Evet… “Bekle ve gör…” Bunun artık bir sabır işi olduğunu gayet iyi anlamaya başlamıştı.
Sabretmeden, fazlalıklarını terk etmeden ve arınmadan sırlarla karşılaşamayacaktı!… Bunu açıkça kendisine söylememişlerdi ama o içe doğuş anlarında edindiği en önemli bilgilerden biri bu olmuştu. Zamanı gelmeden sırlarla temas etmesi mümkün değildi.Peki ne kadar bir zamana ihtiyacı vardı? En çok merak ettiği
şeylerin başında bu geliyordu. Buna ne kendi içinden, ne de mürşitlerinden bir cevap alamıyordu. Demek ki bunun için de beklemesi gerekmekteydi. Aklı sürekli olarak o yirmi iki sırra ve temsil ettiği heykellere
takılıp kalıyordu. Eğer bunlarla ilgili bilgiler üstü örtülü de olsa geçtiği sınavın sonunda kendisine açıklandıysa ve bu sınav aynı zamanda geçeceği inisiyasyonun safhalarını anlatan  sembolik bir bilgiye de sahipse, o halde ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktaydı:

Belki de edineceği sırların temelini oluşturan bu yirmi iki sırrın gerçeğine inisiyasyonun ancak sonunda ulaşabilecekti.Bunu anlaması oldukça uzun bir süreye mal olmuştu ama artık çok iyi biliyordu ki, bunlar Mısır İnisiyasyonu’nun temellerini oluşturmaktaydı. Ve bu sırların neler olduğunu anlayabilmesi için inisiyasyonun tamamını kat etmek gerekiyordu. Burada da sabır, karşısına dikilmişti… Sabretmeli ve beklemeliydi. Ve bu arada sabretmeyle ilgili de bir şeyler keşfetmeye başlamıştı. Sabretmenin basit anlamda köşesine çekilip bekleme olmadığını, tam tersine kendisinin göstereceği çaba ve çalışmayla
geçen bir süreci kapsaması gerektiğini fark etmişti…
Şimdi mürşitlerinin kendisini neden terketmiş gibi göründüklerini daha iyi anlıyordu. Rahipler de sabrederek kendisinin belli bir yol kat etmesini bekliyorlardı… O içe doğan aydınlanma anlarının birinde fark ettiği gerçeklerden biri de buydu işte…

Yirmi iki sırrı sembolize eden heykellerle ilgili, o günden beri mürşitlerinin hiç biri ona tek bir kelime bile söylememişti  ama bu heykellerin bulunduğu salonda gezinip, bu resimler üzerinde konsantre olup, derin derin düşünmesine izin verilmisti. Orada bazen saatlerce tek başına kalmaktaydı… Heykellerdeki
ciddiyet ve kararlılık, Mısır’ın o kendisine özgü sanatıyla adeta hayat bulmuştu. Bu, heykellerin görünen kısmıydı. Bu kadarı bile insanda hayranlık uyandırmaya yetiyordu…
Büyüleyici sanatsal güzelliklerinin ötesinde temsil ettikleri sırlar ve o sırların enerjisi onlarla bütünleşmiş durumdaydı…
Onlara bakanlar o enerjiyi ruhlarının derinliklerinde hissetmekte, o enerjiler onu seyredenin gönlüne dolmaktaydı…
Her biri evrenin ve yaşamın bir alanını yönetip yönlendiren kozmik prensipleri ifade eden bu “Mısır’ın Kutsal Sembolleri” rahipler için evrenin anahtarı konumundaydılar. Sırların saklandığı yer işte buradaydı. Bunun farkında olan aday onlara başka bir gözle bakmakta ve onları sırların muhafızları gibi görmekteydi. Ancak bu sırlara erişebilmesi henüz mümkün görünmüyordu. Peki bir gün bu sırlarla karşı karşıya gelip
bunların ne anlama geldiklerini tam olarak anlayabilecek miydi?…
– “İsisin gülünü koklamama ve Osiris’in ışığını seyretmeme bir gün izin verilecek mi acaba?…”
Aklında sürekli dönmekte olan bu soruyu bir gün Osiris Rahipleri’nden birine sorduğunda şöyle bir cevap almıştı:

Bu bize bağlı bir şey değil. Hakikat kendisini teslim etmez. İnsan onu ya kendinde bulur yada hiç bulamaz. Biz seni adept yapamayız. Onu kendi kendine elde etmek zorundasın. Lotüs suyun dibinde yeşerir ama suyun yüzeyine ulaşması  çok uzun bir zamanı gerektirir. İlahi çiçeği açtıracağım diye  acele etme. Olacağı varsa bir gün elbette olacaktır. Çalış ve dua et.

Mabedin aurası tüm benliğini kuşâtıyor.  Bu cevap, adayda buruk bir sevinçle karşılanmış ve tekrar
derslerine geri dönmüştü. Rüyaları da değişmekteydi demiştik… Evet… Artık rüyaları bile Mısır İnisiyasyonunu oluşturan sembollerle dolmuştu. “İsis’in Gülü”m bir gün koklayabilecek miyim diye düşündüğü o günün gecesinde garip bir rüya görmüştü. Bir ağacın içinden çıkan ISİS, sağ elinde tuttuğu kupadaki suyu kendisine uzatıyor ve bu sudan kana kana içiriyordu. Hemen aşağıda ise kendisini görüyordu. Başı kendi sinin başıydı ama vücudu büyük bir kuşu andırıyordu. Isis’in sol elinden akan suyu da, bu kuş içiyordu. Demek ki, kendisi farketmese de İsis sürekli yanındaydı. Ve enerjileriyle kendisini besliyordu. İsis’in elinden rüyasında su içmek bu anlama geliyordu. Kendisine ruhsal konularda bilgi veren rahipler, kuşun astral bedeni sembolize ettiğini daha önce söylemişlerdi. O halde hem fiziksel hem de astral bir arınmayla karşı karşıyaydı. Bunu artık o kadar iyi içinde farkediyordu ki, ruhsal bir yıkanmadan çıkmış gibi kendisini hissediyor ve İsis’in kendisini dört bir yandan kuşattığını nerdeyse görür gibi oluyordu. Mabedin aurası tüm benliğini kuşatmıştı… Görmüş olduğu rüya bunu anlatıyordu. İşte bu düşüncelerle uyandığında uzun bir süre derin bir sessizliğe gömülmüş ve tek bir söz bile söyleyememişti.

ezoterizmde-agac-sembolu

Bu açıdan bakıldığında adayın rüyasında Isis’in ağacın içinden çıktığını görmesi, İsis’i temsil eden ruhsal planla irtibata girmeyi başardığını göstermektedir. Bu, Isis İnisiyasyonu’nun başarıyla tamamlanacağını ya da tamamlanmak üzere olduğunu gösterir. Su, burada hem bilginin hem de ruhsal – manyetik tesirlerin
sembolüdür. Isis’in suyuyla beslenmek onun tesiriyle muhatap olmak demektir. Bu hem fiziksel hem de ruhsal arınmayı da ifade eden bir semboldür.

Bu sessizliğin yüce cazibesi ile mabette günler aylan, izlemekteydi….
Mabede geldiği günden bu yana yıllar geçmişti…
Rahip adayı, mabede geldiği ilk günle kendisini karşılaştırdığında gözle görülür bir başkalaşım içine girdiğini çok iyi anlayabiliyordu. Bir zamanlar başına üşüşmüş olan ihtirasları, ondan bir buhar gibi uzaklaşmış; onu şimdi sarıp sarmalamakta olan düşünceler ise, ona yepyeni bir dünyanın kapısını
aralamaya başlamıştı… Dünyasal benliğinin silikleşmeye başladığını, onun yerine daha saf bir benliğin doğmakta olduğunu, kuvvetle hissetmekteydi. İçinde bulunduğu mabedin aurasını artık daha iyi hissediyordu. Burada bulunmak bile sanki iç dünyasında büyük değişikliklerin oluşmasına yetiyordu. Her geçen gün farklı bir kisveye bürünmekteydi. Son günlerde rahiplerin de kendisine karşı tutumlarında değişiklikler olduğunu görüyordu. Gittikçe kendisiyle daha fazla ilgilenmeye ve ona yeri geldikçe bazı
bilgileri artık daha açık anlatmaya başlamışlardı. Örneğin bu mabedin kimler tarafından ve ne zaman kurulduğunu, ne amaçla bu yola girildiği gibi çok özel bilgilerini, rahipler kendisiyle paylaşmaktan artık çekinmiyorlardı. Kendisini rahiplerin sırdaşı gibi görmeye başlamıştı. Bu da içinde büyük bir öz güvenin doğmasına neden olmaktaydı.
Kuşku dolu günler artık geride kalmıştı..
Bu duyguların etkisiyle, içinden gidip kapalı sunağın basamaklarında el pençe divan durmak, secdeye varmak geliyordu. Onda artık başkaldırma duygusunun yerini, mabedin temsil ettiği değerlerle bütünleşme almıştı. Bunun ne olduğunu tam olarak bilemese de, sadece içten içe ama son derece
derinden hissediyordu. Sihirli bir dünyadaydı ve bu sihirli dünyanın gizemleri onu sarıp sarmalamıştı. Kendisini bu sihirli dünyaya teslim etmekte artık hiç bir tereddüt göstermiyordu. Çünkü o da artık bu sihirli dünyanın bir üyesiydi…
Yaptığı meditasyonlarda sık sık Başrahibin vizyonuyla karşılaşmakta ve her seferinde Başrahip’ten telepatik yolla yeni bir şeyler öğrenmekteydi. Her anının Başrahip ve diğer Majlarca gözetildiğini artık kendisi de çok iyi biliyordu… Bir zamanlar yalnızlık içinde geçen günlerin yerini şimdi her anı dolu dolu geçen günler almıştı. İşte yine derin vecd haline girdiği bir meditasyon çalışması sırasında Başrahip telepatik irtibat kurarak, kendisine şunları söylüyordu:

Oğlum!…  Hakikatin sana açıklanacağı  zaman yakındır. Sen onu kendi benliğinin derinliklerine indiğin ve orada ilahi yaşamı yaşadığın zaman zaten perde arkasından hissetmiştin. İnisiyelere ait Yüce Meclise kalbinin temizliği, hakikate olan aşkın ve terk yolundaki başarın sayesinde bunu haketmiş durumdasın. Ama ölmeden ve ardından da tekrar doğmadan Osiris’in eşiğinden kimse içeri girememiştir. Mahzende sana yardım edeceğiz. Sakın korkma, zira sen artık bizim kardeşimizsin.

Bu sözler, rahiplerin desteğiyle inisiye adayının çok farklı bir aşamaya geçirileceğinin işaretiydi. Vecd halindeyken bu mesajı alması, adayın artık ruhsal bir kanala bağlandığının da bir göstergesiydi. Bu mesajı alabildiğine göre, ruhsal kanaldan gelecek diğer mesajları da alabilecek demektir. Bu da, yıllar süren İsis İnisiyasyonu’ndan artık inisiyasyonun ikinci safhası olan Osiris İnisiyasyonu’na  geçebileceği anlamına
geliyordu.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntik Mısırda Sırlar Öğretisine Giriş
Sonraki İçerikİsis İnisiyasyonundan Osiris Rahipliğine Doğru
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER