Zümrüt Tablet

760

Simya işinin anlamı ve yapısı, Zümrüt Tablet’te (Tabula Smaragdina) özetlenir. Kendini, Hermes Trismegistos’un bir vahyi olarak sunar ve ortaçağ simyacıları tarafından böyle kabul edilir. Bunun en erken zikredilişi, Cabir ibn Hayyan’a ait bir sekizinci yüzyıl metninde bulunur ve Latince bir çevirisi, önce­den Aziz Büyük Albert tarafından biliniyordu. Bununla birlikte üslubundan İslam öncesine ait olduğu açıktır ve simyacıların oy birliğiyle anlaştıkları gibi bütünüyle Hermesçi gelene­ğin ruhuyla uygunluk içinde iken, Hermesçiliğin kaynakları ile ilişkisinden şüphelenmek için hiçbir ikna edici sebep yoktur.

Bu,Hermes isminin bir insan için mi yoksa Hermes-Thoth’dan kopup gelen bir ruhbani-peygamberi fonksiyon için mi olduğu hususundaki soruyu açık bırakır. Latince versiyonundan ‘Zümrüt Tablet’in bir tercümesi a­şağıda verilmiştir. Bazı noktaların aydınlatılması için Arapça versiyona da göndermede bulunulmuştur:

1. Gerçekte, kesinlikle ve şüphesiz olarak, aşağıda ne varsa yukarıdaki gibidir ve yukarıda ne varsa aşağıdaki gibidir, bir şeyin mucizelerini başarmak için.

2. Bütün nesnelerin, yalnız Bir üzerine düşünme ile yal­nız Bir’de çıkması gibi, intibak ile bu bir şeyden doğarlar.

3. Babası, Güneştir ve anası, aydır. Rüzgar onu bedenin-de doğurmuştur. Onun dadısı topraktır.

4.Bütün alemdeki her mucizevi işin babasıdır.

5. Onun gücü, eğer toprakla örtülürse mükemmeldir.

6.Toprağı ateşten ve latif biçimi kaba biçimden yumuşakşekilde ve büyük bir ihtimamla ayır.

7. Yerden göğe yükselir ve tekrar gökten yere iner veböylece yukarıdaki hakikatlerin ve aşağıdaki hakikatlerin gücü­nü elde eder. Bu şekilde, bütün alemin şanını elde edeceksin ve bütün karanlıklar seni terk edecek.

8.Bu, bütün güçlerin gücüdür, çünkü latif olan her şeyiyener ve katı olan her şeye nüfuz eder.

9. Böylece küçük alem, büyük alemin ilk örneğine göre yaratılır.

10.Fevkalade uygulamalar bundan ve bu tarzda yapılır.

11.Bu sebeple bana, Hermes Trismegistos denir, çünküben bütün alemin hikmetinin üç kısmına da sahibim.

12. Güneşin işi hakkında söylemiş olduğum şeyler mü­kemmeldir.

“1. Gerçekte, kesinlikle ve şüphesiz olarak, aşağıda ne varsa yukarıdaki gibidir ve yukarıda ne varsa aşağıdaki gibidir”.

Latince versiyonda başlangıç şu şekildedir: ” Verum, sine mendacio, certum et verissimum,” fakat Cabir’in verdiği karşılık, “Gerçekte, kesinlikle ve şüphesiz olarak” (hakken, yakinen, la şekkefih) daha açıktır, çünkü ‘Gerçekte’ kelimesi, vahyin objektif kaynağına gönderme yaparken, ‘kesinlikle ve şüphesiz olarak’ kelimeleri, insandaki sübjektif yansımasına göndermede bulu­nur. Sonraki cümle (ilk cümleciğin ana kısmı) Arapça versiyon­dan kısmen farklı bir ifadeye sahiptir ve farklı bir mana verir gibi görünür:

“En yukarı olan en aşağıdan gelir ve en aşağı olan en yukarıdan gelir,” Bu, asli süret, pasif materia olmadan açığa vurulamaz, anlamında aktif ve pasifin karşılıklı bağımlılığına göndermede bulunur, tıpkı tersine şekilde pasif potansiyel güç, sadece aktif kutbun etkisi altında gelişmeye ulaşabilmesi gibi. Ayrıca, ‘büyük iş’te manevi gücün etkinliği, insani ‘kab’ın isti­dadına bağlıdır ve tersi de geçerlidir. Bununla birlikte bütün bunlar, Latince metnin ifade ettiği gibi ‘yukarı’ ve ‘aşağı’ arasın­daki ‘ayna-mütekabiliyeti’nin ileri bir örneğinden başka bir şey değildir. ‘Bir şeyin’, yani dahili işin, ‘mucizelerini başarmak’ için. ‘Yukarı’ ve ‘aşağı’, bu nedenle, bu bir şeyle ilgilidir ve bir diğerini ona göre tamamlar.

“2. Bütün nesnelerin, yalnız Bir üzerine düşünme ile yal­nız Bir’den çıkması gibi, intibak ile bu bir şeyden doğarlar.” Bu, Hermetik işin, alemin Bir İlahi Varlık’tan Bir Ruh vasıtasıyla sudur etmesinin modelini (ve tersi şeklinde ‘cevhersel imajını’) takip ederek tek bir cevherden çıkması anlamına gelir.

Meditatione unius (‘yalnız bir üzerine düşünme ile’) yeri­ne bazı yazmalarda mediatione unius (‘bir’in aracılığı ile’) ifade­si vardır. Bu, esas itibariyle anlamı değiştirmez, çünkü burada kastedilen şey, mutlak Bir’in görünmez ve bölünmez ışığının, Ruh prizması tarafından çokluk halinde kırılmasıdır. Plotinus şunu söyler; Ruh (nous), onu bütünüyle kavramaya veya nüfuz etmeye·muktedir olamayarak, sürekli En Üstün Birlik’i temaşa eder ve bu devamlı müşahede ile ‘çok yüzlü’ Bütün’ü açığa vu­rur, tıpkı ışığı yayan bir mercek gibi bir ışın demeti olarak kabul eder. Bu noktada, bazı versiyonlarda görülen Arapça tedbir ibaresi, ‘mütalaa’ ve ‘açıklama’ veya ‘sonuç çıkarma’ anlam çiti­ne sahiptir. Adaptatione (‘intibak ile’) yerine Basilius Valentinus conjunctione (‘birleştirme ile’) der.

“3. Babası Güneştir ve anası ise ay”. “Taş’ın babası olarak Güneş, ruh (nous) iken Ay nefis (psyche)’tir. ‘Rüzgar onun be­deninde doğurmuştur:” Manevi tohumu bedeninde taşıyan rüz­gar, hayat nefesidir ve daha genel olarak, ara alemin ‘latif malzemesi’dir, bu ara alem, gök ve yer arasında yani biçim-ötesi (veya tamamıyla manevi) alem ile cismani alem arasında uza­nır. Hayat nefesi ayrıca altının tohumunu sıvı bir halde içeren Cıvadır. ‘Onun dadısı topraktır’ ise dahili bir gerçeklik olarak beden/cisim demek olur.

“4. Bütün alemdeki her mucizevi işin babasıdır”·’Mucizevi iş’ thelesma’nın yaklaşık tercümesidir, ki ‘talisman’ (tılsım, muska) bundan türemiştir. Bir tılsım (Arapça tilism), kesin ko­nuşursak içine ilk örneğinin gücünden bir şeylerin girmiş olduğu bir semboldür, özel bir kozmik vaziyette (takım yıldız) ve buna denk düşen manevi bir konsantrasyonla biçimlendirilmiş bir sembol. Bu türden büyüsel (theurgic) bir faaliyet, görünen bi­çim ile görünmeyen ilk örnek arasındaki niteliksel tekabüliyete ve ayrıca latif düzlem üzerinde manevi bir halin bir tür ‘yoğunlaştırılması’ vasıtasıyla bu tekabüliyetin etkili kılınması imkanına dayanır. Bu, görünmeyen bir etkinin taşıyıcısı olarak tılsım ile metalik dönüşümün ‘maya’sı olarak iksir arasındaki benzerliği açıklar.

“5. Onun gücü, eğer toprakla örtülürse mükemmeldir”. Bu demektir ki Ruh, ‘cisimlendirildiği’ zaman uçucu sabit hale ge­lir.

“6. Toprağı ateşten ve latif biçimi kaba biçimden yumu­şak şekilde ve büyük bir ihtimamla ayır”. Toprağı ateşten ve latifi kabadan ayırmak, nefsi bedenden ‘çıkarmak’ demektir.

“7. Yerden göğe yükselir ve tekrar gökten yere iner ve böylece yukarıdaki hakikatlerin ve aşağıdaki hakikatlerin gücü­nü elde eder.” Bilincin bütün biçimsel ‘katılaşmalar’dan ‘çözündürülme’sini, Ruh’un ‘kristalleştirilmesi’ takip eder öyle ki aktif ve pasif mükemmelce birleştirilir. Böylece Ruh’un ışığı sabit kalır. ‘Bu şekilde, bütün alemin şanını elde edeceksin’ yani bütün ışığın kaynağı olan Ruh ile birliğin vasıtasıyla. ‘Ve bütün karanlıklar seni terk edecek’: Bu demektir ki cehalet, aldatma, kararsızlık, şüphe ve aptallık bilinçten temizlenir.

“8. Bu, bütün güçlerin gücüdür, çünkü latif olan her şeyi yener ve katı olan her şeye nüfuz eder.” Latif veya uçucu olan (Arapça lat), sadece katı ve cismani şey ile birleştirerek yeni­lebilir, tıpkı kişinin sadece somut bir resim vasıtasıyla nefsin bir halini sıkıca tutabilmesi gibi. Simyevi sabitleştirme yine de daha dahilidir ve manevi hallerin dayanağı olarak bedensel bi­lincin rolü hakkında yukarıda söylenenlerle ilişkilidir. Ruhla birleşmesi vasıtasıyla bedensel bilincin kendisi, harici bir etkiye dahi sahip olabilen iyi ve nüfuz edici bir güç haline gelir.

Bunun hakkında Cabir şöyle yazar: “Katılık ve sertlik halindeki cisim o kadar değiştirilmiştir ki ince ve hafif hale gelmiştir, bu durumda o, onu ateşe dayanıklı kılan kendi tabia­tını muhafaza etse bile cisimlere nüfuz eden, adeta manevi bir şey haline gelir. Bu anda ruh ile karışır, çünkü ince ve gevşek hale gelmiştir ve ruh üzerindeki etkisi onu sabit kılacaktır. Ru­hun bu cisimde sabitlenmesi ilk süreci takip eder ve her ikisi de, diğerinin tabiatına bürünerek dönüştürülür. Cisim/beden bir ruh olur ve ruhtan gelen incelik, hafiflik, yayılabilirlik, renklilik ve ruhun diğer bütün özelliklerine bürünür. Ruh da kendi hesabına, bir cisim olur ve onun ateşe dayanıklılık, hareketsizlik ve süre özelliklerini kazanır. Bu iki unsurdan hafif bir cevher doğar ki ne cisimlerin katılığına ne de ruhların inceliğine sahiptir, ancak kesin olarak bu iki uç arasında orta bir konum alır.”

“9. Böylece küçük alem, büyük alemin ilk örneğine göre yaratılır.” Latince versiyonda bu cümle şöyle gelir; ‘Böylece alem yaratıldı.’ Burada takip edilen Arapça metin görünüşe göre daha tamdır. ‘Büyük alem’in mükemmel imajı olan ‘küçük alem’, insandır, işte o zaman ‘Tanrı’nın suretinde kılınmış olan’ orijinal tabiatını gerçekleştirmiştir.

“10. Fevkalade uygulamalar, bundan ve bu tarzda yapılır”. Arapça metinde bu cümle şöyledir: ‘Bu yol, bilgeler tarafından kat edilmiştir.’

“11. Bu sebeple bana Hermes Trismegistos denir, çünkü ben bütün alemin hikmetinin Uç kısmına da sahibim. “ Trismegistos, ‘üç kere büyük’ veya ‘üç kere güçlü’ anlamına gelir. ‘Alemin üç kısmı’, evrenin üç biyük ‘bölümüne’ yani ma­nevi, psişik ve cismani sahalara (bunların sembolleri gök, hava ve yerdir) tekabül eder.

“12. Güneşin işi hakkında söylemiş olduğum şeyler mü­kemmel (veya tam)dır.” De operatione solis: ‘Güneşin işi hakkında’; fakat bu ayrıca ‘altının işi hakkında’ veya ‘altının üretimi hakkında’ anlamına gelebilir.

Zümrüt Tablet‘in bütün muhtevası, Süleyman’ın Mührü hakkındaki bir açıklamaya benzer, buradaki iki üçgen sırasıyla özü ve cevheri, forma ve materia’yı, ruh ve nefsi, Kükürt ve Cıva’yı; uçucu ve sabit olanı veya manevi gücü ve bedensel varoluşu temsil eder.

Kaynak : Titus Burckhardt- Astroloji Ve Simya.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER