Çayın Tarihçesi – Ne Zamandan Beri Çay İçiyoruz?

767

Çayın Tarihçesi, Dünyada Çay :

Çayın anavatanı yukarı Birmanya, Güney Doğu Çin ve Orta Vietnam arasında kalan bölgedir. Çayın milattan önce iki bin yedi yüzlü yıllardan beri Çin’de bilindiği ve önceleri ilaç olarak kulla­nıldığı söylenmektedir. Çay hakkında en eski kaynak bir Arap seyahatnamesidir. Bu seyahatnamede, 879 yılında, Kanton şehrinin gelirlerinin çay ve tuzdan alınan vergiler olduğu kayıtlıdır. Daha sonra, Marco Polo ve diğer gezginler seyahatnamelerinde çaydan söz etmişlerdir.

Çin’de Çay :

Çay, Çin’de, milattan sonra 6. yüzyıldan itibaren çok geniş bir kullanım alanı bulmuştur. 10. yüzyılda ise Çin’in milli içkisi haline gelmiştir. Çay, Japonya’ya ilk kez 8. yüzyılda getirilmiş, 12. yüz­yıldan sonra da burada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış­tır. Japonya’da çay kültürü çok üstün bir düzeye çıkmış, evlerde “çay odaları” yapılmış, çay hazırlama bilimine vakıf “çay üstatla­rı” yetişmiştir.

Çay seremonilerinin toplamını içeren “çailik” mez­hebi ortaya çıkmıştır.Japon çay kültürünün dünyaya tanıtılma­sında Okakuro Kakuzo’nun Çayname adlı eseri büyük bir rol oy-namıştır. İlk baskısı İngilizce olarak yapılan bu eser, kültür ve sanatın ticarete, üretime ve sanayiye nasıl olumlu bir etki yaptığı­nın bilinen bir örneğidir.

Çin’ de çay, milattan önce 2737 yılından beri bilinmektedir. Bugün efsane haline gelen anlatımla, Çin İmparatoru Shen Nong, bir ilkbahar günü bahçesinde bir ağacın altında oturup içme suyu­nu kaynattırırken ağaçtan bir yaprak suyun içine düşer ve böylece Shen Nong, çayı keşfeder. Bu efsanenin sonradan uydurulduğu bellidir. Gerçek olan ise çayın, Çin’ de çok eskiden beri bilindiğidir.

Tarih içerisinde, Çin’de çay, önce kaynatılarak, sonra çarpma çay şeklinde ve en son haşlama çay olarak kullanılmıştır. Zaten çay ağacının ana vatanı da Çin’dir . Çok eskiden beri bilinip tanınan çay bitkisinin yaprakları, yukarıda değinilen şekillerde kullanıldı­ğı gibi çay yapraklarından elde edilen lapa da romatizmal hasta­lıklarda eklemlere ve adalelere dışarıdan tatbik edilerek ilaç olarak kullanılırdı. Çayın yorgunluğu giderici, ruhu ferahlatan, gözleri güçlendiren etkilerinden haberdar olan Çinliler, onu hem bir keyif verici hem de yerine göre tedavi edici olarak kullanmışlardır.

Çin’ de, çayın yıldızı dördüncü ve beşinci yüzyıllarda parlamaya başlamıştır. O yüzyıllarda çay artık Çin imparatorlarının da içki­siydi. En iyi misafirlere çay ikram ediliyordu.

Çin’ de, çayın hazırlanması günümüzdekine pek benzemezdi. Örneğin, çay yaprakları buğuya tutuluyor, sonra havanda eziliyor, hamur haline getiriliyor ve bu hamur pirinç, zencefil, portakal kabuğu, baharat, süt ve bazen de soğan karıştırı­larak kaynatılıyordu. Elde edilen sıvı o zamanlar içilen çay idi. Bu adet günümüzde, Tibet ve Moğolistan’ da da vardır.

Çin’ de, 8. yüzyılda, Tang Hanedanı zamanında yaşamış olan Luwih, çay konusundaki bilgileri derleyerek kitap haline getirmiş­tir. Chaking adlı bu kitap üç cilt ve on bölümden oluşmuştur. Birin­ci bölümde çay bitkisi anlatılır. İkinci bölümde çay yapraklarını toplamak için kullanılan aletlerden söz edilir. Üçüncü bölümde, çay yapraklarının nasıl ayrılacağı, dördüncü bölümde, hepsi 24 parça olan çay takımları, örneğin üç ayaklı mangal, çay gereçleri ve bu gereçlerin konduğu bambu oda anlatılır. Beşinci bölümde, çayın nasıl yapılacağı anlatılır. Burada verilen bilgilere göre, iyi çay için çay tozu ve dağ suyu kullanılmalıdır. Chaking’in diğer bölümlerinde, çay içmedeki basit tarzların bayağılığı, tanınmış çay içicileri, Çin’in en tanınmış çay bahçeleri, çay sofrasında yapılabi­lecek değişiklikler, çay hazırlamak için gerekli takımlar anlatılır. Eserin sön bölümleri kayıptır.

Çin’ de, Song Hanedanlığı devrinde çaya verilen önem çok art­tı. Çay hazırlama şekli “çarpma çay” olarak rağbet buldu. Bu şekilde, çay yapraklarını ufak bir taş değirmeninde toz haline getiri­yorlar ve bu tozu sıcak suyun içerisine atıp ucu yarık bir bambu kamışı ile çarpıyorlardı.

Japonya’da Çay:

Japonların çayla 729 yılından önce tanıştıkları sanılıyor. Bu ta­rihte Japon İmparatoru Shomu, Nora’daki sarayında keşişlere çay ikram etmiştir.

Okakuro Kakuzo tarafından İngilizce olarak yazılan ve 1906 yılın­da yayımlanan Çayname, Japon çay kültürünü dünyaya tanıtmıştır. Birçok dile çevrilen bu kitapta, çayın Çin’deki macerası anlatıldık­tan sonra Japonya’daki çay seremonileri tanıtılır. “Ça-no-yu” deni­len çay töreni ritüeli 15. yüzyılda, Sen Rikyu tarafından geliştiril­miştir. Burada çay içme töreni kutsal bir tören gibi belirli kurallar içinde yapılır.

Bu törenleri yöneten çay üstatları vardır. Evlerde çay töreni için çay odaları bulunur. Karmaşık hazırlıkları gerekti­ren bu tören Okakuro Kakuzo’ dan sonra gelen bir çay üstadı olan Sen Soshitzu XV. (bu 15 rakamı onun Sen Rikyu’nun 15. göbekten torunu olduğunu bildirir), tarafından Çayname’nin yeni baskıla­rından birine yazılan ön sözde şöyle anlatılmıştır:

“Çado (çay yolu) ya da ça-no-yu (çay töreni) pek çoğumuz için hala bir esrar perdesiyle çevrilmiştir. Aslında işin özü basittir. Koşturmacalı bir günün ortasında birkaç ahbap yemek ve çay eşli­ğinde huzurlu birkaç saat geçirir. Konuklar ağaçlar ve çalılardan oluşan güzel, küçük bir bahçeyi geçtikten sonra, loş çay odasının huzurlu ve içten ortamında buluşurlar. Şeref köşesinde bir Zen atasözünün kaligrafisi asılıdır. Vazoya birkaç gösterişsiz çiçek konmuştur. Ev sahibi ve davetliler münzevi bir kulübeninkini andıran bu sakin ortamda toplanır, en sıradan günlük hareketlerle sohbet ederken çevredeki ayrıntılarla bezeli anın tadına varırlar.”

Bazı efsaneler, çay töreninin Taocular tarafından uygulandı­ğını bildirirler. Taoculuğun ve Zen’in hayat ve sanat anlayışları çay yolunu anlamamızı kolaylaştırır.

Çay, Japonların yaşamında önemli bir yer tutmuş, zamanla çayla ilgili bazı söz ve kavramlar Japonca’ya girmiştir. “Bir fincan çayda fırtına koparmak” ve vurdumduymaz anlamında “çayı eksik”, çok heyecanlı anlamında “çayı fazla” deyimleri bu dilde ortaya çıkmıştır. Çayın önemini anlatmak için de bir Song şairi­nin, Li -Şih- Layi’nin nerdeyse darb-ı mesel olan şu sözleri Okakura Kakuzo tarafından anılmaktadır:

“Dünyanın en kötü üç şeyi şunlardır: Güzel bir gençliğin yanlış bir terbiye ile bozulması, güzel tabloların bayağı adamların beğenisiyle kirlenmesi Ve çok güzel bir çayın kötü hazırlanarak heba edilmesi.”

Çay törenlerinde kullanılan malzemeler, yapılan işlem ve ça­yın sunulması hep belli kurallar içindedir. Bu kurallar yaklaşık beş yüz yıldır değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Bu kurallar usta-çırak ilişkisi ile öğrenilerek yaşatılmıştır.

Avrupa’da Çay :

Marco Polo (1254-1324), Seyahatname’sinde, bir yerde, Çin Ma­liye Bakanının çay vergisini yükselttiğinden söz eder. Bu anlatımla ilk kez çay Avrupalılara duyurulmuş olur.

Avrupa’ da çaydan söz eden ilk kitap, Giovanni Batista Ramusio’nun “Della Navigationi e Viaggi” derlemesinin 1606 yılında yayımlanan 2. cildidir. Burada yazar, Venedik’e gelen Hacı Mu­hammed adlı bir İranlı tüccarın anlattıklarına yer verir:

“Hacı Muhammed, ‘Çay-ı Hıtai’ yani Çin çayının üstün özelliklerini anlatır ve ‘Eğer İranlılar ve Avrupalılar bunları bilselerdi, tüccarlar o zamanlar çok satılan bir ot olan rhubarb yani ravend yerine çay alıp satarlardı.” der.

Bundan sonra, Avrupa’da çayın çeşitli özel­liklerini ve kullanıldığı yerleri anlatan kitaplar yayımlanmıştır. Bunlardan biri, 1669 yılında, Amsterdam’da yayımlanan “Die Gesandschaft der Ost-Indischen Gesellschaft in den Vereinigten Niederlandern an den Tartarischen Cham und nunmehr auch Sinischen Keyser” adlı kitaptır. 1671 yılında da Lyon’da “Traite du The” adlı kitap yayımlanmıştır.

Çayın yararlarını anlatan kitapların en önemlilerinden biri, Hollanda­lı Kornelius Bontekoe tarafından yazılan ve 1678 yılında yayımla­nan “Tractat van het Excellente cryt Thee” adlı kitaptır. Bontekoe, gün­de on fincanla elli fincan çay içmeyi öneriyordu. Hatta, isteyenler günde yüz -iki yüz fincan çay bile içebilirlerdi ona göre. Bu kadar fazla çay içmenin bir sakıncası yoktu. O, hastası olan Podagra Prensi’ni çayla tedavi etmişti.

Çay, 17. yüzyıldan itibaren de Avrupa’ya girmeye başlamıştır. Daha önce Araplar aracılığı ile çayı biraz tanıyan Avrupa, özellikle 1610 yılından sonra, Felemenk vapurları ile getirilen çayları tadar. Çay, 1636 yılında Fransa’da, 1638 yılında Rusya’da, 1656 yılından itibaren de İngiltere’de kullanılmaya başlandı. İngiltere’de çayı ilk kullananlar Kral ve maiyetindekilerdi. Bu çayların ilki, 30 Haziran 1666 tarihinde, Doğu Hindistan Kumpanyası tarafından İngilte­re’ye getirilmiştir.

İngiltere’de ilk çay evi açıldığında papazlar tepki gösterdiler. Çayın, insanlığa ve Hristiyanlığa zararlı olduğu­nu ileri sürdüler.Ünlü Protestan vaiz John Wesley, çayın insan sağlığına zararlı olabileceğini iddia ederek içilmemesini önermişti. Parlamentoda, Lordlar Kamarasından Lord Forbes’in, çayın yalnız zenginler tara­fından içilmesini, fakirlerin ise çay içmemelerini isteyen bir kanun tasarısı hazırladığını İngiliz kaynakları bildirmektedir. Ona göre, zenginler,Tanrı tarafından kutsanmıştır ve iyi şeylere Iayıktırlar.

Almanya ve Hollanda’da da bazı doktor ve papazlar, 1650 yı­lında, çayın insan sağlığına zararlı olduğunu, bu nedenle Çinlile­rin zayıf ve kuru olduklarını ileri sürerek çayın yasaklanmasını önermişlerdir. Fransız doktorlar ise 1671-1685 yıllarında çayın insan sağlığına yararlı olduğunu savunmuşlardır. Böylece Avru­pa’da çay günden güne yayılmış ve günlük yaşamın ve kültürün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

İngiltere’de, gazetelerde ilk çay reklamı 1658 yılında görüldü. Bu arada çeşitli nedenler ileri sürülerek 1675 yılında, krallık tara­fından kahvehaneler kapatıldı ve çayın satılması, içilmesi yasak­landı. Fakat, kısa bir süre sonra bu yasak kaldırıldı.

Çay Ticaretinin Altın Yılları, “99 Gün Yarışı” Ve İngilizlerin Çay Casusları :

İngilizler, 19. yüzyılda, Çin’e soktukları ziraat casusları saye­sinde çayın nasıl yetiştirileceğini öğrendiler ve Hindistan’da, As­sam bölgesinde, daha sonra Güney Doğu Asya ülkelerinde kendi kontrollerinde çay üretimine başlayıp çay ticaretine hakim oldular.

19. yüzyılın ortalarında, Çin’den çay taşıyan yelkenliler, Av­rupa’daki limanlara ulaşmak için yarış halindeydiler. Özellikle 1866 yılında böyle bir yarışın yapıldığı biliniyor. “99 Gün Yarışı” denilen bu yarışta “Ariel” ve “Taeping” adlı yelkenlilerin aynı anda limana ulaştığı görülmüştü. Avrupalılar tarafından çay ticaretinin “altın çağı” olarak adlandırılan bu devirden sonra, daha modern gemilerle, özellikle buharlı gemilerin icadıyla çay ticareti çok gelişti.

Fakat, deniz yolculuğu ne kadar hızlı olursa olsun nem, çayın lezzetini bozuyordu. Bu nedenle çay ticareti daha sonra kara yoluna kaydı. Avrupa çaya alışmıştı ve bu çayın temin edilmesi gerekiyordu. Güney Doğu Asya’da, sömürge topraklarında, örne­ğin, Assam, Bengal, Cava, Seylan gibi ülkelerde kurulan çay bah­çeleri Avrupa’nın çay ihtiyacını karşılamakta idi. Hem de önceleri en büyük çay ihracatçısı olan Çin’den çay tohumlarını çalıp Çin’i devreden çıkararak. Ayrıca çaydan alınan vergiler de Avrupa dev­letleri için kaynak oluşturuyordu.

İngilizlerin, “Saat beş çayı” diye bilinen, pastalı, kekli çay top­lantıları, giderek, İngiliz çay kültürünün temelini oluşturmuştur. İngilizler, çok çay içtikleri gibi, sömürgelerinde yetiştirerek ucuza mal ettikleri çayları çeşitlendirerek bütün dünyaya satmışlar ve işin ticaret yönünü de ellerinde tutmuşlardır.

Boston Çay Partisi:

Çayın tarihi gözden geçirilirken “Boston Çay Par­tisi” olarak tarihe geçen olay unutulmamalıdır. İngilizler, ellerinde bulunan çay stoklarını tüketmek için ve bu arada İngiltere’ye çay sağlayan Doğu Hindistan Kumpanyası’nın da iflasını önlemek için çayın yarım kilosuna 3 pens vergi koydular.

O zamanlar İngilte­re’nin bir sömürgesi olan Amerika’nın Boston Limanı’na gelen üç İngiliz gemisi, 16 Kasım 1773 günü, Kızılderili kıyafeti giyen Ame­rikalılar tarafından basıldı ve gemilerde bulunan 342 sandık çay denize döküldü. Amerikalılar, İngilizlere haksız ve yüksek olan çay vergisini ödemek istemiyorlardı. Bu olay Amerika’nın bağımsızlık sa­vaşının da başlangıcı oldu.

İsveç’te Kaba Bir Deney :

Soyluların ve halkın merak ettiği şey, çayın insan sağlığına yararlı mı, yoksa zararlı mı olduğu idi. Bunu nasıl tespit edeceklerdi? 18. yüzyılın 2. yarısında, İsveç Kralı 3. Gustav, ülkesine daha yeni yeni girmeye başlayan çayın zehirli bir tesiri olup olmadığını öğrenmek için, bugün insani sayılamayacak bir yol denedi.

O sıralarda işle­dikleri suçlardan dolayı idama mahkum edilen ikiz kardeşlerin cezalarını ömür boyu hapse çevirdi. Ama bir şartı vardı. Kardeşlerden birisine ömür boyu her gün kahve diğerine de çay verilecek ve bu iki içeceğin insan sağlığı üzerindeki tesirleri öğrenilecekti. İkizler ileri yaşlara kadar yaşadılar. Çay içen 80 yaşında öldü. O öldüğü zaman diğeri hala hayatta idi. İsveçliler çayın ve kahvenin zehirli olmadığını gördüler, ama daha çok kahve tiryakisi oldular.

Türkiye’de Çay :

İpek yolu güzergahını takip ederek çayın Çin’den Osmanlı Devletine getirilmesi Avrupa’dan da önce olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde ve bazı gümrük kayıtlarında, çay konusunda bilgiler ve belgeler bulunmaktadır.

Türkiye daha önceleri çay ithal etmiştir. 1777 tarihli bir attariye defterinde çay kaydına rastlanmaktadır. 1816 tarihli bir gümrük defterine göre de çay ithal edildiği belli olmaktadır.Türkiye’de çay üretimine çok sınırlı bir şekilde, 1878 yılında, Japonya’dan getirilen çay tohumlarının örnek çiftliklerde ekilme­siyle başlanmışsa da ilk etapta bir başarı elde edilememiştir.

1860’larda Ruslar, Batum ve çevresinde çay tarımını başlat­mıştı. Çay kullanımı Rusya’da, Kafkaslarda, Azerbaycan ve İran’da yayılmış, semaver kültürü Rusya’ dan başlayarak çevre ülkelere girmişti. Kafkasya’dan, Azerbaycan’dan Anadolu’ya ge­len göçmenlerle çay ve semaver kültürü de gelmiştir.

Buharalı Yusuf adlı bir kişi, 1896 yılında, Trabzon’da yetişen bir bitkiden topladığı yaprakları işleyerek çay haline getirdi. Bu çayın patentini almak için de Ziraat Nezareti’ne müracaat etmiştir. Hazırladığı bir çay paketini de Padişah 2. Abdülhamid’e sunmuş­tur. Padişah durumun incelenmesi için Trabzon’a bir heyet göndermiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başlarında Batum, Sohum gibi şehirlere çalışmaya giden Doğu Karadeniz bölgesi halkı oralarda çayın nasıl yetiştirildiğini görmüş ve fidanlarından alarak Rize bölgesinde kısıtlı alanlarda da olsa çay yetiştirip ürün almışlardı. Bu çayları ilkel metotlarla işleyip elde ettikleri ürünü kullanmışlar ve satmışlardır. Bu durum üzerine devlet, halkın yetiştirdiği çaylardan orman vergisi almaya kalkınca itirazlar olmuş ve bu itirazlar üzerine devlet çaydan aldığı orman vergisini kaldırmıştır. Bu konudaki müracaat ve 6 Haziran 1879 tarihli karar belgesi Devlet Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunmaktadır.

Kaynak: Mustafa Duman- Çay Kitabı.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER