Astral Madde ve Astral Tortu

317

Ruhsal Enerji ile Maddesel Enerjinin birbiriyle uyum sağlayabilmesine  ve birbiriyle irtibatın kurulmasına imkan sağlayan “aracı-tampon” bir  madde vardır. ” Astral Madde” adı verilen bu madde bir tarafıyla ruhsal enerjiye yakınken, bir yanıyla da maddesel enerjiye yakınlık gösterir. Onun bu özelliği evrenin birlikteliğine olanak sağlar. Bu maddenin tüm özelliklerini bilmiyoruz. Ancak şu ana kadar  astral madde hakkında bir araya getirilen bilgileri özetle şöyle sıralayabiliriz.

  1. Süptil bir yapıya sahiptir.Üç boyutlu maddenin bilinen özelliklerinin dışında , son derece yüksek frekanslı atomlardan oluşmuştur.
  2. Fiziksel gözlemlerle bu maddenin normal şartlarda görülmesi mümkün değildir.
  3. Titreşim seviyesinin ( frekansının) çok yüksek olması düşünce enerji ile şekillenmesine neden olur. Bu özelliği Öte Alem ( spatyom) de en önemli özelliğini oluşturur. Çünkü spatyom da bu maddelerden oluşmuş bir mekandır.
  4. Kendi skalası içinde en kabadan en inceye kadar giden bir titreşimsel yelpazeye sahiptir. Onun kabalaşması yani titreşimin düşmesi , ruhsal enerjiden aldığı negatif enerjilerle olur. Buna karşılık ruhsal varlıktan aldığı pozitif enerjiler, onun titreşimsel düzeyini yükseltir yani süptilleştirir. Frekansını artırır.

Astral Aleme Astral Bedenle Girilir

Bir ruhsal varlığın bir fiziki bedeni kullanabilmesi için bu maddeye ihtiyacı vardır. Ruhsal varlık bu aracı madde ile fiziki enerjiyi kullanır.

Ruhsal bir varlığın fiziki bir bedende doğması demek, ruhun o maddeye konsantre olması demektir. İşte bu birlikteliği kuran madde geçmişten günümüze kadar bazı dinlerde ,inisiyatik bilgilerde ve 1950’li yıllardan itibaren dünya üzerinde gerçekleştirilen spiritüalist çalışmalarda ” Astral Beden”  olarak isimlendirilmiştir. Aslında bu bizim anladığımız anlamda bir beden değil, bir enerji dönüşüm ve transformasyon merkezidir. Bunu gerçekleştiren madde ise  tarifini yapmaya çalıştığımız  ” astral madde” dir. Meseleyi zihnimizde daha kolay anlaşılır hale getirmek için, Ruhsal varlığın fizik bedene doğmadan önce ” Astral Beden” e doğduğunu  düşünebiliriz.

Yukarıda sıraladığımız temel özelliklerden dolayı , her birimizin sahip olduğu ” Astral bedenimiz”in kendimize özgü titreşimsel bir yapısı vardır. Bizden yayılan enerjilerin niteliğine göre , astral yapımız da otomatik olarak kendi titreşimsel seviyesini belirler. Astral yapımız ne kadar yüksek titreşimli hale gelirse “Ruhsal Varlığımız”dan  fizik bedenimize gelen etkiler de o denli kuvvetlenir. Bu, insanın gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli faktördür. Bunu belirleyen tek etken ise, bizden yayılan düşünce enerjilerinin pozitif ve negatif değerlerinin ortalamasıdır.

Bir tek cümleyle özetleyecek olursak : ” Yaşam boyunca hangi tür enerjilerle daha fazla haşır neşir oluyorsak astral bedenimizi de ona göre şekillendiriyoruz”

Astral bedenimizin hangi düzeyde geliştiği veya kabalaştığı bizi en çok öldükten sonra ilgilendirecek bir süreçle karşı karşıya getirir. Fiziki bedenimizi terk ettikten sonra artık sadece astral yapımızla ( Astral bedenimizle) Öte Aleme gideriz. Öte Alem’i oluşturan astral maddeler de en kabasından en incesine doğru uzanır demiştik.

Öldükten sonra Öte Alem’in hangi safhasında yer edinebileceğimizi, Dünya’dayken düşünce enerjilerimizle kabalaştırdığımız veya incelttiğimiz Astral Bedenimiz’in titreşim özelliği belirler.

Hangi seviyedeysek , Öte Alem’de de o seviyede bir yer edinir ve yine o seviyedeki varlıklarla birlikte oluruz.

Meseleye bu açıdan bakıldığında, kendi geleceğimizle ilgili kaderi yazan kalemin kendi elimizde olduğu çok net bir şekilde görülür. Aslında her bir yaşam astral yapımızı daha inceltmek için bir imkansa da , bu çoğu zaman gerçekleşemez ve astral yapımız çeşitli yaşamlarımızda kullandığımız aşırı negatif enerjilerden dolayı gittikçe kabalaşır ve adeta bir “tortu” nun oluşmasına neden olur. Bu tortu da ruhsal varlığımızdan gelen tesirlerin ” Astral Bedenimiz”  tarafından fizik bedene  ve dünyasal şuurumuza aktarılmasına engel teşkil eder.

Kapalı şuurla yaşamakta olmamızın asıl nedeni  işte budur..

” İnsanlar uyumaktadır… ve İnsanlar hapishanede yaşamaktadır ” sözleriyle bu mesele eski geleneksel bilgilerde üstü kapalı bir şekilde dile getirilmiştir.

Türklerin Kültür Kökenleri – Ergun Candan

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından adınıza imzalı satın almak için Tıklayın Kitap ile ilgili ropörtajı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikAntik Mısır – Yunan İlişkisi -Orpheus Dini- Fisagor Öncesi
Sonraki İçerikCIA Operasyonları -1

36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER