Ley Hatları

1430

Uzun süre sadece ezoterizmde dile getirilen bu enerji merkezleri ile bilimsel çevreler de yakından ilgilenmeye başlamışlar­dır. Batı dünyasındaki “ley hatları” olarak son yıllarda gündeme gelen konu, kutsal coğrafik merkezlerle ilgili bilinmeyenlere ışık tutmuştur. Batı dünyasının ley hatları adını verdiği akışkan özellikli birtakım enerji kanallarıyla yeryüzünün örülmüş olduğu bugün için artık kesin olarak bilinmektedir.

efes

Dünyada fiziki ve pisişik enerjinin yoğun olduğu bölgeler:
1- Orta Asya. Özellikle de Tibet. Gobi ve Doğu Türkistan üçgeni arasındaki kalan bölge.
2- Mısır.
3- Orta Amerika-Yucatan. (Meksika)
4- Arjantin’in Kuzey bölgesi.
5- Anadolu.

Mitolojilerde geçen kutsal ırmaklar, aslında bu ley hatlarını yani yerküre şakralarının haritasını ifade eder. İşte bu haritayı gayet iyi bilen ve ley enerjisinden psişik ve fiziki faaliyetlerde yararlanabilen eski halklar kıtalarından göç etmek zorunda kaldıklarında, rastgele yerlere göç etmemişler, bu enerjinin yoğun olarak olduğu bölgeleri tercih etmişlerdir. Anadolu’da birçok yer; Urfa, Efes, Bursa’daki Uludağ, yedi tepeli şehir İstanbul’un belirli bölgesi hep bu kutsal coğrafyanın belirli noktalarına denk gelen merkezlerdi. Bunlardan hangisinin halen işlerliğini sürdürdüğü bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek varsa irili ufaklı birçok merkezin halen dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmaya devam ettiğidir.

apollon-tapinagi

Yunanistan’ın Delf kentinde kurulan ünlü Apollon Mabedi’nin bulunduğu bölge “spiritüel coğrafya”da çok önemli bir merkezdi. Pisagor’un inisiyatik öğretisini sürdürdüğü bu mabetten dünyanın hemen her yanına büyük manyetik-psişik enerjiler dağılırdı. Bir zamanlar önemli bir kehanet merkezi olarak da işlev görmüş olan mabedin bugünkü kalıntıları bile muhteşemdir.

Ezoterik bilgilere göre, Mısır ve Tibet gibi eski uygarlıklar bu ley enerjilerinin geçtiği hatları biliyorlar ve bu hatların geçtiği yerlerde ve özellikle de bu hatların kesiştikleri noktalarda mabetlerini inşa ediyorlardı. Piri Reis’in haritasındaki güneş ışınlarını andırır çizgilerin de sözünü ettiğimiz bu ley hatlarından bazılarını gösterdiği tahmin edilmektedir.

piramitler-ve-sfenks

Eski Hint ezoterizmine göre dünyamızda da insan bedenindeki gibi yedi çakra yani enerji giriş ve dağılış noktaları vardır. Bunlar ley hatlarının kesişme noktalarıdır. Bunların yerleri belirlidir. Bazen biri bazen de diğerleri daha etkin bir duruma geçebilir.
Burada, tufanlar öncesi uygarlıklar açısından bilmemiz gereken bir diğer nokta da şudur ki; eski devre ait insanlar taşlara tapmıyorlardı. Taşların sihirli gücünden yararlanmaya çalışıyorlardı. Bu bağlamda, ezoterizmde taşların sınıflandırıldığı dört ana grup da bilinmelidir:

1- Atlantisliler’in özel işlemlerden geçirdikten ve biçimlendirdikten sonra enerji santrallerinde kullandıkları nadir kristaller ve çok farklı  bir  maddesel yapıya sahip olan özel taşlar.

2- Tufan’dan sonra bizim devremize ait uygarlıkların ­inisiyatik  merkezlerindeki mabetlerde yer alan psişik çalışma­larda kullanılan,  kökenleri  bilinmeyen  ve günümüzde kayıp durumdaki taşlar. Bu taşlardan  bazılarının  kozmik  kökenli, bazılarının ise Atlantis kökenli olduklarını  ve bizim  devremizin  ortalarına  doğru  bazılarının  yeryüzünün belirli yerlerine gizlenmiş ol­dukları  söylenir. Kabe’deki Siyah Taş ve İstanbul’a yerleştirildiği söy­lenilen ancak nerede olduğu  bugün  için  bilinmeyen  gizemli taş bu grupta değerlendirilmektedir.

3- Günümüzde mevcut olan değerli taşlar ve kristaller. Bunlar da doğru kullanıldığı takdirde canlılar üzerinde önemli etkilerde bulunduğu yapılan deneysel çalışmalarla ispatlanmış durumdadır. New Age yaşam kültüründe bu çalışmaların önemli bir yeri vardır.

4- Değersiz taşlar kendiliklerinden özel bir enerjetik yayınları olmayan, ancak ley hatları üzerine dikildiklerinde be­lirli bir büyüklükte olmak koşuluyla yerkürenin telürik ener­jisiyle ilgili bir etkinlik meydana getirebilen taşlardır.

Çiftçilik ve diğer yaşam tarzları binlerce yıl boyunca doğa güçleri ve devirleri tarafından yönetilmiştir. Çok uzun bir süre doğanın güçleri ve devirleri hakkında bilgisiz kalan insanlar, bazıları hala ayakta olan devasa anıtlar yaparak korkuyla karışık derin bir saygıy­la bu güç ve devirleri tanrısallaştırmışlardır.

Ley hatları; farklı araştırmacılar tarafından “dünya enerjisi”, “telürik enerji”, “küresel biyoenerji” gibi isimler verilen yerkürenin manyetik gücünden farklı ve dünyayı, yerküre üzerindeki belirli doğrusal çizgilerle dolaştığı varsayılan, bir enerji türüdür. Yazılı en eski tarihi kayıtlardan biri olarak kabul edilen eski Çin yazıtlarında “kun-mei” olarak isimlendirilmiştir.

yucatan piramitleri

Henüz tam olarak niteliği anlaşılamamış olmakla birlikte bu enerjinin canlı ve cansız maddeler üzerinde önemli fiziki ve psikolojik etkiler meydana getirdiği istatiksel verilerden elde edilen gözlemlere dayanılarak fark edilebilmiştir. İnsan zihni üzerindeki etkileri çok yoğun olan bu enerjinin özellikle pisişik enerjiyle büyük bir etkileşim içinde olduğu, hatta psişik çalışmalarda bu enerjinin başarıyı artırıcı bir fonksiyon gördüğü ileri sürülmektedir.

Yerküre gizemleri araştırmaları ortaya çıkışını Alfred Watkins’in 1920’lerde yaptığı çalışmalara borçludur. Watkins, İn­giltere topraklarını gezerek gizemli taş anıtlarla ilgili incelemeler yapmış ve “ley” teorisini ortaya koymuştur. Watkins’in sözünü ettiği leyler; kilise, mezar ve Stonehenge gibi taş yapıları birbirine bağlayan görünmez birtakım yollar ya da çizgilerdi. 1960’larda ley araştırma­ları yeniden gündeme geldi ve diğer gizem araştırma dallarına dahil oldu. Böylece yerküre gizemleri araştırmaları doğmuş oldu. Özellikle Avrupa’da güç sahibi olan bu araştırma alanında günümüze kadar önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

stonehenge2

İngiltere’de özellikle dev taş çemberlerin ve megalit adı verilen taş yapıların inşa ediliş nedenlerinin bulunabilmesi için yoğun çalış­malar yapılmaktadır. Bazı deneyler sonucu, özellikle güneşin doğu­şu sırasında, muhtemelen bu taş yapıtlardan yayılan birtakım ultra-sonik ve radyasyonik etkiler tespit edilmiş ve hatta gelişmiş birtakım cihazlarla bunların ölçülmesine çalışılmıştır. Ayrıca ziyaretçiler tarafından taş anıtların bulunduğu alanlarda bazen elektrik şokuna maruz kalma ve değişik bilinç durumlarına geçme gibi etkilerin yaşandığı bildirilmiştir. İngiltere’de yerküre gizemleri araştırma gruplarının düzenlediği “moot” adı verilen toplantılarda pek çok insan bir araya gelip konuşmalar ve tartışmalar yaparak bu fenomen hakkındaki son bilgileri öğrenmektedir.

1960’larda bu alanda derin araştırmalar sonucu bir dönem, leylerin dünya biyosferindeki enerji çizgileri, yani gezegenin kendisi tarafından oluşturulan enerji yolları olduğu düşünülmüştür. 1980’lerin başlarında, Arkeoloji Enstitüsünde araştır­malar yapan bir inorganik kimyacı olan Dr. Don Robins, birçok şeyin yanı sıra, taşlardan yapılmış dairelerin (örne­ğin, Oxfordshire bölgesindeki Rollrights taşları) doğal güç alanları ihtiva ettiğini keşfetmiştir. Ayrıca gece ile gündü­zün eşit olduğu mart ve ekim aylarında, güneş görünsün veya görünmesin, taşların düzenli biçimde yüksek frekans­lı işaretler yaydığı ortaya çıkarıldı. Yıl, gündönümlerine yaklaştığında, işaretler kaybolmaktadır. Dr. Robins ve eki­bi tarafından gözlenen bir diğer ilgi çekici fenomen, daire­nin dışındaki doğal radyoaktivite seviyesinin, her zaman, dairenin içindekinden yüksek olmasıdır. Ayrıca kozmik radyasyonu dışarıda tuttukları da bulundu; bu da gösteri­yor ki, ya taşların daire şeklinde oluşumundan dolayı ya da daire içinden geçerek yeryüzünden yayılan doğal enerji sonucu, bir çeşit koruyucu kılıf oluşmuştur. Dolayısıyla, bu göstergeler; jeolojik fay çizgileri, bu dairelerin mevkileri ve elektromanyetik radyasyon arasındaki ilişki bakımın­dan önemlidir.

Gözle görülmemekle birlikte, tıpkı çeşitli değneklerle toprak altındaki su kaynaklarının bulunmasında olduğu gibi, varlıklarının çeşitli belirtilerle sezilebileceğine inanılmıştır. Araştırmacılar ley teorisinin, Çinlilerin “feng şui” (ejderha yolları) kavramıyla önemli ölçüde benzeştiği­ni ortaya koymuşlardır. Bu ikisi ayrıca akupunktur literatüründe adı geçen “şakra” kavramıyla da büyük benzerlikler göstermekteydi. Vücudun bazı kilit noktalarına uyarıcılar yerleştirip beden enerjisini harekete geçirmek suretiyle rahatsızlıkların giderilip sağlığın geliştirilme­si esasına dayanan akupunktur yönteminde adından söz edilen “vücut enerji yolları”nın, ley çizgilerinin küçültülmüş halini andırması oldukça dikkat çekiciydi. Benzetme yoluyla eski insanların, yaşadıkları toprağın enerji alanına pozitif bir etki yapabilmek için ley çizgilerinin belirli noktalarına megalitler yerleştirmiş oldukları düşünülebilir.

Gezegenimizi enlemesine ve boylamasına geçtiğine inanılan akışkan enerji damarları olarak düşünülen (Keltler tarafından “peri hatları” diye adlandırılan) ley hatları, bu bölgeleri birbirine bağlıyor gibi görünmektedir. İlginçtir, bu ley hatlarının, taş dairelerinde birbirlerini kesen fay hatlarının paralelinden geçtikleri anlaşılmıştır. Eğer bu böyleyse, bu bölgelerdeki elektromanyetik enerji ve onun sonucu olan atmosferik fe­nomenlerin, çevre bölgelerden daha güçlü olma olasılığı vardır.

Fenomenlerin çoğu geçmiş zamanlarda UFO’lara bağ­landı ve benzeri olayların ortaya çıkışlarının, elektroman­yetik alana etki eden jeofiziksel düzensizliklere kadar izleri sürüldü. Bu alanın etkisinin, kapladığı alanda yaşayan ve­ya buradan geçen insanlarda halüsinasyonlar görme veya psikokinezi (PK) oluşturma biçiminde etkilerde bulundu­ğu görülmüştür. Uzun zamandan beridir araştırmacılar, dikili taşlar veya diğer megalit yapılarının bulunduğu böl­gelerde, garip parlayan, ışıltılı fenomenler gördüklerini id­dia eden tanıklardan bilgi topladılar. Bu görgü ta­nıklarından bazıları fenomenin, bir çeşit telepatik tepki do­ğurduğunu ileri sürdüler. Yani zihninsel istek üzerine, fe­nomenin parlaklığının kısılması, hatta fenomene son veril­mesi gibi. Ancak Gaia hipotezine önem verecek olursak, bu şaşırtıcı değildir çünkü bu hipotez, yeryüzünü kendi ba­şına yaşayan canlı bir organizma olarak düşünmektedir. Hatta taraftarlarının bazıları, Gaia’ya, evrimimizin bu nok­tasında sahip olduğumuza eşit veya daha fazla zekâ   sev­iyesi   atfetmişlerdir.

Araştırmacı Brinsley Le Poer Trench’ in bu konuya dair yorumu şöyledir; ” İngiltere’nin tam kuzeyinde, belirli bazı yerler vardır ki bunlar kutsal diyebileceğimiz yerlerdir ve her zaman için bu anlamda yerler olagelmişlerdir. Bunların hep­si de Hristiyanlıkla ilgili değildir. Ondan önce Druidlerce ya da daha önceleri belki de Atlantisliler ya da Uzaylılar tarafından kullanılmışlardır. Hristiyan kiliselerinin çoğun­lukla tepeler üzerine inşa edildiğini görürüz ki, bu tepele­rin değişgen ölçeklerde manyetik merkezler olmaları iht;- mali vardır. Şimdi bu da beni “ley hatları” ile ilgili so­ruya getiriyor. Birkaç yıl önce Alfred Watkins adında amatör bir arkeolog “Dümdüz Uzanan Eski iz” adlı bir kitap yazdı. Bu adam, kara üze­rinde boydan boya uzanıp doğrudan tepelere çıkan böyle izlerin bulunduğunu ve bunların ateş kuleleri, dikili taş­lar, kayın ağacı kümeleri, vb. ile işaretlendiğini keşfetti. UFO’ların çoğunlukla bu “ley hatları” üzerinden doğru uç­tuklarının rapor edilmesi dikkate değer. Nitekim, son yıl­larda bu ülkede bir “ley hatları avcıları” kulübü kurul­muştu. Hattâ, “Ley Hattı Avcısı” adlı, “ley hatları” hakkındaki herşeyi kaydeden bir dergi de var­dır. Warminster’de kesişen 13 adet “ley hattı” bulunmasıda oldukça ilginçtir. Bazı Ufolojistler bu “ley hatlarının binlerce yıl önce, belki de uzaydan gelen kişilerle doğru­dan temasta olduğumuz zamanlar yaratıldığını ileri sürü­yorlar. Bu hatların, çok sonradan görülen teneke tüccar­larınca kullanılmaları onların faaliyeti için yapılmış yollar olmalarını gerektirmez. Ancak, bu hatlar aslında UFO’ların izlemeleri için yapılmıştır ve belki de toprağın belirli ke­simlerinde UFO’ların kullanabildikleri bazı kristal madde­ler vardı. Tabii, bu sadece bir tahmin, fakat üzerinde epey­ce düşünülmüş bir tahmin. Yine de UFO’ların “ley hatları” boyunca uçtukları şüphe götürmez. Bu biraz da bizim uçak­larımızın bir süre için kör uçuş yapmalarına benziyor. “

Günümüzde yerküre araştırmacılarının pek çoğu, ley teorisinin eksik ve hatalı yönleri olduğunu düşünmekte ve yeni araştırmalara girişmektedirler. Bu bağlamda incelenen konulardan biri şamanlar­dır. Bilindiği gibi şamanlar pek çok eski kültürde maddi alemle ruhsal boyut arasında iletişim kuran insanlardır. Çeşitli kaynaklarda şamanların, ölen herhangi bir kabile üyesine, ölümün ardındaki “ruh yolu”nda bir süre eşlik ve rehberlik ettikleri söylenmektedir. Ne ilginçtir ki, günümüz bazı araştırmalarında da ortaya çıktığı gibi, çeşitli nedenlerle ölümle burun buruna gelen ya da öldüğü sanıldığı bir anda tekrar yaşama dönen insanların pek çoğu, ölüm anında insanın bedeninden çıkarak yükseldiğini ve huzurlu bir şekilde tünele benzer bir yoldan geçtiğini dile getirmektedirler. Bu alanda hala devam eden çalışmalar, yerküre gizemleri araştırmalarında, geleneksel arkeolojik ve mitolojik araştırmaların spiritüel fikirlerle nasıl harmanlandığını gayet iyi göstermektedir.

Stonehenge

Zaman Kapsülü :
Zaman kapsülü şöyle tarif edilmiştir: “Uzak gelecekte araştırılması için, içinde, modern kültürün eşyalarını ve kayıtlarını koruyan mühürlü bir kap.” Buradaki anlamı ile zaman kapsülleri, yalnızca, tarihçi ve antropologlar tara­fından genelde kabul edilen insanlık tarihini ilgilendiren bilgiyle ilgili görülecektir. Fakat zaman kapsülleri, örneğin tarih öncesine bağlı çok uzak türden bir bilgi içeri­yorlarsa veya bizim dünyamızla irtibat halinde olmayan ve zaman bölgelerini işgal edebilen başka dünyalarla ilgili bilgi içeriyorsa, ne olacak?

“Bantlar” veya “diskler” gibi maddi nesnelerin geçmiş­ten hatta gelecekten bilgi edinilmesi için kullanılması ko­nusunda, bilim adamları ve metafizikçiler tarafından deği­şik hipotezler ileriye sürülmüştür; eski zaman taşları bu listede en üsttedir. Tarih öncesi kültürlerin büyük taşları­nın (megalitlerin), jeofiziksel faylar içerdiğinden şüphele­nilen bölgelere -bu bölgeler, yeryüzünün altında değişik türden kayaların bulunduğu yerlerdedir- dikilmiş olması gerçeği, birçok insana, bu taşların ta kendilerinin zaman kapsülleri olduğu konusunda ilham vermiştir.

UFO meraklıları, yeryüzünün elektromanyetik alanındaki düzensizlikten ortaya çıkmış türden fenomenlere tek tanık olan insanlar değildir. İkinci Dünya Savaşı esna­sında pilotlar, düşünce gücüne tepki gösterdiği görülen benzer fizik ötesi tezahürler tarafından rahatsız edildikleri­ne tanık oldular. Öyleyse belki de, taşların kendileri değil de, dikilmiş bulundukları yerler zaman kapsülüdürler: Es­ki çağ insanları bizlerin bugün olduğumuzdan çok daha az sol beyin yönlendirmesindeydiler ve zihinlerini, içgüdüsel ve sezgi yolu ile kullanmaya, modern insandan çok daha fazla eğilimliydiler. Belki de Gaia’nın bedeni, yani dünya üzerindeki hassas noktaların varlığından daha fazla haber­dardılar ve ibadet yerleri veya yalnızca kutsal yerler olarak işaretlemek üzere buralarda, taştan yapılmış ibadet yerleri inşa ettiler.

Kaynaklar:
1- Emrullah Tekin- X Files, Gizli Parapsikolojik Araştırmalar.
2- Murry Hope-Zaman Enerjisi
3- Ergun Candan- Antik Mısır Sırları
4- Uzaylılar, Genel Bilgiler – Bilim Araştırma Merkezi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER