Nazarın Kökeni

609

Anadolu’da binlerce yıldır halk geleneklerinde yaşatılar inançlardan biri de nazar inancıdır… Çok çeşitli kültürleri bün­yesinde barındıran Anadolu, sadece coğrafi olarak doğu ile ba­tıyı birbirine bağlamakla kalmaz, aynı zamanda doğu ile batı kültürleri arasında da tarihin her döneminde bir köprü olma fonksiyonunu sürdürmüştür.

Nazar inancına sadece Anadolu’da değil, hemen hemen dünyanın her yerinde rastlanmaktadır.

Çok eski devirlerden beri; bu zararlı kuvvete karşı çeşitli şekillerde insanlar kendilerini korumaya çalışmışlardır. Naza­rın zararlı etkilerinden korunmanın ilk çaresi, “göze gözle”karşı koymak düşüncesi olmuştur. Nitekim en eski toplumlardan, günümüze kadar, rengi ve şekli gözü andıran bazı objelerin na­zarlık olarak kullanıldığını görüyoruz.

Eski Mısır’da “Osiris’in Gözü” ve “Horus’un Gözü” diye bilinen bazı ezoterik semboller aynı zamanda nazarlık olarak da kullanılmıştır. Bu şekilde sembollerin negatif tesirleri uzaklaştırdığına inanılırdı. Objelerin pozitif veya negatif bir ener­jiyle yüklü bulunabileceği görüşü de, “nazarlıkların” ortaya çı­kışını hazırlayan bir ikinci faktördür.

Horusun-gozu

Nazarlık olarak kullanılan objenin içerdiği düşünülen kuv­vet, sadece onun biçimsel formundaki özelliğinden kaynaklan­mamaktadır. Aynı zamanda nazarlığın yapıldığı madde de he­saba katılmaktaydı. Hatta birinci derecede nazarlığın yapıldığı madde üzerinde durulurdu. Zira bu maddenin özünde gizli kuvvet taşıyan bir nitelik olması gerekmekteydi. Eski devirler­de böyle maddelerin yeryüzünde mevcut olduğunu, ezoterik kaynaklardan biliyoruz. Bu tür maddelerin; kozmik bir takım enerjileri çekip bünyesinde toplayabilirle özellikleri vardı. O devirlerdeki nazarlıkların hem şekillerinin; hem de yapıldığı maddenin önemi büyüktü. Bu iki faktörün bir arada bulunma­sına dikkat edilirdi.

Eski Mısır ve Babil’de bu nazarlıklara oldukça sık rastlan­mıştır. Anadolu’ya intikal eden nazarlıklardan el ve göz şeklin­deki olanlar, çok yaygın olarak kullanılmıştır. Tabi zaman için­de bu nazarlıklar da bir takım değişimlere uğramışlardır. Örne­ğin nazarlığın yapıldığı o ilk zamanlardaki madde belli bir süre sonra kaybolup gitmiştir.

Günümüzde, mağazalarda satılan el yada göz şeklindeki; altından, gümüşten, pirinçten, ağaçtan, fildişinden ve mavi camdan yapılmış nazarlıklar eski özelliklerinden epeyce şeyler kaybetmiş olsalarda, yine de varlıklarını sürdürmektedirler.

Hatta, çoğu yerde süs eşyası haline dönüşmüşlerdir. Zaten bir çok araştırıcılar; süs eşyası olarak takıları öteberinin baş­langıcını, sözünü ettiğimiz nazarlıklara bağlamakladırlar.

Mavi; Canlı ve parlak bir mavi anlayışın, sezgisel yeteneklerin ve geniş ufuklu düşüncelerin işaretidir. Daha çok dinsel inançları yoğun olan insanlarda görülür. Sanatçılarda ve sanatsal yetenekleri olan kişilerin auralarında da canlı mavi renk bulunur. İletişim yetenekleri güçlü ve ikna etme kapasiteleri güçlü olan insanların auralarında da mavi renk hakimdir. Eğer mavi renk koyu ve çamurlu ise dinsel konularda bağnazlık yada ruhsal olarak karanlık bir yapının işaretidir.
Çivit Mavisi; Daha çok üçüncü gözle ilişkilendirilen bir renktir. Auralarında çivit mavisi renk bulunan kişiler sezgisel yetenekleri gelişmiş ve vizyon sahibi olan insanlardır. Ayrıca bu rengin parlak ve canlı renkte olması sadık bir kişiliğinde habercisidir. Çivit mavisi renk çamurlu ve sisli ise bu iç görüden yoksun ve sezgilerini ciddiye almayan bir kişilik yapısını gösterir.

Modern insanın nazarlığı diyebileceğimiz uğurluklar; çe­şitli yerlerde hala taşınmaktadır: Bugün en son model arabala­rın ön ve arka pencerelerine asılan, bürolarda, evlerde, çalışma odalarında, lüks apartmanların kapılarına iliştirilen, radyodan-televizyona, çamaşır makinasından, buzdolabına kadar her çe­şit eşyanın şurasına burasına takılan yüzlerce çeşit nazarlık ve uğurluk da gösteriyor ki; çağımız insanı kendisini, bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevresini saran negatif güçlere karşı hala sa­vaşmak zorunda hissetmektedir. Her ne kadar kendisinin bu tür inançlarının olmadığını söylese de…

İnsanın sürekli olarak çevresine pozitif veya negatif enerji­ler yayınlamakta olduğundan söz etmiştik. Yani insan çevreye hem etki ediyordu, hem de çevreden etki alıyordu… İşte tam burada çok önemli bir mekanizma karşımıza çıkar: Bizden çı­kan enerjiler çevreye gidip orada kalmazlar. Tesirin çıktığı kaynağa geri dönme özelliği olduğu için, bizden çıkan tekrar­dan bize geri gelir. Böylelikle yaşamımız içinde negatif enerji yükü fazla enerjiler yaymışsak negatif enerji yükü daha fazla olan enerjilerde karşılaşmamız kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır.

Zira öyle bir kozmik yasa işlemektedir ki neşrolmuş olan her şey neşrolduğu kaynağa geri dönmektedir… Yani enerjiler ilk çıkmış olduğu kaynağa geri dönerler.

Bazı kimselerin bakışlarında bulunduğu kabul edilen ve insanlara, özellikle de çocuklara, evcil hayvanlara, çeşitli eşya­lara zarar verdiğine inanılan kuvvete, nazar ismi verilmiştir. Bu kuvvetin zararlı etkisinin kıskançlık ve ve benzeri olumsuz duygulardan kaynaklanabileceği gibi, hayranlık duygularından da gelebileceğine dair yaygın bir inanç Anadolu’da binlerce yıldır halkın inançlarında yer almıştır.

Nazar temelde, az önce açıklamaya çalıştığınız; tesirin nakledilme prensibiyle bağlantılı bir olgudur… Düşünce dedi­ğimiz şey, basit olarak bir takım fikirlerin peş peşe zihnimiz­den geçmesi anlamına gelmez. Her düşüncemiz yoğun olarak bir enerji yayımına sebebiyet verir. Ne yaparsak yapalım, biz­den çevremize yayılmakta olan bu enerji yayımı sürekli olarak devam eder.

Hayatımız boyunca, sürekli olarak etrafımıza, çevremize kerndi düşüncelerimizin sonucu ortaya çıkan bir takım enerji­ler yollarız. Bizden yayılmakta olan bu enerjiler, bu tesirler çevremize sürekli olarak etkilerde bulunur. Buna karşılık biz de çevremizden sürekli etkiler alırız. Yani hem çevremize etki ederiz, hem de çevremizden etki alırız.

Bu karşılıklı enerji alışverişlerinin aslında hayatımızda çok önemli bir yeri vardır.

Örneğin: Hiç tanımadığımız bir kimse kapıdan içeri girdi­ğinde ona karşı duymuş olduğumuz sempati veya antipatinin ortaya çıkmasına bu enerji alış-verişleri sebebiyet vermekte­dir. Sempatinin ardından gelecek olan sevgi’nin oluşabilmesi, yeşerebilmesi yine bu enerjiler vasıtasıyla olmaktadır. Aslında; “Seviyorum” demek, farklı iki enerjinin birbirleriyle göstermiş olduğu uyum demektir.

Eğer bu enerjiler, birbirleriyle rezonansa giremiyorlar ve ortak titreşim alanları oluşturamıyorlarsa, o farklı iki insanın da birbirleriyle anlaşabilmesi mümkün değildir. Fiziken iste­dikleri kadar birbirlerini beğensinler, kısa bir süre sonra bu enerjiler birbirlerini itmeye başlayacaktır.

İşte sözünü etmeye çalıştığımız bu enerji alış verişyeriyle, nazarın gerçekte ne olduğunun açıklanması arasında büyük bir paralellik vardır.

Nazar dediğimiz şey: Negatif bir enerjiyle negetif bir tesir­le muhatap olmak, karşılaşmak demektir. Nazar inancının orta­ya çıkışının temelinde bu vardır. Yani negatif birenerji ile kar­şılaşmak.. Halk inançlarında kökeni unutulmuş olsa da Nazar inancının ilk ortaya çıkması, bu enerji alışverişlerine dayanır.

Eski Ezoterik Öğretilerde ısrarla: “Düşüncelerinizden de sorumlusunuz… ” denmesinin sebeplerinden bir tanesi de işte budur.

Kaynak : Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri -Ergun Candan

PAYLAŞ
Önceki İçerikTelekinezi Nedir?
Sonraki İçerikİnsan Doğaya Karşı – Guatemala
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER