Pratik Telepati Çalışmaları

317

          1- KARŞILIKLI TELEPATİK ALIŞ – VERİŞ

Sakin, sessiz bir odada seçmiş olduğunuz bir arkadaşınızla birlikte karşılıklı gelecek şekilde oturun. Çalışma öncesinde ılık bir banyo yapmanız faydalı olacaktır. Eğer buna o anda imkan bulamadıysanız hiç değilse ellerinizi yüzünüzü mutlaka yıkayınız.

Arkadaşınız hoşlandığı bir meyveyi zihninden seçsin. Sa­dece onu düşünsün ve seçmiş olduğu meyveye konsantre ol­sun. Arkadaşınız meyvenin ismini zihninde bir kaç kez tekrarlamalı ve aynı zamanda o meyveyi zihninde canlandırmalıdır.

Örneğin, “erik” kelimesini zihninde bir kaç kez tekrarla­dıktan sonra, eriğin yuvarlaklığını, açık yeşil rengini ve görün­tüsünü gözünde canlandırarak size zihinsel olarak bu imajları göndermelidir. Aynı zamanda onun ekşiliğini de hisset­melidir…

Arkadaşınızın düşünce yoluyla gönderdiklerini alacak şe­kilde zihninizi temizleyin. Zihninizi mümkün olduğu kadar sa­kin ve boş tutmaya özen gösterin. Genellikle zihninizde ilk be­liren sezgileriniz size doğru cevabı verecektir. Bu telepatinin çok önemli bir prensibidir. Zihninizde beliren cevaplar üzerin­de mantık yürütmeyin. Sadece sakin, kendinize güvenli bir zi­hin hali içinde, içinize doğacak cevabı bekleyin.

Arkadaşınız 1 dakika boyunca seçmiş olduğu meyveyi düşünürken, sizde bu süre içinde algıladığınız meyveyi bir ke­nara not edin.

Sonra arkadaşınız başka bir meyve seçsin ve siz tekrar bu­nu algılamaya çalışın. Toplam beş adet meyveyi telepatik ola­rak algılamaya çalıştıktan sonra cevaplarınızı kontrol edin. So­nuçlar pek iyi değilse, hem alanın hem de gönderenin aynı de­rece kusurlu olduğunu unutmayın. Bunun sebebi çok az uygu­lama yapmış olmanız olabilir. Bu alıştırmayı zaman buldukça tekrarlayın.

İlk denemelerinizde mümkün olduğu kadar basit imajlar üzerinde çalışmalarınızı sürdürün. Örneğin: Bitkiler, çiçekler, renkler ve sayılar ilk uygulamalarınız için en ideal çalışma imajlarınız olabilir. İlerki çalışmalarınızda birbirinize çeşitli objeler, kelimeler hatta cümleleri bile zihnen kolaylıkla yolla­yabilirsiniz. Ancak unutmayın. Telepati yeteneğinizin gelebil­mesi; yapacağınız düzenli çalışmalara ve uygun çalışma arka­daşlarınıza bağlıdır. İlk denemelerde başarılı olamazsanız, he­men pes etmeyin. Çalışmalarınız başarıyı da beraberinde geti­recektir. Pratiklere devam edin…

Eğer belli bir süre çalışıp da başarı elde edemezseniz, ça­lıştığınız arkadaşınızı değiştirin. İlk başta aranızda sevgi ve sempati bağı bulunan kişileri seçmeniz daha uygun olacaktır.

2- TELEPATİK ALGILAYIŞ

Telefon çaldığı zaman ahizeyi elinize almadan önce 5-10 sn durun ve kimin aradığını önceden tahmin edin. Eğer belli bir kimseden telefon bekliyorsanız bu telefonu çalışmanıza da­hil etmeyin. Gün içinde çalan bütün telefonları önceden tahmin etmeye çalışın ve bir gün boyunca kaç telefon geldiğini, buna karşılık önceden kaç tanesini önceden algılayabildiğinizi not edin. Bu notlarınızı atmayın bir kenarda biriktirin. Her güne bir tarih verin ve çalışmalarınızın nasıl gittiğini kendi kendini­ze kontrol edin. İlerleyen günlerde hissedilir bir oranda tah­minlerinizin sayısında bir artışın meydana geleceğini görecek­siniz.

Bazı günlerde telepatik algılayışlarınızın bir diğer güne nazaran daha fazla ya da daha az olduğunu tespit ederseniz, bu o günkü psikolojik halinize bağlı olabileceği gibi aynı zaman da Biyoritmleriniz’e de bağlı olarak değişim göstermiş olabile­ceğini unutmayın. Fiziksel, zihinsel, duygusal ve sezgisel ola­rak bir günümüzün bir diğer günümüze uymamasının nedenle­rinden biri de söz konusu ettiğimiz Biyoritmleriniz’den dolayı­dır.

Telefonla yapabileceğiniz bir diğer alıştırma da, aklınıza birisi geldiğinde onu arayıp o sırada sizi düşünüp düşünmediğini sormanızdır. Zihninizdeki düşüncelerin ne kadar sık ola­rak sizden kaynaklanmadığını, onları telepatik olarak aldığınızı farketmek sizi bir hayli şaşırtacaktır.

Ancak gelecek telefon faturası sizi daha fazla şaşırtabilir… Dikkatli olun… Bu nedenle telefon yerine çalan kapılarınızı da bu alıştırmanın içine dahil edebilir ve kapınızın zili çaldığında kimin gelmiş olabileceğini önceden algılamaya çalışabilirsi­niz…

Halk arasında “aklıma gelen başıma geldi” diye bir söz vardır… İşte siz bunu tespit etmeye çalışacaksınız… Bakalım ne kadar aklınıza gelen, başınıza geliyor?… Bunu yaşamınızın her anında gözlemleyebilirsiniz…

3- GRUP ÇALIŞMASI

Bir odaya grup halinde toplanın. Sekiz-on kişi çalışmanın başarısı için en uygun adettir. Siz odanın dışındayken, onlar­dan hep birlikte odada bulunan bir objenin üzerinde konsantre olmalarını isteyin. Hazır oldukları zaman, odaya dönün ve hangi objeyi seçtiklerini tahmin etmeye çalışın. Telepatik algı­layışınız arkadaşlarınızın yoğun konsantrasyonuna bağlı oldu­ğu için, grup içinde bu konuyu hafife alanların olmamasına dikkat edin. Önceleri meydana gelecek aksaklıklara hazırlıklı olun. Aldırmayın. Gevşediğiniz, sakinleşebildiğiniz ve kon­santre olabildiğiniz ölçüde başarı ihtimaliniz artacaktır. Zihni­nizden kendi düşüncelerinizi uzaklaştırın. Kendinizi diğerleri­nin yansıttıkları düşüncelere ayarlamaya çalışın. Belki bir renk, belki de bir şekil. Aldığınız zihinsel imajları odadaki bir objeye bağlayıp bağlayamayacağınıza bakın. Sonra tahminde bulunun. Gruptaki herkes teker teker sırayla odadan çıkıp, son­ra dönmeli ve diğerlerinin yansıttıklarını almaya çalışmalıdır.

     4- ZENER KARTLARI İLE TELEPATİ ÇALIŞMASI

Telepati çalışmalarında en fazla kullanılan metotlardan bi­ridir. Bu egzersizler için Parapsikoloji’de “zener” adı verilen kartlara ihtiyacınız olacak. Yurtdışında bunları kolaylıkla ki­tapçılardan bulabilirsiniz. Ancak Yurdumuzda kolaylıkla bula­bilmeniz mümkün değildir.

Bilgisayarınız varsa zener kartlarını kolaylıkla kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Aşağıdaki şekilleri bilgisayarda hazırladıktan sonra beyaz kağıda basınız. Düzgünce kestikten sonra daha önceden hazır­ladığınız 4×8 cm ebadındaki kartonlara yapıştırınız. Her bir şekilden 5’er adet olmalıdır. Toplam 25 adetten oluşan kartları­nızı hazırladıktan sonra çalışmaya başlayabilirsiniz.

Zener kartlarının orijinali her bir şekilden Kırmızı, Mavi, Sarı, Yeşil ve Siyah olmak üzere 5 ayrı renkten oluşmaktadır. Ancak ilk deneylerinizde renklerin önemi yoktur. Tümü siyah olarak hazırlanabilir.

Telepati egzersizlerinde derin gevşemeye ihtiyaç yoktur. Zihninizin boşaltılıp, sakince oturup, günlük yaşamın düşünce­lerinden arınmak yeterlidir.

Bir masaya karşılıklı olarak iki kişi oturunuz. Kartlarınızı iyice karıştırınız. Sırayla önce biriniz sonra diğeriniz kartları elinize alarak, her bir kart üzerinde en az 30 sn konsantre ola­rak sadece o şekli düşünsün. Vericinin konsantrasyonu çok önemlidir. Verici o şekilden başka hiç bir şeyin zihnini meşgul etmesine izin vermesin.

Buna karşılık alıcı pozisyonunda olan şahıs, hiç bir surette mantık yürütmeden içine doğacak olan düşünceyi beklesin. “Acaba ‘artı‘ mı? Yoksa ‘daire’ mi”? gibi düşüncelere zihnin­de yer vermesin. Genellikle ilk içinize doğan düşünceye önem veriniz. İlk içinize doğan düşüncenin doğru cevap olma olasılı­ğı çok yüksektir. Deneyerek bunu siz de göreceksiniz.

Her bir karta 30 saniye süre ayrılacak demiştik. Yeni bir karta geçmeden önce telepati deneyinde verici olan kişi gön­derdiği şekli yanındaki kağıda not etsin. Aynı şekilde alıcı da 30 saniyenin sonunda algıladığı şekli kağıda not ederek, yeni şekli beklemeye başlasın. Çalışmanın sonunda bunlar karşılaş­tırılarak durum değerlendirmesi yapılmalı ve başarı oranlan sürekli kontrol edilmelidir.

Bu çalışmada hem alıcı hem de verici için gözler açık ya da kapalı olabilir. Ancak verici için gözlerin açık olarak şekle bakması daha iyidir. Böylelikle konsantrasyonunu daha kolay sağlayacaktır.

zener-kartları

25 kart üzerinden başarı oranının değerlendirilmesi:

2-3 Adetin doğru bilinmesi tesadüfle açıklanabilir. Eğer bu oranın üzerine çıkılamıyorsa çalışmadan gerekli verim alı­namıyor demektir. Bu alıcıdan ya da vericiden kaynaklanıyor olabilir. Böyle bir durumda eşler birbirine uyum sağlayamamış demektir. Eşlerinizi değiştirin.

5 Adet kritik bir rakamdır. Bu sayıya sınır rakkamı denir. Bu sınır mutlaka aşılmalıdır. İlk çalışmalarda belki yeterli görülebilir. Ancak birkaç ay içinde bu sınır aşılamıyorsa yine ça­lışmalarınızın verimininin düşük olduğunu düşünebilirsiniz. Eşler değiştirilmelidir.

5 – 10: Telepatik algılama yeteneğiniz çalışmaya başlamış durumdadır. Egzersizlere devam ediniz. Oranınızın hızla yük­seleceğini göreceksiniz. Başka eşlerle de denemeler yaparak daha verimli algılamalar yapabilip yapamadığınızı kontrol edi­niz. Oranınızı yükseltemiyorsanız aynı eşle çalışmalara devam ediniz. Bu noktada kesin olarak bir ayırım yapmanız gerekir. Siz verici olmaya mı yoksa alıcı olmaya mı daha yatkınsınız. Bunu karşılıklı olarak yaptığınız çalışmalardan rahatlıkla anla­yabilirsiniz. Hangisine daha yatkınsanız o yönde çalışmalarını­zı sürdürünüz.

10 – 15: Yeterli orandır. Telepatinin varlığını gösterir.

15-20: İleri seviyede telepati yetenekleri hem alıcıda hem de vericide gelişmiş demektir.                                           ‘

20-25: Tam başarının yakalandığı ve çok ender olarak görülebilen en üst seviyedir. Bu oranın yakalanabilmesi eşler arasındaki büyük uyumu da gösterir.

SEZGİLERİNİZİ GELİŞTİRİNİZ

Halk arasında telepatiye nazaran sezgi ve altıncıduyu kav­ramları daha sık telaffuz edilmektedir. Aslında bunların tümü aynı anlamı ifade etmektedir. Belki de Telepatinin temeli sez­gisel algılamaya dayalı dersek daha doğru bir tanımlama yap­mış oluruz…

Sezgisel algılamada durugörüden farklı olarak, zihin ekra­nımızda canlanan ve bir televizyon ekranından seyredermişce-sine net bir şekilde seyrettiğimiz imajlar yoktur. Bunun yerine bir düşüncenin bir anda zihinde belirmesi ya da hissedilmesi vardır. Hiç bir form görmemenize rağmen, yine de önünüzde belirli bir büyüklükte ve biçimde bir şeyin farkına varırsınız ve bunu ayrıntılarıyla tarif edebileceğinizi keşfedersiniz. Siz onu görmüş gibisinizdir… Fakat görmüyorsunuzdur. İşte bu tarifi son derece güç algılama şekline sezgisel algılama diyoruz…

Parapsikologlar bunu “kömür madeninin dibinde bir kara kedi görme” olayına benzeterek anlatmaya çalışmışlardır. Hiç bir şey görmemenize rağmen zihninizde bir kişiyle ya da nes­neyle ilgili ayrıntılı bir fikir doğar. Ayrıntılar kesinlikle açık ve seçiktir. Siz onu içinizden doğan bir hi.sle biliyorsunuzdur.

Yaşam içinde sıklıkla karşılaşılan bir olaydır bu aslında… Ancak ne yazık ki çoğunlukla bu olağanüstü olaya gerekli öne­mi vermeyiz. Çünkü bu yönde bir eğitim bize verilmemiştir. Bize gördüğümüze inanmanın dar ve sınırlı kalıpları hep öngö­rüldüğü için, bu sınırlandırılmışlığı kolay kolay aşamayız. Oy­sa ki sezgiler bizim hep yanıbaşımızdadır… Ancak biz onları nasıl dinleyeceğimizi bilemeyiz… Çok kuvvetli olarak sezgile­rimizin sesini hissettiğimiz anlarımız da olur. Ama ya sezgimiz yanıiıyorsa diyerek yine onu çoğunlukla dinlemeyiz. Evet ba­zen yanılırlar ama bazen de bizi çok önemli başarılara taşıyabi­lirler. İşte burada önemli bir ayrımın yapılabilmesini öğrenmek zorunluluğu karşımıza çıkar:

imize doğan bir sezginin o anda bize gerçek bilgi mi yoksa yanıltıcı bir bilgi mi taşıdığını nasıl ayırdedebiliriz?

Bu yaşamımızdaki başarımızı etkileyen çok önemli bir so­rudur ve mutlaka bu sorunun cevabı bulunmalıdır… Bu soru­nun cevabını herkes kendi bulmak zorundadır. Bunun da en kolay yolu deneme yanılma metodudur. Bu metotla herkes ger­çek sezgiyle gerçek dışı sezgiyi kolaylıkla zaman içinde birbi­rinden ayırdedebilir. Bunun sağlıklı yapılabilmesi için şüphesiz ki psişik yeteneklerle ilgili teorik düzeyde bilgi sahibi olunma­sı gerekir. Yani konuya bilgi ile yaklaşılmalıdır. Kulaktan dol­ma bilgiler sezgilerimizi tahlil etmede yetersiz kalırlar.

Yaşam içinde bizi ilgilendiren son derece önemli bir konu olduğu için bu meseleyi biraz daha açalım…

İçimize doğan sezgilerden yararlanacağımızı ve onun sesi­ne önem vereceğimizi hatta alacağımız kararlarda önemli bir pay sahibi olacaklarını, şuuraltımıza bildirmemiz gerekir. Bu yapılması gereken birinci adımdır… Bunu yapabilmenin en ko­lay yolu bu fikrimizi hem bir kağıda yazarak her akşam yatma­dan önce ve her sabah kalkar kalmaz sesli olarak birkaç kez okumaktır. Bunu en az 3 ay süresiyle kesintisiz uygulayın…

İkinci olarak da gevşeme egzersizlerinizi yaparken aynı sözleri gevşemiş haldeyken kendi kendinize telkin edin…

Bunları yapmakla şuuraltınıza gerekli bilgiyi vermiş ola­caksınız. Bundan sonra yapmanız gereken sezgilerinize zaman zaman şans tanımaktır. Sürekli olarak onun sesini duymanıza rağmen duymamazlıktan gelip, onun söylediklerinin tam tersi­ni yaparsanız belli bir süre sonra şuuraltınız bu mesajları kese­cektir. Unutmayın ki onun da bir sabrı vardır. Dinlenilmeyece­ğim bile bile sürekli size mesaj iletmez. Size yardımcı olmaya çalışan şuuraltınıza, siz de yardımcı olun ve onun sezgilerle or­taya çıkan sesine hiç değilse zaman zaman değer verin. Ona doğru bir adım atın, o size birkaç adım daha fazla yaklaşacak­tır… Kısacası şuuraltınızla barışık olun…

Derin Şuuraltımız (*) bizim duymadıklarımızı duyan, gör­mediklerimizi gören ve bilmediklerimizi bilen bir mekanizma­dır. Derin Şuuraltı ile Freud’un tanımladığı dünyasal şuuraltı birbirinden farklı şeylerdir. Derin Şuuraltı’na: Üst Şuur, Üst Benlik, Şuurüstü gibi isimler de verilmektedir. Yurtdışında ya­yınlanan Parapsikoloji kitaplarında bu tanımlarla karşılaşabilir­siniz. Hepsi farklı isimlerle aslında aynı şeyi anlatmaya çalış­maktadır.

Kaynak : Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri -Ergun Candan

PAYLAŞ
Önceki İçerikTelepati Nedir?
Sonraki İçerikTelepatik Sezgilerle İnsanları Tanıma
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER