Borderline Kişilik Bozukluğu ve Tedavisi

353

Borderline (sınırda) kişilik bozukluğu, erken erişkinlik döneminde başlayan, dürtü kontrolü, kişiler arası ilişkiler, benlik algısı ve duygu durumunda değişkenlikle belirgin, bir psikiyatrik bozukluktur.

Borderline kişilik bozukluğu genel popülasyonda %2, ayaktan hasta izleme birimlerinde %10 ve yatan hastalarda %20 oranında görülmekte, kişilik bozuklukları içinde oranı %30 ile %60 arasında değişmektedir. Kadınlarda erkeklerden üç kat fazla oranda görülmektedir.

Hastalık sırasında ortaya çıkan özkıyım nedeniyle ölüm oranının %6.7-8.5 arasında değiştiği bildirilmektedir.

Türkiye’de yapılan ve 81 kişinin katıldı- ğı bir araştırmada (2006), psikiyatri çalışanlarının %69.1’i, en zorlandıkları hasta grubunun kişilik bozukluğu olan hastalar olduğunu belirtmişlerdir. Çalışanların, %32.1’i hastalara karşı kızgınlık, öfke ve nefret gibi olumsuz duygular hissettiklerini iletmişlerdir. Bu araştırma sonuçları, çalışanların %26.1’inin hasta ile aralarındaki sınırları korumak için, en başından itibaren otoriter ve kontrollü davrandığını, %69.1’inin kişilik bozukluğu tanısı almış bir hastanın tedavi ve bakımını üstlenmek istemediğini, %65.4’ünün kişilik bozukluğu gösteren hastalarla çalışırken daha deneyimli bir meslektaşına danış- ma gereksinimi duyduğunu ortaya koymuştur.

Borderline Tanısı ve Özellikleri

Borderline terimi ilk olarak 1938 yılında, Stern tarafından tanımlanmıştır.  Ancak, borderline kişilik örgütlemesinin tanılanması, sınıflandırılması ve terapisi ile ilgili çalışmalar Otto Kernberg ile başlamıştır.[11] Otto Kernberg, borderline kişilik bozukluğu olan hastalarda ilkel savunma mekanizmalarından yansıtmalı özdeşimi tanımlamış, benlik sınırı olmayan insanların ilişkilerinde, aslında bebeklikte kullanılan bir savunma mekanizmasını kullandıklarını öne sürmüştür. Yansıtmalı özdeşim, bebeğin kendisini anneden ayrıştıramadığı ve yansıtma yapamadığı bir dönemde ortaya çıkması nedeniyle ilkel bir savunma mekanizmasıdır. Bu savunma mekanizmasına göre bireyler, “kötü” yönlerini birlikte oldukları kişilere yansıtarak “iyi” kalma çabası göstermektedirler. Bu savunma nedeniyle, bireyin iyi ve kötü yönleri birleştirememesi, benlik kavramını algılama zorluğuna yol açmaktadır. Benlik algısındaki bu bozulma, yalnızlık, boşluk duygusu ve kimlik bozukluklarına neden olabilmektedir. Bu bozuklukta birey, yakın kişilerarası ilişkilerinde bağımlılık/bağlanamama yaşamakta, ilişkide olduğu bireyi idealize etme ile aniden değersizleştirme arasında sık değişen bir tutum göstermektedir.

Borderline terimi, zayıf dürtü kontrolü ve ilkel savunma gösteren, benliğini algılamada güçlük çeken, yoğun duygular ve geçici psikotik durumlar sergileyen hastaları tanımlamak için kullanılmaktadır. Hastada ortaya çıkan belirtiler, zincirleme olarak bireyin tüm işlevlerini olumsuz etkilemektedir. Hastadaki dürtü kontrol bozukluğu, kendine zarar verme ve intihar girişimlerine, kişilerarası ilişkilerdeki bozukluk, bağımlılık veya bağlanamamaya, duygu durumundaki yoğunluk, karşıt değerlilik (ambivalans) ve ani değişim ise yalnızlık ve boşluk duygusuna yol açmaktadır.

Literatürde, borderline kişilik bozukluğu tanısı koyabilmede çeşitli zorluklar olduğu öne sürülmektedir. Pope ve ark.[15] (1993), borderline hastaların çoğunun diğer kişilik bozukluklarının tanı ölçütlerini karşıladığını belirtirken, Widiger[16] (1987), borderline hastaların %55’inin şizotipal kişilik bozukluğu, %47’sinin antisosyal kişilik bozukluğu ve %57’sinin de histrionik kişilik bozukluğu tanı ölçütlerini karşıladığını belirtmektedir. Oltmanns ve ark.’na  göre (1995), bu hastalar, beklenmedik bir biçimde iki zıt uçta dolaşabilmektedirler. Hastalar, tartışmacı, huzursuz, iğneleyici bir iletişim içinde olma, kumar oynama, aşırı para harcama, aşırı seks yapma ya da aşırı yeme gibi uygunsuz baş etme davranışları gösterebilmekte kronik depresyon ve boşluk duyguları içinde manüplatif intihar girişimlerinde bulunabilmektedirler. Bu hastalarda, özellikle yoğun stres döneminde dissosiyatif belirtiler ve paranoid düşünme biçimi belirgindir. Hastaların benlik algılarındaki belirsizlik, mesleki ve yaşamsal alanda ve değerlerde de belirsizliğe yol açmaktadır.

Borderline kişilik bozukluğu, DSM-IV-TR’ye göre aşa- ğıdaki tanı ölçütlerinden en az beşinin (veya daha fazlasının) bulunduğu durumlarda konulmaktadır:

1) Gerçek veya hayali bir terk edilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme (5’inci tanı ölçütünün kapsamına giren intihar ya da özkıyım davranışını buraya sokmayınız),

2) Gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma) ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişiler arası ilişkilerin olması,

3) Kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu,

4) Kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik,

5) Yineleyen öz kıyımla ilgili davranışlar, girişimler ve göz korkutmalar,

6) Duygu durumunda belirgin tepkiselliğe bağlı değişkenlik,

7) Kendini sürekli boşlukta hissetme,

8) Uygunsuz yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe,

9) Stres ile ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosyatif semptomlar

Borderline kişilik bozukluğunun gelişmesinden çok çeşitli etkenler sorumlu tutulmaktadır. Biyolojik nedenler, ebeveynlerden ayrılma, evlatlık olma, aile içi şiddete uğrama, aile üyelerinde suç öyküsünün olması, uygunsuz ebeveyn davranışı ve tutumlarıyla büyüme, doğuma ilişkin risk faktörleri (ebeveynlerin 35 yaşından büyük olması, düşük doğum ağırlığı, perinatal komplikasyonlar vb.), birinci dereceden akrabalarda psikiyatrik bozuklukların bulunması (kaygı bozuklukları, depresyon ve intihar eğilimleri) ve çocukluk dönemi istismarları, borderline kişilik gelişmesinde başta gelen risk faktörleridir. İlk çocukluk dönemlerinde yetersiz destek görme, ilgi ve disiplinin olmayışına bağlı benlik sınırlarının yeterince belirlenememesi gibi psikodinamik etkenler de risk faktörleri içinde yer almaktadır. Bütün diğer kişilik bozukluklarında olduğu gibi, kalıtım ve çocukluk çağında karşılaşılan örseleyici olaylar, borderline hastalığının oluş nedenleri arasında sayılmaktadır.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Tedavisi

Bireysel psikoterapi, grup psikoterapisi, farmakoterapi, bilişsel davranışçı terapi, sanat terapisi ve hipnoterapi gibi tedaviler, borderline kişilik bozukluğunun tedavi ve terapisinde yararlanılacak temel yaklaşımlardandır. Borderline kişilik bozukluğunun başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görüldüğü durumlarda, psikofarmakolojik tedavi mutlaka gerekmektedir. Psikofarmakolojik tedavide antidepresanlar, antipsikotikler ya da duygudurum düzenleyiciler kullanılmaktadır.

Linehan (1993), özellikle duygusal durumun düzenlenmesi ve dürtü kontrolünün sağlanması amacıyla düşüncenin olumsuz kalıplarını değiştirmek ve yeni davranış ve baş etme becerileri kazanmaya dayalı bilişsel davranışcı terapi tekniklerinden biri olan “dialektik davranış terapisini” önermektedir.

Borderline kişilik bozukluğunun asıl tedavisi, uzun sü- reli psikoterapidir. Psikoterapinin amacı, derindeki patolojiyi gidermektir. Bunun için hastanın duygu, düşünce, semptom ve eylemleri arasındaki ilişkinin yorumlanması ve bilinç- dışı anlamları keşfedilmelidir. Psikoterapide ilişkinin sınırlarının iyi belirlenmesi, kuralların açık olması terapinin başarısı açısından son derece önemlidir. Tedavide önemli olan bir diğer konu, hastanın tedavi sürecine uyum sağlayabilmesi ve iyileşme konusunda yeterli motivasyona sahip olmasıdır. Kişi iyileşmeyi ne kadar isterse iyileşme süreci o oranda hızlanmaktadır.

Borderline hastalar ayaktan ya da hastaneye yatırılarak tedavi edilmektedir. Hastaneye yatış kriterleri, hastanın çok sık kriz yaşaması, dürtü kontrol bozukluğu nedeniyle kendine zarar vermesi, intihar girişiminde bulunması, rastgele cinsel ilişki kurması ve bağımlılık yapan maddeleri kullanmasıdır. Ancak, yatarak tedavide hastaların duygu durumlarındaki dalgalanmalar ve kişilerarası ilişkilerindeki dengesizlikler tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir. Örneğin, hastalar insanları bağlanılacak ya da nefret edilecek olmak üzere iki kategoriye ayırmaları nedeniyle tedavi ekibinden yararlanamamakta, yatan diğer hastalarla ilişkilerinde güçlük yaşamakta ve yatış sürecini olumlu kullanamamaktadırlar. Hastane yatışının hastadaki karmaşık belirti ve sorunların ele alınmasında etkili olabilmesi için, uzun süreli bir yatış olması ve bireyin gelişmiş bir ruh sağlığı merkezinde tedavi görmesi önerilmektedir.

Tedavi ve bakımda sağlık çalışanlarının yetkin olması ve hastanın yattığı ünitenin küçük olması yatış sürecinin etkinliği açısından önemlidir. Fagin’in bildirdiğine göre (2004), Bateman ve Tyrer, hastaların klinik tedavilerinin yönetiminde temel bazı ilkeler önermektedirler. Bu ilkeler, tedavi konusunda personelin hastayla hemfikir olması, tedavide odaklanılacak alanların açıkça belli olması, tedavinin açık, uzun sü- reli ve iyi yapılandırılmış olması, tedavinin her türlü sağlık bakımını içermesi ve hem hastayı hem personeli birleştiren bir teorik çerçevesinin olması olarak sıralanmaktadır. Ayrı- ca Fagin, terapötik işbirliği, sınırların belirli olmasını, psikoterapi ve psikofarmakolojik yaklaşımların birbirinden kopuk olmamasını, ekip bütünlüğünün olmasını, “aktarım ilişkilerinin” ele alınmasını, güvenli bir ortam olmasını, gerginlik, nefret ve anksiyeteye personelin dayanıklı olmasını, geri-bildirim yapılabilmesini ve tedavide duruma göre değişebilirlik olmasını, hastanede yatan hastanın tedavisinde temel ilkeler olarak vurgulamaktadır.

Borderline hastalarında kimlik duygusunun gelişmemiş olması, ve benlik yapısındaki bölünme, sağlık ekibini ikiye bölme ve hatta zaman zaman ekip üyelerini birbirine düşürmeye çalışmayla sonuçlanmaktadır. Hasta, kendisini tedavi eden hekimi, bakım veren hemşireyi aşırı yüceltirken en ufak bir engellemede tam tersini söyleyip hakaret edebilmekte ve hatta tedaviyi bırakabilmektedir. Bu nedenle, sağlık ekibi hasta ile hastanın kendi benliği, duyguları ve yıkıcı davranışları arasında köprü işlevi görmeli ve birleştirici olmalıdır.

Hastaneye yatış biçimi, kısa süreli krize müdahale ile bir yıla dek uzanan yatış arasında değişmektedir. Yatış sürecinin etkili ele alınması, hastanın taburculuk sonrası iyi planlanmış bir izlemle desteklenmesi, kendi bakımına katılması tekrarlı yatışları önleme açısından önemlidir. Hastaların tedavileri hastaneye yatarak olduğu gibi ayaktan da sürdürülebilmektedir. Ayaktan tedavilerin etkili olması ile hastanın işbirliği yapması arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır.

Kaynak: Psikiyatri Hemşireliği Dergisi – Journal of Psychiatric Nursing 2010;1(3):133-138

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikKendine Zarar Verme Davranışı Nedir?
Sonraki İçerikVikings Dizisinde Türk Mitolojisi ve Şamanizm
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER