Depresyonda Olduğumuzu Nasıl Anlarız?

452

En kısa tanımıyla denebilir ki, depresyon tanısını koymak pek o kadar kolay değildir.

Bir çok nedene bağlı olarak tanıda güçlükler yaşanmakta ve sırf bu yüzden iş gücü kaybı, sosyal olumsuzluklar ve ekonomik kayıplarla karşılaşılmaktadır. Öyle ki, birinci basamak sağlık hizmetleri sunan sağlık ocaklarına müracaat eden depresyon vakalarının yaklaşık yarısına maalesef teşhis konulamamaktadır.

ir çok hasta kliniklere depresif belirtiler nedeniyle değil de ağrı, halsizlik v.b. bedensel şikayetlerle başvurmaktadır. Hekimin bu yöndeki ön tanısı bile çoğu zaman hoş karşılanmamakta, ısrarla vücut organlarına yönelik şikayetler ileri sürülmektedir. Bazı bölgelerde (yörelerde veya kültürlerde) psikolojik kökenli hastalıklar özenle kamufle edilmeye çalışılmaktadır.

Her şeyden önce belirtilmesi gereken husus, yazının en başından beri dikkatle ifade edilen duygu değişikliklerinin hepsinin bir anda görülemeyeceğidir. Zaten depresyon teşhisi için bu şart da değildir. Hastadan hastaya bir çok değişik kombinasyonlar mümkündür. Ama burada esas olan, bir hastalık oluşturacak şekilde belirtilerden bazılarının bir araya gelmesi ve bunların belirli şiddet ve sürede devam etmesidir. Dolayısıyla; ne gereksiz yere belirtileri yanlış yorumlayıp paniğe (ki hiç gereği yok.Panik bir tedavi yöntemi değildir(!)) yol açmalı ne de olayı basite indirgeyip teşhiste geç kalınmalıdır.

Gelin burada değişik bir şey yapalım. Davranışlarınızda düşüncelerinizde son günlerde meydana gelen ve sizi şüphelendiren hatta biraz da tedirgin eden bazı belirtilerden esinlenerek  “Depresyonda mıyım?” şüphesiyle bir hekime gittiğinizi varsayalım. Muayenehanede hekimin sizlere yönelteceği sorular özetle ve büyük bir ihtimalle aşağıdaki gibi olacaktır. Bu ve benzeri sorulara verecek olduğunuz cevaplar, depresyona karşı sizin durumunuzu belirleyecektir. Doğal olarak az sonra okuyacağınız sorulara şu an için verecek olduğunuz cevaplar da çok kesin olmamakla birlikte sizi bir sonuca götürebilir.Ama unutmayın ki, teşhis hakkı her zaman için bir hekime aittir.

İşte sorular;

1) Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? (Neşesiz, mutsuz, umutsuz, karamsar, üzüntülü ya da çökkün)

2) Yaşamdan zevk almadığınız oluyor mu? Daha önceleri zevkle yaptığınız şeylere karşı şu anki tutumunuz nedir? İçinizde bir isteksizlik var mı?

A- Son günlerde uykuyla aranız nasıl? Enerjik misiniz? Kolunuzu kıpırdatacak haliniz yok mu? Kendinizi yorgun, halsiz, bitkin mi hissediyorsunuz?

B- İştahla aranız nasıl? Kilo değişikliği oldu mu? Kilo aldınız mı, yoksa iştahsızlıkla birlikte kilo mu verdiniz?

C- Unutkanlık var mı? Muhakeme yeteneğinizde azalma oldu mu? Kendinizi toparlamakta, düşünmekte ve konsantre olmakta zorluk çekiyor musunuz? Son zamanlarda karar vermekte güçlük çektiğiniz oldu mu?

D- Düşüncelerinizde ve davranışlarınızda bir yavaşlama söz konusu mu? Tembellik hissi var mı? Son zamanlarda bir durgunluk hissediyor musunuz? Ya da yoğun sıkıntı nedeniyle yerinde duramaz bir halde misiniz?

E- Kendinizi yargılar mısınız? Kendinize yönelik beceriksizlik, güvensizlik, değersizlik ve pişmanlık gibi olumsuz düşüncelere kapıldığınız olur mu? Kendinizi suçlar mısınız?

F- Ölümü düşündüğünüz oluyor mu? Hayatın çekilmez olduğu, yaşamaya değer bir yönünün bulunmadığı hissine kapıldınız mı? Evet bu sorular neleri ifade ediyorlar?

İlk iki soru,depresyonun temel belirtilerinden olan,”Çökkün Duygu Durum” ve “İlgi-istek azalması,hiçbir şeyden zevk alamama” durumlarına açıklık getirmektedir. Eğer bu iki sorudan en az birine olumlu cevap verdiyseniz diğer “eşlik eden belirtilere” geçebiliriz. Bu iki sorudan en az bir tanesi “Depresyon vardır” diyebilmek için gerekli şarttır. Ama yeterli değildir. Yeterlilik için söz konusu “belirtilerin en az 15 gündür sürüyor olmaları” “her gün yaşanmaları” ve diğer belirtilerden (A’dan F’ye kadar) en az dördünün eşlik etmeleri gerekmektedir.

Yaşanan bu belirtilerin belli bir tıbbi hastalığa ya da ilaç ve madde kullanımı gibi nedenlere bağlı olmaması gereklidir.

İşte tüm bu şartlar eğer sizin için geçerliyse yapacağınız en doğru davranış,en yakınınızdaki bir hekime müracaat etmek olacaktır. Her ne kadar bu tablo depresyon belirtilerini özetliyor ise de yazının ana temasını ifadesi bakımından bu konuda bazı ayrıntılara girmeyi gerekli buluyorum.

Şematize yazılımdan da anlaşılacağı üzere, depresyonun en tipik özellikleri 1 ve 2 nolu sorulara verilen olumlu cevaplarda kendini göstermektedir. Depresif duygudurum depresif hastaların tümünde az ya da çok ama mutlaka rastlanan bir belirtidir.Yaşamdan zevk alamamak,suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri buna eşlik eden belirtilerdir.

Depresyon belirtileri, mutsuzluğun, umutsuzluğun, tedirginliğin, karamsarlığın, kötümserliğin, isteksizliğin, ilgisizliğin, yalnızlığın ve topyekün bir olumsuzluğun hakim olduğu negatif duygu durum temelinde kurulu belirtilerden ibarettir.

Sebep-Sonuç ilişkileri içerisinde sözü edilen duygu durumları ile karşılaşılmakta, günlük aktivitelerde toplumsal ilişkilerde, bireysel ve zihinsel faaliyetlerde azalmalar, (Faaliyetler olduğunda) faaliyet hızında yavaşlamalar, muhakeme yeteneğinde küntleşmeler ortaya çıkmaktadır. Neredeyse otomatikleşen günlük aktivitelerde bile zaman içerisinde isteksizliğin de katkısıyla belirgin bir başarısızlık gözlenir. Bu durumda ortya bir kısır döngü çıkar. Zorla yapılan ve zevk alınmayan iş süreklilik arzetmez. Kişi yaptığı işe zevk aldığı ölçüde devam etmek ister. Yoksa işin ızdırap vechesi daha ağır basar ki bu da kısır döngünün önemli bir halkasıdır.

Depresyondaki insanların içinde bulundukları duygu durum davranışların yanısıra dillerine de yansır. Dolayısıyla konuşma veya yazma esnasında (Elemi ifade eden yüz tipi eşliğinde) yine mutsuzluğu, elemi, kederi, sıkıntıyı, yalnızlığı, karamsarlığı çağrıştıran kelimeler vardır.

Depresif kişilerde olumsuzluğun sürekliliği de esasdır. İçinde bulundukları kötümser, kederli, olumsuz havanın hiç bitmeyeceği, devam edeceği, kalıcı olduğu, olumlu bir hal almayacağı inancı hakimdir. Hastalığın yaşandığı dönem içerisinde karşılaşılan sorunlara belirli ve tatminkar karşılıkların bulunamaması işte bu sürekliliğin bir eseridir. Hayattan zevk alamayan, hiçbir beklentisi olmayan bir kişiden zaten daha fazlası da beklenemez.

Görece ılımlı tiplerinde isteksizlik, tepkisizlik ve üzüntü hali söz konusuyken ağır formlarında mutsuzluk elemli ve kederli bir ruh hali ön plana çıkar. Önceleri, hayattan zevk alamayan, şakadan hoşlanmayan ve kendi kabuğuna çekilen hastalar zamanla yoğun kederli duygu durumlarının pençesine düşerler. Günlük hayat çekilmez bir hal alır. Kişiler arası iletişimsizlik, muhakeme yeteneğindeki azalma en basit işlerin bile başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olur. Hasta zamanla kısır bir döngüye girer. Bu başarısızlık kendine güveni sarsar, ”yapabildiği” işler olsa bile haz almasına engel olur, suçluluk duygusunun ortaya çıkmasına ve güçlenmesine yol açar. Artık geçmişteki başarılarını değil, başarısızlıklarını hatırlar olur. Bağlantı daima bu başarısızlıklara yapılır. Oraya bir takıntı gelişir. Kendisinin hiçbir işe yaramadığına, sık sık yanlış yaptığına, her şeyleri unuttuğuna bu yüzden de karar veremez duruma düştüğüne, muhakeme yeteneğini kaybettiğine inanır. Tüm bu olumsuzlukları kendi bünyesinde barındırabilme becerisini (!) gösteren bir kişinin yaşamaya hakkı olabilir mi(?!)  İşte bu noktadan sonra “intihar” düşünceleri sahneye çıkar.

Depresif hastalar önceleri belki de her gün görmek istediği oturup konuşmaktan zevk aldığı yakınlarına eşine ve dostuma karşı belli bir ilgisizlik göstermeye başlar. Espri üstüne espri patlattıkları dönemler çok gerilerde kalmıştır. Şimdilerde yapılan şakalar ona batmaya başlar. Hasta için çevresiyle olan ilişkiler artık anlamsız birer ilişkiler yumağıdır.

Hayata renk katan neşe ve mutluluk kaynağı olan davranışlar depresif hastalar için eziyet kaynağıdır artık…Çevrelerinde meydana gelen olaylar onlar için sadece karamsarlık, mutsuzluk, elem ve keder üretirler. Bardağın boş tarafı daha bir göze çarpar. Depresyonun başlangıçta hafif dönemlerindeki “zevk alamıyorum, canım!” ifadesi bile, ciddi depresyon vakalarında “ağlamalı kriz” boyutlarına kadar varabilir.

Dikkatsizlik; dikkatin yoğunlaşmaması, dikkat uçuşmaları depresyonlu hastaların sıklıkla ifade ettikleri yakınmalardandır. Hasta dikkatini belli bir noktaya yoğunlaştırmakta güçlük çeker. İyi öğrenemediği belleğine tam anlamıyla kaydedemediği her bilgi onun için gelip geçici bir format halini alır. Zamanla unutkanlık gelişir.. Hastalar hatırlamaz olurlar. Bu durum gerek aile ortamında ve sosyal yaşamda ve gerekse iş ve okul hayatında başarısızlıkları da beraberinde getirir. Başarısız olan bir kişi öncelikle kendini suçlar, değersiz görür, yaşadığı şu anın dışında geleceğe yönelik olumsuz, hatta kötümser öngörülerde bulunur. Tünelin ucu bir türlü görünmezdir. Ümidin ve ışığın olmadığı kapkaranlık kasvetli bir dünya… Sonuç; intihar düşünceleri… Özellikle stresli durumlarla karşılaştıklarında geleceğe ilişkin bu tür olumsuz değerlendirmeler kişinin kendisiyle sınırlı kalmayıp, çevresini de kapsar hale gelmektedir.

Bu tür olumsuz düşüncelere sahip olan hastaların doğal olarak, kabul edilebilir, geçerli bir dayanak noktaları da yoktur. Olayları olduğundan farklı boyutlarda abartmak veya küçümsemek ya da aşırı genellemeye tabi tutmak esiri oldukları düşünce kalıplarının bir sonucudur. Kendine güvenmeyen, bütün enerjisini tüketmiş, geleceğe yönelik planları olmayan, her şeyiyle olumsuz duygu ve düşünce içerisinde olan bir kişinin karar verme yeteneği de bozulur. Ne kadar düşünmeye çalışırlarsa çalışsınlar bunu beceremezler. En basit bir karara varırken bile çevrelerine danışma (bu zaman zaman herkesde görülen istişare ihtiyacından daha farklı bir durumdur. Depresyondaki hasta rutin günlük işlerinde bile bu ihtiyacı hisseder.) duyarlar. Çünkü kendilerine karşı aşırı güvensizdirler. Önceleri yaşamı pek olumsuz etkilemese de zamanla bu yetenek tümüyle kaybedilir. Hatta zamanla tablo ağırlaştıkça, hastalar karar verme noktasında her hangi bir girişimde dahi bulunmazlar.

Depresif hastalarda uyku bozuklukları da görülmektedir. Bu kimi zaman uyuyamama kimi zaman da aşırı uyuma gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Kişiler uyusalar bile sabahleyin zinde bir şekilde huzurla kalkamazlar. Yine yorgun, yine halsiz, yine isteksizdirler. Cinsel isteksizlik depresif hastalığın en erken dönemlerde bile karşılaşılan bir belirtidir. En erken ortaya çıkar ama tedaviye en geç cevap veren belirtidir.

Anksiyete sıklıkla depresyona eşlik eden huzursuzluk endişe ve korku halidir.

Depresif hastaların hekime başvuru nedenleri arasında “bedensel şikayetler” önemli bir yer tutar. Hatta çoğu zaman hekime müracaatta temel neden bedensel şikayetler olabilir. Zaman zaman depresyon tanısını geciktiren ya da engelleyen bu belirtilerin mutlaka değerlendirmeye alınması gerekmektedir.

Bedensel şikayetlerin başında; halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, yorulma ve takatsizlik gelir. Her hangi bir aktivitede bulunmak için enerji toplayamazlar. Bu yüzden bir çok işleri yarım kalır. Konuşmaya mecalleri yoktur.

Kendilerine göre vücutlarında ağrımayan yerleri de yoktur. Hele başağrısı şikayeti hep ön planda yer alır. Ellerinde, kollarında, bacaklarında uyuşmaların varlığından söz ederler.

Kaynak : Dr. Haluk Alan-Depresyon

PAYLAŞ
Önceki İçerikDepresyon Kimlerde Görülür?
Sonraki İçerikDepresyon ve İntihar
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

1 YORUM

  1. O kadar psikoloğa psikiyatriste gittim hiçbir doktor bu kadar iyi bilmiyor bu hastalığı.bütün duygularımı anlatmışsınız depresyonda olduğumu biliyordum fakat burda gorunce tum yasadıklarimı şaşırdım

CEVAP VER