Antik Roma Edebiyatında Erotizm

785

Romalıların en uzak geçmişlerinde açık saçık diyaloglardan oluşan popüler bir gele­nek vardı: Latium çiftçileri tarafından, kırsal şenlikler sırasında hüzünlü (yani düzensiz) dizeler halinde doğaçlanan fescenninalar (belki Etruria şehri Fescennia’dan türemiş bir sözcüktür). Bu köylü müstehcenliklerini biraraya getiren bir fescennina edebi­yatı vardı ve bu, Horatius’a göre, toprak sahiplerine öyle şiddetle saldırıyordu ki, onların aşırılıklarını engelliyordu.

Bununla birlikte, erotik Latin edebiyatı hiç de ilkel zaman­ların ürünü değildir; tersine, Roma uygarlığının en gelişmiş olduğu dönemde ortaya çıkmıştır. M.Ö. II. yüzyılda Roma’da yaşayan Plautus, azgın bir ihtiyarın, oğlunun göz diktiği genç bir kıza sahip olmak istediği Casina gibi çok serbest komedyalar yazdı; ama bunlar, iki yüzyıl önce Aristophanes’in yazdığı ko­medyalarla karşılaştırılamaz ve hiçbiri cinselliği, Lysistrata kadar açıkyüreklilikle ifade etmez. Plautus bize sadece Romalı sefihler ve onları kullananlar üzerine eğlenceli bilgiler verir.

İlk Latin erotik şairini bulmak için M.Ö 86’da Verone’de soylu bir aileden (babası Julius Cesar’ın bir dostuydu) doğmuş olan Catullus’u beklemek gerekir. Kibarlar alemine katıldığı Roma’ya çok genç yaşta geldi ve Konsül Q. Metellus Celer’in re­zilce yaşayan ve bir süre sonra dul kalan (kocasını zehirlemiş olduğundan kuşkulanılacaktır) karısı Clodia’nın sevgilisi oldu.

Catullus onu, göz kamaştıncı tarzdaki küçük lirik piyeslerinde Lesbia adı altında meşhur edecektir. Catullus nakarat yapan cümlelerle, yinelemeli sözcüklerin tekrarıyla Latince’sine unu­tulmaz bir ritim vererek on bir heceli dizeyi canlı bir beden gibi kullanan bir sanatçıydı:

“Bana bin öpücük ver, sonra yüz, sonra bin daha, sonra bir daha yüz, sonra bin daha, sonra yüz.” Ama Catullus’a hayran olunacak aşk şarkıları esinleten Lesbia’yla dört yıllık ilişki, so­nunda Catullus’un aşırı kıskançlıklarına neden oldu, çünkü Les­bia aldatıyordu. Bunun üzerine lanetler yağdıran Catul­lus’un ortaya çıktığı görülür; bir tavernaya giren ve oradaki tüm müşterilere kendisini okşatan Lesbia’yı betimlemek için müstehcen imgeler toplar, ya da örneğin Rufus gibi Lesbia’nın kendisine tercih ettiği kişileri yermek için Egnatius’un sidikle fırçaladığı için beyaz dişleri olduğunu söyler; sayısız dizede en­sest çocuğu ve oğlancı olmakla suçlar Gellius’u.

Catullus, kibar fahişeler arasında Lesbia’yı nasıl unutmaya çalıştığını da anlatacaktır; Ipsitilla’ya, “art arda dokuz kez yat­maya hazırlan”, ya da “Ameana, kullanıla kullanıla yıpranmış kız” der. Coşkulu şair, hiddeti yüzünden, Mentula (erkeklik organı) diye adlandırdığı Julius Cesar’ın vekili Mamurra gibi Roma’nın bütün ahlaksızlıklarını epigramlarıyla kalbura çevirir. Modern bir Latince uzmanı, Mentula’ya karşılık olarak Laverge’i bulmuştur ve Mentula Moechatur’u “Laverge fuhuş yapıyor”diye çevirmiştir.

Catullus’un Mamurra-Mentula’ya ve diğerlerine karşı sövgülerinde müstehcenlik, en içli şiirlerindeki kadar sanatla işlenmiştir. Otuz yaşında ölen Catullus, on iki çeşit dizeyi kullanarak (dördü kendi buluşudur) Latin prozodisine canlılık getirmiş ve kendisinden sonra gelenleri derinden etkilemiştir.

Latin erotizminin klasikleri İmparator Augustus döneminde ortaya çıktı. Kolektif bir eser olan Priape Üzerine Şakalar’ın ulus­lararası düzeyde önemi oldu. Venüs’le Baküs’ün oğlu, itifallik Doğa Tanrısı Priape, erkeklik organının kişileşmesiydi.

Hırsızlardan ve kuşlardan korusun diye kırmızıya boyanmış heykelini meyveliklere, bağlara ve tarlalara koyuyorlardı. Pria­pe sakallı, genellikle çıplak, sol elinde bir budama bıçağı ve sağ eliyle neredeyse heykeli kadar büyük penisini sallayan bir köylü olarak temsil ediliyordu. Her beylik arazisinde, adak bağışlarının yapıldığı ve hayvanların kurban edildiği bir Priape tapınağı vardı. Roma’daki Meken bahçesindeki Priape tapınağında, ziyarete gelenler duvarlara şiirsel yakarılar yazabi­liyordu.

Gerçekte Domitius Marsus, Cinna, Horatius, Vergilius ve imparator Augustus’un da aralarında olduğu, Meken’in dostlarına ait olan bu anonim şiirler, Priapeia’lar, daha sonra bir Latin şairi tarafından çoğaltıldı ve bu şair, “Okuyucuya” , diye bir hitap ekleyerek bu şiirleri yayımladı.

Priapeia’lar, iki ayrı dizi oluşturan doksan şiir içerir. Bu dizi­lerden biri, kimi zaman organının güçlülüğüyle övünen, kimi zaman değişik cinsel zor kullanmayla hırsızları tehdit eden Pri- ape’ye atfedilen dedikodulardan oluşmuştur. Priape, görkemli cinsel organını seyretmek için her yandan koşup gelen hanımefendilerden yakınır, ama organına gülen genç kıza sinir­lenir ve onu uyarır: “Yedinci kaburga kemiğine kadar sokarım!”

Diğer dizi, Priape’nin kabul etmesi istenen dilekleri içerir. Böylece, “kalçalarını titreterek hareket etmekte usta”dansöz Quinctia, sembollerini ve çalparalarını Priape’ye sunarak, “tüm sevgililerinin Tanrı imgesine yönelmeleri” için yalvarır. “Sokak fahişesi Telethusa” denen fahişe tarafından bitkin düşürülen bir çapkın, kendi yeri­ne bu doyumsuz kadınla meşgul olması için Priape’ye yalvarır, vs.

Bu neşe dolu müstehcenlikler Rönesans şairlerine, öncelikle de Hermaphroditus başlığı altında benzerlerini yazan Antonio Beccadelli’ye model oluşturdular. Pacifico Massimi, Hecatelegium’unda, “iğneleyici ve açık saçık yüz içli şiir,” bu gele­neğe yeni bir atılım kazandırır.

Roma’da refah döneminin geliştiği Augustus Hane­danlığının resmi şairi Epikürcü Horatius, aşkla ilgili şeylerden saflıkla dolu bir özgürlükle söz etti. II. Satir’inde, evli kadınlarla yatanın başına her türlü tersliğin gelebileceğini ve hizmetçi kızlarla çapkınlık yapmanın daha iyi olduğunu kanıtlamak için en açık saçık terimleri bile kullanır. VIII. Satir’inde, Esquilin bahçesindeki ağaçtan Priape, komik bir öfke tonuyla, bir gece büyücü kadın Canidie’ye yapılanları anlatır. Ama Meken Horatius’a Sabina’da bir ev ve bir arazi verdiğinde, azat edilmiş bir kölenin oğlu olarak, toplumsal yükselişine daha uygun bir düşünce düzeyine yükselemeyeceğine insanları inandırmış olan hafifmeşrepliğinden sıyrıldı.

İ.Ö. 43’de Brutium’daki Sulmona’da doğan Ovidius, Heroides’lerle başladı (mitolojinin kadın kahraman­larının tutkularını konu edinen mektuplarından oluşan ve Didonius’un Aineias’a, Deianeira’nın Herakles’e vs. yazdığı kendi yarattığı bir tür) daha sonra, yirmi beş yaşındayken, evli bir kadınla, Corinna, olan özel ilişkisinin tüm evrelerini anlatan mükemmel seçkisi Aşklar’ı yazdı. Giysisini çıkarmış çıplak sev­gilisini seyrederkenki hayranlığını ifade ettiği; kocasının okşayacağı kadını düşündükçe başını döndüren; tensel arzu­nun tüm düşkünlüğüne, “Aşk yarışının tükettiği insan ne mut­ludur! Tanrılar beni böyle öldürsünler!” diye haykırarak teslim olduğu bu şiirler ateşli bir şehvetle soluk alırlar.

Ovidius şefkatlidir, kötü bir boya yüzünden saçlarını kaybeden Corinna’yı teselli eder; endişelidir, kendisinden hamile kalan Corinna’nın çocuk düşürmesi gerektiğini öğrenir; umutsuzdur, bütün bir gece Corinna’nın yanında güçsüz kaldığı için kendisi­nin işi bitmiş bir aşık olduğunu düşünür. Bir zinanın bütün sırlarını açığa çıkaran bu tadına doyum olmaz kitap, erotik olanın pornografik ve müstehcen olan üzerindeki zaferini ke­sinleştirir. Tek bir kaba sözcük bile kullanmayan Ovidius, en şehvetli esinlerini zarif terimlere çevirir.

Aşka ve kadınlara tapan Ovidius kırk yaşına gelince, üç şarkılık didaktik şiir biçiminde bir erotoloji kitabı olan Aşk Sanatı’nı kaleme alarak deneyimlerinden okuyucuların yarar­lanmasını ister. İlk iki şiir, genç erkeklerin güzel kadınlara nere­de rastlayabileceklerini (halk gezmelerinde, bayramlarda, sirk­te, bir yemekte, vs.), onları nasıl mutlu edebileceklerini öğretir.

İplerini tutmak bilinirse “bütün kadınlar elde edilebilir” ilkesin­den yola çıkarak, uygun koşulları yaratmanın yollarından, nelerden söz edileceğinden, bir rakibi başarısızlığa uğratma biçiminden söz eder. Güzel kadın bir kez elde edildiğinde, aşkın sürmesi için onun karşısında sürekli hayranlık göstermek, sadakat kanıtları vermek, kıskançlığını kışkırtmak gerekir. Bir sevgilinin yataktaki davranışı titizlikle betimlenmiştir, ve Ovidius’un tükenen arzulara ilişkin afrodizyaklar ve bir çiftin aynı anda orgazma ulaşmasını sağlayan teknikler üzerine erkeklere yaptığı bilgece öğütlerden hiçbir kadın şikayet edemez. Bunları, beklenmedik tarihsel örneklerle desteklemesi de eğlendiricidir.

Cinsel edimin hazırlıklarından söz etmesi gibi: “Yatakta, sol el hareketsiz kalmayacaktır. Parmaklar, Aşk’ın oklarını esrarlı bir biçimde sapladığı tarafla uğraşma olanağı bulacaktır.” Hektor’un Andromakhe’yle ve Akhilleus’un Briseis’le bu şekilde il­gilendiğini ekler.

Daha sonra Ovidius, erkekleri memnun etmenin ve onları elde tutmanın sanatını öğretmek için kadınlara hitap eder. Bir uzman olarak onlara sağlık önlemleri ve tatlılıklarını artıran oyunlar öğretir (ayrıca gözlere sürülen farlar üzerine bir kitap yazacaktır). Kadınlara, sakınılması gere­ken tüm erkek kategorilerini ayrıntılı olarak anlatır ve bir ace­miyi ya da deneyimli bir erkeği elde etmek istediklerinde farklı davranmaları gerektiğini onlara öğretir. Dişilerin değişik yapılarına göre, bir yataktaki en avantajlı aşk pozisyonlarını be­lirtir. Şişman bir kadın, sevgilisinin üzerinde ata biner pozis­yonda olmamalıdır vs. Kadın, hiçbir şey hisset­mese bile tutkulu bir doruk noktası yaratmak amacıyla tatlı inilti­ler çıkarmalıdır. Bütün bu bilgileri izlediğinde sevgilisini çılgına çevireceğinden emin olmalıdır.

Çağdaşlarından hiçbiri Ovidius’un sürgün nedenini açığa çıkaramadı. En sağlam varsayım, tahtın talibi Tiberius’la imparatoriçe Livia’nın onu Augustus aracılığıyla Roma’dan uzaklaştırdıklarıdır, çünkü bir devlet sırrını keşfetmişti.

Ovidius’un yaşlılık döneminde Marsilya’da doğan Petronius, Latin sefahat dünyasının en tanıtıcı el kitabını, Satyricon’u bıraktı. Satyricon, Roma’daki yaşamın betimlenişini vermez; olay, Napoli yakınlarındaki bir Güney İtalya şehrinde geçer. Açıkça itiraf etmek gerekir ki Satyricon’un kişileri iğrençtir. Onları iğrençlikten kurtaracak hiçbir duyarlılık çizgileri yoktur.

Kahramanları, mevkilerini kaybetmiş, eşcinsel iki genç öğretmendir, Encolpe ve Ascylte; kimi zaman biriyle, kimi zaman diğeriyle yatan on altı yaşındaki genç bir oğlanla, (Giton), birlikte bir handa kepazeliklerle dolu hayat sürerler. Giton’a tek başına sahip olmak için, birçok kez kan çıkıncaya kadar birbirleriyle dövüşürler. Birlikte kötülük yaparlar; palto çalarlar, bir bayanın, (Quartilla), Priape’ye kurban edilişini engellerler ve kadın onlardan intikam almak için onları bir soytarıya kırbaçlattırır ve tecavüz ettirir; Giton’u, yedi yaşındaki bir kız çocuğunu, (Pannychis), iğfal etmeye zorlar ve Encolp’e mastürbasyon yaparken olayı izler. Üç dalavereci ortak daha sonra, kötülüklerle dolu arlanmaz parababası Trimalcion’un şölenine katılır, ve orada öyle aşırılıklar yaşarlar ki sonunda “olayların aşırı iğrençliğe vardığı” konusunda anlaşarak kaçarlar. Ama Ascylte, handa, Giton’a tecavüz etmek için Encolpe’un uykusundan yararlanır ve ikisi birlikte gitmeye karar verirler.

Giton’un peşinden koşan Encolpe, bir resim sergisinde, şehvet düşkünü yaşlı bir şaire, (Eumolpe), rastlar. Daha sonra bu Eumolpe, üstüne binen genç bir fahişeyle sevişirken görülür; çiftleşme ha­reketleriyle yorgun düşmesin diye yatağının altına gizlenmiş kölesi Cordax onu düzenli aralıklarla indirip kaldırır. Encolpe, Giton ve Eumolpe’un niçin ve nasıl bir gemiye bindikleri bilin­mez; gemide, kaptanın karısı, Tryphone, Encolpe’den kopardığı Giton’un metresi olur. Encolpe, diğerlerini şaşkına çevirerek şunları söyler: “Onların tüm öpüşmeleri, bu ahlaksız kadının hayal edebileceği bütün okşayışlar kalbimi sızlatıyor. Yine de hangisini daha çok isteyeceğimi bilemiyorum, metresimi alan oğlanı mı, yoksa sevgilimi baştan çıkaran metresimi mi?”

Crotone’ye varan Encolpe, yaşamını tenini satarak kazanır; müşteri olarak kötü kişilerle düşüp kalkmayı seven yaşlı bir kadın vardır, ama tam onu tatmin edeceği anda Encolpe, güçsüz kalır. Yaşlı rahibe Oenothee’den güçsüzlüğüne çare bul­masını ister; o da, rektumuna bakırdan kalın bir alet (bir fascinum) yerleştirir ve ısırgan otlarıyla onu döver. Daha sonra ne olduğu ve Satyricon’un nasıl bittiği bilinmemektedir.

Petronius, sarayında efendilik örneği sergilediği Neron’un ölüm emrine itaat etmek için M.S 67’de banyosunda intihar eder. Tacitus’un tanıklığına göre, Satyricon’u, bu zorbanın hükümdarlığına leke düşürmek için ölüm günü yazdırdığı olduğu sanılır. Gerçekten de Satyricon, parodik ya da bilerek abartılmış parçalarla birlikte, özellikle bir estet eseridir; Petroni­us, döneminin aydınlarını heyecanlandıran Eskilerle Yeniler arasındaki tartışmaya, aşırılıklarıyla kendisini Yenilerin yanına yerleştiren bir kitapla müdahale etmek istedi.

Petronius’un ardından, her ikisi de on 11. yüzyılda Roma’da yaşayan ve aynı kuşağa dahil olan iki büyük ah­laksızlık ahlakçısı ortaya çıktı: Juvenalis ve Martial. Yozlaşmış Romalıların cinsel bozukluklarını titizlikle, ama okura, böyle alışkanlıkları taklit etme isteği asla vermeyen iğneleyici bir biçimde betimlediler. Önceleri hatip olan Juvenalis, hayranlık duyulacak kişiler olarak kabul edilmek isteyen sefihlerin bu is­teklerine şiddetle karşı çıktığı Satirler’ine kırk yaşlarında başladı.

Oğlancılara karşı yazdığı II. Satir’inde sergilediği tipler iğrençtir: Saydam ihramla savunma yapan avukat Cretius, kadın gibi giyinen ve cam falluslardan içen Baptlar, ya da evli­lik yıldönümünü bir sirk müzisyeniyle gizlice kutlayan Graecchus. Ahlaksız ilan ettiği evli kadınlara karşı yazdığı VI. Satir’i daha da ateşlidir; prozodisini çınlatan ve sahnelerinin açık saçıklığını iyice vurgulayan bir öfke vardır. Kaba bir adama gönlünü kaptırdığından, bir gladyatör okuluyla birlikte Mısır’a kadar giden bir senatör karısını,(Eppia), açıkça kınar; bir gene­levde Lycisca adı altında fahişelik yapan imparatoriçe Messalin’i de lanetler.

Aralık başında Roma’da kadınlar için düzenlenen Güzel Tanrıça şenliklerini olağanüstü bir biçimde gözler önüne serer; ve burada, birbirlerini kötü biçimde kışkırtan ve “Erkekleri içeri alın!”, diye son bir çığlık atarak, kendilerini köle olsun, sucu olsun, kim olursa olsun herkese teslim eden Saufeia ve Medullina gibi çılgın lezbiyenlerin sefahat alemini anlatır.

Juvenalis, sahibinin cimriliğinden yakınan genç bir eşcinselle olan diyalogunu aktardığı IX. Satir’de olduğu gibi, ironiyi de kullanır; bu eşcinsel fahişe öyle acınacak durumda gözükür ki, bir insanın bu kadar alçaldığını görmek tiksinti verir. Juvenalis, Satirler kitabını ancak seksen yaşında yayımladı, ve oğlancılara yönelik iğnemeleriyle kendisini he­deflediğini hisseden İmparator Adrian’ın onu, çölde konakla­yan bir piyade bölüğüne komutan olarak atayarak kalleşçe inti­kam aldığı söylenir; yaşlı şair, görevinin başına gelir gelmez, gurbete düştüğü için ölür.

Martial’ın etkisi Juvenalis’den farklıdır, çünkü o tiksinmez: Ahlakı bozuk olanları, oldukları gibi, kinik biçimde betimler. Beau, Martial’ın on dört epigram kitabından en müstehcen yüz ellisekiz şiiri seçmiş ve onları konularına göre sınıflandırmıştır: Dil düşkünlüğü (erkeğin ve kadının cinsel organını emme), anüs düşkünlüğü (aktif ve pasif oğlancılık), dışkıcılık (dışkıların tadına ilişkin nükteler), vs. Martial,etrafında bir sürü kadının dolaştığı lezbiyen Bassa ile ve beden eğitimi okulunda atletlerle yarışan, oburca yiyen, kusuncaya kadar şarap içen ve gününü, kızlarla yatarak tamamlayan erkeksi kadın Philaenis’le alay eder:

“Tanrılar seni sağduyuya getirsinler, Philaenis, sen ki bir vulvayı yalamanın erkek gibi davranmak olduğunu hayal edi­yorsun!” Aktif ve pasif homoseksüellere karşı Martial, müthiş acı alaylar yöneltir. “Pis kokan soluğu nedeniyle herkesin sırt çevirdiği oğlancı”yı; “arkası yaralandığı için oturamayan”ı; “anüsü göbeğine kadar yarılıncaya dek kendini düzdürtmeye hazır”, “delik kıçlı Charinus”u; erdem üzerine söylevler veren, ama güçlü kuvvetli bir oğlan çocuğu geçtiğinde dayanamayan vücudundaki bütün kılları kazımış Chrestus’u komik duruma düşürür: “Söylemeye utanıyorum, Chrestus, bize sadece Caton’dan söz ettiğin bu dille ona neler yaptığına.”

Martial’a kurbanlarını damgalaması için bir distik yeter: “Bu çocuk penisinin ağrıdığından şikayet ettiğinde, ve sen kıçından, Naevolus, ben müneccim değilim ama ne yaptığını bi­lirim.”) Martial, diğer cinsel sapıklara karşı daha az acımasız değildir ve her çeşit kadını alaya alır: Tanıkların önünde yatan Lesbia, çocuğu olmasın diye sadece hadımlarla yatan Gellia, üç tel saçı ve dört dişiyle baştan çıkaracak genç erkek arayan yaşlı Vetustilla, vs. Bu “canavarlar sergisi” karşısında, cinsel özgürlüğün sınırlarının olması gerektiği anlaşılır.

Yine de Martial, erdemlilik örneği taslamamaktadır; aşklarından açıkça söz eder, yatakta yeterince şehvetli olmayan ilk karısına sitem eder, genç kızlarla ve hatta genç erkeklerle olan sapkın ilişkilerini itiraf eder. 81 yılından 96 yılına kadar İmparator Domitianus’un himayesinde olan Martial, İmparatorun gözdeleri Earinus’la Spendophore’un savunmasını yaparak kendini alçaltır; bu konuda, böyle zayıflıkları olmayan Juvenalis kadar saygın değildir.

Çöken Roma İmparatorluğunun en büyük erotik romanı, 114 yılında Numidya ile Gaetulia arasındaki Madaura şehrinde doğmuş olan Afrikalı yazar Apuleius’un Altın Eşek adlı eseridir. Otuzdört yaşında hatip olarak Kartaca’ya yerleşti ve orada, zen­gin bir dul olan Pudentilla ile evlendi; Pudentilla’nın mirasçısı, akrabasını baştan çıkarmak için Apuleius’un büyü yaptığını ileri sürerek dava açtı. Altın Eşek’in temeli tam olarak cinsel büyüdür ve tüm metin fantastik bir erotizmle doludur. Apuleius, Milet geleneğinden kaynaklanan, Lukianos’la aynı konuyu (eşeğe dönüşen bir erkek) işler, ama bundan, birçok kolu olan nehir roman yapar; bu onbir kitabın adı başlangıçta Dönüşümler’di; daha sonra Kartaca’da Saint Augustinos bunu okuyacak ve Asinus Aureus başlığı altında anacaktır.

Apulcius, bir dizi değişik hikâye (varias fabulas) içeren bir Milet söylevi (sermo milesus) yapacağı konusunda bizi aniden uyarır. Kahramanı Lucius işleri için Teselya’ya gelir ve yol arka­daşlarından birinin Teselyalı büyücüler konusunda söylediklerini işitince korkar; büyücü kadınlardan biri olan Meroa’nın öyle güçleri vardır ki, hamile bir kadının doğurmasını sekiz yıl boyunca engellemiştir. Müşterisi Milon’un oturduğu, doğaüstü olayların şehri Hypata’ya vardığında, bir büyücünün hayduta dönüştürdüğü üç şarap tu­lumunun hücumuna uğrar; kılıcıyla onları deldiğinde, içlerindeki şaraplar dökülerek yeniden tuluma dönüşürler. Lu­cius, kendisini zevke boğan hancının hizmetçisi Fotis’le yatar. Fotis, Milon’un karısının bir büyücü olduğunu anlatır ve onu, kendisini kuşa dönüştürecek bir merhemle gizlice oğuştururken seyrettirir. Göklerde bir tur atmak isteyen Lucius, kendisini de aynı merheme bulamasını Fotis’den ister, ama Fotis kutuyu şaşırınca Lucius anında eşek olur. Neyse ki, gül çiğnerse yeniden insan biçimine dönme olanağı vardır. Fotis, gülleri getirmesini beklemesi için, geceleyin onu ahıra götürür. Ama eve hırsızlar girer ve ganimetleriyle birlikte eşeği de götürürler.

Bu, bir efendiden diğerine el değiştiren, gittiği her yerde ah­laki olaylarla karşılaşan, olağanüstü nükteler dinleyen eşek Lucius’un serüvenlerinin başlangıcıdır. Apuleius’un sanatı, temel anlatısı içinde bu eklenmiş hikâyeleri öyle iyi eritebilmektedir ki, bütünlük, sabit bir romanesk birliği koruyabilmektedir.

Haydutların mağarasına Lucius’la birlikte kapatılmış olan genç bir tutsak kadını eğlendirmek için, ayyaş bir yaşlı kadın, Aşk’la (Amour) Ruh’un (Psyche), IV,V ve VI. kitaplar boyunca uzanan olağanüstü öyküsünü anlatır. Bu mağaradan kaçmayı başaran Lucius, Sibel’in hadım rahipler çetesinin eline düşer ve ona se­fahat alemlerini seyrettirirler. Apuleius, “bu iğrenç pislikleri” canlı bir imgelemle betimler. IX. kitabı, kocalarını aldatan kadınların hikâyelerinden bir şenlikdir; Boccaccio’nun taklit ettiği çamaşır leğeni hikâyesi bu kitaptadır.

Korinthos’da, Lucius nihayet kendisine iyi bakan, çünkü onu bir sirk hayvanı gibi sergileyen birini bulur. Bir kadın Lucius’u fark eder ve bir gece onunla çiftleşmek ister; Apuleius’da hay­vanlara karşı cinsel arzu duyma sahnesi Lukianos’dakinden daha açık saçıktır. Eşeğin yanında kırıtan, onu yağla ovan, kol­larını bacaklarını kucaklamak için altına yerleşen, çılgınca oyunlar sürdüren bir kadın görülür.

Lucius’un kadınları tatmin etme yeteneğine sahip olduğunu görmekten hayran olan efendisi, hayvanlara yem olmaya mah­kum edilmiş suçlu bir genç kadınla, sirkte, seyircilerin ortasında cinsel ilişkide bulunmasına karar verir. Ama, arenaya geldiğinde Lucius’u korku kaplar ve kaçmayı başarır. İsis şöleninin kutlanacağı günün arifesinde Kenchra’ya ulaşır. Uy­kuya dalar ve uykusunda, özgürlüğünü vaat eden tanrıçayı görür. Gerçekten de, çiğneyeceği gülleri bulur ve yeniden insan olduğunda, İsis papazı olmaya karar verir. XI. kitabın tamamı,Roma’daki İsis tapınağına kabulünü anlatır; Altın Eşek’in bu bölümü, II. yüzyılda, Sezarlar şehrinde, ulusal dinin başka yer­lerden gelen dinler karşısında geri çekilişini anlamamıza olanak tanır.

Kaynak : Alexandrian- Erotik Edebiyat Tarihi

1 YORUM

  1. şu kitabın pdf’ine sahip olan bana ulaştırabilirse keyiflenirim.

CEVAP VER