Antik Roma (Latin) Tiyatrosu

590

Romalılar döneminde tiyatronun durumu parlaktır; ama bu parlaklık artık yapaydır: Yalancı tragedya, göz yaşartıcı komedya Koslu Herondas’ın okunmak üzere yazılmış mim oyunları, Teokritos’un bazı şiirleri gibi, so­kak tiyatrosunun edebi bir biçimini sunarlar.

antik-roma-müzisyenleri

Romalılar, İtalyan maskaralığının dehasını ilk kez gözler önüne seren kişi­lerdir.Savaşçı, hukukçu, köylü olmak istediler, tiyatro oyunlarının her türlüsünü, yabancı ırklardan gelen her şeyi küçümsediler; ülkelerinde taştan tiyatro yapılarının yükselmesine ancak cumhuriyetin son yıllarına doğru katlanabildiler… Gene de, sirk oyunlarını ilk başlatan Romulus’tu. Bu oyunlar zamanla gelişti, çoğaldı.

Genel­likle iki türdendiler: Tanrıları onuruna düzenlenen ola­ğan oyunlar ve olağanüstü oyunlar (anma, adama tören­lerinde, zafer kutlama, yüzyılı karşılama, açılış törenle­rinde); ayrıca evlenme ya da gömme törenlerinde özel oyunlar vardı. Bunların tümünde çeşitli gösteriler olurdu; birkaç gün sürerler, tiyatrolar sabahtan akşama kadar oynardı; sahne aralarında gladyatörler, eğitilmiş hayvan­lar, soytarılar çıkardı.

Her yerde olduğu gibi, Roma’da da sahne oyunlarının kökeni Faunus’a, Priapus’a, Liber’e (Bakkhos’a) tapınanların eski korolu, maskeli kutlama törenleridir. Fescenus şarkıları (tılsım anlamına gelen fascinum sözcüğünden) Yunanlıların “komos”una benzer nitelikler taşımaktadır.

antik-roma-tiyatro-maskesi-mozaigi

Oyunculuğu meslek edinen ilk kişiler Etrurialı cambaz-soytarılardı. Gençler onların taklalarını kendi aralarında yinelerken araya Fescenus’dan kalma mısra­lar eklerlerdi. Her yıl Roma Oyunları sırasında tahtadan, derme çatma sahneler kurulurdu. İlk Kartaca Savaşları’ndan kısa süre sonra, özgürlüğüne kavuşmuş bir köle olan Livius Andronicus (Yunan asıllı) söz konusu oyunlar sıra­sında sahneye konmak üzere Atina repertuarından bir tragedya ile bir komedyayı Latinceye uyguladı.

Yunan mirası Roma’ya, Sicilya ve Güney İtalya aracı­lığıyla aktarılmıştır. O sırada hâlâ kendi dillerini konuşan, hâlâ birtakım özgün özellikleri koruyan halklar vardı: Helenizmin aralarına sızdığı ama tümüyle etkile­yemediği doğrudan doğruya topraktan yaşayan gruplar; özgür zanaatkâr, tüccar, küçük toprak sahibi kişilerden oluşan topluluklar.. İlk Latin tiyatro yazarları Campanialı Naevius, Bruttialı Ennius ve Umbrialı Plautus’du.

A) Tragedya:

İki eski asker olan Naevius (ölümü 201) ile Ennius (ölümü 169), daha sonraları da Paeuvius (ölümü 130) ile Accius (ölümü 86) ulusal biçim denemele­rine girişmekle birlikte, trajik verileri özgün ırk ve dö­nemlerinden ayıramadılar. Daha sonraları ise, impara­torluğun yücelmesi uğruna yapılan fedakârlıkların sergi­lenmesi karşısında coşkulanacak bir seyirci kitlesi bulu­namayacaktır.

antik-roma-tragedyasi

Racine dışında bütün Batılı klasik yazarlar, Yunanlı tragedya ozanlarını Neron’un öğretmeni Seneca aracılı­ğıyla tanıdılar. Bunları aşırı kitabi bir dille aktaran Se­neca, öz yaşantısına karışan tragedyaları yazmak, anlat­mak işini Tacitus’a bırakmıştı.

B) Komedya:

Naevius, iki ayrı Yunan komedi örneği­ni tek bir Latin komedisi olarak eritmeye dayanan süreci türetti. Zaten, sahne üzerindeki hareketi hızlandırmak için entrikayı sıklaştırmak, İtalyanların her zaman tut­tukları bir biçim olmuştur.

antik-roma-komedyasi

Yoksul bir halk çocuğu olan Plautus (ölümü yaklaşık 185) denizci olarak Akdeniz limanlarının hepsini gezmiş, bu arada çok çeşitli dil ve lehçeler öğrenmişti. Bunun yanısıra, çok arı bir Latince kullanırdı. Yeni Komedya’nın dekorlarını da silüetlerini de bir çırpıda yeniledi, canlan­dırdı. Komedyayı daha pitoresk, daha hızlı biçime soktu, “halk”ın sesine yakın bir ses kazandırdı. Örf-âdet betim­lemelerine ancak durum gerektirdiği zaman girişti, ama her zaman can alıcı noktalara parmak bastı. Olayı, sözcük oyunlarını, sahne oyunlarını artırarak geliştirdi. Komed­yaya eski lirizmini bir ölçüde yeniden kazandırdı; gerçi koroyu geri getirmedi ama, oyunlarının neşesinde müziği anımsatan bir hava vardır: Sololar (tek oyun), ikililer, üç­lüler, “arietto”larla dolu olan metinlerinin üçte ikisi, “recitativo” ya da şarkı biçimindendir: Kısacası, operet türünün ilk yaratıcısıdır.

Terentius (185-159) Kuzey Afrikalıydı. Roma’da koruyucularının evinde büyüdü, Scipio ve Levius ile arka­daşlık etti. (Bu genç soyluların onun komedyalarında dü­zeltmeler yaptıklarından kuşkulanılmıştır), yalnızca altı oyun yazdı, yirmi beş yaşında, başarıya ulaşamadan öldü. Ama sonraki kuşaklar, yapıtlarını değerlendirmeyi bildi­ler. Şirin oyunları (aslında biraz siliktirler) Kilise tarafın­dan bile tutuldu; manastırlarda, kilise okullarında oy­nandı. Daha sonraları, klasik zevkin en belirgin örneği olarak gösterildi ve burjuva tiyatrosunun öncüsü olduğu ileri sürüldü.

Titinius ile Africanus, Atina komedyasını Romalılaştırmayı denediler: Komedya işte o zaman tam anlamıyla kılık değiştirmiş oldu. Zaten Roma’da artık, halk önünde yapılan açık seçik eleştiriler hoş görülmüyordu. Taşlama türü, Lucilius ile kitaplara sığındı.

C) Halk Komedyası:

İlk kez Napoli dolaylarında do­ğup gelişen “atellan” türü kısa zamanda Roma’da da tutun­du. Önceleri, heveslilerin kendi aralarında, o anda uydu­rarak oynadıkları oyunlardı bunlar. Daha sonra bu ama­törlerin yerini alan profesyoneller, onurlarını bir maske­nin arkasına saklama hakkını elden bırakmadılar.

antik-roma-tiyatrosu

Atellan, başlangıçta, yalın bir öykü çerçevesi içinde oynanırdı. Oyuncular; hiç değişmeyen tipleri canlandırır­dı. Kişilikten yoksun olan bu kuklamsı tiplerin adları şöyleydi: Maccus kaba saba, aşırı obur, şehvet düşkünü, durmadan alaya alınan, çifte kamburlu bir aptal; Bucco açgözlü, yalancı bir asalak; Pappus, durmadan söylenen, şunu bunu paylayan, her zaman ya karısının ya da paracıklarının peşinde koşup duran yaşlı adam; Dossensus gene bir kambur olan köyün bilgini, kahinlerin karikatü­rü tip. Ve bunların çevresindeki aile: Uşaklar (Sannion), öcü Manducus, canavar tipli kadın Lamia ve Manialar adı verilen, çocukları çok korkutan hortlaklar.

Atellan çok abartılmış bir fars türüydü; çok da açık saçıktı; çoğunlukla bir siyasal taşlama da içeren oyunla­rın tuzu biberi; çeşitli yanlış anlamalar, sık sık sözcük oyununa dayanan, birbirini tutmayan konuşmalar, teker­lemeler, sopa çekmeler, yüksek sesle geğirmeler, çeşitli saçmalıklardı. Cicero zamanında, bu oyunların modası epey geçmişti. Gene de imparatorlar eskiden kalma tek tük taşlamalara bile kızarlardı.

Daha üstün sayılan, Yunan-Asya kökenli mim oyun­ları Roma’da günümüzün müzikhol ve vodvil gösterileri­nin yerini tutuyordu. Günümüzün büyük dekorlu, parlak giysili, çok kişili müzikal prodüksiyonlarını andıran bu tür büyük gösterilere imparatorluk zamanında çok yer verilirdi.

antik-roma-tiyatrosu-pandomim-maskeleri

Bu arada en çok tutulan “pandomim”di. Bu oyun, koro ve çalgıcıların eşliğinde yapılan tek kişilik bir mim göste­risine indirgenmiş bir lirik tragedya idi. Pandomim oyun­cusu, sırayla değişik maskeler takarak, çeşitli kişilikleri canlandırırdı. En az görünümü kadar kadınsı olan bu sa­natın, aşırı duygusal, coşkulu bir anlatım biçimi vardı.Önce zamanın düşünürleri, daha sonra kilise adam­ları bu gösterilere karşı çıktılar, demediklerini bırakma­dılar. Ama bunların tümü boşuna oldu. Günlük ekmeği­nin yanı sıra sirk gösterileri de istemeye alışmış olan bir halk için, gösteriler kaçınılmaz bir gereksinmeydi.

At yarışları, meydan dövüşleri, gladyatör oyunları, yabani hay­van avları, amfitiyatrolarda canlandırılan küçültülmüş çapta deniz savaşları üstüne ortak bahislere girmek çok yaygındı; insan kanının döküldüğü her türlü eğlence, do­zun gittikçe artırılmasını gerektiren bir çeşit uyuşturucu madde alışkanlığı halini almıştı. Bu, cumhuriyetin son bulmasından hemen sonra, sahneye koyumların aşırığıyla başlamıştı; halk çok geçmeden gerçek kan, gerçek ölümler ister oldu. Bu hayvansal gerçekçilik, oyunların arındırıcı erdemini silip süpürdü; sanat diye bir şey kal­madı.

Kaynak: Robert Pignarre- Tiyatro Tarihi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER