Antik Yunan Sanatında Erotizm

2736

Erotik edebiyat, yazarlarını imza koymamaya ve eserlerini gizliden gizliye dağıtmaya zorlayacak biçimde kötülenmemişti her zaman. Antik çağ Yunanlılarında ve Romalılarında açıkça ifade ediliyordu; en iyi yazarlar açıktan açığa erotik edebiyat yapıyorlardı ve okuyucuları da yapmacık bir utanç duymadan eğleniyorlardı. Sadece, trajediyi ve destanı içeren soylu türe ait kabul edilmediğinden, erotik edebiyata alan olarak, komedinin, hikâyenin, içli, hicivli ya da iğnelemeli şiirin bildik türü ayrılıyordu.

Yolu Yunanlılar açtı, çünkü fallus kültünü açık saçık ezgiler­le kutladıkları geçmişteki Baküs şenliklerinin geleneği onlara böyle bir edebi ifade özgürlüğü sağlıyordu. Bizzat Aristo’nun Poetika’sındaki tanıklığına göre, eski Yunan komedyası, şarap ve hybris (esriklik, aşırılık) tanrısı olan Dionysos’un onuruna her yıl düzenlenen bu şenliklerden doğdu.

Dionysos gençliğinde Titanlar tarafından parça parça edilmişti ve onu di­riltmek için parçalarını toplamış olan Bereket Tanrıçası Demeter’di. Demek ki, Dionysos tapınağına bir fallus taşıyarak gider­ken son derece sofuca bir iş yapılıyor, Titanların yoksun bıraktığı temel üreme organı Dionysos’a geri getirilerek yeni­den doğuşuna katılınıyordu. Şehirlerde ve köylerde, her ailenin bir fallusu adak mumu biçiminde salladıktan uzun fallofori kortejleri oluşuyordu; bir Dor şehri olan Sycone’un falloforileri ünlüdür.

Bu törenlerde fallik türküler söyleniyor ve karşılıklı olarak müstehcen ritüel şakalar yapılıyordu. Dionysos’a kurban adamanın ardından başlayan şenliklerde, antik komedyanın ilk örnekleri olan farslar oynanıyordu.
Atina’da, Dionysos kültünün belli başlı bayramları Gamelillon ayındaki (Aralık-Ocak) Lenean bayramları ve Elaphebolion ayındaki (Şubat-Mart) büyük Dionysos şenlikleridir. Bu şenliklerde, töreni izleyen üç gün boyunca dramatik gösteriler düzenleniyordu.

Aristophanes, Akherneis’inde, kanefor (kurban aletlerini içeren sepet) taşıyan kızı, karısı ve fallus yüklü iki kölesiyle Dionysos törenlerine giden Diceopolis’i gösterir:
“Xanthias, fallusu kaneforun arkasında düz tutmaya ikiniz de özen gösterin. Ben, fallik şarkısı söyleyerek arkanızdan geli­rim … Haydi ileri.” Bu tür dinsel töreleri yerine getiren Atinalı yurttaş, tiyatroya geldiğinde, orada en edebe aykırı durumları onaylamaya hazırdı.

antik-yunanda-erotizm

Attika Komedyasından Milet Hikayelerine :

Köylü farslarında uzmanlaşmış Dor komedyasını hızla gölgede bırakan eski Attika komedyasında, 41 yazara ait 277 eser başlığı biliyoruz. Bu türün ilk ustasının, İ.Ö. 519’da doğan ve Aristophanes yazmaya yeni başlarken 97 yaşında ölen Cratinos olduğunu da biliyoruz. Ama, görülmemiş bir müstehcenliğin bütün sahnelerini ve diyalog­larını içeren eksiksiz piyesler bize sadece Aristophanes’den kalmıştır (bunlar, ona atfedilen 44 piyesin 11’idir).

Dil açık saçıklığında ise rakipleri ona yetişmiş gibidir. Pherecrates, kibar fahişelerin utanmazlıklarının dolu dizgin gittiği piyesler yazdı, ve Eupolis, babasının ve annesinin desteğiyle zengin er­keklere tenini satan güzel bir delikanlının kahramanı olduğu hi- civli bir komedyayı,(Autotylos), meşhur etmiştir.

M.Ö 446’ya doğru Atina’da, sonradan Placa mahallesi olan Akropolis’in altındaki mahallede doğan Aristophanes, Aigina adasına yerleşmiş mütevazi bir çiftin tek oğluydu. İlk komedya-ları, Atlılar gibi, politik hicivlerdi: Atinalılarla Spartalılar arasında 27 yıl süren Peloponnes savaşına karşı çıkarak, bu savaştan sorumlu tuttuğu demagoglara çok kaba küfürlerle saldırıyordu, çünkü onun güldürüsü belden aşağıydı. Kafasını meşgul eden düşünceler çerçevesinde, sonunda cinselliği iki da­hice piyeste, Lysistrata (Kadınlar Savaşı) ve Kadınlar Toplantısı’ nda , açıkça ele aldı.

Lysistrata, Antikçağ erotizminin ilk başyapıtıdır ve hızla ev­rensel düzeye ulaşmıştır. Bu eserde, devrimci bir düşünce, eşi benzeri olmayan bir güldürü gücüyle ifade edilmiştir. Kadınlar cinsel grev yaparlarsa toplum ne olur? 411 yılının Lenean bay­ramları sırasında oynanan Aristophanes’in bu piyesi, bu konu­yu bir ütopya atılımıyla ve felsefi bir kanıtlama kesinliğiyle ele alır. Lysistrata, Atinalı kadınları agoraya çağırır ve onlara, Pelo­ponnes savaşma son verebileceklerini söyler; ama bunu erkek gibi davranarak değil, her zamankinden iki kez daha fazla kadın olarak, kandırarak, koku sürünmüş, havacıvayla (bir kök özü olan kırmızı renklendirici) boyanmış, Amorgos’un saydam tuniklerini ya da simberiklerini (kemersiz uzun elbiseler) giymiş, ayaklarında peribaridlerle yapabilirler. Asker kocaları istekten deliye dönecektir; ama kadınlar, kocaları barış imzala­madıkça cinsel eylemi reddedeceklerdir.

Kadınların yemin sahnesinin tadına doyum olmaz, çünkü Lysistrata’nın söylettirdiği cümleleri tekrarlamakta tereddüt ederler. Cleonice, “Hiçbir erkek, ne sevgili ne koca, bana ereksi- yon halinde yaklaşamayacaktır,” derken bayılır. Oysa şunları da söylemesi gerekmektedir: “Ve eğer, bana rağmen, bana karşı zor kullanırsa, kendimi ona kolay kolay vermeyeceğim.” Kadınlar, evlilik içi tecavüz durumunda, bacaklarını havaya dikmemeye ve saldırganlarının altında zevkle kıvranmamaya söz verirler: “Pers sandallarımı tavana kaldırmayacağım… Pey­nir rendesinin üzerinde yatan dişi aslan gibi kıvran­mayacağım.”

Atinalı kadınlar, savaşa ayrılmış kamu kaynak­larına zorla el koymak amacıyla hep birlikte Akropolis’i işgal ederler. Bunu protesto eden bunak ihtiyarlar korosu, ateşli kadınlar korosu tarafından geri püskürtülür. Eylem, yaygaracı ve çekilmez bir militan olmayan, ama son derece sempatik, gönül yüceliğiyle içi titreyen bir barışsever olan Lysistrata tarafından neşe içinde sürdürülür. Söylediği her şey sağduyu doludur.

Bu ilginç dramatik durum, insanlığın cinsel ediminin tüm önemini yeniden ortaya çıkarır. Lysistrata, çeşitli bahanelerle kocalarına kavuşmaya çalışan ateşli kadın arkadaşlarını güçlükle zapteder. Kadınlardan yoksun bırakılmış erkekler de cinsel arzudan kudurur hale gelirler. Savaşçı Cinesias, “Estukal” (“Kamışım kalktı!”) diye bağırarak ordudan döner. Karısı Myrrhine okşayışlar, cilveler, karşılıklı soyunmalarla onu iyice çıldırtır ve tam cinsel birleşme durumuna gelindiğinde ise ustalıkla sıyrılır.

Sonra bir haberci bir pritana (ilk senatörler) rastlar ve pritan, habercinin paltosunu açarak, “Ama sen ereksiyon durumundasın, zavallı adam!” der. Ve kendi paltosunu aralayan pritan, kendisinin de aynı durumda olduğunu gösterir. Oyun­cuların göbeklerine, boyalı tahtadan şaşırtıcı boyutlarda birer fallus taktıkları bellidir. Bir süre sonra, korodaki ihtiyarlar da dahil, erkekler dört bir yandan paltolarını açarak sertleşmiş er­kekliklerini sergilerler. Daha fazla dayanamazlar ve kadınları kaçırmamak için barışa razı olurlar. Lysistrata zafer kazanır ve savaşçıların ortasında çıplak bir kadın olarak cisimleşen Uzlaşma’yı (Diallage), bir daha asla savaşma arzusu duy­masınlar diye bizzat kendisi getirir.

Bu düzeyde erotizm içeren bir piyes, ortalama bir yazarın elinde kuşkusuz çekilmez bir şey olurdu. Aristophanes, hiçbir çevirinin aktaramayacağı sıçramaları, çok ustaca düzenlenmiş ses uyumları olan görkemli dili sayesinde en berbat müstehcenlikleri bile sindirtir. Binein (Cinsel birleşme) fiilini ender olarak kullanır, onun yerine pitoresk benzeşimler koyar:

Bağ bozmak, çapalamak, oymak, topakları kırmak, “posasını çıkarmak için üzüm sıkmak” (kategigartizein), “incir toplamak” (sukologein), “çoban aldatmak” (kinklizein: Kuyruk tüylerini dur­maksızın oynatan kuşu, kinklos’u taklit etmek) terimlerini kul­lanır. Bir gecede bir kadınla (gençlik işareti olarak) üç kez yatabilen erkeği belirtmek için “mızrağı üç kez saplamak” anlamına gelen Katatriakontoutisai fiilini türetir. “Öpücük vermek” yerine kullandığı ve bir Yunan açımlayıcısının “belki sepet ören sepetçiler, (saz) iyice tutsun ya da sıkıca birleşsin diye ağızlarını uzatıyorlardı” biçiminde açıkladığı “sepet örmek” gibi imgele­ri vardır.

Bu kaba ifadeler grotesk kişiliklere aittir: Çıplak bir dansözün göğüslerini bayır turpuna benzeten Thesmophoria’nın İskitli okçusudur; sevişmeyi “gübre taşımak” diye adlandıran Lysistrata’nın Ispartalı köylüsüdür, çünkü bir kadının kolları arasındayken kendisini iki tekerlekli yük arabasının kolları arasında gibi hisseder.

Cinsel organ adlandırmaları da bir o kadar ilginçtir. Kaba etler, patrisyenlerde de, pleplerde de bulunduğundan Aristo halkı’dır (o Aristodemos). Ve Barış’da, Theoria’nın güzel kal­çalarını nitelemek için halktan bir insan, pröktopenteteris (“beşyıldabirrastlanancinstenbirkıç”) bileşik sözcüğünü uydurur.

Penis haşlanmış nohut, arpacık, çivi ve boğadır; hayalar, “iki meyveli incir yapraklarıdır. Kadın cinsel organı kırlangıç, de­niz kestanesi ve mutfaktır (et pişirilen yer, oktanion; benzeşimi daha kışkırtıcı kılar); Aristophanes, bir çağdaşının, Phormisios’un adını vererek kadın cinsel organını kişileştirir, çünkü Phormisios şaşılacak derecede sakallıdır. Aristophanes tiyatro­da, çiy (drosos), sıkma su (zamos) diye adlandırdığı kadın cinsel­lik salgılarından söz etmeye bile cesaret eder.

Yunanlı bir psikanaliste göre, Aristophanes’in feminizmi, kocasına ve oğluna egemen olan “erkeksi, otoriter ve katı ku­rallı kadın” olan annesi Zinodora’dan gelir. Ama kadın kahra­manları erkeksi kadınlardan değildir: Erkek gibi davranan kadınla alay etmek için alectryaina, “dişi horoz,” türetme sözcüğünü bile kullanır. Kadının üstün bir biçimde kadın olmasını ve ataerkil politik iktidara karşı cinsel iktidarı öne çıkarmasını ister.

Hiçbir erkeğin tanık olmasına izin verilme­yen Demeter’in dişi sırlarının adı olan Thesmophorialar’ın da kadın katılımcılar, trajedilerinde kadınlar hakkında kötü konuşmakla suçlanan Euripides’e verilecek ceza üzerinde tartışırlar. Ama Euripides’in bir aracısı, Mnesiloque, kadın kılığında oradadır, ve dünyanın kadın tragedya kahraman­larından daha ahlaksız kimselerle dolu olduğunu kanıtlayan hikâyeler anlatır. Thesmophorianlar öfkelenir ve kimliğinden kuşkulanarak onu soyarlar; kadın başkan elini onun uyluk­larının arasına sokar ve oraya gizlenmiş fallusu çıkarır. “İşte güzel renkli bir baş. Ah, yaramaz!”

Mnesiloque ölüme mah­kum edilir, ama bu kez onu kurtarmak için Euripides kılık değiştirir ve birçok beklenmedik olaydan sonra, Mnesiloque’u öldürecek olan İskitlere çıplak bir dansöz sunarak onu kurtar­mayı başarır. Aristophanes Euripides’i, Penelope gibi aktif ve cesur kadınlar yerine “Phèdre gibi ensest ürünü dengesiz kadınları yüceltmek”le suçlar.

Güçlü ve sevimli kadın ideali, Kadınlar Toplantısı’nda, komünist bir jinekokrasi düşüne kadar uzanır. Yaşlı Blepyros’un eşi, antipatik kişilik (muhbirdir) Praxagora, Atinalı kadınlarla birlikte iktidarı almaya karar verir. Takma sakallı, kocalarının paltolarını giymiş ve ki­mileri de erkeklere daha iyi benzemek için koltukaltları traşsız bu kadınlar (içlerinden biri, “bir koruluktan daha gür kıllarımvar,” der) Ekklesia’ya (Halk Meclisi) giderler ve orada çoğunluk olduklarından, şehrin yönetiminin kadınlarda olması için yargıçların önünde oy kullanırlar. Ardından, tiksindikleri bu erkek kıyafetinden soyunmak için evlerine dönerler (çünkü Aristophanes’in feministleri kendilerini kadın gövdesi içinde çok iyi hissederler ve erkeği taklit etmek eğilimleri hiç yoktur).

Praxagoras, elbiselerini bulamayarak onun elbise ve ayak­kabılarını giymek zorunda kalan kocasına, hükümetinin karar­larını açıklar: Malların ortaklığı ve cinselliğin ortaklığı. Ne fakir ne de zengin olacaktır ve bütün kadınlar, isteklerine göre bütün erkeklerle yatacaklardır.Bu kararların uygulanması, çok daha saçma bir cinsel mas­karalığa varır. Praxagoras, bir adalet düşüncesi içinde şu yasayı benimsetir: “Kadınların, çirkinlere ve kısa boylulara lütufta bu­lunmadan yakışıklılarla ve uzun boylularla yatmalarına izin ve­rilmeyecektir. Evet, Apollon adına; bu çok demokratik bir düşüncedir.”

Aynı şekilde, erkekler de güzellerden önce çirkin ve yaşlı kadınlara hizmet vermelidir. Böylece, gülmekten kırıp geçiren bir sahneyle karşılaşırız: Genç bir kıza kur yapan genç bir erkek, yeni yasa adına, ben alacağım sen alacaksın diye tartışan üç yaşlı kadın tarafından koparılıp alınır; genç adam, en berbat iki kadınla “çift kürekle kürek çekmeye” git­mek zorunda bırakıldığından, önceden vasiyetini kaleme alır.

Sonunda, yürekli bir kadın tarafından hakarete uğrayan kokuşmuş politikacı sembolü Blepyros, bağışlanarak kadınların şölenine davet edilir; sarhoş bir hizmetçi kadın onu aramaya gelir, 170 harflik bir sözcükle ona yemek listesini bildirir ve “Evoe!” diye Bakhos rahibelerinin çığlığını atarak onu sürükler. Aristophanes, eril bir politikaya karşı, uç noktadaki dişi bir politikanın sevinçli çığlığını tercih etmemizi ister.

Aristophanes’in, güçsüz bir kocanın cinsel güçlerini yeniden elde etmek için Oropos’un Atina yakınlarındaki tıp tapınağı Amphiaraion’a gittiği komedyası Amphiaraos’dan elimizde ancak bir bölüm vardır. Aristophanes’in bu temadan elde edeceği yarar anlaşılabilir. Bu tür komedyalar devlet tarafından destekleniyordu; izleyicilerden oluşan yargıçlar heyeti metni in­celedikten sonra yazara şehir harcamalarından pay vermeye karar verdiğinde oyun sergileniyordu. Aynca, bir Dionyos bay­ramı sırasında oynanan üç komedya, kurayla seçilmiş beş yargıç tarafından verilen ödül için yanşıyorlardı; dolayısıyla, bu tiyatronun aşırı cesareti yaratıcılarına olduğu kadar izleyici­lerine de bağlıydı.

Erotik Yunan edebiyatı, özellikle düzyazı biçimindeki anlatıda, bir İon şehri olan Milet’in yurttaşlarının şehvetli yaşam alışkanlıktan üzerine yapılan şakalardan oluşan Milet öykülerinden yola çıktı; bu şakalar uzun süre kulaktan kulağa aktarılarak sözlü biçimde kaldı, sonra M.Ö II. yüzyılda Miletli Aristides bunları bir kitapta, (Milesiarques), topladı ve bu kitap Sisenna tarafından Latinceye çevrildi. O zamandan sonra, birçok yazar Milet öyküleri yazmak istedi; Septime Sever’in rakibi im­parator Albinus bizzat böyle bir derleme yapmaktan utanmadı.

Athene’nin Şölenine göre şiirde erotik şarkının yaratıcısı Alcman’dı ve Girit’deki Maronea’da doğan Sotades de dizeleri­ni şarkı için değil, okunması için yazdı. Ondan önce Sinedolog Alexis gibi başka müstehcen şairleri de tanımış olan çağdaşlarının tanıklığına göre, müstehcenlikte kimse Sotades’i aşamadı. Sotades, şiirlerinde, Makedonya ve Mısır krallarına ve onlann metreslerine saldırmak korkusuzluğunu gösterdi.

İskenderiye’de otururken, Firavun Ptolemea Philadelphe kızkardeşi Arsinoe ile evlendiğinde şöyle diyerek taraf tuttu: “Burgunu, cinayet işlemeden itemeyeceğin bir deliğe itiyor­sun.” Bunun üzerine kaçmak zorunda kaldı. General Patrocle tarafından izlendi ve Caune adasında yakalandı, kurşun bir ku­tunun içine yerleştirilip denize atıldı. Şair, yazılarının müstehcenliğinden dolayı değil, Firavuna hakaretten suçlu bu­lunmuştu.

Sotades adından yola çıkan Batılı bilginler, az ya da çok müstehcenlik içeren koşuk ya da düzyazı biçimindeki bütün metinleri sotadik edebiyat diye adlandırdılar.Sotades’in ardından, bir imparatorun özel yaşamını alaya alma ihtiyatsızlığını göstermeyen Meleagros, bütün eserleri so­tadik şiirlerden oluşmasına rağmen, ileri bir yaşa kadar saygın biçimde yaşadı (M.Ö. 60 yılına doğru Kos Adasında öldü). Suri­ye’nin Gadara şehrinde doğan ve kinik filozof Menippe’nin öğrencisi olan Meleagros, Fenike’deki Sur’a yerleşti ve orada, güzel delikanlıların aşkını övmeye başladı; Paidika adlı derleme­si, genç dostu Myiskos’u ve diğer 12 yeni yetme delikanlıyı ateşli biçimde anlatıyordu. Sonra, Heliodora ile birlikte hetero seksüel aşka dönünce, bu güzel kadın için de bir o kadar ateşli şarkılar söyledi; ve Meleagros tarafından patetik bir şiirde ağlatılan Heliodora öldüğünde, şehvet dolu dizelerini diğer metreslerine, Zenophila’ya, Demo’ya yöneltti.

Kuşkusuz Meleagros, cinsellik ateşiyle titreyen, yanan, Antikçağın en iyi erotik Yunan şairidir. “Aşklar (Erotes), bir an bile soluk aldırmadan her yandan üstüme geliyor.” der. Ona göre erotizm bir oyun değildir, ve “korkunç Eros, korkunç!” (Deinos Eros,deinos) diye bağırdığında bizi ikna eder.Psyche’nin ikili anlamını kullanarak (ruh ve kelebek anlamına gelir), kendi­sine sıkıntı veren çocuk tanrıya şöyle der: “Eğer senin etrafında uçuşup duran bir ruhu sık sık yakarsan. Eros, kaçacaktır; onun da, yaramaz çocuk, onun da kanatları vardır.”

Meleagros’un metreslerine seslenerek yazdığı şiirlerin teması genellikle kıskançlıktır; kimi zaman, uyuyan Zenophila’nın tenine konan sineği kıskanır, kimi zaman, kibar fahişe Heliodora’nın yanındaki müşterinin güçsüzlükten çarpılıp kal­masını diler: “Sadece bunun için, bütün tanrıların anası, sana yal­varıyorum, sevgili Gece, evet sana yalvarıyorum, sefahat alemlerinin utanmaz yoldaşı, korkunç Gece.Eğer biri, Heliodora’nın yatağına girmiş, bu tatlı tene sarılarak ısınır ve uykuyu unutursa… Lamba sönsün, ve o, bu kadının kucağında, yorgun, uyusun, yeni Endymion.”

Meleagros’un sevdiği erkek çocuklar üzerine şiirleri, Yu­nanlıların philopaida noson, oğlancılığın aşk hastalığı, diye ad­landırdığı şeyi yansıtır. Onların güzelliğinden gözleri kamaşır, oğlancılığın kurbanı olmaktan şikayet eder, homoseksüel arzu­nun ölümcül düşüşüne geldiğinde şarabın veya dostlarının kendisini kurtarmasını ister. Kimi zaman, gözdesi Myiskos’a ilişkin anlaşılmaz bir zevk ve acı duygusu ifade eder: ” Oğlan çok güzeldi ve bana çok tatlı gelen adı nedeniy­le, Myiskos, sevimlidir, öyle ki onu sevmekten hiçbir şey beni engelleyemez. Çünkü o güzeldir, Kypris aşkına! Baştan aşağıya güzeldir. Ve eğer bana acı veriyorsa, Eros bala acı kat­masını bildiği içindir.”

Yaşlılığında Kos’a yerleşen Meleagros, güzel Phania’ya olan tutkusunu dile getirdi. Öncelikle kadınların onurlandırıldığı ilk erotik epigramlar antolojisini,Taç’ ı , kaleme aldı; oysa bir sonra­ki yüzyılda Saray Antolojisinin IX. kitabı Sardesli Straton’un Oğlancılığın İlham Perisi adlı antolojisinde kadınlar yer almaya­caktır.

Erkek homoseksüelliği üzerine şarkılardan oluşan 258 şiirlik bu seçkide Straton, kısa ve iğneleyici parçalardan oluşan kendine ait 58 şiir yayımladı: “Muhteşem kalçalarını duvara dayıyorsun, ey Cyrus. Niçin taşı deniyorsun, bir şey yapamaz o.” Straton, epigramlarının kendi aşk hayatındaki olayları yansıtmadığını, sadece tumturaklı söz söyleme denemeleri olduğunu öne sürüyordu; utanarak ifade edilen bu konudan kuşku duyulabilir.

Yunanlılarda homoseksüellik, kimi tarihçilerin hayal ettiği kadar iyi karşılanmamıştı ve eraste (seven) ile eromen (sevilen) arasındaki ilişkiler, çok katı bir namus kuralına bağlıydı. Ho­moseksüeller buna aykırı davrandıklarında cinedes ve katapygorıes (oğlancılar, ibneler anlamına gelir) gibi küfürlü ve müstehcen terimlere maruz kalıyorlardı. Homofili, iki yetişkin arasındaki homoseksüel ilişki, iğrenç kabul edilmişti. Ancak yetişkin bir erkekle on iki, on sekiz yaş arasındaki bir yeni yetme arasında aşk ilişkisi olabiliyordu. Eğer eraste oniki yaşından küçük bir eromen ararsa kuralı ihlal etmiş olurdu ve ceza­landırılması gerekirdi; yirmi ve daha yukarı yaştaki birinin peşine düşerse erkeklik onurunu yitirirdi. Oğlan çocuğunun sakalı çıktığında, vücudunu kıl kapladığında artık ona dokun­mamak gerekiyordu. Yunan homoseksüel şiirinin birçok örneği, bir eromen’de çıkan ve onu dokunulmaz kılan kıllar ko­nusunu işler. Straton, bir epigramında, tersine, bacaklarının kıllanmış olmasından utanç duyduğu için gözlerini yerden kaldıramadan yanından geçen Menippe’i hatırlar.

Yunan homoseksüelliğinin ifadesi, genellikle kurallara uygun kaldı. Dioskorides’in Sossarthos’un kalçalarını övmesi, Straton’un havuzdan çıkan Diocles’in erkeklik organını “deniz­den çıkan Venüs”e benzetmesi birer şakadır. Genelde eraste, eromen’in gözlerine hayran kalır ve öpücük, onun betimlediği tek aşırı yakınlıktır. Uygun ifade, sodomist olmaktan yakınmaktır, bundan sevinç duymak değil.

M.Ö IV. yüzyılda Siraküza’da yaşamış olan Theokrites’in İdiller’inden birçoğu oğlan çocuklarının aşkını konu alır, sadece Aites adlı idil bir homo­seksüelin zafer kazanmış tutkusunu ifade ediyordu. Diğerleri aldatılmış sevgilinin kaygılarını, eromen’ine karşı savurduğu tehditleri işliyordu. Straton ve Oğlancılığın İlham Perisi’nin şairleri hem ironik ve düş kırıklığına uğratıcı, hem de tensel istek uyandıran bu geleneğin sonu oldular.

M.S. 125’e doğru Fırat üzerindeki Samosata’da doğmuş olan Suriye kökenli Yunanlı yazar Lukianos, en eski pornografik kitabı, Kibar Fahişelerin Diyalogları’nı bıraktı. Lukianos’dan önce pornografi sözcüğü,Parhasios’un erotik tablolarını tanımlayan teknik bir resim terimi olarak kullanılıyordu, çünkü modelleri sokak kızlarıydı. Gide­rek, bir fahişeyle müşterisi arasındaki ilişkiye benzer biçimde, aşk olmadan gerçekleştirilen cinsel ilişkileri betimleyen her şey pornografi olarak adlandırılmaya başlandı; Daphnis ve Chloe’ nin pornografik bölümü, Longus’un, Chloe’yi seven genç Daphnis’i komşusu Comis’in karısı Lycenon ile yatarken gösterdiği bölümdür.

Lukianos’un Kibar Fahişelerin Diyalogları, gerçek ahlak tablo­ları olan 15 diyalog dizisidir. Glycere, sevgilisini elinden alan Gorgona’yı Thais’ye şikayet eder ve sevgilisinin, o sıska,soluk benizli, ve büyük burunlu kadının neresinden hoşlandığını kendi kendine sorar. Sekiz aylık hamile Mystion, çocuğunun babası Pamphilos’un evleneceğini duyduğunda kavga çıkarır. Bir şölende, bir davetliye sarılarak metresi Diphilos’u maskaraya çeviren Philinna, annesi tarafından suçlanır. Kibar fahişelerin müşterileriyle tartışmalarına tanık olunur; Ioessa, çok kısa saçlı ve güzel kokular sürünmüş bir çocukla yata­rak Lysias’ı kıskandırır; Myrtale, kendisi için varını yoğunu feda ettiğini iddia eden Dorion’la alay eder.

Bu diyaloglar doğal olarak çok özgürdür. Drosis bir arka­daşıyla birlikte, kendisinin baştan çıkardığı bakir Kleinias’ı iğfal etmeye çalışan oğlancı filozof Aristenaitos’dan intikam almayı tasarlar. Leaina, Klonarion’a, “dehşetli erkek” bir kadının, Lesboslu Megilla’nın avı haline nasıl geldiğini anlatır:

“Leaina : Megilla ve onun kadar zengin ve aynı işlerle uğraşan bir diğer kadın, Korintli Demonassa bir akşam yemeği düzenlemişlerdi. Onlara sitar çalmam için beni çağırmışlardı. Çalmayı bitirdiğimde, vakit çok geçmişti ve yatma zamanı gelmişti. Sarhoştular. “Haydi Leaina,” dedi bana Megilla, “artık yatma zamanı; burada bizim aramızda yat.”

Klonarion : Yattın mı? Ya sonra ne oldu?
Leaina :
Önce beni öptüler, sadece dudaklarını vücuduma değdirerek değil ağızlarını da aralayarak; göğüslerimi sıkarak beni kucakladılar; hatta Demonassa beni öperken ısırdı. Ben bunun ne anlama geldiğini bilemiyordum. Ama sonunda, oldukça coşmuş olan Megilla, başından peruğunu çıkardı. Gerçekten de, hem çok iyi uydurul­muş, hem de çok iyi taklit edilmiş bir peruk taşıyordu. Peruğu çıkarınca, atletler gibi kafası kazınmış olarak ortaya çıktı. “

Kafası usturaya vurulmuş bu erkeksi kadın, “Benim adım Megillos’dur ve uzun süre önce Demonassa’yla evlendim; o benim karımdır,” dediğinde küçük fahişe gülmekten kendini alamaz. Yine de, kendisinin önünde Demonassa’yla sevişmesini isteyen sevici kadının arzularını yerine getirir: “O beni öper, marifetini gösterir, soluk soluğa kalır ve bundan ölçüsüz bir zevk alıra benzerken ben de onu, bir erkek gibi kollarıma aldım.”

Bir kadının diğer bir kadını nasıl cinsel doyuma ulaştırdığını öğrenmek isteyen meraklı Klonarion’a Leaina şu cevabı verir: “Benden açıklama isteme, güzel değil.” Lukia- nos’un, gerçekçi ayrıntılarla dolu bu pornografik diyalogları aşırı açık saçıklıktan uzaktır.

Lukianos, Atina’ya yerleşmeden önce Antakya’da hatipti; eserlerini halka okuyarak yaşamını oldukça iyi kazanıyordu; hatta Mısır’da ve Galiçya’da konferans turneleri düzenledi. Ardında 82 eser bırakarak (en azından dokuzunun ona ait olduğu kuşkuludur) 192 yılına doğru öldü. Diğer erotik eserleri arasında, Loukios ya da Eşek klasik bir Milet hikâyesi uyarlamasıdır; Miletli kadınların cinselliğe aşırı düşkün­lükleri nedeniyle onları tatmin etmek için bir eşek gerektiği alışılmış bir şakadır.

Karısı büyücü olan Hipparque’in evinde misafir olan Loukios, önce evin hizmetçisi Palestre ile sirk güreşçilerinin dövüşünü andıran bir sahnede yatar. Büyülü bir merhem gövdesine sürüldüğünden eşeğe dönüşen Loukios’un serüvenleri onu, Thessalonique’de oturan bir kadının doyma­yan cinselliğini tatmin etme görevine yöneltir. Büyü bozul­duğunda ve yeniden erkeğe dönüştüğünde, bu kadar güçlü bir hayvanı elinden kaçırdığı için kızgın olan kadın, hakaret ederek Loukios’u kovar.

Lukianos’un olduğu sanılan Aşklar, aynı dönemin sofisti olan ve Aşık Mektuplan’nın iki kitabı sevgililer arasındaki mek­tuplaşma modellerinden oluşan Aristenetes’e ait olabilir. Bu di­yalog, Lykinos’u, her iki cinse de eşit ilgi duyan ve sevgilileri ile metresleri arasında seçim yapamamaktan sıkılmış çift cinsiyetli Theomnestos’la karşı karşıya getirir: “Söyle bana, sence hangile­ri daha iyidir, oğlan çocuklarını sevenler mi, kadınlarla yetinen­ler mi? Her iki tarafa da dokunmuş olan ben, kolları tam denge­de olan bir tartı gibi kararsızım.”

Bunun üzerine Lykinos ona, Rodos’da hakemlik ettiği, kadın seven Chariclea ile homo­seksüel Callicratidas arasındaki tartışmayı aktarır. Onların iki uzlaşmaz söylevini aktardıktan sonra Lykinos, özel bir bilgelik gerektirdiği için “ancak filozoflar oğlan çocuklarını sevebilir,” sonucuna varır.

Kaynak : Alexandrian- Erotik Edebiyat Tarihi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER