Fütürizm

876

“Şu müzelere bir bakın: mezarlıklardan ne farkları var?” diye bağıran, bağırdıkça esip gürleyen, etrafına saçtığı tükürükler ve öfke arasında mü­zeleri yıkmaktan, kütüphaneleri yakmaktan söz eden heyecan dolu genç bir şair, yüzyıl başında Milano, Paris, Londra gibi Avrupa kentlerinde ver­diği konferanslarda “Fütürizm” denen bir şeyden söz ediyordu. Fütürizm, ‘gelecek’ti. Fütürizm, İtalya’nın geleceğiydi. İtalya, geçmişiyle olan bağ­larını bir koparabilse, ileriye doğru büyük bir hamle yapabilecekti …

Öncülüğünü yaptığı bu ilerici harekete önce “elekrik” ya da “dina­mizm” gibi isimler düşündüyse de sonunda “Fütürizm”de karar kılan ve böylece kendi adını kendi belirlemiş ilk sanat akımını başlatan bu genç adam, İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti’dir (1876-1944 ). Hukuk eğitimi gören ama şiire ve sanata yönelen, yüzyıl başında Milano’da ve Paris’te yaşayan ve Simgeci şiirler yazan Marinetti, 20 Şubat 1909 tari­hinde Fransa’nın en çok satan gazetelerinden Le Figaro’nun baş sayfasın­da yayımlanan “Fütürizm Manifestosu”yla 20. yüzyılın başlıca akımların­dan biri olan Fütürizm’in resmen hayata geçirilmesine öncülük etmiştir.
Marinetti’nin manife stosu, bir tür çağrıdır. İtalya’yı geçmişin tüm ‘kang­renli’ hücrelerinden kurtarmaktan söz eden şair, vatanseverlikten ve mili­tarizmden de dem vurarak, genç İtalyan sanatçılarını işbirliğine çağırmak­tadır: “Hadi, kalkın ayağa!”

İtalya’nın 19. yüzyıl boyunca Avrupa’nın diğer ülkelerindeki gelişme­leri yakalayamamış olmasına duyduğu tepkiden kaynaklanan bir saldır­ganlık ve sabırsızlık içinde olan Marinetti ‘nin ateşli söylemlerinden de anlaşılabileceği gibi, o güne kadarki en radikal akımlardan biri olan Fütü­rizm’i salt bir sanat hareketi olarak düşünmek mümkün değildir.
Modern sanat akımları arasında öncelikle bu yönüyle kendine özgü bir yeri olan Fütürizm, sanatsal zeminini kısa zaman içinde Umberto Boccioni (1882-1916), Luigi Russolo ( 1885-1947), Carlo Cara (1881-1966), Giacomo Balla (1871-1958) ve Gino Severini (1883-1966) gibi genç İtalyan sanat­çılarının katılımıyla bulmuş; bu sanatçıların imzalayacağı Fütürist resim ve heykel manifestolarının izlenmesiyle biçimsel bir ifadeye kavuşmuş­tur.

futuristik-heykel

Akım, manifesto yazımına özellikle önem vererek ‘sanatçı manifesto­su’ geleneğinin oluşmasında etkili olmuş; şairlerin, ressamların, heykeltı­raşların yazdığı sanatsal Fütürizm manifestolarının yanı sıra kendini Fütü­rizme yakın hisseden pek çok kişinin kaleme alacağı çok sayıda Fütürist manifestonun yazılmasının da yolunu açmıştır.
Bu manifestolar arasında, Fütürizmin anti-feminist tavrına rağmen yazılmış bir “Fütürist Kadınlar Manifestosu” özellikle dikkat çekicidir. Kadınlara “Erkeklerinizi sıkıcı, duygusal gereksinimlerinizle boğmayın! Erkeklerinizi ve oğullarınızı kendilerini aşmaları için yüreklendirin! Unutmayın, onları sizler yaratı­yorsunuz … İnsanlığa borcunuz, kahramanlar yaratmaktır. Hadi, yaratın onları!” gibi öğütler veren bu manifesto, Fransız yazar ve ressam Valen­tine Saint-Point’ın (1875- 1953) imzasını taşır.

Fütürizmin sanat manifestolarında, yeni bir dünya için, yeni bir sanat önermesi yer alır. Ancak bu ‘yeni sanat’ hiçbir zaman tam anlamıyla tarif edilmemiştir. Geçmişin sanatıyla tüm bağları koparmak önerilir, ama ye­rine ne konacaktır, bu o kadar açık değildir. Marinetti’nin akıl hocalığı yaptığı, yeni eğilimleri göstermek amacıyla zaman zaman Paris’e de gö­türdüğü genç Fütüristler’in yapıtları, çoğu zaman manifestolarda yer alan söylemler kadar yeni ve farklı değildir.
İtalyan Fütüristleri, Marinetti’nin manifestosunda söz ettiği ‘hız estetiği’ne, dinamizme ve harekete görsel bir ifade kazandırabilmek için renklerin ve biçimlerin bazen keskin çizgi­sel hatlarla, bazen daha yumuşak noktacı bir teknikle ayrıştırılmasına da­yanan bir tür yeni-izlenimci ‘divizyonizm’e başvurmuş, ayrıca Eadweard Muybridge (1830-1904) ve Etienne-Jules Marey (1830-1904) gibi fotoğ­rafçıların hareketin görünümünü yakalamak adına giriştikleri deneysel fo­toğraf tekniklerinden esinlenmişlerdir.

Kübizmin birden çok anı ve açıyı aynı yüzeyde gösterebilmesinden kaynaklanan yeni zaman ve mekan algı­sı Fütüristlerin dikkatini çeken akımlar arasında önemli bir yer tutarken, Fransız sanatçı Robert Delaunay’nin 1911-12 yıllarına tarihlenen resimle­riyle gündeme gelen “Orfik Kübizm”in ayrışık canlı renk alanlarına daya­lı görselliği de etki alanları arasında sayılabilir.
Bütün bu etkileri özümseyen Fütürizmin teknolojiye, hıza, dinamizme yönelik ilgisini biçimsel dü­zeyde yepyeni bir görsel anlayışa değil, ancak kentsel ve endüstriyel te­malara, uçak, araba, tren gibi hareketli konulara aktardıkları görülür. Ha­reketin an an görüntülendiği ‘devinim fotoğrafları’nı betimleyici bir yak­laşım içinde olmaları ise, mimetik görsel temsilden tam anlamıyla kopa­madıklarının bir göstergesidir.

Filippo Tommaso Marinetti etrafında toplanan genç sanatçıların lideri konumundaki ressam ve heykeltıraş Umberto Boccioni’nin 1910 yılında kaleme aldığı “Fütürist Resim: Teknik Manifesto”da, genç Fütüristlerin evrensel bir dinamizm içinde tek bir anı resmetmek yerine, dinamik algı­nın kendisinin görsel kılınabilmesinin peşinde oldukları dile getirilmiştir.
Söz konusu bu “Teknik Manifesto”, Fütüristlerin de, dönemin birçok baş­ka sanatçısı gibi, ünlü Fransız düşünürü Henri Bergson’dan (1859-1941) yoğun bir biçimde etkilendiklerini ortaya koyar. Bergson’un ‘elan vital’ kavramı ve gerçekliğin her an oluşum halinde olduğu yönündeki düşünce­leri, elle tutulamaz dinamik anı resmetmek peşindeki Fütüristleri cezbet­miş, sanatsal arayışlarına adeta tercüman olmuştur.
Boccioni’nin manifes­toda dile getirdiği, “Her şey hareket eder, her şey bir kovalamaca halinde hızla döner. Önümüzdeki figürler bir görünüp bir yok olurlar. Retina üze­rinde görüntülerin etkisi, titreşimler halinde algılanır. Koşan bir atın dört ayağı değil, yirmi ayağı var gibi görünür ve o görüntü birden üçgenimsi bir biçim kazanır.” türünden gözlemleri, Bergson’un ‘elan vital’inin görsel çözümlesine yönelik bir çaba olarak nitelendirilebilir.

Giacomo Balla

Fütüristlerin önde gelen temsilcileri arasında yer alan Boccioni, mani­festoda yazdıklarını resimlerine taşımak yönündeki uğraşısını, ışık, ener­ji, mekanik hareket, ses titreşimleri gibi olguları aynı yüzey üzerinde üst üste, yan yana, iç içe geçen renk ve biçim alanları halinde bölerek gerçek­
leştirmiştir. Sanatçının “Ruh Halleri-Ayrılanlar, Gidenler, Kalanlar” (1911) başlıklı ünlü triptiği, Fütüristlerin ilgi duyduğu konulara, tren istas­yonlarına, kalabalıklara ve tüm bunları tek yüzeyde buluşturan dinamik görsel zenginliğe bir örnektir. Bergson’un düşüncelerini yankılayan “Tek­nik Manifesto”da yazdığı gibi Boccioni bu resimlerde kendi “farklı ruh hallerini eş zamanlı olarak sanat yapıtına yansıtabilmek” çabası içindedir.
Aynı çabayı tüm Fütüristlerin paylaştığı, yapıtlarına seçtikleri “ritm”, “di­namizm”, “eş zamanlı hareket” gibi isimlerden de anlaşılabilir. Carlo Car­ra’nın “Nesnelerin Ritmi” (1911); Giacomo Balla’nın “Tasmalı Bir Köpe­ğin Dinamizmi” (1912); Luigi Russolo’nun “Bir Kadının Eşzamanlı Ha­reketlerinin Dinamizmi” (1913) gibi …
Bu resimlerin hemen her biri bir yandan Kübizmin yoğun etkisini hissettirirken, bir yandan da dışavurumcu bir soyutlama dinamizmini yakalama uğraşını yansıtır. Hareket halin­deki nesnelerin dinamizmini yansıtabilme çabası, resimleri kadar heykel­leriyle de dikkat çeken Umberto Boccioni’nin “İnsan Dinamizminin Sen­tezi” (1913) ve “Boşlukta İlerleyen Süreklilik Biçimleri” (1913) gibi ya­pıtları, Fütürist heykelciliğin başlıca örnekleri arasında yer alır.
Bocci­oni’ nin, bir hareket anını eş zamanlılıkta yine de betimlemeci bir şekilde ele alan bu gibi heykellerinin yanı sıra 1914-15 yıllarına tarihlenen, daha soyut bir görünüm taşıyan, ayrıca ahşap, bakır, demir ve atık malzemeler­le gerçekleştirdiği “Dört Nala At ve Evin Dinamizmi” gibi çalışmaları da bulunmaktadır. 1912’de kaleme aldığı “Fütürist Heykel Teknik Manifes­tosu”nda antik Yunan ve Roma geleneğine ve Rönesans sanatına başkal­dıran Boccioni, heykel sanatının yalnızca taş ve bronz gibi malzemelerle sınırlı kalmasını eleştirmiş, cam, ahşap, karton, demir, beton, at tüyü, de­ri, bez, ayna, elektrik, ışık gibi öğelerin yer alacağı zengin bir malzeme dağarcığı önermiştir. Heykellere hareket kazandırmaktan da söz eden Boccioni’nin bu manifestosunu, heykel sanatının geleceğine ilişkin bir öngörü olarak okumak mümkündür.

dinamizm-hareket-boccioni

Boccioni, Russolo ve Carra’nın 1911 yılında Milano’da katıldığı bir büyük karma serginin ardından Fütüristlerin başlı başına bir grup olarak açtıkları ilk serginin 1912 yılında Paris’te gerçekleştiği sanılmaktadır. Pa­ris’ten sonra Londra, Berlin, Amsterdam, Zürih, Viyana ve Budapaşte’yi de gezen bu sergi, büyük ölçüde Marinetti’nin iş bilirliği ve renkli kişili­ği sayesinde yoğun bir ilgiyle karşılanmış ve Fütürizm akımının Avru­pa’da tanınmasında büyük rol oynamıştır.
Bu sergideki yapıtlarının büyük bir kısmının bir banker tarafından satın alınıp sonraki yıllarda bir koleksi­yon sergisi olarak çeşitli kentlerde gösterilmesi Fütüristlerin ününü pekiş­tirmiştir. Dönemin ünlü Fransız şair ve eleştirmeni Apollinaire’in 1913 yı­lında kaleme aldığı “Fütüristlerde Gelenek Karşıtlığı” başlıklı yazısında Fütüristleri Picasso, Delaunay, Kandinsky ve Matisse gibi sanatçılarla karşılaştırarak, teknolojik gelişmelere ve yeni zamanlara yönelik yeni ara­yışları sürdüren bir sanat akımı olarak nitelendirilmesi Fütürizmin tanın­masında etkili olmuştur.

Ancak Fütürizmin etkinlikleri, resim ve heykelle sınırlı değildir. Fütü­rizm Manifestosu’nu yayımladığı sırada oyunlar yazan ve Paris sahnele­rinde çeşitli oyunlarını sahneleyen Marinetti, İtalya’ya dönüşünde düzen­lediği “Fütürist Akşamları”nda sahnede sergilenen, ama zaman zaman iz­leyicinin aktif katılımını da içeren, varyete tiyatrosu benzeri performans­lar gerçekleştirmiştir.
Marinetti’nin ilk “Fütürist Akşam”ını 12 Ocak 1910’da, Birinci Dünya Savaşı öncesi ciddi anlamda sorunlu bir bölge olan Avusturya-İtalya sınırındaki Trieste’de düzenlemesi, rastlantı değil­dir. İtalya’nın birçok kentinde artan bir milliyetçilik dalgası içinde halkın Avusturya’ya müdahale edilmesi için kitlesel gösteriler düzenlediği bir dönemde Trieste’de sahneye çıkıp militarizmi ve savaşı savunan Marinet­ti, Avusturya polisinin dikkatini çekmiş ve bu gösteriden sonraki tüm Fü­türist gösterilerde de polis eksik olmamıştır.
“Fütürist Akşamlar”, sanatçı­ları halkla bütünleştirebilecek yeni bir ifade türü arayışına yol açmış, per­formans benzeri etkinlikler de bu arayışların sonucunda gelişmiştir. Sa­natçının sokağa çıkması, halka karışması, Fütürist dünya görüşünü kitle­lere yayması çağrısı yapan manifestoların yazıldığı bu dönemde, Fütürist sanatçıların halkla doğrudan karşılaşmasının en kestirme yolu olarak gö­rülen tiyatro sahnesinde birbirinden ilginç deliliklere kalkışan, savaş çı­ğırtkanlığı yapan, izleyicilere hakaret eden ve hatta halkı galeyana getir­mek için aynı koltuğu birden çok kişiye satmak gibi hinlikler yapan Ma­rinetti’nin öncülüğünde düzenlenen bu performanslar, genellikle yuhalan­mayla ya da polis baskınıyla sonlanmıştır.
Bu tür gösterilerin birinde Car­lo Carra’nın “Patates fırlatacağınıza bir fikir ortaya atın, aptallar!” diye bağırdığı, Marinetti’ninse “Yuhalanmanın Hazzı” başlıklı bir manifesto yazıp okuduğu bilinmektedir. Fütüristler bu tür akşamlarda Avusturya bayrağı yakmak gibi siyasi hareketlerin yanı sıra şiirler okumuşlar, şarkı­lar söylemişler ve “gürültü müziği”nden oluşan alternatif konserler düzen­lemişlerdir.
“Gürültü müziği”yle ilgili olarak 1913 yılında “Gürültü Sana­tı” başlıklı bir manifesto yayımlayan Luigi Russolo, yeni çağın ‘gürültü’ çağı olduğunu, trenlerin, arabaların, birbirinden ilginç aletlerin, kitlelerin bağırış çağırışının ve daha nice sesin çağımızın sesleri olarak kayıt altına alınmasını ve yeni çağın yeni müziğinin bu seslerle, gürültülerle yazılma­sı gerektiğini öne sürmüştür.

Fütürist Akşamları’nın yanı sıra Fütürist ba­leler sahnelenmiş, ayrıca 1915’ten itibaren “Sentetik Tiyatro” başlığı al­tında çok kısa süren, birtakım fikirleri, duyguları bir ‘durum’ halinde bir­kaç sözcük ya da harekete sığdıran Fütürist performanslar yaygınlık ka­zanmıştır. Bu tür performanslar, 1950’lerden sonra görülen ‘happe­ning’lerle büyük bir benzerlik taşır.

Resim, heykel, bale, performans, şiir gibi alanların dışında ressamların resim yüzeyinde yakalamaya çalıştığı hareket duygusunu fotoğrafa taşıyan ve 1910 yılında “Fotodinamizm Ma­nifestosu”nu yayımlayan Anton Giulio Bragaglia’nın (1890-1960) uzun pozlama sonucu, veyahut birkaç negatifin üst üste bindirilmesiyle oluşan ‘dinamik’ fotoğraflarından; ayrıca Antonio Sant Elia (1888-1916) ve Vir­gilio Marchi (1895-1960) gibi mimarların yeni çağ için geliştirilen, ama kağıt üstünde kalan fütüristik “Yeni Kent” projelerinden de söz·edilebilir.

İtalya’da Fütürizm, Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte son bulmuştur. Bu sonda, savaşın bir tür hijyen olduğunu savunan Fütüristlerin bazıları­nın savaşta ölmesinin etkisi vardır. Fütürizmin önde gelen sanatçısı, resim ve heykel manifestolarının yazarı Umberto Boccioni, savaş sırasında ya­şamını kaybetmiştir. Sant Elia savaş sırasında ölen bir başka Fütüristtir.
Sağlık nedeniyle ordudan terhis edilen Gino Severini, savaş sonrasında Fütürizmin ilkelerinden vazgeçmiş, Kübizme yönelmiştir. Savaş sırasında yaralanan Carlo Carra, askeri bir hastanede tanıştığı Giorgio de Chiri­co’nun (1888-1978) “Metafizik Resim” akımından etkilenmiş, savaş son­rasında bu yönde eğilim göstermiş, hatta 1919’da “Metafizik Resim” baş­lıklı bir kitap yayımlamıştır.
Günümüz elektronik müziğinin öncüsü ola­rak nitelendirilen Luigi Russolo’nun gürültü kompozisyonlarının pek ço­ğu savaş yıllarında kaybolmuş, gürültü müziği gerçekleştirmek adına ken­di icadı olan birçok müzik aleti de İkinci Dünya Savaşı sırasında tahrip ol­muştur.

Savaş sonrasında Fütürizmin ideallerine bağlı kalan tek sanatçı Giacomo Balla olmuş, 1929’da Filippo Tommaso Marinetti’nin Fütüriz­mi yeniden canlandırmak adına öncülük ettiği “Aeropittura” akımını tem­sil etmiştir.
1909’da yayımladığı Fütürizm Manifestosu’nda vatansever­likten ve militarizmden söz eden, savaşı ve şiddeti yücelten Marinetti, 1915 yılında İtalyan ordusuna katılmış ve başarı madalyası almıştır. 1918 yılında Fütürist Politika Partisi’ni kuran Marinetti’nin Mussolini ile ya­kınlığı, Fütürist hareketin faşizmle ilişkilendirilmesine, hatta faşizmin res­mi sanatı gibi algılanmasına yol açmıştır.
Gerçekte Fütürizmin faşizm ile bu anlamda bir organik bağının olmadığını; ancak benzer siyasi görüşle­rin yol açtığı bir yakınlaşmanın yaşanmış olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. Mussolini ülkesindeki modern sanat hareketlerini Hitler gibi bastırmamış, hatta gerektiği yerde propaganda aracı olarak kullan­mıştır.

İtalya’ da doğan ama etkisi çok kısa sürede diğer Avrupa kentlerine ve Moskova’ya kadar uzanan Fütürizmin genç sanatçılar arasında yoğun ola­rak benimsediği Rusya’da da bir Fütürizm dalgasından söz edilebilir.
1912 yılında David Burliuk (1882-1967) ve ünlü şair Vladimir Mayakovs­ki’nin (1893-1930) imzasıyla yayımlanan “Halk Beğenisine İndirilen Şa­mar” başlıklı manifesto, Rusya’da Fütürizmin ilk belgelerinden biri olarak nitelendirilir.
Kübizmle birlikte özümsendiği için “Kübo-Fütürizm” ola­rak nitelendirilen, Moskova ve St. Petersburg’da Natalia Goncharova (1881-1962), Mikhail Larionov (1881 -1964), Kazimir Maleviç (1878-1935), Lyubov Popova (1889-1924) ve Olga Rozanova (1886-1918) gibi genç sanatçıların benimsediği bu yeni eğilim, Rus halk sanatı ve ikonaları gibi geleneksel kaynakları geometrik ve mekanik görüntüler halinde sunmuştur. Rusya’daki Fütürist eğilimlere “Rayonizm” adı da verilmiştir.
Rus sanatçılardan Larionov’un 1913 yılında yayımladığı bir manifestoda Rayonizm’in Kübizm, Fütürizm ve Orfizm’in bir sentezi olduğu öne sü­rülmüştür.

lyubov-popova

1914 yılında Londra’da ortaya çıkan, makine estetiğini öven ve yeni sanatın öncelikle hareketle, dinamizmle özdeşleşmesi gerektiğini savunan “Vortisizm” akımı da Fütürizm’in bir yansıması olarak nitelendirilebilir.
Ressam ve yazar Wyndham Lewis’in (1882-1957) öncülüğünde gelişen akım ismini “girdap” anlamına gelen ve akımın dinamik harekete yönelik ilgisini ifade eden ‘vortex’ sözcüğünden almıştır. Ünlü İngiliz şair Ezra Pound’la birlikte iki sayı olmak üzere çıkardığı Blast dergisinde Vortisiz­min sözcülüğünü yapan Wyndham Lewis, Vortisist resimlerin içsel bir girdaba sahip olduğunu, bunun da yeni bir görme biçimi yarattığını iddia etmiştir.
Vortisizm, Fütüristler gibi Kübizmden, fotoğraf alanındaki yeni gelişmelerden ve giderek endüstriyelleşen dünyanın görüntülerinden etki­lenerek hareket algısını görünür kılmak isteyen sanatçıları bir araya getir­diği için genel olarak Fütürizmin İngiltere’deki yansıması olarak değer­lendirilmiştir.

Kaynak : Ahu Antmen- Sanatçılardan Yazılar Ve Açıklamalarla 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER