Gotik Sanatı

904

Avrupa’da on ikinci yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar uzanan Ortaçağ, çok önemli ekonomik ve sosyal bir değişim devri olmuştur. Güçlü kralların idaresindeki istikrarlı ülkeler, büyüyen ve varlıklı şehirlerde oturan zanaatçı, tüccar ve bankerlerin oluşturduğu yeni bir sosyal düzenin gelişmesine tanık oldu. Rahipler sınıfı ise hatırı sayılır ölçüdeki etki alanlarını daha da genişlettiler. Bu devrin sanatta özellikle beliren uslûbu ise Gotik’ti. ‘Gotik’ sıfatının nereden geldiğini anlamak oldukça güçtür, çünkü İskandinavya’dan gelen barbar bir kavim olan Got’lar; göçebe olduklarından belirli bir mimari şekli geliştirmemişler, putperest oldukları için de kilise yapmamışlardır. Ayrıca, Ortaçağ sonlarındaki herhangi bir sanat şeklinde belirli bir etki bıraktıkları da görülmemiştir. Got’lar, I.S. birinci yüzyıl boyunca Vistül nehrinin ağzından güneye doğru inmiş ve Tuna’nın sol kıyılarında yerleşmişlerdi. Bu bölge sonradan Gotik sanatın merkezi olarak dikkati çekmediğine göre kelime, bu üslûbun geliştiği bölgeden alınmış olamaz. Akla yakın bir açıklama, Rönesans devri Italyan hümanistlerinin Gotik kelimesini, kendi düşüncelerine göre, Alplerin kuzeyinden gelen herşey anlamındaki barbar kelimesi ile eş anlamda kabul etmiş olmalarıdır.

gotik-mimari

Mimaride ilk Gotik örnekler Paris’in kuzeyinde ile de France diye bilinen dayanıklı ve çalışması kolay bir çeşit kireçtaşınm da bulunduğu verimli ve zengin bir bölgede ortaya çıktı. 1140 ile 1144 yıllan arasında, Paris yakınlarındaki St. Deniş manastır kilisesinin koro kısmı, Gotik uslûbun yaratıcısı olarak kabul edebileceğimiz adı bilinmeyen bir mimar tarafından yeniden yapıldı. Bu tarihten sonra Fransız şehirleri, büyük katedrallerini bu üslûpta yapmak veya değiştirmek için birbirleri ile kıyasıya bir yarışmaya giriştiler.

ile de France’dan sonra Gotik üslûp bütün Avrupa’da benimsendi. Fransız mimarı Sens’li William 1174 yılında Canterbury katedrali üzerinde çalışmaya başladı; 1192-de Lincoln katedralinin yapımına, 1184’de Wells’deki katedrale, 1245 yılında da Westminster Abbey’ye başlandı. Almanya ile Almanca konuşan öteki bazı ülkeler, İskandinavya ve Doğu Avrupa’da ise bu uslûbun bir uyarlaması geliştirildi. Gotik uslûbu İspanya ve Italy ada da kullanılmakla birlikte buralarda, belirli özelliklerini kaybederek yerel mimari geleneklerle kaynaşmıştır. Bir bölgeden diğerine olduğu kadar nesiller arasında da değişim söz konusuydu. Meselâ İngiltere’de kilise mimarisi, Erken ve Orta İngiliz tipinden sonra Dekoratif ve Düşey üslûba geçmiştir. Heykel, resim, renkli canı yapımı, kuyumculuk, duvar halıcılığı ve resimli el yaz malarının gelişmelerinde de farklılıklar görülür. Bunun la birlikte, bütün bu sanat dallarında, Gotik uslûbun belirgin ve birbiriyle yakından ilişkili şekilleri tam anlamıyla uluslararası kalmıştır.

gotik-vitray

Mimari
Derebeyliğin katı sosyal sınıflandırmasını destekleyenin aksine Gotik geleneğin içinde geliştiği toplum daha hareketliydi. Tüccarların ve zanaatçıların oluşturduğu “kasaba halkı” sınıfı bir derebeyine bağımlı olmaksızın şehirlerde serbestçe oturuyorlardı. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde kuvvetin güçlü kralların idaresi altında merkezileşmesi ile ticarî hayatın, savaşan baronlar yüzünden engellenmesi tehlikesi de ortadan kalkıyordu. Ticaretin gelişmesi sonucu büyüyen şehirler de artık etkilerini kullanabileceklerinin farkına varmaya başladılar. Öte yandan, din adamlarının güçleri de dikkati çekecek şekilde artmaya başlamıştı. Çünkü; piskopos, başrahip, rahip ve keşişler cemaatleri üzerindeki etkilerini, zamanın soyluları ile sık sık çekişmek bahasına da olsa, dünyevi konuları da kapsamına alacak şekilde genişletmek istiyorlardı. Piskoposları Kilisenin mi yoksa Kralın mı belirliyeceği konusundaki Resmi atamalarla ilgili anlaşmazlık bu devrin en önemli tartışma kaynağıydı.

Büyük Gotik katedrallerin ve kiliselerin yapıldığı ortamın yaratılmasında üç ana etken yardımcı olmuştur. Bunlardan ilki Tanrıyı yüceltmek ve hristiyan inancını yaymak için duyulan samimi arzuydu. İkinci olarak, kuvvetli şehirlerdeki piskoposların ve zengin tüccarların, bütün öteki yapıların üstünde yükselen ve uzak bir mesafeden kolaylıkla görülebilen büyük katedralleri ile dünyayı ‘büyülemek ve hayrete düşürmek’ten duydukları haklı gururu gösterebiliriz. Bu dünyevî kaygılardan ayrı olarak, ortaçağ felsefesi Allaha yalnız inanç aracılığı ile değil aynı zamanda mantık aracılığı ile ulaşılabileceğini belirtiyordu. Buna göre Allaha karışık ama temiz, katı bir şekilde biçimsel fakat ince bir düşünce çabasıyla varılabilirdi.

Heykel

Gotik sanatta heykel, o devrin kiliselerini süslemek ya da kullanılmak üzere yapılırdı. En çok da sütun başlıkları, korkuluk levhaları, vaftiz kurnaları, taçkapılar üzerinde detay olarak görülür ve hepsinden önemlisi anıtsal figürler olarak katedralleri süslerlerdi. Gotik devrin anıtsal heykellerine katedrallerin içinden çok dışında rastlanırdı. Gotik heykeller; uzatılmış figürlerin uyandırdığı durgun ve dikey izlenim bunların sert ve katı duruşları ve elbiselerinin stilizasyonu ile kolaylıkla tanınırlardı. Heykelin başının sağa ya da sola dönük olması, öne ya da arkaya eğik olması ile de hareket sağlanırdı. Yüz hatları ise bakanda kimin heykelinin yapılmış olduğu konusunda kuşku uyandıracak kadar biçimci olurdu. Amiens’de Aziz Firmin heybetli ve gösterişli bir piskopos, Rheims’de Azize Elizabeth uysal yaşlı bir kadın buna karşılık Meryem gençlik ve güzellik saçan birer kişi olarak gösterilmişlerdir. Kadın heykellerinin çoğu ve özellikle Meryem dikkati çekecek kadar uzun yapılmışlardır. Çoğu kez de elbise kıvrımlarının düzenlenmesi ile heykelin gövdesi “S” şeklinde uyumlu, kıvrımlı bir çizgi oluştururdu.

Kasaba kiliseleri, soylular ve zengin tüccarlar için sanatkârlar tarafından yapılan küçük heykellerde Meryem konulular çok sevilirdi. Meryem ve Çocuk İsa’dan başka ibadetle ilgili olarak Aziz Ioannes’in Kurtarıcı İsa’nın göğsünde uyuması İsa’nın öldükten sonra annesinin kolları arasında yatışı ve İsa’nın Çarmıha Gerilişi gibi sahneler de büyük ilgi görürdü.

gotik-heykel

Bohemyalı ve Alman sanatçıların yaptığı Meryem ve Çocuk İsa’yı gösteren bir dizi heykel, inceliği, modelin zarafeti ve renklerin güzelliği ile göze çarpar. Bu ‘schoenen Madonnen’ arasında belki de en güzeli Krumau Meryemi dir. Gotik heykelin üstü her zaman renkli olarak boyanırdı. Yüz ve eller için doğal rengi, saç içinse altın sarısı kullanılırdı. Elbiseler parlak renklere boyanır, toka ve mücevherlerle süslenirdi. En üste alınan kolsuz giysilerin
bordürleri ise kıymetli taş ya da renkli cam ile çevrilirdi. Heykelin amacı, gerçekten semavi ve etkileyici bir görünüş yaratmaktı.

gotik-ressam

Resim

Gotik çağlarda resim, genellikle, sanat tarihinin öteki devirlerindeki kadar önemli bir rol oynamamıştır. Gotik katedrallerin duvarlarına kesintisiz ve bütün bir alana pek ender rastlandığı için resimli süsleme yapmaya elverişli yer yoktu. Bu konuda bir istisnaya, Gotik mimarinin hiçbir zaman Fransa, İngiltere ve Almanya’daki katedrallerde olduğu kadar ince uzun çizgilere ulaşmadığı ve dini konularda büyük boy freskolan yapma zevkini yaşatan İtalya’da rastlanır. Avrupa’nın geri kalan öteki bölgelerindeki kiliselerde ise hikâyelerin fresko aracılığı ile anlatılması tamamen ortadan kalkmıştı. Buna karşılık dini olmayan konularda resimden geniş ölçüde yararlanılmış ve bu tip süsleme şatoların odalarında, orta sınıfın evlerinde ve resmi yapılarda kullanılmıştır. Bunun da ekonomik bir nedeni vardı; çünkü, odaların duvarlarını fresko ile kaplamak halı ile örtmekten çok daha ucuza geliyordu. Bu duvar resimlerinde en çok işlenen konular ise aşk hikâyeleri, saray yaşantısından sahneler, dini olmayan efsaneler ve şövalyeler arasındaki silahlı çarpışmalardı.

Uygulamalı Sanatlar

“Uygulamalı sanatlar” deyimi, tarihçiler ve sanat eleştirmenleri tarafından; dokumacılık, renkli cam yapımı, mücevher ve minyatürlü el yazmalarını, mimari, heykel ve resim gibi büyük sanatlardan ayırdetmek için kullanılmaktadır. Bu küçük el sanatlarının bir kısmında ki renkli cam işçiliği bunlardan biridir, Gotik devirde yapılanların üstünlüğüne hiç bir devirde erişilememiştir. Bu sanatların gelişmesi hem toplumsal hem de ekonomik nedenlere dayanır. Ortaçağın sonlarına doğru zengin tüccarlar, hayat tarzı bakımından soylularla yarış eder duruma geldiler. Bu kişilerin sanatı ve sanatçıları himayeleri altına almaları sonucu da mücevher, halı, küçük resimler ve minyatürlü el yazmaları gibi dallarda uzmanları tarafından pek çok üstün eserler yaratıldı. Yapılan sanat eserlerinin çoğu evlere konulduğu için sanatçı, konu seçiminde, ve o konuyu işleyişinde, din adamları ve soyluların isteklerini karşılarken uygulayamadığı bir rahatlık ve serbestlikle çalışıyordu. Renkli cam sanatının olağanüstü denilecek kadar gelişip ilerlemesinin başlıca nedeni büyük Gotik katedrallerdeki pencerelerde bu tip camların geniş ölçüde kullanılmasıydı. Kilise duvarlarını, kavraması güç bir hayal alemi içinde çözüp adeta eriten bir duygu yaratan bu renkli camlar küçük panolar halinde ve her figürün çevre çizgisini oluşturan kurşun şeritlerle birbirine bağlanırdı. Yüz hatları siyah mine ile büyük bir dikkat ve titizlikle çizilir bu yöntemler figürün, elbise gibi, başka ayrıntılarında da uygulanırdı. Büyük bir pencereyi meydana getiren ayrı ayrı sahneler, çoğu kez deniz kabuğu şeklinde olan bir çerçeve içinde yer alırlardı. Bu bölümlerin her birine, imanlı hristiyanları eğitmek için İncil ya da Tevrat’tan alınmış hikâyeler renkli camla resmedilirdi. Figürlerde gerekli olanın en azı kullanılarak açıklık sağlanırdı. Bu figürler derinlik gösterilmeden iki boyutlu ve uzunluğunu belirtecek şekilde işlenirdi. Figürlerin ifadeleri ise yüzlerinden çok, her sahneyi oldukça berrak bir şekilde anlatmak için, çok cüretli el kol hareketleri ile belirtilirdi.

Arka plânlar da aynı şekilde hemen hemen hiç bir derinlik izlenimi vermeden iki boyutlu olarak çizilirdi. Gotik devrin bu özelliği yalnız renkli cam işçiliğinde değil bütün resim dallarında görülürdü. Mimari özellikler küçük’sütunların üstündeki sivri kemerler, peyzaj stilize kayalar ve ağaçlar, deniz ise çok stilize olarak dalgalı çizgilerle tasvir edilirdi. Aşın derecede karmaşık ve ince bir işçilikle en ufak ayrıntı bile büyük bir doğrulukla uygulanırdı. Bu başyapıtlar, genellikle uzaktan seyredilmek üzere yapılmış olmalarına rağmen, zarafet ve güzellik bakımından zamanın minyatürlü el yazmalan ile rahatlıkla yarışabilirlerdi. Kırmızı, mavi, yeşil, san gibi gözalıcı ve parlak renkler yanyana, adeta ‘değerli taşlar gibi renkli parıltılar saçan’ bir renk uyumu gözetilerek yerleştirilmiştir.

Zamanın kuyumculan tarafından yapılan mücevherler de, hem desen anlayışı hem de kullanılan malzeme bakımından renkli cam işçiliğinden aşağı kalmaz. Bu sanat kolunun gelişmesini yalnızca kralların, soyluların, kasabalıların ve din adamlarının lükse düşkünlüğü ile açıklamak pek doğru olmaz. Çünkü ortaçağ insanı için kullanılan malzemenin değerli olması o eşyanın manevi değerini de arttırıyordu ve bu devrin mücevherlerinin çoğu da dini alanlarda kullanılıyordu. Bunlar, kadeh ve kutsal ekmeği saklamaya mahsus kutu gibi ayinler sırasında kullanılan dini eşya, azizlerin kemiklerini saklamak için rölik muhafazaları ve monstrance (kutsanmış ekmeğin taşındığı) kaplar oluyordu. Altın ve gümüşten yapılmış bu tür eşyalar birçok katedral ve manastırın sahip olmakla gurur duyduğu şeyler arasındaydı. Asırlar boyu, böyle değerli eşyaları elde etmek isteyen güçlü kişiler yüzünden bu koleksiyonların çoğu bugün dağılmış durumdadır. Bu eserlerin çoğu; inci, neceftaşı ve başka değerli taşlar, telkâri ve mine işi ile süslenmiş olurdu, Gotik mimaride dikeyliği belirtmek için külâh ve destek payandası gibi öğeler, aynı devrin kuyumculannı da büyük ölçüde etkilemiş ve rölik muhafazaları ile kutsanmış ekmeğin halka gösterildiği kaplar çoğu kez minyatür kiliseler şeklinde yapılmıştır. Gotik devrin en iyi bilinen eserlerinden birisi de Verdün’lü Nicholas adında bir kuyumcunun Üç Krallar rölik muhafazasıdır. Muhafaza, meşe ağacından yapılmış olup yüksek bir orta nef ile iki yan neften oluşan bir bazilika şeklindedir. Dış kaplama gümüş kakma ile süslenmiştir ve bir katedralin dış görünümünü olduğu gibi yansıtır. Bazilikanın uzun kenarları, tıpkı orta nefin kemerleri gibi bir dizi kısa sütun üzerinde yükselen kemerlerle süslenmiş olup her kemerin içinde de bir havari, peygamber ya da kral figürü yerleştirilmiştir. Gotik devir minyatür ustalarının eserleri, aynı renkli cam ustalarınınki gibi, yaratıcılık ve üstünlük bakımından her zaman için eşsiz kalmıştır. Baskıcılık henüz bulunmamış olduğu, ya da Çin dışındaki ülkelerde bilinmediği için minyatürler parşömen el yazmaları üzerine resmedilirdi. On üçüncü yüzyılın ortalarında minyatürlü el yazmaları sanatının en önemli merkezi Paristi. Ortaçağın sonlarına doğru ise bu kentin en önemli ustaları Flaman’lardı. Minyatürlü el yazmaları günden güne artan bir hızla yayılması bu sanatın gelişmesini de teşvik etmiştir. Bir zamanlar bunlar yalnızca manastırların özel mülkiyeti altında bulunurken, Gotik sanatın öteki dallarında da olduğu gibi, giderek artan zenginlik ve kültür alanındaki
değişikliklerle sanatçılar soylu ve kentli patronların himayeleri altına girince minyatürlü el yazmalar da çok tutulup aranmaya başladı. Minyatür ustaları da, gene büyük olmakla beraber, Incil ve Kitab-ı Mukaddes’e göre daha küçük ve kullanılmasfdaha kolay olan, bir bakıma o devrin cep baskısı diyebileceğimiz, kitapları resimlemek üzere aranmaya başladı. Bunların başlıcaları içinde İlâhilerin toplandığı mezmurlar kitabı, günün ve gecenin belirli saatlerinde yapılacak ibadetleri gösteren özel dua kitaplarının toplandığı saatler kitabı ve ayrıca içinde kahramanlık şiirleri, masallar, tarih ve şarkılar bulunan kitaplardı.

Kaynak : Maria Christina Gozzoli – Gotik Sanatını Tanıyalım

PAYLAŞ
Önceki İçerikÇin İmparatorunun Ölümsüz Ordusu
Sonraki İçerikAntik Yunanda Oğlancılık
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER