1944 Davası – Sabahattin Ali- Hüseyin Nihal Atsız – 1

2303
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Almanlar, Stalingrad önlerinde yenilmişlerdi. Devlet de kararını vermişti. Önce sağ, sonra da sol kesimler için davalar açılacaktı. Dergilerin kapatılması alınan birinci önlemdi. İkinci önlem davalardı.

İkinci önlem davalardı. Kamuoyu, sağ için açılacak davanın ipuçlarını Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 tarihli ünlü konuşmasında bulmakta hiç de güçlük çekmemişti. İnönü, «Turancılık  fikri» diyordu, «yine son zamanların zararlı ve hastalıklı göstergesidir.»

İnönü şöyle sürdürüyordu konuşmasını: 61 «Milli kurtuluş sona erdiği gün yalnız Sovyetlerle dostluk ve bütün komşularımız eski düşmanlıklarının bütün hatıralarını canlı olarak zihinlerde tutuyorlardı. Herkesin kafasında, biraz derman bulursak, sergüzeştçi, saldırıcı bir siyasete kendimizi kaptıracağımız fikri yaşıyordu…» İnönü, siyasetlerinin «memleket dışında sergüzeşt aramak zihniyetinden tamamen uzak» olduğunu vurguluyor ve Turancıları şöyle suçluyordu : «Turancılar, Türk milletini bütün komşularıyla onulmaz bir surette derhal düşman yapmak için bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar, genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini, millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır. Daha da aldanacaklardır. Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarını isteyeceğim: Irkçılar ve Turancılar, gizli tertipler ve teşkillere başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşlar arasında gizli fesat tertipleriyle fikirler memlekette yürür mü? Hele Doğu’dan, Batı’dan ülkeler, gizli Turan cemiyetleri ile zapt olunur mu? Bunlar o şeylerdir ki ancak devletin kanunları ve esas teşkilâtı ayak altına alındıktan sonra başlanabilir. Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya cumhuriyetin, Büyük Millet Meclisi’nin mevcudiyeti aleyhine teşebbüsler karşısındayız. Tertipçiler, 10 yaşındaki çocuklarımızdan bize kadar derece derece, perde perde hepimizi aldatmak iddiasındadırlar. Vatandaşlarıma ikinci sualimi soruyorum: Dünya olaylarının bugünkü durumunda Türkiye’nin ırkçı ve Turancı olması lâzım geldiğini iddia edenler, hangi millete faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar? Türk milletine yalnız belâ ve felâket getirecek oları 62 bu fikirleri yürütmek isteyenlerin Türk milletine hiçbir hizmetleri olmayacağı muhakkaktır. Bu hareketlerden yalnızca yabancılar faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancılar fesatçıları idare edecek kadar yakından münasebette midirler? Bunları hüküm olarak kestirmek bugün mümkün değildir. Ama yabancıya hizmet kastı ve yabancının yakın işbirliği hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi hareketlerin, Türk milletine, Türk vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnızca yabancıların faydalanmış olması söz götürmez bir hakikattir. Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz ki vatanımızı bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz.»

İçişleri Bakanı Hilmi Uran, 18 Mayıs 1944 günü 23189 sayılı yazısını imzalayıp İstanbul Sıkıyönetim Komutan-lığı’na gönderdiğinde, olacakları da kestirmişti. Cumhurbaşkanı İnönü de bir gün sonra 19 Mayıs nedeniyle konuşmasını hazırlamıştı. Hükümet, ırkçı ve Turancı tanınanlarla ilgili operasyonlara girmeye karar vermişti. Almanlar yenilmişti. Hükümet, ırkçılar ve Turancılar ile ilgili operasyonları Alman ordularının yenilgisinden hemen sonra başlatmıştı!

1944 ırkçılık-Turancılık davası, Nihal Atsız – Sabahattin Ali davasından kaynaklanmıştı. Daha doğrusu Atsız- Sabahattin Ali davası, ırkçılık-Turancılık davasının açılmasını belki biraz önce almıştı.Atsız, Milli Eğitim Bakanlığı’nda komünistlerin örgütlendiklerini, Milli Eğitim Bakanlığı’nın da bunlara kayıtsız kaldığını yazıyordu. Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’di.

Atsız, o sıralar Ankara Konservatuvarı’nda öğretmenlik yapan Sabahattin Ali’ye şu suçlamaları yöneltiyordu : «Bugün Maarif Vekâleti’ne bağlı Dil Kurumu âzasından ve Ankara’daki Devlet Konservatuvan’nın öğretmenlerinden bir ‘Sabahattin Ali’ verdir. Hemen hemen bütün kendisini tanıyanların komünistliğini bildiği Sabahattin Ali, 1931 yılında Konya’da 14 ay hapse mahkûm edilmişti. Sebebi de başta o zamanki Reisicumhur Atatürk olduğu halde bütün devlet erkânını ve rejimi tehzil eden (alaya alan) manzum ve hezeyanname yazmasıydı. Bazı mısralarını bugünkü bazı mebusların da bildiği bu hezeyannamenin tamamını Konya’daki adliye arşivinden bulup çıkarmak kabildir. Sayın başvekil! Buraya bilmecburiye yazarken büyük bir ızdırap duyduğum iki mısrada (beni mazur görmenizi rica ederim) bu vatan haini şöyle diyor:

MEMLEKETTEN HABER

Hey anavatandan ayrılmayanlar
Bulanık dereler durulmuş mudur?
Dinmiş mi olukla akan o kanlar?
Büyük hedeflere varılmış mıdır?
Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzleri dirilmiş midir?
Cümlesi belî der Enelhak dese,
Hâlâ taparlar mı koca terese? ( Atatürk için söylüyor )
İsmet girmedi mi hâlâ kodese?   ( İsmet İnönü için söylüyor)
Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?  ( Kel Ali de Ayvalık’ta Yunana ilk kurşunu atan alayın komutanı Ali Çetinkaya’dır)
Koca teres kafayı bir çekince
………………..
İskendere bile dudak bükünce
Hicabından yerler yarılmış mıdır?

bu şiiri ile bir yıl hüküm giyer konya ve sinop* hapishanelerinde yatar, 1933’de de memuriyet kaydı silinir..

29 ekim 1933’de cumhuriyetin onuncu yıl dönümünde çıkarılan afla hapisten çıkar ve yeniden memur olabilmesi için bağlılığını ispatlaması istenir ..
bu amaçla 15 ocak 1934 tarihli varlık ‘ta (13. sayı) “benim aşkım” başlıklı aşağıdaki şiirini yazar :

Sensin kalbim değildir, böyle göğsümde vuran,
Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran
Seni çıkartsam ömrüm başlamadan bitiyor
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir düziye
Hisler kambur oluyor dökülüyor yazıya
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

Kaynak : Uğur Mumcu – 40’ların Cadı Kazanı

Not: Sabahattin Ali  ilk  edebi yazılarını Atsız’ın mecmuasında yazmıştır. Sonrasında Atsız ile fikir ayrılığına düşmüştür.

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikGöbeklitepe’de Ön Türk İzleri?
Sonraki İçerikEski Türklerde Kadına Bakış – Feminizm
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER