Atatürk’ün Ekonomi Anlayışı

577
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Atatürk’ün “karma ekonomi düzeni” olarak ders kitaplarımıza giren ancak bu kavramdan daha geniş içerikte olan iktisadî düşünceleri, benimsediği iktisadî prensipler, çağdaş kalkınma politikası ve stratejilerine yön vermiş, ayrıca gelişmekte olan ülkelerin örnek alabileceği önemli bir ekonomik model oluşturmuştur. Atatürk’ün henüz İstiklal Savaşımızın tozu toprağı ortadan kalkmadan söylemiş olduğu “…askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferler yaşayamaz, kısa zamanda söner” sözü ekonomiye ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Maalesef Yüce Önder Atatürk’ün bedenen aramızdan ayrılışından sonra Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin gerekleri istenilen düzeyde yerine getirilememiştir. Ulusumuzun henüz Atatürk’ün öngördüğü amaçlara ulaşamamış olması bunun kanıtıdır. Atatürk görüşlerini hiçbir zaman doktrinlerle sınırlamamıştır. Yeni akımlara kendisi kaynak olmuş ve sadece iktisadî değil bir çok alanda Türkiye Cumhuriyeti’ne bir yön çizmiştir. İktisadî alanda çizdiği yönün ana esasını ise ekonomik bağımsızlık ve ekonomik istikrar prensipleri oluşturmuştur. Bunun nasıl gerçekleşeceğini de kendi dönemindeki uygulamalarıyla bizzat göstermiştir. Atatürk, ülkelerin yükselmesinde iktisadî koşulların kesin bir rol oynadığını söyleyen bir devlet adamıdır ki İstiklal Savaşı’nı izleyen günlerde, askerî zaferleri iktisadî zaferlerin izlemesi gerektiğini kesin bir direktif olarak ifade etmiştir. Atatürk’ün iktisat siyasetindeki ana hedef ise hiç kuşkusuz ekonomik kalkınmadır. Ancak bu kalkınmanın dış borçla, karşılıksız para basılarak, ekonomik bağımsızlığı terk ederek ve ekonomik dengeleri gözetmeden gerçekleştirilmeye çalışılmasına Atatürk şiddetle karşı çıkmıştır.

Milli Mücadele Dönemi’nde İktisat Siyaseti

Milli Mücadele Dönemi’nde izlenen iktisat siyaseti üzerine söylenebilecek ve bugün için de ibret alınması gereken en çarpıcı nokta,Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı sıfır enflasyon ile gerçekleştirmiş olmasıdır. Milli Hükümet Kurtuluş Savaşı boyunca para basımına gitmeden, harbin finansmanını arttırılan vergiler ve halktan alınan bağışlarla sağlamıştır. Yani Türkiye’nin bağımsızlık savaşı enflasyonsuz yürütülmüştür. Milli Mücadele yıllarında Anadolu’da kullanılan para Osmanlı kaimeleriydi. İstiklal Savaşı’nı Ankara hükümeti yürütüyordu. Ancak emisyonun yani para basımının anahtarı İstanbul rejimindeydi. Türkiye Büyük Millet Meclisi savaş boyunca kendi adına para basmamıştır.  Aynı paranın iki ayrı egemenlik alanında kullanıldığı durumlarda emisyonu kontrol altında tutan tarafın tartışılmaz bir avantajı olduğundan, karşılıksız para basılmasıyla başlatılabilecek bir enflasyon, satınalma gücünün İstanbul yöresinde toplanmasını sağlayarak Kuvayı Milliye’nin finansmanını felce uğratabilirdi. Neyse ki bu tehlike gerçekleşmemiş ve İstiklal Savaşı enflasyonsuz gerçekleştirilmiştir. Atatürk, borçlanmanın ekonomik bağımsızlığı zedeleyebileceği inancını taşımıştır. Atatürk hiçbir zaman enflasyonun akılcı bir finansman kaynağı olabileceğini savunmamış, gerek Kurtuluş Savaşı gerekse savaşın kazanılmasından sonraki dönemde her fırsatta ekonomik bağımsızlık ve ekonomik istikrar ilkelerini savunmuştur.

İsmet İnönü’nün şu sözleri çok enteresandır: “Hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. Gider konuşurdum. Birkaç milyon liralık emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. Bir defa bile “evet” dedirtemedim”. Türkiye Cumhuriyeti’nde enflasyon problemi Atatürk’ün vefatıyla başlamış ve bir daha da durdurulamamıştır.

1923-1938 Yılları Arasında Ekonomik Reformlar

1. Atatürk’ün Ekonomik Reformlarındaki İktisat Felsefesi

Ülkede kayda değer bir sermaye birikimi olmadığından, bir başka deyişle, yanlış politikalar nedeniyle Türk burjuvazi sınıfı oluşamadığından yatırım yapabilecek zengin de yoktu. Ticaret Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak Rum, Ermeni ve Yahudilerin tekelinde olmuştur. Atatürk’ün “…askeri ve siyasi bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılırsa korunabilir” anlayışı Cumhuriyet Türkiyesi’nin kalkınma çabalarının temelini oluşturmuştu.  Bu anlayış çerçevesinde bir çok ekonomik reforma girişilmiş, daha sonra tüm Cumhuriyet tarihi boyunca yakalanamayacak ekonomik istikrar sağlanmıştır. Atatürk’ün iktisat siyasetinin temel hedefi ekonomik kalkınmayı bir an önce gerçekleştirmektir. Bu hedef, döneme egemen olan “milli iktisat” kavramında somutlaşmaktadır. Milli iktisada o dönemde atfedilen temel anlam ise zaferden önce yabancıların ve azınlıkların elinde bulunan ekonomik güçlerin yerli tüccarlara transfer edilmesi daha açık bir ifadeyle yerli burjuvazinin yaratılmasıdır.

Atatürk’ün iktisat anlayışının en temel unsuru dengedir. Ekonomik dengeyi hedef alan bu ekonomik felsefenin parçaları ise dört önemli grupta toplanabilir.

1) Türk Lirasının değerini koruyan anti-enflasyonist para-kredi politikası,

2) Gerçek kamu kaynaklarına dayanan denk bütçe politikası,

3) Devalüasyonsuz dış ticaret politikası,

4) Ulusal kaynakların etkin kullanımını sağlayan planlı kalkınma politikası.

Atatürk’ün uyguladığı bu iktisat siyaseti sonucunda: Gayri Safi Milli Hasıla onbeş yıllık dönemde ortalama % 8 oranında büyümüştür. Başarıyla uygulanan anti-enflasyonist bütçe ve para politikasıyla iç fiyatlarda ve paranın değerinde istikrar sağlanmıştır. Lozan Antlaşmasının getirdiği gümrüklere ilişkin kısıtlama kalkar kalkmaz Türkiye sürekli dış ticaret fazlası vermeye başlamıştır.

2.İzmir İktisat Kongresi

Atatürk İktisat Kongresinin açılışında şu sözleri söylemiştir.

“Efendiler; bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla alakadar olan, o milletin iktisadîyatıdır… Zamanımız tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir. Bir milletin refahiyet ve saadetini teşkil eden iktisadîyatla iştigal etmemesi,edememesi nazar-ı dikkati calip bir keyfiyettir. İtirafa mecburuz ki iktisadîyatımıza lüzumu kadar ehemmiyet verememiş bulunuyoruz… Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde aynen vakidir. Mesela Fransızlar Kanada’da kılınç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmişti. Bir müddet kılınçla saban yekdiğeriyle mücadele etti ve nihayet saban galebe çalarak İngilizler Kanada’ya sahip oldular. Kılınç kullanan kol yorulur; fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün daha çok sahip olur… İstiklal-i tam için şu düstur vardır: Hakimiyet-i milliye, hakimiyet-i iktisadîye ile tarsin edilmelidir…” 

Kongrede alınan kararlar ise ;

Devlet, demiryolu, karayolu ağını kuracak, limanlar inşa edecektir. Haberleşme örgütünü gerçekleştirecek, eğitim işlerini üstlenecektir. Ticaret ve sanayi bankalarının kurulmasına ve ortaklığına öncülük edecek, ancak buralardaki paylarını daha sonra Özel Kesim’e devredecektir. Devlet katıksız bir liberal iktisat politikası yani “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” yanlısı olmayacak ama, ekonomik yaşamın gereklerini bizzat üstlenip gerçekleştiren de olmayacaktır.

1. Anonim şirketlerin kurulmalarını kolaylaştırmak,

2. Milli Bankaların kurulması,

3. Demiryolları inşasının hükümetçe bir programa bağlanması,

4. Sanayiin teşviki,

5. Yerli malı giyilmesi,

6. Amele denen iş erbabına bundan sonra işçi denilmesi ve sendika hakkı tanınması,

7. Memlekette ticaretin tamamen serbest bırakılması.

Kalkınma Planları

Dünyada ilk demokratik kalkınma planları 1931 yılında Türkiye’de uygulamaya konulmuştur.

Atatürk Birinci Kalkınma Planı’nı 1933-1938 yılları, İkinci Kalkınma Planı’nı ise 1938-1944 yılları için hazırlatmıştır. Her iki kalkınma planının da temel amacı, hammaddesi Türkiye’de olmasına karşın dışardan ithal edilmek zorunda kalınan ürünlerin ülkemizde üretilmesini sağlamaktı. Bu amaçla tekstil, iplik ve dokuma fabrikaları kurulmuş, devletin teşvikiyle özel girişim olarak bazı çiftçilerin de katılmasıyla Alpullu ve Eskişehir gibi bazı şeker fabrikalarının kurulmasına girişilmiş ve bunlar gerçekleştirilmiştir. 1925 Yılında devlet sermayesiyle Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Bankanın amacı fabrika kurup yönetmek olarak belirlenmiştir. Bu bankanın desteğiyle Kayseri-Bünyan İplik Fabrikası TAŞ, Isparta İplik Fabrikası TAŞ, Kütahya Çini İşleri TAŞ ve bunlar gibi bir çok özel kuruluş devletin de ortak olmasıyla faaliyete geçmiştir.

– Türkiye İş Bankası açılmış ve böylece ulusal bankacılığın ilk adımı atılmıştır.

– Uşak’ta şeker fabrikası kurulmuştur.

– Kayseri’de uçak fabrikası kurulmuştur.

– Bünyan Dokuma Fabrikası açılmıştır.

– Ereğli Bez Fabrikası açılmıştır.

– Nazilli Bez Fabrikası açılmıştır.

– Aşar vergisi kaldırılmış ve Türk köylüsü ağır bir yükten kurtarılmıştır.

– Anadolu Demiryolları satın alınarak ulusallaştırılmıştır.

– Ulusal Ekonomi ve Araştırma Kurumu kurulmuştur.

– Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurulmuştur.

– Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Kayseri İplik ve Bez Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası gibi pek çok kurum ve kuruluş oluşturulmuştur.

– Ticaret ve Sanayi Odaları kurulmuş, daha sonra da Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları Kongresi toplanmıştır.

– İstatistik Umum Müdürlüğü kurulmuştur.

– Hükümete iktisadî konularda fikir vermek amacıyla çeşitli meslek kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Ali İktisat Meclisi kurulmuştur.

– Birinci ve İkinci Kalkınma Planları oluşturulmuştur.

– 1927 Yılında Teşviki Sanayi Kanunu çıkarılmıştır. – 1930 Yılında Sanayi Kongresi, 1931 yılında da Ziraat Kongresi toplanmıştır.

Atatürk ve Devletçilik

Devletçiliğin iktisadî düzlemdeki görünümü “karma ekonomi” anlayışıdır. “Karma ekonomi” yaklaşımı sosyalizm benzeri bir yaklaşım olmayıp, esas itibarıyla, ekonominin gerekli altyapısını hazırlayıp, kalkınma sürecine paralel olarak piyasa ekonomisine geçişin gerçekleştirilmesidir. Atatürk’ün Devletçilik anlayışı bir kalkınma modelidir. Atatürkçü Devletçilik, kamu hizmeti dışındaki ticari ve sınai teşebbüslerinin pazar ekonomisi kuralları gereğince kurulup işletileceği ve günü gelince geniş bir mülkiyet zemini üzerinden özel kesime devredileceği, kalkınmada devlet öncülüğünü tanıyan bir pazar ekonomisidir.

Atatürk Devletçiliği “…sosyalizmin anladığı manada ve bir doktrin mahiyetinde olan devletçilik değil, sadece pratik ve pragmatik manada yani milli ekonominin zaruretleri, memleketin hızlı kalkınması ve bunun için sanayileşmesi ihtiyacı ile sınırlı olan özel teşebbüsün tam güvenlik ve istikrar içinde varlığını sürdürmesini de lüzumlu bulan başka bir deyimle, karma ekonomi sistemine dayanan hızlı sanayileşmeye dönük bir kalkınmayı gerçekleştirecek bir devletçiliktir” Atatürk’ün Devletçilik İlkesi esas itibarıyla bir kalkınma modeli olup, katı bir ideoloji olarak algılanmamalıdır. Atatürk’ün Devletçilik İlkesi değerlendirilirken dönemin ekonomik koşulları göz önünde bulundurulmalıdır.

Atatürk döneminde uygulanan devletçi iktisat politikasının, 1930’lu yıllarda ağırlık kazanması, devletçilik ilkesinin zaruriyet sonucunda ortaya çıktığı tezini doğrulamaktadır. Çünkü, İzmir İktisat Kongresi’nde benimsenen, liberal çizgiye yakın politikalar beklenen sonucu doğurmamıştır. Özel teşebbüs istenileni verememiş, ümit edilen sanayileşme gerçekleşmemiştir.

Görülüyor ki Devletçilik (karma ekonomi) = devlet + özel sektör’dür. Devletin, “karma ekonomi” politikasına göre kurduğu sanayi kuruluşlarına ve ortaklıklara Kamu İktisadî Teşebbüsü (KİT) denilmektedir. Sümerbank (1933) ve Devlet Sanayi Ofisi (1932) bunlardan en önemlileri arasındadır. Dünya Ekonomisi, tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşarken, Türkiye Atatürk’ün akılcı ekonomi politikaları sayesinde bu buhranı en hafif biçimde atlatmıştır. 1929-39 Dünya sanayii üretim artışı %19 iken Türkiye’de %96 olmuştur.

Bu makale, Atatürk’ün sağcı mı yoksa solcu mu olduğuyla ilgili polemikler üzerine siteye eklenmiştir. Atatürk’ün karma ekonomi modelini uyguladığı hiçbir doktrinin etkisinde kalmadan pragmatist bir yaklaşımla ülkenin geleceği üzerine en iyisini uygulamaya çalıştığı apaçık ortadadır. Atatürk’ün bakış açısını  kendi ideolojilerine göre  sündürmek gibi bir çaba içerisine girmek ülkeye zarar getirmektedir.

Kaynak : Sayıştay Dergisi – Yrd. Doç. Dr. Hasan SABIR- “Atatürk’ün Ekonomi  Anlayışı ” makalesi

PAYLAŞ
Önceki İçerikDamgaların Göçü Belgeseli
Sonraki İçerikNASA’nın Açıklanamayan Dosyaları : Bölüm 1 – Belgesel
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER