Biyolojik Silahların Tarihçesi

267

 

Biyolojik silahların kullanımının insanlık tarihi kadar eski olduğu söylenebilir. Biyolojik silahın bilinen en eski tarihi M.Ö. 300’lü yıllarda Perslerin, Asurlularıın ve Atinalıların düşmanlarını yenmek için içme sularına hayvan leşlerini atmalarına kadar dayanmaktadır.

11 ve 12. yüzyıllarda Kudüs topraklarını ele geçirmek isteyen Haçlı Ordusu, Müslümanlar tarafından bulaştırılan veba mikrobuyla büyük zaiyat vermiş ve maçlarına ulaşamamıştır. 13. yüzyılda da İspanyollar, Amerika’ya geldiklerinde oradaki yerlilere daha önce çiçek hastalığına yakalanmış ve ölmüş insanların kıyafetlerini vermişler, çiçek salgınının başlamasına ve birçok yerlinin ölümüne neden olmuşlardır.

Canlı bir organizmanın ilk kez bilinçli bir şekilde insanlara karşı kullanımı ise Tatarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 1346’da Kırım’daki (şimdiki  Ukrayna sınırları içerisinde kalan) Kefe şehrini kuşatan Tatarlar, uzun süren kuşatmayı vebadan ölen insan cesetlerini mancınıkla şehrin surlarından içeri atarak meydana getirdikleri veba salgınıyla sonlandırmışlardır. Bazı tıp tarihçilerine göre bu olay, Ortaçağ’da 1347 ve 1351 yılları arasında Avrupa’da yayılan ve 25 milyon insanın ölümüne neden olan veba salgınının nedenleri arasında gösterilmektedir.

18. yüzyılda Kuzey Amerika’da; önce İngilizler sonra Amerikalılar suçiçeği mikrobu taşıyan battaniyeleri Kızıl Derililere vermişler ve büyük bir çiçek salgınına neden olmuşlardır. Yüz binlerce Kızıl Derilinin bu şekilde öldürülmesiyle tarihinin en büyük jenositlerinden biri gerçekleştirilmiştir.

1863 yılının Temmuz ayında Amerikan iç savaşında konfederasyon ordusunun geri çekilmesi sırasında General Johnston gölleri ölülerle doldurtarak su kaynaklarını zehirlemiş ve General Sherman’ın kuvvetlerini engellemiştir.

Japonya 1932’den II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Mançurya yerleşim bölgesinde 150 bina ve 5 uydu kamptan oluşan komplekste 3000 bilim adamı ve teknisyenden oluşan bir kadroyla biyolojik silah çalışmaları yürütmüştür. Bölge hapishanesindeki mahkumlar üzerinde şarbon, veba, kolera, menenjit, dizanteri, bruselloz etkeni bakteriler denenmiş; bu deneyler sonucunda 1932-1945 arasındaki 3 yılda 10.000 mahkum ölmüştür. Mahkumlar üzerinde denediği bakterileri biyolojik silaha dönüştüren Japonya Çin’deki 11 şehre yönelmiştir, şehirlerde içme suyu kaynakları Salmonella ve Vibrio cholerae ile kontamine edilmiştir, evlerin içine spreylerle şarbon sporları püskürtülmüştür. Yersinia pestis taşıyan pireler (her atakta yaklaşık 15 milyon) uçaklarla şehirlerin üzerine bırakılmıştır. II. Dünya Savaşı  öncesi ve sırasındaki bu çalışmalar sırasında Japonya yeterince deneyimli değildi; Çin’de küçük çaplı bir veba salgını yaratmayı başardı fakat daha büyük salgın henüz biyolojik silahlarla çalışmayı ve onlardan korunmayı bilmeyen kendi askerleri arasında çıkmıştır. 1941’deki tek bir biyolojik savaş saldırısında çoğu kolera   olmak üzere 10.000 Japon askeri hastalanmış, 1700’ü ölmüştür. Sovyetler Birliği tarafından savaş sonunda esir alınan Japon deneyi yürütücüleri savaş suçları mahkemesinde yargılanmışlar ve büyük çaplı 12 deney yürüttüklerini kabul etmişlerdir. Deneylerin teknik, içerik ve sonuçları kendilerinde saklı kalmak şartıyla ABD bu kişileri ülkesine ve himayesine almıştır.

13 Ağustos 1945’te ABD Hiroşima’ya atom bombası attıktan ve Ruslar Kore ve Mançurya’yı işgal ettikten sonra Japonya kısa fakat kötü biyolojik savaş tarihine son vererek tüm biyolojik savaş tesislerini imha etmiştir. 1982’de Japon hükümeti bir rapor yayınlatmış ve bu raporda biyolojik savaşla ilgili deneylerin olağanüstü savaş zamanında meydana geldiğini ve insanlık açısından üzgün olduklarını ifade etmiştir.

Aynı yıllarda İngilizler, İskoçya açıklarındaki Greenan Adalarında şarbonla çok sayıda deneme yapmışlar ve ada topraklarının 36 yıl boyunca şarbon sporlarıyla kirli kalmasına neden olmuşlardır. Adanın temizlenmesine 1979’da başlanmış ve 280 ton formaldehit kullanıldıktan sonra ancak 1987’de tam anlamıyla temizlenebilmiştir.

1950’li yıllarda Amerikan ordusu biyolojik bir silahı taklit ve gerçek bir biyolojik silahın kullanımında meteorolojik koşulların etkisini araştırmak amacıyla San Francisco’da Serratia marcescens isimli bir bakteriyi yaymıştır. Bu bakteri patojen değildir. Bu deneme 1970 yılında The Washington Post tarafından yayınlanıncaya kadar halktan gizlenmiştir. Daha sonra Stanford Üniversitesi Hastanesi’nde S.marcescens’e bağlı üriner sistem enfeksiyonu salgını meydana gelmiş ve bir hasta endokardit nedeniyle ölmüştür. Salgının ordunun yaptığı bu denemeyle olan ilgisi hala bilinmemektedir.

25 Kasım 1969’da Amerikan Başkanı Nixon biyolojik savaş maddelerinin ve silahlarının   kullanımını   tek   yönlü   yasaklamıştır.   Tüm   biyolojik    araştırmalar bağışıklık kazanma, keşif ve emniyet gibi güvenliğe yönelik olarak  sınırlandırılmıştır. 14 Şubat 1970’de de biyolojik ve kimyasal olarak üretilen toksinler de bir bildiriyle yasaklanmıştır. 1972 yılında ise ABD biyolojik savaş maddelerini yok etmiştir.

22 Ocak 1975’de biyoloik ve toksin savaş maddelerinin üretimini, stoğu ve geliştirilmesini yasaklayan biyolojik silahlar anlaşması Rusya dahil 151 ülke tarafından imzalanmıştır. 1979 yılında Rusya’nın Sverdlovsk şehrinde birçok kişi antraxın havaya yayılması sonucu akciğer ödeminden ölmüştür. 1992’de ABD’yi ziyaret eden Rusya Federasyonu başkanı Boris Yeltsin bu olayın biyolojik savaş maddesi üretim merkezinden kaza sonucu sızan aerosol antrax bakterilerinden kaynaklandığını tasdik etmiştir.

1969’da başlayıp 1975’de 151 ülke tarafından imzalanan biyolojik silahların üretimi, depolanması ve kullanımının yasaklanmasına ilişkin anlaşmaya rağmen bugün bu silahların üretimi ve depolanması halen birçok ülkede gizlilik içerisinde sürdürülmektedir.

Anlaşmaya rağmen biyolojik silahların kullanıldığının tespitinin çok zor oluşu, günümüzdeki savaşlarda veya savaş yokken dahi düşman ülkelerin insan gücü ve ekonomisini zayıflatmak için gizlice kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Bunların dışında Tokyo’da 1995 yılında bir metro istasyonuna sarin gazıyla saldırı düzenleyip çok sayıda kişinin ölümüne neden olan terörist örgüt Aum Shinri Kyo’nun en az sekiz defa şarbon ve botulinum toksini ile saldırı düzenlediği ancak başarılı olamadığı saptanmıştır.

Kaynak : Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı -Serdar Özkaya

PAYLAŞ
Önceki İçerikApollonia Ad Rhyndacum Antik Kenti – Ulubat-Bursa
Sonraki İçerikBiyolojik Silah Nedir? Çeşitleri
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER