CIA Operasyonları – 2

523
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

ROBERT KENNEDY SUİKASTI

JFK suikastında komplo olup olmadığı hakkında yüzlerce kitap yazıldı. Kardeşi Senatör Robert Kennedy’nin öldürülmesindeki komplo tek cümlede özetlenebilir: Los Angeles Adli Tıbbının raporu, RFK’nin arkadan açılan yaylım ateşle öldürüldüğünü belirtiyor. Oysa, suikastla suçlanan Sirhan Sirhan’m Kennedy’nin en az bir buçuk metre önünde olduğunda herkes hemfikir.

RFK cinayetine CIA’nın karıştığına ilişkin çok sayıda kanıt bulunuyor. Bir kere, ikinci bir tetikçinin kesinlikle var olduğu açık olmasına karşın, Los Angeles Emniyeti’nin özel görev ekibi, soruşturmayı Sirhan’m tek katil olduğunu kanıtlayacak şekilde yürüttü. Tanıkların aklı karıştırıldı, kanıtlar yok edildi, mantıken şüpheli olan kişiler sorgulanmadı.

Özel görev ekibinin iki üyesinin, CIA’yla uzun süreden beri bağlantısı vardı ve olayın komplo olduğunu ileri süren tanıkların gözünü korkutmakta oldukça gayretliydiler. Tanıklardan herhangi biri, ifadesinde, cinayet yerinden “Onu vurduk” diye bağırarak kaçarken görülen iri puanlı elbise giymiş ünlü kıza geldiğinde, bu ikisi küplere biniyordu. Tanık ifadelerindeki bu kıza ilişkin sözlerin yok edilmesini kesin olarak sağladılar.

Üstünkörü sorgulanan bir başka aşikâr şüpheli de, cinayetten önceki günlerde Sirhan’la birlikte görülen Rahip Jerry Owen’di. Owen, JFK suikastına kansan mafya kuryesi Edgar Bradley’yi tanıdığını kabul etti. Dealey Plaza’da yakalanan, fakat herhangi bir suçlama yöneltilmeden serbest bırakılan Bradley’in, JFK davasının önemli isimleriyle bağlantısı olduğu anlaşıldı.

Bir de, CIA’nın beyin kontrol deneylerinde yer alan hipnoz uzmanı Dr. William Bryan, Jr. var. Bryan, hipnoza aşırı ölçüde duyarlı Sirhan’m da aralarında bulunduğu ünlü denekler üzerinde çalıştığını övünerek anlatmaktan hoşlanıyordu. Bryan’m bir başka ünlü hastası olan “Boston Canavarı” da, anlaşılmaz bir şekilde Sirhan’m günlüğünde yer alıyordu.

Sirhan, günlüğünde RFK’ye ateş ettiğini hatırlamadığını kaydediyor ki, gerçeği söylüyor gibi görünüyor. Görgü tanıkları, cinayet sırasında Sirhan’m bir tür trans durumunda olduğunu belirtiyorlar.

RFK’nin tam arkasında durduğunu ve silahını çektiğini kabul eden koruma görevlisi Thane Cesar’a da çok dikkat çekmek gerekiyor. Cesar’m hem aşırı sağcı gruplarla, hem mafyayla ve hem de CIA ile bağlantıları vardı.

Son olarak, bir zamanlar CIA görevlisi olan Robert Morrow, yazdığı kitapta, İran gizli servisi SAVAK’m bir ajanının RFK’yi öldürmek için parayla tutulduğunu iddia ediyor.

ŞİLİ’DE DARBE

1973’te, CIA, Güney Amerika’daki işleyen en eski demokrasiyi yıktı. 20 yıl sonra, hâlâ bu olayda parmağı olduğunu inkâra kalkışıyor.

CIA, Şili’de 1958 ve 1964 seçimlerine önemli ölçüde müdahale etti. 1970’te ise korktuğu başına geldi; sosyalist aday Doktor Salvador Ailen de devlet başkanı seçildi.

Dehşete kapılan Başkan Nixon, CIA’dan Allende’nin göreve başlamasını önlemesini istedi. CIA, askeri bir darbe için elinden geleni yaptı. Fakat, Şili ordusunun demokratik sürece geleneksel bağlılığı darbe olasılığını ciddi ölçüde önlüyordu. Darbenin önündeki en önemli engellerden biri, Şili Genelkurmay Başkanı General Rene Schneider’di. Bu nedenle, CIA, ordu içindeki fanatiklerle Schneider’i öldürme komplosu kurdu. Fakat suikast geri tepti; belirlenen zamanda iktidarı devralan Allende’ye desteği artırdı.

Bu girişimi başarısız olan CIA’ya, “darbe ortamı” yaratma talimatı verildi. Başkan Nixon, CIA Başkanı Helms’e “Şili ekonomisine feryat ettirin” dedi. CIA destekli sabotajlar ve terör tırmandı. CIA, faşist Kurtuluş Partisi

(Patria y Libertad-PyL) üyelerine kontrgerilla ve bombalama eğitimi verdi. Onlar da kısa sürede kundaklama kampanyasına giriştiler.

CIA, ayrıca, mali kaynağı Şili’deki holdingler ve ITT gibi diğer ABD şirketlerince karşılanan sokak gösterileri ve grevler örgütledi. Şili’nin en büyük gazetesinin de içlerinde bulunduğu CIA bağlantılı olan medya, yangını körükledi. İğdiş etme, yamyamlık vb. gibi ardı arkası gelmez Marksist “zulüm” hikayeleriyle, askeri yurtseverlik duyguları kabartıldı. Orduda temizlik yapılacağı, ordunun tahrip edileceği, Sovyetler’e üs verileceği dedikoduları yayıldı.

Sonunda, darbe, 1973 Eylül’ünde ordunun en aşırı sağcı faşist unsurlarının öncülüğünde, amansız bir vahşetle geldi. Ailen de öldürüldü. (Kimi CIA savunucuları, hâlâ Allende’nin makineli tüfekle kendini vurarak intihar ettiğini öne sürüyorlar!) Bazı bakanlar katledildi, üniversiteler askeri denetim altına sokuldu, muhalefet partileri yasaklandı, binlerce Şilili işkenceden geçirildi ve öldürüldü. Çoğu kişi CIA’nın verdiği listelere göre “aşırı” diye damgalandı.

General Pinochet başkanlığındaki askeri cunta döneminde, muhaliflere işkence, özellikle Colonia Dignidad adlı tüyler ürpertici cezaevinde düzenli bir iş haline geldi. Cunta, Güney Amerika’nın dört bir yanında sürgündeki

Nazileri topladı. Bu Nazilerden biri, bir kurbanına, Nazi ölüm kamplarında yapılan işin Colonia Dignidad’da sürdürüldüğünü söyledi.CIA, istediği kadar Şili darbesiyle ilişkisini inkâra çalışsın. Demokratik, barışsever bir ülkeyi mezbahaya çevirdi.

VİETNAM: 1964-1975

JFK ve Ngo Dinh Diem’in öldürülmesinden sonra, Amerikan savaş birliklerinin Vietnam’a girmesinin önü açıldı. JFK’nin 1963 Kasım’mda katledildiği günlerde, Başkan Johnson, JFK’nin Vietnam’daki ABD personelini 1965 sonuna kadar geri çekme planını değiştirdi. Johnson, sinirli bir generale, “Beni seçtirin, o lanet olası savaşınıza kavuşursunuz” diyordu.

1964 Ağustos’unda, CIA ve ilişkili askeri istihbarat ajansları, Kuzey Vietnam açıklarında Tonkin Körfezi’nde sahte bir Vietnam saldırısı düzenlettiler. Kuzey Vietnam saldırganlığı olarak gösterilen bu olay, ABD müdahalesini tırmandırmanın gerekçesi yapıldı.

1965 Mart’mda, Amerikan birlikleri Vietnam içlerine akmaya başladı. 9 yıl Fransızların desteklenmesi, bir 9 yıl da Diem’e arka çıkmak ve üstüne CIA’nın 2 yıl boyunca yaptığı operasyonlar hep boşa gitmişti. Bu noktadan sonra, savaş görevini Amerikan ordusu üstleniyordu.

Vietnam halkının ezici çoğunluğu kendi örgütleri Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (National Liberation Front-NLF; kısa adıyla Vietkong) desteklediği için, Amerikan ordusu işe köyleri yok etmekle başladı. Halkı toplama kamplarına doldurdu, liderlerini ayıklayıp yok etti ve tüm ülkeyi “serbest ateş bölgesi” ilan etti; başka bir deyişle, hareket eden her şeye ateş açıldı.

Yine de hâlâ CIA’nın oynayacağı bir rol vardı. Phoenix Operasyonu, basit ve kestirmeden bir katliam programıydı. Programın ana fikri, belediye başkanları, öğretmenler, doktorlar, vergi memurları gibi Vietkong’un güneydeki paralel iktidarına yardım eden etkili kişileri öldürerek, Vietkong’u felce uğratmaktı.

“Şüphelilerin” çoğuna işkence yapıldı ve bazıları helikopterlerden aşağı atıldı. Phoenix Operasyonu’nu yöneten CIA yetkilisi William Colby (sonradan CIA Başkanı oldu), yapılanları “askeri zorunluluk” diye savunmasına karşın, Kongre’ye verdiği ifadede, öldürülen 20 bin Vietnamlıdan kaçının Vietkong, kaçının “sadık” Vietnamlı olduğu hakkında fikri olmadığını belirtti.

Phoenix, ABD ile Güney Vietnam’ın ortak operasyonu olduğu için Colby’nin bu kafa karışıklığı anlaşılabilir. Güney Vietnam, operasyonu, kan davası, korunma ve toprak ele geçirme aracı olarak görüyordu. Güney Vietnamlılarm hesabına göre, Phoenix Operasyonu’nda ölenlerin sayısı 40 bin dolayında. Gerçek rakam az ya da çok; cinayetlerin zorunlu hale geldiğine kuşku yok. İşte bu yüzden katliamları önlemeye çalışıyorduk.

LAOS

      1957 ve 1965 yılları arasında, Laos’ta hükümetler çılgın bir hızla birbirinin peşi sıra gelip gitti. CIA’nın desteğiyle her yıl en az bir darbe yapıldı. Sorun, Pathet Lao adlı solcu bir grubun, koalisyon ortağı olabilecek oranda oyunu korumasıydı.

      Pathet Lao veya başka bir solcu grup yönetime girecek kadar oy aldığında ya sağcı bir darbe oluyor ya da elveriyorsa gelecek seçimler iptal edilerek parlamento dağıtılıyordu. Seçimler yapıldığı zaman da, CIA seçime hile karıştırıyor, karşıt propaganda kampanyası yürütüyor ve kendi adaylarının seçilmesi için seçmenlere rüşvet dağıtıyordu.

      Fakat CIA, yalnızca bu çürük yöntemlere bel bağlamıyordu. 1950’lerin sonlarından başlayarak, Pathet Lao kuvvetlerine saldın amacıyla, paralı askerlerden 40 bin kişilik bir ordu kurdu. Armee Clandestine (Gizli Ordu) diye bilinen bu kuvvetin yansını Taylandlılar, geri kalanını da Tayvan, Güney Kore ve ABD’ye bağımlı öteki ülkelerin vatandaşları oluşturuyordu. Gizli Ordu’nun büyüklüğüne karşın, Pathet Lao, direnmesine yetecek halk desteğine sahipti.

      1964’e gelindiğinde, sağcı bir kukla rejimi iktidara getiren bir başka CIA darbesinden sonra, Pathet Lao tümüyle yasal sistemin dışına sürüldü. Onlar da, Laos topraklarında üslenen CIA destekli sabotaj ve cinayet timlerinden endişe duyan komşu Kuzey Vietnam’dan yardım almaya başladı. Pathet Lao kayda değer basanlar elde edince, Amerikan ordusu gizli de olsa doğrudan müdahale etti.

      ABD, 1965’ten 1973’e kadar Laos’a iki milyon tonu aşkın bomba attı. Bu, ikinci Dünya Savaşı’nda tüm tarafların attıklarından fazlaydı. Bombardıman o denli canavarcaydı ki, nüfusun dörtte biri mülteci durumuna düştü! binlerce insan bir süre mağaralarda yaşadı.CIA’nın Laos’taki bu savaşı “gizli” olduğu için, Vietnam Savaşı’na göre çok az dikkat çekti. Gizlilik, savaşa katılan çok sayıda Amerikan askeri için de talihsizlik oldu.

      Öldürüldüklerinde, Vietnam Savaşının kayıptan listesine giriyorlardı.Fakat 1975’te Pathet Lao nihayet iktidarı ele geçirince, esir değişimi anlaşması yapılamadı. Çünkü Laos’ta gizli bir savaş yürüttüğümüzü kabul edemezdik. Laos’ta sağ yakalanan Amerikalıların çoğu, Gizli Ordu’da uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Hâlâ sağ olanları varsa bile, CIA onların varlığını inkâr edecektir.

KAMBOÇYA

      CIA 1955’te Kamboçya’ya müdahale ettiği zaman, bunu haklı çıkaracak bir komünist tehdidi yoktu. İki Amerikancı ülke Tayland ile Güney Vietnam arasında sıkışmış durumdaki Kamboçya’nın halk tarafından sevilen hükümdarı Prens Norodom Sihanuk’un özen gösterdiği tek arriacı, ülkesini Vietnam Savaşı’na bulaşmaktan uzak tutmaktı. Bu doğrultuda, 1955’ten 1970’e kadar tarafsızlık politikasına sıkı sıkıya yapıştı. Hem kapitalist hem de komünist ülkelerden yardım aldı, ama yeri geldiğinde iki tarafı da eleştirdi.

      Sihanuk, kendisine karşı komünist bir saldırının eh kulağında olduğunu iddia eden düzmece CIA raporlarına itibar etmedi. ABD işbirlikçisi grupların kendisine yönelik suikast ve darbe girişimleri ise gerçekti. Sihanuk, CIA ile Savaşım adlı anı kitabında, kendisine karşı en az iki suikast girişiminden söz ediyor. Ayrıca Tayland, Güney Vietnam ve Amerikan askerleri tarafından yapılan saldırılar, 1958’de CIA’nın desteklediği darbe girişimi ve Kamboçya topraklarının sayısız “kazayla” bombalanması var. Komünizme karşı cihada katılmada gönülsüzlüğü, Sihanuk’u CIA’nın düşmanı yaptı.

      Belki de Sihanuk’un büyük bir basın toplantısı yaparak ABD’nin Kamboçya’ya düzenlediği saldırıları kınaması, bardağı taşıran son damla oldu. İtaatkâr Amerikan medyası, Sihanuk’un suçlamalarını görmezlikten geldi. Sihanuk, 1970 Mart’mda CIA kuklası Lon Nol tarafından devrildi. Lon Nol, hemen Kamboçya ordusunu Vietnam Savaşı’na soktu.

      Sihanuk engeli kalkınca, savaş hızla Kamboçya’yı sardı. Vietnam sınırında yoğunlaşan ABD bombardımanı, Kuzey VietnamlIları ve Vietkong güçlerini Kamboçya’nın içlerine sürdü. 1969’dan 1975’e kadarki Amerikan bombardımanında 600 bin Kamboçyalı öldü, ülke çapında kıtlık başgösterdi.

Beklendiği gibi, Lon Nol rejimine karşı güçler hızla büyüdü. Bu güçlerden Komünist Kızıl Kmerler 1975’te iktidara geldi. Lon Nol’dan önce, Kızıl Kmerler küçük bir gruptu.

      Kızıl Kmerler’in 100 ila 350 bin arasında insanı idam ettikleri iddiası, “Ölüm Tarlaları” adlı filme de yansıdı. Batılı medya, propaganda amacıyla, kıtlıktan ölenleri de ekleyerek ölenlerin sayısını şişirmişti.

KAOS HAREKÂTI

      Teori olarak, CIA yasası, CIA’nın ABD içinde operasyon düzenlemesini yasaklar. Pratikte, bu, Frank Sinatranın şov işini bırakacağını ikide bir açıklaması kadar ciddiye alınır.

      CIA, ABD kampuslarındaki devasa varlığını, “Amerikan üniversitelerinde okuyan çok sayıda yabancı öğrenciye çengel atmaya çalışmamak enayilik olur” diye açıklar. CIA’nın İç Temas Bölümü, ABD dışına giden turist ve işadamlarından bilgi toplamak için gereklidir. Bir de ABD topraklarındaki yabancı müdahalelerine bakan İç Operasyon Bölümü var ki, elçiliklere sızar.

      CIA, bütün bunları yapabilmek için, ülke dışında olduğu gibi ABD içinde de paravan şirketler ve göstermelik örgütler ağı kurmuştur. Tüm bunlara karşın, CIA, ABD içinde hiç faaliyet göstermediğini iddia eder.

      Ne yazık ki, bu doğru değildir. CIA, 1959’dan en azından 1974’e kadar, tüm kabahatleri hükümetin politikalarını benimsememek olan binlerce Amerikan vatandaşını iç örgütlerine izletti. J. Edgar Hoover, Başkan Johnson’a, “Dış güçlerin yönlendirmesi olmadığı takdirde hiç kimse Vietnam politikanıza karşı çıkamaz” deyince, bu faaliyet hız kazandı. Johnson, CIA’ya araştırma yapması için emir verdi.

      CIA, bunun üzerine üniversite kampuslarındaki izleme faaliyetlerini genişletti, yerel polis kuruluşlarını da katarak irtibatını güçlendirdi. Büyük kentlerde, Amerikalı “aşırılara” karşı telefon dinleme, konutlara gizlice girme gibi karanlık işleri yapacak özel istihbarat birimleri eğitti.

      1968’de, CIA’nın ABD içindeki farklı faaliyetleri, Kaos Harekâtı adı altında güçlendirildi ve genişletildi. Ertesi yıl Nixon başkan olunca

yönetimi “yıkıcı” unsurlara karşı, daha büyük operasyonları öngören Huston Planı’nı hazırladı. Plan, telefon dinlemeyi, gizlice konutlara girmeyi, mektupları açıp okumayı, izinsiz arama yapmayı ve belirli kişilere suikast düzenlemeyi içeriyordu. Bürokratik çatışma nedeniyle plan savsakladı, ancak büyük bölümü CIA, FBI ve Gizli Servis tarafından başka biçimlerde uygulandı.

      CIA ve Beyaz Saray’ın Watergate skandalmdaki suç ortaklığına ilişkin ifşaatlarla Kaos Harekâtı da aydınlanmaya başladı. Bir “reform” döneminden sonra, Kaos Harekâtı çerçevesindeki işler özelleştirildi. Aşırı sağcı gruplar ve eski CIA ajanları, şimdi CIA’nın ülke içi istihbaratının tümünü karşılıyorlar.

UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI

      Daha CIA resmen kurulmadan önce, ikinci Dünya Savaşı sırasında mafyayla işbirliği yapan anası ÖSS, büyük uyuşturucu kaçakçısı örgütlerle içli dışlıydı. Savaştan sonra, yeni kurulan CIA’nın ilk örtülü operasyonlarından biri, Güney Fransa’daki solcu işçi sendikalarının gücünü kırmak oldu. Bunun için, CIA, daha sonra dünyanın en büyük eroin kaçakçısı olan Korsika Mafyası ile ilişkisini pekiştirdi.

      1960’larm başlarında, CIA’nın bir başka büyük operasyonu nedeniyle, dünya eroin üretiminin büyük bölümü Güneydoğu Asya’ya kaydı. CIA, Milliyetçi Çin birliklerini Komünist Çin’i istila için eğitiyordu. Operasyon başarısız olunca Burmanın kuzeydoğusuna yerleşen bu güçler, köylüleri korkutup kendileri için afyon yetiştirmeye zorlayarak, dünyanın en büyük afyon üreticisi oldular. “Altın Üçgen” diye bilinen bu bölge, dünya afyon üretimi liderliğini sürdürüyor.

      Bu arada, ABD güçlerini Çinhindi’ne sokunca, buradaki afyon ticareti ABD’nin öteki operasyonlarıyla birleştirildi. Nixon, yasa-düzen nutukları atarak ünlü Fransız uyuşturucu mafyasını çökerttiğine ilişkin büyük bir şov yaparken, yandaşı Florida mafyası çoktan Vietnam’a girmişti. 1970’e gelindiğinde, ABD, bir bölümü Amerikan askerlerinin cesetlerine gizlenerek sokulan saf Asya eroiniyle dolmuştu.

      CIA, Laos’ta 40 bin paralı asker besliyordu. Aralarında çok sayıda,

geleneksel afyon yetiştiricisi Hmong kabilesi mensubu bulunuyordu. CIA’nın havayolu şirketi Air America, orduya silah götürüyor, karşılığında ABD pazarına Hmong malı getiriyordu. Elde edilen muazzam kâr, CIA ajanı Michael Hand tarafından, kendisinin kurduğu bir Avustralya bankasında aklanıyordu. Bu paralar,. Kongre’den gizli diğer CIA operasyonlarını finanse etmede kullanılıyordu.

      CIA’nın Asya’daki uyuşturucu operasyonlarında görev alan ajanlardan çoğu, daha sonra aynı yöntemlerin uygulandığı Orta Amerika’daki gizli CIA savaşlarının yıldızları oldular. Nikaragua Kontraları, gümrük denetiminden muaf uçuşlarla ABD’ye sokulan ve ABD’den çıkarılan kokain parasıyla beslendi. Honduras, Kostarika, El Salvador ve Panama’daki CIA ajanları uyuşturucu ticaretinin işlemesine yardımcı oldular.

      CIA’nın Afganistan’daki örtülü savaşında, Afganlı isyancılar ve PakistanlI ev sahipleri kendilerini eroin paralarıyla finanse ettiler. Mallarının büyük bölümü, yine Amerikalı bağımlıların damarlarında yolculuğunu tamamladı.

WATERGATE

      Hiç kimse, “sızıntıları” önlemek amacıyla tutulduktan için kendilerine “tesisatçı” denilen ve serbest çalışan birtakım karanlık adamların, Washington’daki Watergate işhanma 17 Haziran 1972 gecesi neden gizlice girdiğini tam olarak bilmiyor. Senaryoların çoğu, Nixon’un, Demokratların kendisi aleyhine ne gibi bir şantaja hazırlandığını öğrenme ihtiyacında odaklanıyor. Başkalarına göre ise, olay, Nixon ve CIA’nın karşılıklı olarak birbirlerine şantaj çabasıydı. CIA-Watergate bağlantısına ilişkin bir dizi başka senaryo da var.

      Watergate’teki dinleme aletleri o denli baştan savma yerleştirilmişti ki, bazıları kasten böyle yapıldığını düşündü. İşi baştan savma yapan kişi de, bir ara CIA’da güvenlik şefliği yapan James McCord’du. Gizli dinleme cihazlarını, iki yerde Watergate bekçilerinin gözünden kaçmayacak şekilde kapı pervazlarına yerleştirmişti. Ve skandal tam kapatılacakken, bir federal yargıca mektup yazarak, “yüksek makamların” Watergate’teki rollerini örtbas ettikleri uyarısında bulunan kişi de, McCord’du.

Tutuklanarak hapsedilen tesisatçılardan biri olan Howard Hunt, uzun zamandan beri CIA görevlisiydi ve JFK suikastına karışmıştı. Nixon’a şantaj yaparak bir milyon dolar sızdıran Hunt, şansını fazla zorladı. Bavul dolusu para taşıyan karısı, esrarengiz bir uçak kazasında öldü. Sağlam kanıtlar,.uçağa sabotaj yapıldığını açıkça gösterdi.

      Arkasından, bir başka CIA görevlisi Alexander Butterfıeld, Senato Watergate Komitesi’ne, Nixon’un Oval Ofis’teki görüşmeleri banda aldırma alışkanlığı olduğu bilgisini sızdırarak, Başkan’m tabutuna son çiviyi çaktı. CIA’dan izin alan Butterfıeld Beyaz Saray’a tayin için başvurmuştu.

      Washington Post gazetesi muhabiri Bob Woodward, Watergate pisliğine ilişkin bilgiyi, “Derin Gırtlak” diye adlandırdığı gizli bir kaynaktan aldı. “Derin Gırtlak” istihbarat çevrelerini yakından bilen bir kişiydi. Woodward’m kendisi, eskiden Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesi’nde çok gizli bilgiler uzmanlığı yapmıştı. Gazetedeki Yayın Yönetmeni Ben Bradlee de, gazetenin sahibi Katherine Graham’m ölen kocası da CIA için çalışmışlardı.

      Nixon, Beyaz Saray Genel Sekreteri Bob Haldeman’a, CIA’ya Watergate soruşturmasından uzak durmasını, yoksa “Domuzlar Körfezi’ndeki her şeyin patlayabileceğini” iletmesini söyledi. Haldeman, bu mesajı CIA Başkanı Richard Helms’e götürünce, Helms küplere bindi. “Domuzlar Körfezi şeyinin bununla hiçbir ilgisi yok” diye bağırdı.

      Sözünü ettikleri neydi acaba? Haldeman’a göre, Nixon’un dilinde, JFK suikastı anlamına geliyordu.

‘Domuzlar Körfezi”,

HER ŞEYE KADİR WURLITZER

      CIA Başkan Yardımcısı Frank Wisner, CIA’nın dünya çapındaki propaganda mekanizmasından, kurumlanarak, “Her şeye kadir Wurlitzer” diye söz ederdi. Gerçekten de CIA’nın adam öldürmedeki ustalığı, yalnızca gerçeği öldürmedeki maharetiyle yarışır.

      CIA, Soğuk Savaş sırasında, kendi çizgisini yaymak için yüzlerce kitap yayımladı. Özellikle, iltica etmiş bir KGB ajanının anıları olduğu öne sürülen, gerçekte CIA yazıcıları tarafından hayali olarak yazılan Penikovsky Notları ile övünüyordu. Daha acınacak durumda olanı, Claire Sterling’in, şimdi gözden düşmüş olan 1981’deki Papa suikastının arkasında Rusların bulunduğu tezini geliştirdiği Ahtapot adlı kitabıydı. Hatta, ünlü Fodor’un Seyahat Kılavuzu bile CIA için yazılmıştı.

      CIA, dünyada düzinelerce gazete ve dergiye sahip. Bunlar yalnızca CIA ajanlarına örtü sağlamıyor; aynı zamanda bu ajanlara, haber ajansları aracılığıyla ABD’ye geri dönen yalan haberler üretme olanağı veriyor. CIA, haber ajanslarına da, istenmeyen gerçeklerin yayılmasını önlemekle görevli çok sayıda koruyucu ajan yerleştirmiş durumda.

      1977’de, ünlü Watergate gazetecisi Cari Bernstein, 400’ün üstünde Amerikalı gazetecinin CIA tarafından çalıştırıldığını ortaya çıkardı. Bunlar, bilgi getirdikçe para alan serbest gazetecilerden, “gazeteci” maskesi altında çalışan gerçek CIA ajanlarına kadar değişiyor. ABD’nin büyük haber kuruluşlarının hemen hepsinin maaş bordrolarında CIA ajanları bulunuyor. Bunlar kuruluşların en üst yöneticileriyle işbirliği halinde çalışıyorlar.

      CIA’nın güvenebileceği medyadaki en değerli üç varlığı, William Paley’in CBS televizyonu, Arthur Sulzbergers’in New York Times gazetesi ve Henry Luce’nin Time/Life imparatorluğudur. Her üçü, JFK suikastında tek tabanca olduğunu kanıtlamak için, hayatı yalnız geçmiş bir Oswald tablosu çizdi.

      CIA ile bilerek çalışan ünlü gazeteciler arasında, National Review’m kurucusu William F. Buckley, PBS televizyonu röportajcısı Bili Moyers, köşe yazan Stewart Alsop, Washington Post’un eski Yazı İşleri Müdürü Ben Bradlee ve Ms. dergisinin kurucusu Gloria Steinem var.

      Bernstein’m CIA ve medya üzerine yazdığı köşe taşı niteliğindeki makale, Kongre’nin bu konuda soruşturma açmasını önlemek için, CIA’nın, “en önemli gazetecilerden bazılarının lekelenebileceği” savıyla harcadığı çılgın çabadan söz eder. Bir zamanların CIA Başkanı George Bush, CIA’nın medyayı manipule etmeyeceği yolunda hiç de inandırıcı olmayan bir gösteri yaptıysa da, CIA’nın, iki kulağınızın arasındaki aralığı en önemli savaş alanlarından biri olarak gördüğü açıktır.

ANGOLA’DA İÇ SAVAŞ

      Angola’ya müdahale, CIA’nın en anlamsız operasyonu olmaya güçlü bir adaydır. Akıtılan kanla varılan hedeflerin -ki hedeflerin ne olduğu da belli değil- oranı, bu operasyonu kesin olarak CIA’nın en büyük fiyaskosu yapar.

      1975’te Portekiz İmparatorluğu çökünce, Afrika’daki sömürgesi Angola iktidar mücadelesi veren üç gruba kaldı. Grupların üçü de değişik dönemlerde hem kapitalizmle hem sosyalizmle flört ettiler; hem Doğu’dan hem Batı’dan yardım aldılar. ABD’nin müttefiki Zaire bir fraksiyonu destekledi. Sovyetler bir başkasına, MPLA’ya arka çıktı. CIA ise üçüncü grubu, Jonas Savimbi’nin UNITA’smı tercih etti.

      CIA’nın Angola’ya karışmasının başlıca nedeni, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in, Saygon’un düşmesinden sonra “güçlü olduğumuzu” dünyaya göstermek için en kısa sürede bir başka savaş çıkarma kararıydı. Petrolden endişe ettiğimizi söylüyorduk, oysa Angola’da kayda değer petrol yoktu. Düşman kontrolüne geçmemesi için müdahale etmek zorunda olduğumuzu açıkladık. Ayrıca, 1975’ten beri petrol alanlarını kontrol altında tutan MPLA, savaş boyunca Batı’ya petrol satmayı sürdürdü. Gösterilen bir başka saçma savaş gerekçesi de, Angola’nın deniz trafiğine yakınlığıydı. Oysa, denize kıyısı olan dünyadaki her ülke aynı durumda.

      Kissinger, hiçbir diplomatik girişimde bulunmadı. Buna karşılık CIA, kana susamış, zalim bir diktatör olan Savimbi’yi ölçüsüz miktarda para ve kanla destekledi. ABD’nin Angola’yı Soğuk Savaş alanına dönüştürme kararlılığı, Savimbi’yi destekleyen Güney Afrika birlikleriyle, buna karşılık büyük bir başarıyla MPLA’yı destekleyen Küba birliklerini Angola’da karşı karşıya getirdi.

      Güney Afrika’nın Angola’ya müdahalesi, siyah çoğunluğun kaçınılmaz iktidarını ertelemek amacıyla, tüm komşularını istikrarsızlığa sürükleme çabasının bir parçasıydı. Güney Afrika’nın ABD’nin arka çıktığı grubu desteklemesi, ABD’nin kara Afrika ile ilişkilerinde önemli bir tahribata yol açtı.

40 milyon dolar harcandıktan ve binlerce insan öldükten sonra, Kongre, Angola savaşma aktarılan fonları 1976’da kesti. Kongre ilk kez bir CIA operasyonunu oylayarak durdurmuş oldu. Ne yazık ki, CIA, Kongre’nin koyduğu yasayı yok etme kararlılığını, Reagan’ın 1981’de yönetime gelişine kadar sürdürdü. Bu tarihten sonra, sürüp giden Angola çıkmazı 1990’da seçimle sonuçlanıncaya kadar, milyonlarca dolar ve binlerce insanın hayatı hiç uğruna harcandı.

      Savimbi, MPLA karşısında seçim hezimetine uğrayınca, yine CIA’nın desteğiyle savaş başlattı. Nihayet 1993’te, ABD Savimbi’den desteğini çekerek MPLA hükümetini tanıdı! ancak savaş hâlâ sürüyor. O güne kadar 300 bin Angolalı öldü, 80 bini sakat, 50 bini yetim kaldı! maddi zarar ise 50 milyar doları aştı.

ORLANDO LETELIER SUİKASTI

      “Orlando Letelier’in karısı mısınız?” diye sordu telefondaki meçhul ses. “Evet” diye yanıtladı. “Hayır” dedi telefondaki, “Siz Orlando Letelier’in dul karışısınız.”

      Bir hafta sonra 21 Eylül 1976’da, CIA destekli Pinochet rejiminin önde gelen muhaliflerinden sürgündeki Şilili diplomat Orlando Letelier, Washington’un bir sokağında otomobiline konan bir bombayla paramparça edildi. Patlamada, Letelier’in Amerikalı yardımcısı Ronni Moffıt de öldü. Moffıt’in kurtulan kocası, parçalanan otomobilden çıkar çıkmaz vahşetin sorumlusunun Şilili faşistler olduğunu haykırmaya başladı.

      Moffıt’in kocası haklıydı! ancak, o faşistlerin Washington’da güçlü dostları vardı. Bir FBI muhbiri suikast komplosunu önceden bildirmişti! ancak FBI Letelier’i korumak için hiçbir şey yapmadı. Bombalamadan sonra, CIA Başkanı George Bush FBI’ya, Şilililerin hiçbir şekilde olaya bulaşmadığını bildirdi. “CIA bundan emin” dedi Bush, “Çünkü Şili gizli polisi DINA içinde CIA’nın çok sayıda güvenilir kaynağı var.”

      Gerçekte CIA, DINA vurucu timinin ABD’de olduğunu ve Washington’a yöneldiğini biliyordu. CIA, bombalamadan sonra suikastçılara ait kendi fotoğraf dosyalarını imha etti.

Arkasından CIA ve DINA, Letelier’in, kendisini şehit ilan etmek isteyen solcularca öldürüldüğü yolunda hikâyelerin basında yer etmesi çalışmasına başladılar.

      FBI, bir iki hafta içinde Letelier’in katillerini belirledi, ancak birkaç yıl sonra CIA’nın örtüsü kalkıncaya kadar onları resmen suçlamadı. Örtü, suikasttan bir ay sonra, bir Küba uçağı bombalandığı ve içindeki 73 yolcusu öldürüldüğünde aralanmaya başladı. Uçağı bombalama eylemi, Domuzlar Körfezi olayı ve JFK suikastıyla ilişkisi olan, aynı zamanda CIA ile bağlantılı aşırı şiddet yanlısı Kübalı mültecilerce gerçekleştirmişti. Bu grup, El Salvador ve Nikaragua’da da benzer eylemler yapmıştı.

      Küba uçağı bombalanmasını soruşturanlar, bu eylemle Letelier/Moffıt suikastının, aynı toplantıda planlandığını saptadılar. Başka FBI ve CIA mensuplarının da katıldığı toplantıyı, CIA ile uzun süredir bağlantısı olan bir kişi düzenlemişti.

      CIA savunucuları, Letelier’i öldürmekten hükümlü “eski” CIA ajanı Michael Townley ile iki Kübalı göçmenin CIA’nın emirleri doğrultusunda hareket ettiklerinin hiç kimse tarafından kanıtlanamayacağını iddia ederler. Ancak durum öyle idiyse, CIA neden alelacele onları perdelemeye başladı?

      Bu olay öylesine karmaşık bir hal aldı ki, Şili Yüksek Mahkemesi, Pinochet’den sonra 1991’de George Bush’a başvurarak, mahkemede ifade vermeyi düşünüp düşünmediğini sordu. Tabii, Bush’un bu daveti reddettiği konusunda bahse girebilirsiniz.

B TAKIMI

      1949’da, etkili Amerikan senatörlerinden biri, Başkan Truman’a, Soğuk Savaş döneminin muazzam askeri harcamalarım haklı göstermek istiyorsa, “Amerikan halkını feci şekilde korkutması gerektiğini” söyledi. Bu, CIA’nın her zaman içtenlikle üstleneceği bir görevdi. CIA, Doğu Bloku istihbaratı konusunda Gehlen Org’a bağımlı olduğu için, ta başından Sovyetler’in askeri gücü abartılıyordu.

      Yanlış bilgilendirmenin sayısız usturuplu yolu var. Bunlardan biri, Sovyet askerlerine Amerikan askerleri kadar ücret ödendiği varsayımıydı. Gerçekte Sovyet askeri Amerikalıya göre hayli düşük ücret alıyordu. Bir başka yanıltma yolu, Sovyet füzelerinin Amerikan füzelerinden ne denli daha büyük olduğuydu ki, bu, gerçekte onlar daha ilkel demektir. Ya da Sovyetlerin “fırlatma ağırlıkları” temel alınarak füze karşılaştırması yapılıyordu. Oysa dev ve hantal Sovyet füzeleri daha çok yakıt gerektiriyordu. Gerçekte büyük bölümü Çin sınırını savunuyorken, bazı raporlarda tüm Sovyet ordusunun Avrupa’yı işgale hazırlandığı iddia ediliyordu.

      Aslında CIA içinde, Sovyetlerin yetenekleri ve Sovyetlerdeki klikler konusunda hayli düzgün kavrayışlı analizciler de vardı. Ancak bunlar, CIA’daki şahinler tarafından tehlikeli kızılımsılar olarak görülüyorlardı. Bu şahinlerden bazıları, “Şimdiki Tehlike Komitesi” (Comittee on the Present Danger-CPD) adlı, silah harcamalarının hızlı yükselişi için kulis yapan ve 1976 başkanlık seçimlerinde Ronald Reagan’ı destekleyen özel bir grup için çalışıyorlardı.

      1950’lerin sonlarından beri CIA için çalışan George Bush 1975’te CIA başkanı yapılınca, görevlerinden biri de “B Takımı” denilen projeyi ele almak oldu. Bu proje, Başkan Ford’un, CIA analizcilerinin Sovyet askeri gücünü küçük gösterdiğini öne süren ve ikinci bir bakış açısı isteyen CPD ile öteki aşırı sağcı unsurlara bir armağanıydı.

      CIA analizcileri, Bush’un desteklediği B Takımının kendi verilerini bir başka kılığa sokmasını “ihanet” olarak nitelediler. Oysa, Reagan 1980 seçimlerinde Başkan Yardımcısı adayı seçerek Bush’u ödüllendirdi. Reagan seçilir seçilmez B Takımının her bir üyesini son derece hassas askeri mevkilere atadı ve Pentagon’un bütçesini artırdı. Bush 1989’da Başkan olunca CIA’nın başına, kendisi CIA başkanıyken B Takımı’na arka çıkan grubun lideri Robert Gates’i getirdi. Gates, Reagan’lı yılları Sovyetler’in askeri gücü konusunda ciddi ölçüde tahrif edilmiş  istihbarat sağlamakla geçirdi. Belki de bu yüzden CIA, Sovyetler Birliği’nin dağılacağını öngörme konusunda hazırlıksızdı.

JONESTOWN KATLİAMI

      1978’de Guyana’nın Jonestown kentinde meydana gelen kitle kırımının, CIA’nın barbarca ve dev boyutlardaki “davranış kontrolü” deneylerinin doruk noktası olduğuna ilişkin çok sayıda kanıt bulunuyor. Ve bu kırım, o zamanlar bildirildiği gibi toplu intihar değil, bir kitle katliamıydı. Guyana adli tabibinin raporu, 913 kurbanın siyanürlü içkiden içmediğini, cesetlerde siyanür izine rastlanmadığını ortaya koydu. Kurbanların yüzde 80-90’ma öldürücü ilaçlar enjekte edilmiş, geri kalanlar ise vurulmuştu. Adli tabip, yalnızca 2 kişinin intihar ettiği sonucuna vardı.

      Tarikatın lideri Jim Jones’un uzun zamandan beri CIA ile bağlantısı vardı. Bu bağlantı, CIA’nın ünlü işkence uzmanı Dan Mitrione ile çocukluk arkadaşı olduğu döneme kadar uzanır. Mitrione işkenceyi bir sanat dalı olarak görürdü. Brezilya ve Uruguay’da güvenlik güçlerini eğitirken, uygulamalı işkence dersleri için dilencileri kaçırırdı. Mitrione’nin eski kafadan Jones da aynı dönemde Brezilya’daydı ve CIA istasyonunun bulunduğu Belo Horizonte’ye sık sık gidip geliyordu.

      Jones, Californianın Ukiah kasabasında Halkın Tapmağı’nı kurmak üzere Brezilya’dan döndü. Başlarda, tarikat mensuplarına şok edici eziyetler yapıyordu. Müritlerini liberal politikacıların yer aldığı örgütlere sızmak için kullandı. Seçimlerde oy çıkararak politikacıları minnettar bırakıp kendine bağladı. San Francisco Belediye Başkanı George Moscone ve Müfettiş Harvey Milk, Jonestown’dan bir hafta sonra öldürüldüler, ikisinin de Jones’a siyasi minnet borcu vardı. Tıpkı, iki cinayetin katilini baştan savma sorgulayan ve tek bir söz üzerine serbest bırakan bölge savcısı gibi…

      Cinayetlerin Halkın Tapmağı ile bağlantılı olduğu haberleri çıkmaya başlayınca, Jones müritleriyle birlikte Guyana’ya kaçtı. Guyana Başbakanı, koltuğunu, 1964’te CIA’nın gerçekleştirdiği bir darbeye borçluydu. Jones, Amerikan Elçiliği’ndeki CIA ajanlarıyla temasa geçti. Bu ajanlardan en az biri katliam sırasında Jonestown’daydı.

      Katliamdan sağ kurtulanlar, Jonestown’un zenci müritlerin köle gibi çalıştırıldığı bir toplama kampına benzediğini söylediler. Zenci müritlere dayak atılıyor, işkence yapılıyor, tecavüz ediliyor ve büyük dozlarda bilinci yok edici ilaç ve uyuşturucu veriliyordu. Jonestown’da, MK-ULTRA programında kullanılan zihin bulandırıcı maddelerden o kadar çok bulunuyordu ki; 200 bin kişilik bir kenti bağımlı yapmaya yeterliydi.

      Olay, Kongre’de CIA’nın örtülü operasyonlarına şiddetle karşı çıkan Cumhuriyetçi Leo Ryan’m olayı araştırmak için Jonestown’a gitmesi ve Jones’un müritlerince öldürülmesiyle son buldu. Sonra, Jones’un zengin beyaz yardımcılarının paçayı sıyırdıkları toplu, cinayetler başladı. Katliam alanında milyonlarca dolar nakit para bulundu. Ancak, Jones’un 2 milyar dolar olarak hesaplanan serveti, gizli banka hesaplarında kayboldu. Jones’a gelince, cesedine ait olduğu söylenen fotoğraflarda, vücudundaki ünlü dövmeler görülmüyordu.

EKİM SÜRPRİZİ

      Ronald Reagan 1980’de Jimmy Carter’a karşı başkanlığa adaylığını koyduğunda, İran’da 52 Amerikalı rehin tutuluyordu. Reagan-Bush İkilisi, rehinelerin Kasım’daki seçimlerden önce serbest bırakılması halinde, bu “Ekim Sürprizi”nin Carter’in kazanmasına yardımcı- olacağından endişeleniyorlardı.

      İran eski Cumhurbaşkanı Beni Sadr’a göre, Reagan’m adamları 1980 Ekim’inde Paris’te İranlılarla buluştular ve rehineleri seçim sonrasına kadar tutma karşılığında 40 milyon dolar verdiler. Bazı kaynaklar, bu toplantılara eski CIA Başkanı George Bush ya da sonradan CIA Başkan olan William Casey veya her ikisinin katıldığını belirtiyor.

      Ekim Sürprizi, Reagan’m seçim kampanyasında yer alan eski veya halen göreve devam eden CIA ajanlarının oluşturduğu şebekenin de adıdır. Şebekenin görevi, Carter’in başında bulunduğu Beyaz Saray’dan istihbarat toplamaktı. Carter yönetimini istikrarsızlaştırmak için yapılan karmaşık ve başarılı bir çalışmaydı bu.

      “Ekim Sürprizi” ekibi, Beyaz Saray’dan toplantı tutanaklarını ve öteki belgeleri çaldı. Ayrıca, basma Carter’in İranlılarla görüşmeler yaptığına ve rehineleri kurtarmak için planlar hazırladığına ilişkin bir dizi yalan haber sızdırıldı. Böylelikle hem görüşmeler hem de kurtarma operasyonları zora sokuldu.

Sonunda Carter bir rehine kurtarma operasyonu başlattığında, birileri İranlılara -ve William Casey’e- planın ayrıntılarını verdi. Operasyon, 8 Amerikalının canına mal olan felaketle sonuçlandı.

      “Ekim Sürprizi” ekibinin etkili yalan haber yayma kampanyasına karşın, Carter İranlılarla, rehineleri silahla değiştirmeyi içermeyen bir pazarlık yapmayı denedi. Fakat Paris’teki toplantıdan sonra İranlılar anlaşmadan vazgeçti. Rehineler, Reagan yemin edip resmen göreve başladığı güne dek serbest bırakılmadı. Bu tarihten hemen sonra, İran’a milyonlarca dolarlık silah ve mühimmat akmaya başladı.

      “Ekim Sürprizi” JFK suikastından bu yana CIA’nın gerçekleştirdiği en büyük manipulasyon ve dezenformasyon operasyonu oldu. Operasyonun kimi önemli tanıkları vakitsiz öldü. Tıpkı bu operasyonla Reagan döneminin öteki örtülü operasyonları arasında bağlantı keşfeden bir gazeteci gibi.

      Sonuç olarak, Warren Komisyonu’na benzer bir Kongre araştırma komisyonu, komplo kurulduğunu gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı. Ne yazık ki, komplonun varlığını gösteren hiç bakmadıkları sayısız kanıt vardı. Yayınlanan rapordaki kimi maddi hatalar da göze batarcasma sırıtıyordu.

LİBYA

      Nisan 1980’de, CIA ajanları Edwin Wilson ile Frank Terpil, Libya lideri Muammer Kaddafi yönetimine silah ve askeri eğitim sağlamak suçlarından mahkemeye verildiler. CIA, Wilson ve Terpil’i “kırmızı filler” olarak niteledi. Oysa, halen federal bir cezaevinde ömür boyu hapis cezasını çekmekte olan Wilson, emirlere uygun hareket ettiğini savunuyor.

      Wilson’un iddiaları ciddiye alınmaya değer. Operasyonda görev alanların çoğu ellerine şaplak atılır gibi hafif cezalara çarptırıldılar ve Amerikan hükümeti için çalışmayı sürdürdüler. Bir kısmı İran/Kontra skandalinin oyuncuları oldu. Kaddafi’ye sağlanan plastik patlayıcılar, aralarında Orlando Letelier suikastının da bulunduğu CIA ile bağlantılı birtakım bombalama eylemlerinde kullanılmış olabilir.

 Diğerleri Saddam ve Noriega gibi parlayıp sönerken, Kaddafi, uzun zamandır sıkı sıkıya yerleştirildiği ABD’nin resmi umacısı konumundan hoşnut. Dahası, Kaddafi, İngiliz ve Almanlardan da silah ve askeri eğitim alıyor. Ayrıca, İtalya’nın en büyük şirketi, Batı savunma sanayinin önemli firmalarından Fiat’m yüzde 15 hissesine sahip olduğu belirtiliyor.

      Kaddafi’nin 1969’da darbeyle iktidara geliş şartları da tuhaf. Çok büyük petrol varlığı söz konusu olmasına rağmen, Nixon ve Kissinger, Kaddafi’nin Batı yanlısı Kral’ı devirmesini hafif bir kaş kaldırmayla karşıladı. Hemen arkasından Kaddafi, petrol fiyatlarının artırılması için ajitasyona başladı.

      Nixon yönetimi, Kaddafi’nin petrol fiyatlarının yükseltilmesi önerisini haklı buldu ve İran Şahı da kabul etti. Sonuçta tırmanan petrol fiyatları yalnız çokuluslu petrol şirketlerini daha da zenginleştirmekle kalmadı, Şah’m Amerikan silahlarına milyarlar akıtmasına olanak sağladı. Şah, bu silahları ABD’nin bölgesel jandarması rolünü gerçekleştirmede kullandı.

      Eğer Kaddafi gerçekten Batının ajan provokatörü ise, bu hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Birçok Arap teröristin sokağın iki yakası için çalıştığı ortaya çıktı. Çok sayıda Arap devlet başkanı CIA’nın bordrosunda.

      Buna karşılık, Kaddafi’nin tam da göründüğü gibi çılgın bir Arap milliyetçisi olduğunu kabul etsek bile, bu, kesinlikle Wilson’un iddialarını çürütmez. CIA, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için Kaddafi rejimine sızmıştır! ama operasyon, başka pek çok olayda olduğu gibi, CIA’nın elinde patlamıştır.

Kaynak : Mark Zepezauer – CIA’nın Büyük Operasyonları

PAYLAŞ
Önceki İçerikCIA Operasyonları -1
Sonraki İçerikCIA Operasyonları – 3
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER