Devlet Nedir?

206

Devlet en basit şekilde tanımlanmış toprak sınırları içinde egemen yetki alanı kuran ve kalıcı kurumlar vasıtasıyla otorite uygulayan siyasal bir birlik olarak tanımlanabilir. Devletin beş kilit özelliğini belirlemek mümkündür. Birincisi, devlet *egemenlik sâhibidir –bir toplumdaki diğer bütün birlik ve grupların üzerinde olduğundan mutlak ve kısıtlanmamış bir iktidara sâhiptir. Thomas Hobbes (1588-1679) bu nedenle devleti ‘leviathan’, dev bir canavar, olarak resmetmiştir. İkincisi, devlet kurumları *sivil toplumun ‘müstakil’ kurumlarının aksine ‘kamusal’ olarak kabûl edilir, devlet yapıları kamu tarafından finanse edilirler ve kolektif kararların alınması ve toplumda uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler. Üçüncüsü, devlet bir meşrulaştırma  çalışmasıdır toplumun dâimî menfaatlerini yansıttığı iddiasına dayanan devlet kararlarının genellikle (muhakkak değilse de) vatandaşları üzerinde bağlayıcılığı kabûl edilen bir vâkıadır. Dördüncüsü, devlet bir hâkimiyet (nüfuz) sağlama aygıtıdır yasalarına boyun eğilmesini ve ihlâlcilerin cezalandırılmasını güvence altına alan cebrî güce sâhiptir: Max Weber’in (1864-1920) belirttiği üzere devlet ‘meşru şiddet’ araçlarının tekeline sâhiptir. Beşincisi, devlet bölgesel (teritoryal veya mevziî) bir birliktir –coğrafî olarak tanımlanmış sınırlar içinde yasal yetki uygular ve uluslararası siyasette özerk bir varlık olarak (en azından teoride) kabûl edilir.

“Devlet, millet, ülke ve egemenlik unsurlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bir varlıktır.” 

Bir devletin kurulabilmesi için bu üç unsurun bir veya ikisi yeterli değildir; üçünün de bir araya gelmesi gerekir. Sadece insan topluluğu, belirli bir toprak parçası olmaksızın devlet teşkil edemez. Keza üzerinde yaşayan insanlar olmaksızın bir toprak parçasının devlet meydana getirmesi de mümkün değildir. Dahası, insan ve toprak unsurları olsa, yani belirli bir toprak üzerinde yaşayan insanlar mevcut olsa bile, bunlar kendi başı- na bir devlet oluşturmazlar; devletin oluşabilmesi için bu insanların bu toprak parçası üzerinde egemenlik kurmaları gerekir.

Bununla beraber devletler farklı şekillerde ve boyutlarda karşımıza çıkarlar. Klâsik liberalizm ve Yeni Sağ tarafından müdafaa edilen minimal devletler veya ‘gece bekçisi’ devletler yalnızca birer koruyucu yapılardır çünkü yegâne görevleri vatandaşlarının yaşamlarını kendilerince en iyi bir biçimde geçirebilecekleri bir barış ve sosyal nizam çatısı sağlamaktır. Japonya ve Doğu-Güneydoğu Asya’nın ‘kaplan’ ekonomilerindeki kalkınmacı devletler önemli ölçüde dev işletmeler olan temel iktisadî çıkarlar ile devlet arasında yakın ilişkiler kurmak yoluyla uluslararası rekabet ortamında zenginleşme stratejileri geliştirmeyi amaçlarlar. Modern liberalizmin ve demokratik sosyalistlerin ideali olan sosyal demokratik devletler büyümeyi sürdürmek ve tam istihdamı sağlamak, yoksulluğu azaltmak ve toplumsal ödüllerin daha eşit bir dağıtımını sağlamak için iktisadî ve sosyal yaşama geniş ölçüde müdahale ederler. Ortodoks komünist ülkelerde bulunan kolektivist devletler özel mülkiyeti ortadan tamamen kaldırdılar ve iktisat bakanlıkları ve planlama kurulları ile yönetilen merkezî olarak planlanan ekonomiler kurdular. Hitler Almanyası’nda ve Stalin Sovyetler Birliği’nde inşa edilen totaliter devletler (gerçi Saddam Hüseyin’in Irakı gibi modern rejimler de tartışmasız benzer nitelikleri gösterirler) kapsamlı tâkibât ve korkutma politikası ile ve yaygın ideolojik manipülasyon ve kontrol yolu ile beşerî varoluşun her zerresine nüfuz ederler.

Genellikle birbirinin yerine kullanılan devlet ile *yönetim (hükümet) terimleri arasında bir ayrım yapılmalıdır. Devlet hükümetten daha kapsamlıdır. Devlet kamu alanının bütün kurumlarını ihtiva eden ve topluluğun tüm üyelerini kucaklayan (vatandaşlık kapsamında) kapsayıcı bir birlik iken yönetim (hükümet) devletin sâdece bir parçasıdır. Bu anlamda hükümet devlet otoritesinin eyleme geçirildiği bir vasıtadır; devletin ‘beynidir’. Bununla beraber devlet sürekliliği ve hatta devamlılığı olan bir yapı iken hükümet geçicidir. Kalıcı bir devlet sisteminde hükümetler gelip giderler ve yönetim sistemi reform ve yeniden yapılandırma sürecinden geçirilebilir.

Dahası devlet kişisellikten uzak bir otorite tatbik eder; devlet kurumlarındaki personel seçim ve atama işlemlerinin bürokratik bir tarzda gerçekleştirilmesi personelin genellikle siyasal olarak tarafsız olmaları yönünde ve böylece devlet kurumlarının mevcut hükümetin ideolojik heveslerine direnmeleri yönünde bir beklenti doğurur. Nihâyet devlet en azından teorik olarak kamu çıkarını veya ortak faydayı temsil eder. Hükümet ise belli bir zamanda iktidara gelmeyi başaranların partizan anlayışlarını temsil eder.

Yeri ve Önemi
Devlet her zaman siyasal analizlerin merkezinde olmuştur, öyle ki siyaset genellikle devlet üzerine çalışmak olarak anlaşılmaktadır. Bu hakikat iki kilit tartışmada açıkça görülmektedir. Bu tartışmalardan ilki ve en temel olanı devlete neden ihtiyaç duyulduğu ve siyasal  yükümlülüğün temeli nedir soruları üzerinde yoğunlaşır. Devletin klâsik haklılaştırması ‘doğa durumu’ olarak adlandırılan devletsiz bir toplumda hayatın nasıl olacağına dâir bir tablo çizen toplumsal sözleşme teorisi tarafından sunulur. Hobbes ve Locke (1632-1704) gibi düşünürlere göre herkesin herkese karşı bitmeyen bir iç savaşı ile karakterize edilen doğa durumunda, düzenli ve istikrarlı bir var oluş için elzem olan egemen bir yapıyı yaratmak amacıyla, insanlar özgürlüklerinin bir kısmını feda ederek bir anlaşma yapmaya (toplum sözleşmesi) istekli olacaklardır. Öyleyse, son tahlilde, bireyler kargaşa ve kaosa karşı tek güvenceleri olan devlete boyun eğmelidirler. *Anarşizm tarafından öne sürülen alternatif görüş *insan doğası hakkında daha iyimser varsayımlara dayanmaktadır ve bireyler arasında kendiliğinden gerçekleşen işbirliğine ve doğal *düzene vurgu yapar. Anarşistler bir devletin yokluğunda sosyal istikrarın olabilirliğini desteklemek için ortak mülkiyet veya piyasa mekanizması gibi bir dizi sosyal kuruma başvurmaktadırlar.

Tartışmanın ikinci alanı devlet iktidarının doğası ile ilgilidir. *Siyaset teorisinin önemli bir kısmı bilhassa rakip devlet teorileri ile ilgilenir. Bu tartışmada önemli pozisyonlar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Liberallere göre devlet, toplumdaki yarışan menfaatler ve gruplar arasında tarafsız bir arabulucu ve toplumsal  düzenin en önemli güvencesidir; devlet en kötü ihtimâlle bir ‘zarurî fenalık’tır (necessary evil).

Marksistler devleti sınıf baskısının bir aygıtı, ‘burjuva’ devleti, olarak resmeder ya da devletin hükmeden sınıftan ‘nisbî bir özerkliğe’ sâhip olduğunu kabûl ederek, sınıf iktidarına dayalı bir sistemde istikrarı sağlama rolüne parmak basarlar.

Demokratik sosyalistler genellikle devleti, ortak faydanın cisme bürünmüş hâli olarak sayarlar ve onun sınıf sisteminin adâletsizliklerini düzeltme kifayetine değinirler.

Muhafazakârlar ise devleti, genel olarak muhtemel bir kargaşadan toplumu korumak için ihtiyaç duyulan otorite ve disiplin ile ilişkilendirerek geleneksel olarak güçlü bir devleti tercih ederler.

Yeni Sağ ise daha geniş toplumsal kesimlerden farklılaşan ve genel olarak ekonomiye zararı dokunan kendine özgü çıkarları olduğunu iddia ederek devletin meşru olamayan karakterine değinir.

Feministler devleti erkek iktidarının bir aracı olarak değerlendirirler, ‘patriarkal’ devlet kadının yaşamın ‘kamusal’ veya siyasal alanından dışlanmasına hizmet eder.
Nihâyet,

Anarşistlere göre devlet, güçlü olanın, mülk sâhiplerinin ve ayrıcalıklı olanın çıkarları doğrultusunda işleyen yasallık kazandırılmış bir baskıdan başka bir şey değildir.

Ancak 20. Yüzyıl’ın sonlarına gelindiğinde devletin genel olarak ‘içinin oyulduğuna’ ve bazılarının tartıştığı üzere modern dünyada devletin artan yersizliği argümanlarına tanık olmaktayız. Bu gelişmeler arasında en başta gelenler: hiçbir devletin kontrol edemeyeceği bir şekilde ulusal ekonomilerin küresel olana doğru akışı olarak *küreselleşme, devlet idaresine karşı piyasa örgütlenmesinin gittikçe daha fazla tercih edilmesi olarak özelleştirme ve son olarak bölgesel-cemaatçi siyasetin güç kazanması ve cüzî *milliyetçiliğin yükselmesi sonunda merkezkaç baskıların serbest kalması anlamında yerelleşme.

Kaynak:

1.Andrew Heywood- Siyasetin Temel kavramları

2. Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikEğrilmiş Uzay
Sonraki İçerikLiberalizm Nedir?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

1 YORUM

  1. Devlet özgürlüğün sınırlarla çizildiği , gün geçtikçe ilkelleştiren savaşlara çocukların ölümlerine sebep olan kaos içinde köle gibi yaşamınızı sağlayan tamamen doğal kaynaklara dayanan hatta sömürüyü sağlayan ilkel bir topluluktur.

CEVAP VER