Liberalizm Nedir?

282
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Siyasî ideolojilere ilişkin herhangi bir anlatım liberalizmle başlamalıdır. Bunun nedeni liberalizmin aslında sanayileşmiş Batının ideolojisi olması ve genellikle bir dizi rakip değer ve inancı kucaklamaya elverişli bir meta-ideoloji olarak tanımlanmasıdır. Her ne kadar liberalizm 19. Yüzyıl’ın başlarına kadar tekâmül etmiş bir siyasî inanç olarak ortaya çıkmamışsa da, liberal teoriler ve ilkeler ondan önceki üçyüz yıl boyunca tedrici olarak ve farkına varılabilir biçimde gelişmişti. Liberalizm, feodalizmin yıkılışının ve onun yıkıldığı yerde bir piyasanın veya kapitalist toplumun gelişmesinin ürünüydü. Erken dönem liberalizmi kuşkusuz yükselen bir sanayi orta sınıfının arzularını yansıtıyordu ve liberalizmle kapitalizm ta o zamandan beri yakından bağlantılıydı (bazıları bunun özü gereği bir bağlantı olduğunu ileri sürmüşlerdir). En erken şekliyle liberalizm siyasî bir doktrindi. Anayasal ve daha sonraları da temsilî hükümeti savunmak yerine mutlakıyete ve feodal imtiyazlara saldırıyordu. 19. Yüzyıl’ın başlarından itibaren laissez-faire kapitalizminin erdemleri olarak ünlenen ve her çeşit hükümet müdahalesini mahkûm eden ayrı bir yaklaşım olarak liberal İktisadî düşünce gelişti. Bu, klâsik liberalizmin veya 19. Yüzyıl liberalizminin merkezî teması oldu. Ancak 19. Yüzyıl’ın sonlarından itibaren refah reformunu ve İktisadî müdahaleyi daha tercihe şayan gören bir çeşit sosyal liberalizm ortaya çıktı. Bu tür bir vurgu modern, 20. Yüzyıl liberalizminin kendine has bir teması hâline geldi.

Liberalizmin Unsurları
Bireycilik: Bireycilik liberal ideolojinin merkezî ilkesidir. Herhangi bir sosyal gruba veya kolektif bütüne karşı olarak, bireysel insanın en yüksek derecede öneme sâhip olduğu inancını yansıtır. Bu yaklaşımda beşerî varlıklar her şeyden önce birey olarak görülür. Bireyler eşit ahlâkî değerde, ayrı ve biricik şahsiyetler olarak kabûl edilir. Bu çerçevede liberalizmin hedefi, içinde bireyin serpilip gelişebileceği, her birinin yeteneği ölçüsünde yapabileceğinin en iyisini yaparak, kendi tanımladığı “iyi” doğrultusunda ilerleyebileceği bir toplum inşa etmektir. Bu da, bireylerin kendi ahlâkî kararlarını kendilerinin almasını mümkün kılan bir kurallar bütünü oluşturması anlamında, liberalizmin ahlâkî bakımdan nötr olduğu şeklindeki görüşü desteklemektedir.

Özgürlük: Bireysel özgürlük (freedom) veya “liberty” (bu iki terim birbirinin yerine kullanılabilir), liberalizmin merkezî değeridir; ona eşitlik, adâlet veya otoriteye göre öncelik tanınır. Bu, doğal olarak bireye duyulan inançtan ve herkesin kendi seçtiği veya hoşlandığı şekilde davranmasını sağlama arzusundan kaynaklanır. Bununla birlikte liberaller, bir bireyin özgürlüğünün diğerlerinin özgürlüğünü tehdit edebileceğini ve özgürlüğün kurallara riayetsizlik hâline gelebileceğini göz önüne alarak, “hukuka bağlı özgürlük’u savunurlar. Dolayısıyla bireylerin “herkes için aynı özgürlük” ilkesiyle uyumlu biçimde mümkün olan maksimum özgürlükten yararlanmaları idealini savunurlar.

Akıl: Liberaller dünyanın rasyonel bir yapısı olduğuna ve bunun insan aklı ve eleştirel bir tetkik yoluyla keşfedilebileceğine inanırlar. Bu da liberalleri, bireylerin kendi adlarına en mâkûl yargılarda bulunma yeteneğine sâhip bulunduklarına ve pek çok durumda kendi çıkarlarının ne olduğunu değerlendirmede en iyi yargıçlar olabildiklerine ilişkin bir inanca yöneltir. Bu inanç, aynı zamanda liberalleri ilerlemeye ve beşerî varlıkların anlaşmazlıklarını kan dökme veya savaş yerine tartışma ve ikna yoluyla çözebilme kapasitelerine inanmaya teşvik eder.

Eşitlik: Bireycilik, temele ilişkin bir eşitliği ifade eder; yani bireylerin en azından ahlâkî değer anlamında “eşit doğdukları” inancını yansıtır. Bu eşit haklara ve yetkilere ilişkin liberal bağlılıkta, özellikle de hukukî eşitlikte (kanun önünde eşitlik) ve siyasî eşitlikte (bir kişi bir oy, bir oy bir değer) belirginleşir. Ancak bireyler aynı seviyede yeteneğe ve çalışma isteğine sahip olmadıklanndan dolayı, liberaller sosyal eşitliği veya gelir eşitliğini desteklemezler. Bunun yerine, tüm bireylere kendi eşit olmayan potansiyellerini gerçekleştirmeleri bakımından eşit şans tanıyan fırsat eşitliğini (“eşit oyun alanını”) savunurlar. Dolayısıyla liberaller, kabaca yetenek artı çok çalışmayı ifade eden liyakâte dayalı meritokrasi (liyakât sistemi) ilkesini desteklerler.

Hoşgörü: Liberaller hoşgörünün (ki bu tahammül demektir; yani insanların mutabık olmadıkları fikir, konuşma ve davranışlara müsaade etmeye gönüllü olmasıdır) hem bireysel özgürlüğün, hem de sosyal zenginleşmenin garantisi olduğuna inanırlar. Ahlâki, kültürel ve siyasî çeşitlilik şeklindeki plüralizmin (çoğulculuk) olumlu ve sağlıklı olduğuna, bütün inançların, fikirlerin serbest piyasasında test edilmesini sağlayarak tartışmayı ve entelektüel gelişmeyi desteklediğine inanırlar. Dahası liberaller rakip fikirler ve çıkarlar arasında doğal bir âhenk veya denge olduğuna ve dolayısıyla uzlaşmaz çelişki fikrinin genellikle geçerli olmadığına da inanma eğilimindedirler.

Rıza: Liberal yaklaşımda otorite ve sosyal ilişkiler dâima rızaya ve gönüllü anlaşmaya dayalıdır. Dolayısıyla yönetim de “yönetilenlerin rızasına” dayanmalıdır. Bu doktrin, liberalleri temsilden ve demokrasiden yana olmaya teşvik eder. Benzer biçimde sosyal organlar ve birlikler de kendi öz çıkarını izlemeyi amaçlayan bireylerin gönüllü olarak dâhil oldukları sözleşmeler yoluyla gerçekleştirilir. Bu anlamda otorite “aşağıdan” gelir ve dâima meşruluk temeline dayanır.

Anayasacılık: Liberaller, hükümeti bir toplumda düzen ve istikrarın hayatî öneme sâhip teminatı olarak görmekle birlikte, hükümetin bireye karşı bir tiranlığa dönüşebilme tehlikesi arzettiğinin sürekli farkındadırlar (“iktidar yozlaştırır” (Lord Acton)). Bu yüzden sınırlı yönetime inanırlar. Bu hedefe ise, yönetim gücünün bölünmesiyle, çeşitli yönetim kurumlan arasında bir denge ve kontrol yaratılmasıyla, devletle birey arasındaki ilişkileri tanımlayan bir haklar beyannamesi içeren kodifiye edilmiş veya “yazılı” bir anayasanın oluşturulmasıyla ulaşılabilir.

Kaynak : Andrew Heywood- Siyasi Temel Kavramlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikDevlet Nedir?
Sonraki İçerikKlasik ve Modern Liberalizm
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER