Monarch

132

Hala tanım talep eden bir araştırma alanı, MONARCH Projesi’dir. 25 Haziran 1992’de, psikolog Dr. Corydon Hammond, Virgina Aleksandria’ daki ” İstismar ve Çoklu Kişilik ” üzerine 4. yıllık Doğu Bölgesi Konferansı’nda, psikoloji uzmanlarından oluşan dinleyicilerine bir konuşma yaptı. Sunumun başlığı ” MPD’ de Hipnoz : Törensel İstismar ” dı ve bu zihin kontrol araştırmaları alanındaki geniş bir ” terra incognita ” sunan, halka açık ilk sunumlardan biriydi.

Dr. Hammond, sunumuna zihin kontrolörlerinin elinde, görünüşe göre cefa çeken, törensel istismarı yaşayan çoklu kişilik bozukluğu vakalarının yaygınlığını ve ülke çapındaki benzer vaka tipleriyle karşılaşmış diğer psikolog ve psikiyatristlerle görüşerek ne olduğunu anlama yönündeki çabalarını ifade ederek başladı. Dikkatlice, ” lekelemeksizin ve yönlendirmeksizin ” diğer zihin sağlığı uzmanlarıyla birlikte ellerindeki vakaları karşılıklı olarak kontrol ettiler.
Hammond, mevcut törensel istismar olaylarının üçte ikisinde, kurbanların, oldukça gelişmiş ve muntazam bir zihin kontrol mekanizmasına tabi tutulduklarını ifade ediyor. Buna maruz kalan kişiler, Satanizm gibi kültsel uygulamalarda ya da istihbarat ajansı programlarında yer alan, ebeveynleri tarafından programlanan ” kan bağı insanları ” olacaktır.

Hammond; ” Florida’dan California’ ya uzanan farklı eyaletlerde ve farklı ülkelerde, aynı fazlasıyla ezoterik bilgiyi bulmaya başladığınızda, iç iletişimi güçlü, sistematik işleyen, çok geniş, örgütlü bir şeyin sürüp gittiğini fark edersiniz. Hal buyken, tamamen tarafsız ya da ne düşünmesi gerektiğini bilmeyen kişilerle , ya da törensel istismarın gerçekten de yaşandığını ve bunu reddedenlerin, Hitler Soykırımı’na inanmayanlar kadar saf olduğunu söyleyenlerle karşılaştım. ” diyor. Hammond’a göre; ” Temel olarak yaptıkları bir çocuğu almak ve işe bununla başlamaktır, iki buçuk saatte çocuğun kişilik çözülmesi başarılmış olur. Çocuğun terbiye edilmesinin tek çıkar yolu istismar – örneğin cinsel istismar- değildir, onun parmağının fare kapanına kıstırılması ve ebeveynlerine, çocuk ağlamayı kesene kadar odaya girmemelerinin öğretilmesi de uygulanan bir başka yöntemdir. Ancak bu andan sonra, ebeveyn odaya girerek çocuğun parmağını fare kapanından kurtarabilir. İki buçuk gibi düşük bir dozajdan başlayıp, altı ya da altı buçuk gibi yüksek dozajlara çıkarlar ve yetişkinlik çağına kadar bu işlem düzenli aralıklarla devam ettirilir.

Temel olarak programlamada çocuk, bir sedye üzerine yatırılır. Eline ya da koluna bir IV yerleştirirler. Çıplak olarak kayışla bağlanır. Electroencephalograph modellerini görüntülemek için kafasına teller iliştirilir. Sıklıkla kırmızı, ara sıra da mavi ya da beyaz renkte yanan ışıklar görür. Çocuğa Demerol verilir. Daha sonra kulaklarının birinde duyduğu acıyı tasvir eder, bu genelde iğnenin yerleştirildiği sağ kulaktır, çıkan ses tuhaf ve denge bozucudur, belirli sıklıkla yanıp sönen bir ışıkla beyin uyarılır ve beyin dalgalarının modeli elde edilir. Aradan yeterli süre geçip de denek istenen duruma geldiğinde, kişiliği yeniden biçimlendirecek programlama başlatılır. “

Hammond, MPD fenomenini dramatize eden olayların çoğunun, CIA ve askeri düzenle ilişkili olduğunu söylüyor. Zihin kontrol seanslarının haftada birkaç kez tekrarlandığı bir ” kült okuluna ” giden bir hastayı şöyle betimliyor : ” Bir odaya gidiyor ve burada bağlanıyordu. Uygun duruma geldiğinde, artık onu electroencephalograph’larla görüntülemiyorlardı, zira hastanın cinsel organına bir tane ve başına dört tane elektrot yerleştirilmiş oluyordu. Bazen bedenin başka bölümlerine de elektrot yerleştiriliyordu. Sonra hastayla konuşmaya başlıyorlardı. Örneğin, ‘ Gruptaki birine kızgınsın ‘ derlerdi. Hasta ‘ Hayır, değilim. ‘ dediğinde şiddetli biçimde şok verilirdi. O itaat edene ve olumsuz cevap vermeyene kadar aynı şeyi söylerlerdi. Devamında, ‘ Gruptaki birine kızgın olduğun için ‘ ya da ‘ Grupta birine kızdığında, kendini yaralayacaksın, tamam mı ? ‘  derler, ‘ Hayır ‘ yanıtını aldıklarında şok verirlerdi. ‘ Tamam mı ? ‘ diye yinelerler, ‘ Peki, tamam, fakat istemiyorum ‘ yanıtını aldıklarında itaati sağlayana kadar ona şok vermeye devam ederlerdi. ‘ Kendini keserek yaralayacaksın, anlıyor musun? ‘ Yanıt ‘ evet ‘ de olsa, ‘ sana inanmıyoruz ‘ derler ve bu böyle sürer giderdi. “

Tipik olarak bu işlemin otuz dakika devam ettiğini, sigara ya da başka bir şey için mola verdiklerini ve sonra işlerinin başına döndüklerini anlattı. Yaptıklarını değerlendirip devam edebilir ya da durabilirlerdi. Seansların yarım saat sürdüğünü, ama üç saate de çıkabildiğini söyledi. Haftada aşağı yukarı üç seansa giriyorlardı. Uyuşturucunun yardımıyla hastayı belirli bir beyin dalgası durumuna ayarlayıp , sesin duyulduğu sağ kulağa değil de sol kulağa konuşuyorlardı, beynin sol bölümü baskın değildi, çünkü bu yoğun bir konsantrasyon ve dikkat gerektirirdi. Hasta cezalandırma, şok ve diğer şeylerden kaçınmak için bazı şeyleri tam kelimeleriyle hatırlamak ve söylemek zorundaydı. Hastalar, zamanında yapılmış hipnotik şeylerin oldukça standart tipleri olurlar. Direnci kırdığını bildiğimiz duyu yoksunluğu yaşanır. Tam duyu yoksunluğu, bu deneyde dikkat çekici bir biçimde arttı.

Hammond, programlamaların Grek alfabesiyle gösterilen belirli aşamalardan oluştuğuna inanıyor. Bu harflerin bazılarının işaret ettiği aşamalar şöyledir :
Alpha; genelleştilmiş zihin kontrolü, kişinin programlanmasının ilk düzeyidir, arttırılan hafıza ve zihnin sağ ve sol beyin bölümlerine ayrılmasıyla karakterize edilir.
Beta; cinselliğin ve ahlaki kuralların bozulduğu programlamadır.
Gamma; hile ve yanıltmayı içeren zihin kontrol sisteminin korumasını sağlayan düzeydir.
Delta; suikast programlama düzeyidir, kurban ritüelini gerçekleştirecek katillerin eğitimini içerir.
Theta; ” psişik katil ” olarak ifade edilen aşamadır. Bu tanım, hastaların psikolojik olarak ” anne ” ile iletişim kurma, ve birinin psikolojik olarak bir beyin anörizmi geliştirmesine ve yeterliklerin ve güçlerin fizik biçimlerine olan inançlarından gelir.
Omega ; öz yıkımı dayatan programlama derecesidir, kişinin sorgulanırken ya da terapiye başlarken intihar etmesini sağlamayı amaçlar.
Hammond, programın bu biçiminin asıl olarak CIA tarafından ve özel olarak Dr. L. Wilson Green tarafından yaratıldığını söylüyor. Programlama için kullanılan kod isimler arasında Ultra- Green ve Green Tree de vardı.

Bir öz-yıkım programlamasının Hammond tarafından betimlenmesi şöyledir : ” Buna Green- Bomb deniyordu. Hasta 9 yaşındayken bu işlem ilk kez uygulanmıştır; seans sırasında söylenenler amnezi için bir telkindir. ” Herhangi bir zamanda, Ultra- Green ya da Green Tree ile ilgili herhangi bir şey hatırlarsan, çıldıracaksın. Bir bitkiye dönüşüp hep öyle kalacaksın. Kendini öldürmek, başına gelene katlanmaktan daha kolay gelecek sana. ”
Üç yıl sonra, bu telkinlerin işleyip işlemediğini görmek için deneğe eskiyi hatırlatmaya çalıştılar. Sonuç başarısızdı. Bu yüzden onu tekrar kayışla bağladılar, bedenine bir tür felce neden olan bir şeyle beraber LSD verdiler. Telkinlerini tekrarladılar. Denek 16 yaşına geldiğinde onu yine sınadılar. ”
Hammond’ a göre zihin kontrol programlamasının gerçekleştiği bir mevki, güney  Utah’ tı.” Process Kilisesi’ ni hatırlıyor musunuz? ” diye sordu Hammond sunumunda. ” Roman Polanski’ nin eşi Sharon Tate, Process Kilisesi’ yle ilişkisi olan Manson ailesi tarafından öldürülmüştü. Hollywood’ taki pek çok ünlü bu kilisenin üyesiydi ve sonra yer altına indiler, 1978 yılında kayboldular. Aslında onlar güney Utah’ ta yaşıyorlar ve keyifleri yerinde. Güney Utah’ a, Monument Vadisi’ nin kuzeyine taşındıklarını, burada dikkatlice izlenen binalar inşa ettiklerini, böylece çok az kimsenin onun dışına çıkabildiği, kimsenin içeri giremediği ve isimlerini değiştirdiklerini belgelendiren Kamu Güvenliği Bakanlığı’ na ait kalın bir dosyamız var. İsimlerindeki anahtar kelime, ” Kurum ” du. “

Mormon Kilisesi genel sekreteri Gleen L. Pace’ in tanıklığına göre, kendisi de Utah’ taki ritüel törenin 60 kurbanıyla tanıştı. ” Bu sayı iki ya da üç katı fazla olabilirdi, şayet haftada yalnızca bir toplantıya katılmamış olsaydım. Tanıştığım 60 kurbanın 53′ ü kadın, ve 7′ si erkekti. 8 tane de çocuk vardı. İstismar, Utah, İdaho, California, Mexico ve diğer yerlerde gerçekleşti. 53 kurban şimdi Utah eyaletinde yaşıyor. 60’ı da Mormon Kilisesi’ ne bağlı. 45 kurban, insanların kurban edildiğine tanık olmuş ve / veya bizzat katılmış. Çoğunluk ebeveynleri tarafından istismar edilmişti. Tümünün gelişmiş psikolojik problemlere sahip olduğu ve çoğunun çoklu kişilik bozukluğu ya da kişilik çözülmesinin diğer biçimlerine sahip olduğu teşhis edildi. ” Pace şöyle ekliyor; ” Problemin ne kadar yaygın olduğunu tam olarak bilmiyorum. Tüm bildiğim 60 kurbanla tanıştığım. Her birinin 13 kişilik ” cadılar toplantısı “ndan geldiğini farz edersek 800 civarında insandan bahsediyoruz. Gördüklerim, yardım almak için gelenlerdi. Büyük çoğunluğu 20’li, 30’lu yaşlarındaydı. Yalnızca bu sayının artacağını tahmin edebiliyorum, şimdi çocukluk ve gençlik çağında olanları hesaba katınca bu artış ürkütücü hale geliyor. “

Pace’ e göre, bu kült kurbanlarının zihin yapıları şöyledir : ” Anılar parçalar halinde görünüyor. Mesela ilk anı ensest ile ilgilidir, daha sonra cüppe ve mumları hatırlıyorlar, sonra ailelerinin orda olduğunu hatırlıyorlar. Daha ileri seviyede, yaralanan ve öldürülen insanlar geliyor akıllarına. Bebeklerin öldürüldüğünü anımsıyorlar. Üçüncü aşamada, bu olaylara katıldıklarını da fark ediyorlar. Kendi bebeklerini bile kurban verdikleri olabiliyor. Her aşamada, başa çıkmaları gereken yeni bir sorunla karşılaşıyorlar. “

Pace’ in anlattıkları , yaşananların doğru ifadesi mi gerçekten? Hammond, büyük bir yer altı zihin kontrolü tesisini bulunduğunu söylerken gerçeği mi söylüyordu? Bu sorular zihnimizi kurcalıyor. Yine de zihin kontrol deneylerine maruz kaldıklarını düşünen bir çok kişinin anlattıkları Hammond’ u destekliyor.

Kaynak : CIA’ den Medya’ya Kitlelerin Kontrolü- Jim Keith.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER