Ütopik Sosyalizm

457

Saint Simon, Fourier, Owen :

19. yüzyılın başında makineleşen sanayi ilkin İngiltere’de, sonra Fransa’da ve daha başka ülkelerde hızlı ilerlemeler gösterdi. Büyük ka­pitalist sanayi, esnafı (zanaatçıları) yok etti. Fabrikalarda iş bulan işçiler, buralarda korkunç bir biçimde sömürülüyorlardı. Ücretler gülünç dene­cek kadar azdı. Kadınların çalışma saatleri, erkeklerinki gibi günde 14-18 saatti. Çocuklar biraz daha az çalışıyorlardı. Küçük çocuklar fabrikada oturuyor, dışarı çıkmıyor, yemeklerini makinelerinin yanında yiyip, ora­da uyuyorlardı.

Bütün ülkelerde bütün işçiler tüm politik haklardan yoksun bulunu­yorlardı. Kapitalist sömürünün korkunç sonuçları, çağın büyük, aydın kafaları­na, efendilerin ve sömürünün bulunmadığı yeni bir toplum yaratma ola­naklarını düşündürdü.

İngiltere ve Fransa gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde, Hayalci (ütopyacı) sosyalistler kapitalist toplumu değiştirme tasarıları hazırladılar. En ünlü hayalci sosyalistler, Fransa’da Saint-Simon ve Fourier, İngiltere’ de ise Owen idi. Bunlar kapitalist sömürüyü şiddetle suçlayıp kınadılar; iyi ve hakça yeni bir toplumsal düzen, savaşsız, sömürüsüz ve yoksulluksuz bir hayat düşlediler.

İnsanlığı sömürüden kurtarmanın soy­lu ve mert amacını benimseyen hayalciler, buna hangi yolla ulaşacakları­nı, adaletin egemen olduğu bu daha iyi hayatı nasıl gerçekleştireceklerini bilmiyorlardı. Sınıf mücadelesinden vazgeçmenin mümkün olduğunu, yoksulluğu yenmek ve halkın ıstıraplarına son vermek için yeni bir top­lumsal düzen bulmanın ve yeni bir yaşam örneği vermenin yeteceğini düşünüyorlardı. Sömürüyü ortadan kaldıracak bir yöntem bulamadılar. Sadece propagandadan yararlanarak bir sosyalist toplum yaratma tasa­rıları gerçekleşmez bir düş, sosyalizmleri ise bir hayal (ütopya) olarak kaldı.

Saint-Simon :

saint-simon

Fransız hayalci sosyalisti Henri de Saint-Simon (1760-1825), soylu kökenliydi; çok iyi bir eğitim görmüştü. Daha çok gençken olağanüstü başarılar düşlüyordu. Oda uşağına, kendisini her sabah: “Kalkınız kont hazretleri, yapacak büyük işleriniz var!” cümlesiyle uyandırması emrini vermişti.

15 yaşındaki Henri, babasına, dinin kendisini hayal kırıklığına uğ­rattığını ve kilise ayinlerine gitmekten vazgeçtiğini bildirdi. Öfkelenen babası onu hapsettirdi. Saint-Simon, gardiyanı bıçakla yaraladıktan son­ra hapishaneden kurtuldu ve baba evinden kaçtı. 19 yaşında Amerika’ya vardı ve bağımsızlıkları için çarpışan Amerika’ daki göçmenlere yardım için gönderilen bir alaya subay olarak katıldı.

Çarpışmalar sırasında büyük cesaret örnekleri verdi. Savaş bitince, madalyalar kazanmış olan Saint-Simon, krallık ordusunun albay rütbesiyle Fransa’ya döndü. Daha yirmi üç yaşındaydı. Önünde parlak bir meslek hayatı vardı; kendisini, önemi büyük Metz kalesine komutan olarak atamışlardı; ama o ordudan ayrıldı.

Bütün bilgilerini, bilimi değiştirecek uyumlu bir sistem içinde top­lamak amacına adadı kendini. Bilgisinin, bu işin üstesinden gelecek oranda geniş olmadığını anlayan Saint-Simon, kırk yaşında, Politeknik Okulu’na yazıldı. Servetinden geri kalanları da bilimsel çalışmalar uğ­runa bitirdi. Karısı onu terk etti. Yaşamak için Mont-de-Piete’de suret çıkarıcılığı görevi aldı.

Küçük, önemsiz bir işti; ama bir rastlantı sonucu eski uşağıyla karşılaştı, adam ona konukseverlik gösterdi. Bunun üzeri­ne Saint-Simon, Mont-de-Piete’deki işinden ayrıldı ve eski uşağının sa­yesinde yaşamaya başladı. İnsan toplumunun yeniden örgütlenmesi için gece-gündüz çalışıyordu; ama yeni bir felaket gelmekte gecikmedi, eski uşağı öldü.

Kimsenin basmak istemediği yapıtlarını kopya etmeye baş­ladı; bir yandan da değişik kişilere şöyle mektuplar yazıyordu: “Aziz Ba­yım, kurtarıcım olunuz. Sadece toplumun genel yararı için uğraştığım­dan, kişisel işlerimi öylesine ihmal ettim ki, şu anki gerçek durumum şöyledir: Açlıktan ölüyorum, ateş yanmayan bir odada çalışıyorum, eserimin kopya edilmesini sağlayabilmek için elbiselerimi sattım. Bilim ve halkın mutluluğu tutkusu, Avrupa toplumunun içinde bulunduğu kor­kunç bunalımı yumuşak bir şekilde sona erdirecek bir olanak bulmak arzusu, beni içinde bulunduğum yokluk durumuna düşürdü… “

Ama zenginler, Saint-Simon’un eserlerinin el yazmalarını okumak zahmetine bile katlanmıyorlardı. Tüm gücünü ve umudunu yitiren Saint­ Simon intihara teşebbüs etti; ama bu girişim bir gözünün kör olmasıyla sonuçlandı. Bundan sonra iki yıl daha yaşadı. Hayatının sonuna doğru etrafında toplanan müritlerinin kolları arasında can verdi. Ölümünden önce son sözleri şunlardı: “Hayatta büyük bir şey yapmak için tutku sahibi olmak gerektiğini unutmayınız. Bütün hayatım boyunca yaptığım çalış­maların özeti, yeteneklerinin gelişmesi için toplumun bütün üyelerine en büyük davranış özgürlüğünü vermektir.”

Saint-Simon, artık insanın insan tarafından sömürülmeyeceği ideal bir toplumun nasıl olması gerektiğini anlamakla her şeyin düzeleceğini sanıyordu. Sınıf mücadelesinin gerekliliğini kabul etmiyor, yeni bir top­lumsal sistem taslağı hazırlamanın yeterli olacağına inanıyordu. Saint-Simon’a göre sanayi, ezilen yığınların çıkarlarına uygun olarak bilginler tarafından planlanmalıydı. Böylece, sınıf mücadelesine karşı çıkan Saint-Simon, gerçekleşmesi olanaksız bir ütopik sosyalizmin çerçevesi için­de kapalı kaldı.

Fourier :

Charles-Fourier

Bir başka Fransız hayalci sosyalisti Charles Fourier (1772-1837), bir ti­carethanede katipti. Eserlerinde, tüccarların namusa aykırı yöntemlerini ve spekülasyonlarını özel bir kinle suçladı. Kapitalist üretimin rekabeti­ni, plansızlığını ve düzensizliğini kınıyordu. Fourier, kapitalist yöntemde bütün işçilerin işsizliğe ve açlığa mahkum olduklarını, ürünleri yaratan -ların kendileri olmalarına rağmen yoksulluk içinde yaşamak zorunda bı­rakıldıklarını yazıyordu. Kapitalist yöntemde, toplumun her üyesinin çı­karlarının başkalarınınkiyle çeliştiğine ve aynı zamanda bunların ortak çıkara ters düştüğüne işaret ediyordu Fourier.

Kapitalist toplumda, “Doktor mümkün olduğu kadar fazla hasta; ka­nun adamı her aile için bir duruşma ister. Mimar, bir kenti kül eden yangınlar; camcı ise evlerin camlarını kıran dolu yağmasını düşler… “

Bu durumu değiştirmek için Fourier, kapitalist toplumu değiştirme­yi öneriyordu. Herkesi falanjlar (ortaklıklar) örgütlemeye ve bunlar için planını kendisinin yaptığı yeni kuruluşlar yapmaya çağırıyordu. Bu fa­lanjların konutları, tarlaları, tarım işletmeleri ve ahırları, insanların da­ğınık yaşadıkları köy ve kasabalarınkinden bambaşka bir nitelikte olma­lıydı.

Falanjın üyeleri, Fourier’in falanster (geniş üretim birliği) adını verdi­ği ortak evde yaşamak zorundaydı. Çalışma, bir plana göre düzenlenme­liydi; alanjın bütün üyeleri bu çalışmaya katılacaklardı. Çalışmanın daha çekici ve daha az yorucu olması için işçi, çalışma türünü günde birkaç kez değiştirmek ve daha iyi sonuçlar elde etmek için öteki işçilerle rekabet halinde olmak zorundaydı.

Ne var ki falanjlar, bazı kapitalist ilişkileri sürdürüyorlardı. İşletmele­rin gelirleri, falanjın üyeleri ile kapitalistler arasında pay ediliyordu. Emek ve emekçilerin payı karların üçte ikisiydi, geriye kalan üçte birlik payı, falansterlerin yapımına para yatırmış olan kapitalistler alıyordu.

Saint-Simon gibi Fourier de sınıf mücadelesini reddediyordu. Avrupa’da, falansterlerin yapımı için gereken parayı vermeye hazır birçok zenginin bulunduğuna inanıyordu. Bu yüzden de I.Napolyon, bankacı Rotschild ve öteki para babalarına mektuplar yazdı, kendisine yardımda bulunmaları­nı rica etti. Hatta kabul saatlerini bile belirtti ve evinde oturup, ona göre dünyanın değiştirilmesine katkıda bulunacak zengin insanların ziyaret­lerini bekledi. Ne var ki bütün bekleyişleri boşa çıktı.

Owen :

robert-owen

Üçüncü büyük “hayalci” sosyalist Robert Owen (1771-1858), İngiltere’de yaşadı ve İngiliz işçilerinin yoksulluğuna yakından tanıklık etti. 1817 yılında, toplumun komünist ilkelere göre yeniden örgütlenmesini içeren tasarısını yayınladı; ama Owen da sınıf mücadelesine karşıydı ve hiç kimsenin malından yoksun bırakılamayacağını ileri sürüyordu.

Owen, komünist ilkelere dayalı bir komün örgütlemeyi denedi; bu ko­münün amacı insanları yeniden eğitmek ve yeni hayata yatkın bir duruma getirmekti. Bu örneğin bütün insanlığı peşinden sürükleyeceğini düşünü­yordu. Amerika’da bakımlı bir mülk satın aldı ve yanında bir grup çöme­ziyle birlikte oraya gitti. Sonuç ne mi oldu? Owen’in planına göre kapitalist ül­kelerde kurulan bütün koloniler, parçalanmakta ya da büyük köylülerin, başkalarının emeğini sömürdüğü işletmelere dönüşmekte gecikmediler.

Bununla birlikte, kapitalist yöntemde işçilerin umutsuz durumlarını açıklayan ütopyacılara saygı duymak gerek. Saint-Simon, Fourier ve Owen’e yapılan eleştiriler, daha çok onla-rın öğütlediği gibi, sınıf mücadelesini ve proletaryanın iktidarını red­dederek sosyalizme ve sınıfsız topluma ulaşılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Hayalciler, işçilere acıyorlardı; ama proletaryayı toplumu değiştir­me yeteneği olan tek güç olarak görmüyorlardı. Halk yığınlarıyla ilişki kurmaksızın tek başlarına bir mücadele sürdürüyorlardı. Bu yüzden de tasarıları daha başından başarısızlığa mahkumdu.

Kaynak: N.V.Yeliseyeva- Yakın Çağlar Tarihi.

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER