Antik Çağda Ortadoğuda Astrolojinin Başlangıcı

384

İlk Adımlar:

Doğayla yakın bir ilişkide olan ilkel insan, yazının bulunmasından çok önce gök­kubbedeki ışıklı cisimleri gözlemledi.Tarımcı ola­rak, ekinoks ve gün dönümünün önemini çok erken anladı. Mezopotamya’daki dört, Nil vadisinde nehrin yükselme ritmine bağlı olarak ortaya çıkan üç mevsim, yıllık etkinliklerin önceden düzenlenmesi ama­cıyla takvimlerin yaratılmasına yol açtı. Güneş’in hep aynı duruma dönüşü nedeniyle, her yerde yıl, temel bir sayı oluşturan 12 kamer ayı kullanılarak izlenir.

misir-astrolojisi

Mısır’daki ilk kronoloji, İ.Ö. 3000 yıllannda yılı 360 güne (+5) böler. 30 günlük aylar onar gün­lük üç haftaya bölünür (daha sonra Yunan astroloji­sine de girecek olan “dekanatlar”). Gün eşit olmayan 2 tane 12 saat olmak üzere 24 saate bölünür; 12 kut­sal hayvana bağlı olan gün ve gece saatleri: kedi, köpek, yılan, bokböceği, eşek, aslan, teke, boğa, at­maca, maymun, karaleylek (ibis), ve timsahtır. Burada gökyüzünün doğrudan gözlemi azdır; takvimler Nil’in özel düzenine bağlıdır. Nitekim, firavunlar dönemi Mısır’ının en belirgin özelliği, her şeyden ön­ce, ırmağın çok iyi tanınmasını sağlamış bu binlerce yıllık bilgiye bağlılığıdır.

Matematikçiler, astronom­lar ve mühendisler rahipler kastıyla yakın ilişkide olan entellektüel elit tapınaklarda öğretilen bu bil­gileri yayarlar. Güneş, yağmurun çok az yağdığı bir bölgede, özellikle Yukarı Mısır’da bu topluluğun ta­pınma nesnesidir ve güneş kültü en eski devirlere dek uzanır.

Babil:

Mezopotamya’da her şey, tarıma mev­simlerin (30′ kuzey enlemi civarında) ve gökyüzü­nün gözlemine uygun bir bölgede, Fırat ve Dicle arasında başlar. İ.Ö. 4000 ve 1000 arasında, ülke güneyde Sü­merler ve kuzeyde Akatlar arasında paylaşılmıştı. Önce, pratik ve somut bilimsel yazılar, biçim­lendirilmiş sazlarla (bu nehir bölgesinde çok bol olan) yazılmış kil yazıtlar “çivi yazısı” denilen ger­çek bir fonetik temelli yazıya dönüşür. Sümerler’in bu önemli buluşu, daha sonra Sümerler’i egemen­likleri altına alan Akatlar’a geçer. Bu yazı, İ. Ö. 2000’lerden sonra Babil Krallığı’nın yazısı olur ve Mısır’da olduğu gibi, elit bir aristokrasi tarafından korunarak ve geliştirilerek, onlara büyük bir güç ve ayrıcalık verir.

sumer-astronomisi

Fakat bu aristokratların gökyüzüyle ilgili olanlar da dahil çeşitli dökümanla­rın ve her türden olayın gözlemlenmesi ve korun­ması konusunda olağanüstü bir gelenek geliştirmiş olmalarıdır. Astronomiyle ilgili bulunan ilk tablet İ.Ö. 8. yüzyıla tarihlenir. Bulunan bir tablet, Nebu­nassar’ın krallığı ile İ.Ö. 317 yılı arasında, yani 400 yıl boyunca, Babil’de meydana gelmiş tüm ay tutul­malarını gösterir. Bazı tabletler, günlük gözlemleri içerir ve böylece astronomiyle ilgili gök günlüklerini oluştururlar. 4. yüzyıldan sonra sayılan artar ve bir sayı yerine kullanılan “hava bulutlu gözlem yapa­madım” türünden çeşitli açıklamaların gösterdiği gibi, bir nesnelliğe ulaşırlar. Bu metodik gözlemle­rin yapılışıyla eş zamanlı olarak çok karmaşık bir matematiksel astronomi de gelişir. Bir kule üzerin­de yükselen büyük yapılar olan “Ziguratlar”ın da astronomların çalışmasına olanak verdiği bilinmek­tedir. (Babil İ.Ö. 7. ve 6. yüzyıllar.)

sumer-astronomisi-tablet

Ayın günlük hareketi ve evrelerinden sonra ast­ronomlar, ana yönleri belirlemiş ve Güneş’in takım­yıldızlar arasında dolaşmasını izlemişlerdir. Aynca, çıplak gözle görülebilen 5 gezegeni (=gezgin yıldız­lar), sabah ve akşamki konumları dolayısıyla ilk ikisini önce çift saydıktan sonra tanımlamışlardır: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn.

sumer-zodyagi-antik-zodyak

Her yıldız çeşitli tanrılara mal edilmiştir. Ay Tanrısı Sin, bitkiler, aylar, yıllar, günler ve insanla­rın kaderine hükmeder. Güneş tanrısı Şamaş, yaşa­mın efendisi ve adaletin koruyucusudur. Aşk tanrı­sı İştar, Venüs’e karşılık gelir. Sabit ya da gezgin diğer yıldızlar, bazıları evcil (basit yıldızlar) diğer­leri gezgin ya da vahşi (gezegenler), “bibular” ya da koyunlardır. Bu son sözü edilenler arasında “beyaz yıldız” (Jüpiter), Babil’in koruyucu tanrısı, yaratıcı Marduk’tur. Oğlu ve ortağı Nabu, Merkür’e karşılık gelir: Kader tabletlerinin milini tutan bilim tanrısı.

Mars, korkutucu kırmızı parıltısıyla cehennem ve silah tanrısı, kötülük taşıyıcı Nergal’dir. Yavaş sey­riyle fark edilen Satürn, eski yorgun bir güneş olan adalet ve düzen yıldızı, istikrarlı Ninibe’ye benzeti­lir. Böylece, bu çok tanrılı Babil dininde astrolojik sembollerin açıkça ortaya çıktı­ğı görülür.

Kehanetler, kullanılan yöntemler çok iyi anlaşı­lamadan incelenmiştir. (Asurbanipal’in kolleksiyo­nundan 4000 kehanet tableti, İ.Ö. 669-626). Tehli­keler, kurbanlar ve ayİnler yoluyla uzaklaştırılır­ken; Babil’de önüne geçilemez bir kader inancı hiç­bir zaman olmamıştır. Gökyüzünü inceleyen “ka­binler”, Ay, Güneş tutulmaları, gök taşları, yıldırım ve yağmurla ilgilenirler.

Hayaletler, şeytanlar, ev yapımı, gürültüler, sel baskınları, hayvanlar, kuyular vb. gibi çok farklı konuları kapsayan, çok önemli bir kahinler kitabı bulunmuştur. Kehanetler kamu olaylarıyla ilgilidir: Bir kralın ölümü, bir yerin işgali, ürünün kalitesi, açlık, salgın hastalıklar, yağmurlar (alışılmış olan iyi havadan hiç bir zaman söz edilmez). Mezopotam­ya’nın ilk takvimleri, gün, kamer ayı ve yılları bağ­daştırarak hazırlanmıştır. İlkbaharla başlayan 12 aydan oluşurlar.

Gün, ilk kez burada kabul edilen altılı sisteme göre her biri 60 çift dakikaya bölünmüş çift bir saat olan 12 eşit parçaya bölünmüştür: Derecelendirilen çember 12 eşit parçaya bölü­nür ve ilk bulunan zodyak İ.Ö. 419’a tarihlenir. Zodyak burçlannın başlangıç noktası parlak bir sa­bit yıldızdır (günümüzdeki koç noktası değildir, dö­nence zodyağıdır), yani bu, bir yıldız zodyağıdır.

Zodyak Burçlarının Kökenleri:

Koç: Küçük baş hayvan yetiştiricileri olan eski çoban toplulukları, ilkbaharın yeniden gelişi, topra­ğın değişimi, sürünün üremesi arasında bir benzer­lik görürler.

Boğa: Orta Asya’nın büyük baş hayvan yetişti­ricileri arasında ortaya çıkmış olmalıdır. Kuşkusuz, çok eski olan bu burcun doğudan gelen Sümerler ta­rafından tanıtılan Güneş kültüne bağlandı düşü­nülebilir. Bazı mühürlerin üstünde boğa ve akrep şekilleri bulunmuştur: İ.Ö. 3000 yılında Güneş, 21 Mart’ta aynı adlı takım yıldızdan doğuyor ve sonba­harda Akrep’te batıyordu.

İkizler: Bu ad çivi yazılı eski metinlerde geçer. Kuzey Samiler için iki başlı insana dönüşür.

Yengeç: Başlangıçta akbaba kafalı erkek bir canavar ve Aslan kafalı bir kadına ait birbirine yaklaşmış iki baş, sonra bir tatlı su istakozu ya da bir yengeçe dönüşmüştür.

Aslan: Eski Babil frizlerinde Aslan sık sık şey­tan biçimini alır. Mezopotamya’da hüküm süren kralların sembolü olarak, krallığı temsil eden hay­van olan aslana dönüşür. Belki krallık gücüyle, gü­cünün zirvesindeki Güneş arasında bir benzerlik kurulmuştur.

Başak: Bu burçta İspanya’dan Fırat’a Akdeniz dünyasında uzun yıllar hü­küm sürmüş anaerkillik kavramının bir kalıntısı görülmektedir. Bereket tanrıçası, Babil kadınlarının İştar adı altında tapındıklan bir bakireyle ör­tüşmüştür.

Terazi: Yakın bir zamanda bulunan bir burç olmalıdır, zira Gılgamış Destanı’nda (birçok parçası bulunmuş ve Sümerler tarafından yazılmıştır) adı geçmez. Önceleri, Mezopotamya’nın ilk büyük şe­hirlerindeki tüccarı temsil eden, “terazi tutan kişi”­ye karşılık gelmiş olabilir.

Akrep: Babil’de bu hayvandan çok korkulurdu. Çünkü yıllıklarda akrep sokmasının yol açtığı krali­yet ölümlerinden söz edilir. Akatlarda, “Girtab” so­kan demektir.

Yay: Babilliler bunu bir tür ululuğa sahip me­lez bir burç olarak gösterirlerdi. Yunanlılar bundan bir santor çıkartmışlardır.

Oğlak: Mezopotamya’da keçi-balık karışımı ür­kütücü bir varlık söz konusudur. Yunanlılar bunu ülkelerinin ıssız kayalıklanyla bağlantılı olarak da­ha sevimli, basit bir keçiye dönüştürmüşlerdir.

Kova: Babil’de bir kaptan yağmur döken diz çökmüş bir insan şeklinde temsil edilir. Daha sonra bu, sel getiren amfora taşıyıcısı olacaktır.

Balık: Gökyüzündeki takım yıldızlar ve nehir­deki balıkların yumurtlama dönemi arasındaki ben­zerlikleri fark etmiş olabilecek Fırat ve Dicle balık­çılarıyla ilişkilidir.

Bu zodyak Kambis tabietinde bile yer almaktay­dı. (İ.Ö. 6. yüzyıl).

Kişisel Astrolojinin Ortaya Çıkışı:

Yüzyıl­lardır genel ve kamuya ilişkin olaylara tahsis edil­miş bir disiplin olan astroloji bireye yönelen bir ge­lişme içine girmiştir: Burada “genethliaque” astro­lojiden (doğum astrolojisi) söz edilir: Bu, Yunan kö­kenli bir sözcüktür. Bir Babil “Horoskobu” İ.Ö. 410’a ta­rihlenir. Babil o dönemde Akamaniş İmparatorlu­ğu’nun bir parçasıydı: İ.Ö. 539’de Keyhüsrev’in fethi ve bundan sonra yabancıların egemenliğinde kal­mayı sürdürecektir: Pers, Yunan, Part, Roma ar­d arda gelecektir. Pers egemenliği altında Babil dini değişime uğrar ve kişisel olmayan doğal devrelerin tekrarına daha az dayanarak doğumda gökyüzü­nün durumunun baskın etkisini ve her varlığın benzersiz olma özelliğini daha da vurgulamaya eği­limli hale gelir.

yunan-zodyagi

Kil tabletler üzerinde, hepsi metin­ler halinde olan ve Mısır’da bulunmuş papirüsler­deki ilk Yunan horoskoplarından (İ.Ö.10) önce ge­len bir dizi doğum horoskobu yer almaktadır. Bu metinlerde, gezegenlerin zodyaktaki konum­ları belirlenmiştir. Bunlarda, ufukta beliren yıldıza verilen önemden yola çıkılarak ufuk çizgisinin daha o zamandan önemli bir role sahip olduğu görülür.

Öngörüler kesin anlamlar taşırlar. Bunlar, aynı zamanda, yaşamla ilgili öngörülere karışmış psiko­lojik bir tipolojinin ilk taslaklarıdır: “Olaylar onun lehine gelişecek, güçlü olacak …. ” Demek ki Babilli­ler, bireylerin doğum horoskoplarının astrolojik analiz yöntemlerini Yunanlılar’dan önce aydınlığa kavuşturmuşlardır. Batı astrolojisinin konuları, taslak halinde, ama anlaşılır bir şekilde ortaya çık­maktadır.

Babil’in düşüşü (son tablet İ.Ö.70’e tarihlenir) Akdeniz dünyasında astrolojinin parlayışına ve gü­nümüze kadar gelen uzun bir serüvene başlayışına karşılık gelir.

Astrolojinin Erken Bir Göç Örneği:

Babil etkisi, Mezopotamya’nın dışında, İ.Ö. 3000’de Ana­dolu yaylalarına gelen ve 2000’de Hitit Devleti’ni kuracak olan topluluklar arasında vaktinden önce kendini göstermiştir. Babil’le ticari ilişkiler kurulmuş ve aynı zamanda çivi yazısı gibi kültürel unsurlar da bu toplulukların kültürüne girmiştir. Ayrıca, bu halkın kahinlikle ilgili uygulamaları ara­sında, Babilliler’in astrolojik metinlerinin çevirileri bulunmaktadır, ama Hitit versiyonunda, gökyüzüy­le ilgili olaylara ait daha ilkel kavramlar kullanılır. Bu çevirilerin ilginç arkeolojik kalıntıları, diğerleri arasında, Boğazköy’de bulunmuştur.

Kaynak: Astroloji- Suzel Fuzeau Braesch.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER