Atatürk Anadoluya Neden Gönderildi? (2. Bölüm)

178

M.KEMAL’İN ANADOLU’YA GİDİŞ ÇALIŞMALARI VE ANADOLU’DAKİ GELİŞMELER:

Bir taktik adamı olan M. Kemal zamanın ve koşulların olgunlaşmasını beklemiş, bu ara gerekli hazırlıklarını yapmış, gerekli çevrelerle görüşmüş arkadaşlarını Anadolu’ya geçirmişti. Öteden beri Anadolu’da gelişen olaylar bir yetkilinin Anadolu’ya görevlendirilmesini gerektirmiş, İngilizlerin önerisiyle Osmanlı Hükümeti yetkin bir generalini görevlendirirken, M. Kemal bu göreve uygun bulunmuştur. Şimdi bu olayı ayrıntılarıyla inceleyelim.

1- M. Kemal İngilizler’i Lehine Çeviriyor:
Bir plan çerçevesinde hareket eden M. Kemal, Anadolu’ya geçmek ve tasarılarını gerçekleştirmek için İngilizler’le iyi geçinmenin yollarını aradı. İngilizler’e yakın görünmeye çalıştı. Ünlü casus Rahip Frew’le dostluk kurdu (45). İngiliz yetkilileriyle bu yolla ilişki kurmaya çalıştı.
Pera Palas’ta Dail Mail muhabiri Ward Price’Den kendisini İngiliz yetkilileriyle görüştürmesini istedi. Muhabir bunu istihbarat subayı Albay Heywood’a ilettiyse de bir sonuç alınamadı. M.Kemal belli amaçlarla, gazetelere İngilizler’i öven demeçler veriyordu. 17 Kasım 1918 tarihli ”Minber” gazetesinde su demeci yer aldı: ”İngilizler’in ulusumuzun özgürlüğüne ve devletimizin bağımsızlığına duyarlılık gösterecekleri saygı ve insanlık karsısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı ulusunun İngilizler’den daha çok iyiliğini isteyen bir dost olamayacağı inancıyla duygulanması pek doğaldır.” 18 Kasım’da da ”Vakit” gazetesine karsı olan iyi niyetinden kusku duymak istemem” diyordu (46). Doğallıkla bunlar amaçlı verilen demeçlerdi. M. Kemal’in tasarısının çok ince düşünülmüş birer parçalarıydı. Bu taktiklerinin zararını değil, yararını gördü.

Anadolu’ya gönderilmesine karsı çıkmadıkları gibi ufak bir kuşkudan sonra, Anadolu’ya
geçmesi için vize de vermislerdi (47). Dahası bu görevi almada İngiliz isteği de rol oynamıştı. İstanbul yöneticileri Anadolu’daki düzensizliğe çözüm yolu aradıklarından İngilizlerle birlikte M. Kemal’in görevlendirilmesi konusunda anlaşmışlardı (48).

2- M. Kemal Sarayı Lehine Çeviriyor:
İngilizler’le iliskilerini dikkatli sürdüren M. Kemal, Saray ve çevresiyle de ilişkilerinde dikkatliydi. Göze girmeye çalışıyordu. İstanbul yönetiminin karşı olduğu şeylere kendisinin de karşı olduğunu gösteriyor ve siyasal taktikler sergiliyordu. Padişah Vahdeddin’in veliahtlığı döneminde yaverliğini yapmış, kendisiyle Almanya gezisine çıkmıştı (15.12.1917-4.1.1918 arası). Gelibolu başarıları padişahça biliniyor ve beğeniliyordu. Padisahın gözünde M. Kemal, doğru, dürüst, vatansever ve güçlü bir kurmaydı. Ona çok güveniyordu (49). Almanlar’a karşıydı.
M. Kemal’in I. Dünya Savaşı’ndaki Alman kurmaylarının yönetimi hakkındaki eleştirel raporları, dahası Valkenheim’in yardımcılığından ayrılışı, Sarayca bilinen gerçeklerdi (50). M. Kemal’e padisah ve çevresi gibi Alman, Enver Pasa ve İttihat Terakki karşıtı idi, böyle de biliniyordu
(51). İstanbul’a geldikten sonra da padişahla ilişki içerisindeydi. 15 Kasım, 22 Kasım, 20 Aralık 1918 ve 15 Mayıs 1919 günleri padisahın katına çıkmış, gelişmeler karsısında padişahı yönlendirmeye çalışmıştı. Buna karşın padişah da M. Kemal’den yararlanma yollarını arıyor, onun güçlü kişiliğinde orduyu yanına çekmeye çalışıyordu (52).

M. Kemal’in bu özellikleri İngilizler’ce de çok iyi bilinmekteydi. Dahası I. Dünya Savaşı sonrası dağılan İttihat Terakki’nin yerine kurulan ”Teceddüt Fırkası”na M. Kemal’in de adı karışmış, M.Kemal şiddetle bu haberleri yalanlayarak, ”…askeri nitelik ve makamıyla ilişkisini koruduğunu”, ”gerçek olmayan bu haberin yalanlanmasını” (53) istemişti. İttihatçılarla öteden beri hiçbir ilgisi olmadığını üzerinde durarak vurguluyordu. Amacı bu aşamada İngiltere’ye ve İstanbul yönetimine ters düşmemekti. Onların doğrultusunda olduğu kanısını yaymaya çalışıyordu.

3- Anadolu’daki Gelismeler:

M. Kemal’in tasarıları doğrultusunda çizdiği taktikler olayın bir yönünü hazırlıyordu. Bir de öte yönü var ki, o da Anadolu’nun durumu. Bu iki yön M. Kemal’in Anadolu’ya geçme olanağı ve ortamını hazırlamıstı. Birinci yönü M. Kemal hazırlarken Anadolu’daki olaylar da kendiliğinden hazırlanıyor, M. Kemal bu gelismeleri izleyip kendisine gerekçe olusturuyordu.
a) Pontusçu Eylemler:

Bırakışma Türkiye’sinin en çalkantılı bölgesi Samsun’du. Etnik yapı, savaş döneminde yaşanılan olaylar, Rum ve Ermeni göçürümü ve Pontusçu eylemler bölgede huzursuzluklara kaynak oluyorlardı. Dağa çıkmış ellinin üzerinde çete vardı. Bunların çoğu Rum’du (54). Özellikle Bafra’da oniki Rum köyünün 1500 genci bu amaçla silahlanmış ve eşkiyalığa başlamışlardı.
Çeteye katılanların sayısı 25000’e ulasmıştı. Karadeniz Bölgesinde 1921’e dek 1641 Türk öldürülmüş, 923 kisi de yaralanmıştı. Yine bu yıllarda iki milyonluk hayvan çalındığı gibi, iki milyon dolayında da para ve mal gasbedilmişti (55).

I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın gözlemlerine göre; Pontus örgütünün amacı ”Yunanistan’ın ikiz kardeşi” olan Pontus Devletini kurmaktı. Çalışmalar Sivas ve Akdağmadeni’ne dek genişletilmişti. Askersel olarak örgütlenmis bir ”ordu” kurulmuştu. Öğretmenler ve papazlar bu ordunun etkin elemanlarıydı. Örgütün basına Trabzonlu Vasiliso Yuvanidis diye biri getirilmişti.
Böylece Rum nüfus arttırılmaya çalışılıyordu. Bu işler Samsun Metropolit Yardımcısı Eftimos Zilos’un yönetimindeydi. Büyük devletlerin desteği sağlanmaya çalışılıyor. Vezirköprü ile Samsun arasındaki dağlarda korunaklar oluşturuluyordu. Genel Savaşın bitiminde Yunan gemileri İstanbul’dan Karadeniz’e açılınca -destek olarak-, zamanın geldiğini sanıp Türk köylerine saldırdılar. Böylece Anlaşık devletlerin kasıtlı olarak ”Rum köylerine saldırılıyor” dedikleri olay Rum çetelerince Türk köylerine oluyordu (56). Fakat aciz durumda olan dönemin Osmanlı yönetimi olayın bu gerçek yüzünü açıklayamıyor ve direnemiyordu.

Bölgede bulunan yabancı sermaye kuruluşları dahi Pontusçu Rumların ard düşüncelerine katılıyor, Rum çetelerinin kötülüklerini Türkler yapmış gibi yayıyorlardı. Amerikan Tobacco Company (Tütün Ortaklığı)nin 11.1.1919’da Samsun yöresinde Türk köylerinin silahlandırıldığını duyurarak bu karalama yarısına katılışı en somut örneklerden biridir (57).

Emperyalizmin gücünü alan Pontusçu Rumlar bayağı kararlıydılar. Ayrı bir devlet olmayı kafalarına koymuşlardı. Karadeniz Bölgesinde toplanan kimi Rum ileri gelenleri 23.2.1919’da Rum Karadeniz Cumhuriyeti’ni kurmayı kararlaştırdılar. Binyatoğlu, Kolossi, Theodis imzalarıyla bu istek İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’ne bildirildi (58). Çalışmalar gittikçe hızlandı.

Osmanlı devletinin çöküsü bu yıkıcı – ayrılıkçı kesimlere ayrılma gücü veriyordu. 23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon’a İngiliz askerleri gönderilmesini, İngilizler’in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Paris Barıs Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum’da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa’da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlaşma önerdi. Ötede bir takım Pontus öncüleri barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımından söz ediyor, Avrupa’yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını   ileri sürüyor, Kafkasya’dan   Sinop’a dek uzanan bölgede
resmi dili  Türkçe  ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı (59). Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıstı (60).

Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa’da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum’un korunması Anlaşık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede ”Türk kıyımının sonunun geldiği” savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları hayal ürünü” olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal’in Anadolu’ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu (61).
Samsun, stratejik ve ekonomik açıdan da önem taşıyordu. Orta Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılış kapısı Samsun limanıydı. Kuzeyde Anadolu’ya sarkmayı düşünenler, bu kuzey kapısını ellerinde bulundurmak zorundaydılar. Ayrıca Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçmesi durumunda Samsun yolunu seçmesi olasılığı da İngilizler’i kuşkulandırıyordu (62).

b) Doğu Anadolu’da Şura Devletlerinin Kurulması:
Anadolu’da İngilizler’in dışında bir takım gelişmeler oluyordu. Doğu Anadolu ve Doğu
Karadeniz’de  bir takım ”Şura – Sovyet” hükümetleri kuruluyordu. Türk ulusal savasımının ilk örnekleri olan bu kuruluşlar, kendi olanaklarıyla örgütleşip, anavatanla birleşmeyi amaçlıyorlardı. Silahlı birlikler olusturmus, birçok kent ve kasaba ”ulusal şuralar” kurmuşlardı.
5.11.1918 günü Kars’ta geçici olarak ”Kars İslam Şurası” adıyla bir Türk yönetimi kuruldu.
3.1.1919’da Ardahan’da birçok İttihatçı Tümen Komutanı Yarbay Halit (Deli Halit Paşa) başkanlığında toplandı. 7 Ocakta ”Ardahan Kongresi” yapıldı. Bu kongreye Ardahan, Ahıska, Ahıkelek, Kağızman, Oltu, Akbaba’dan delegeler katıldılar. Bütün ulusal şuraların merkezinin Kars olması kararlaştırıldı. 18 Ocakta ”Üç Liva”nın her yerinden 131 delegenin katılmasıyla ”Kars Kongresi” toplandı. Sonunda ”Güneybatı Kafkas Geçici Hükümeti” kuruldu. Bu hükümet ay yıldızlı bayrağı ve resmi dil olarak da Türkçeyi aldı. Türkiye’yle birleşmek amacındaydılar.
Hükümet başkanlığına Cihangiroğlu İbrahim Bey, Meclis başkanlığına da Doktor Fuat Sabit Bey getirilmişti. Ne var ki bu kuruluş uzun ömürlü olmadı. İngilizler’in 12 Nisan’da saldırısı sonucu yöneticiler tutuklanıp Malta’ya sürüldüler. Kent Ermeniler’e verildi. Ardahan ve Posof’a Gürcüler el koydular. Daha sonraları K. Karabekir Paşa buraları Ankara Hükümeti adına alacaktır.

Kars’ın dağılmasından sonra ulusal birleşmeyi Oltulular sağladı. İngilizlerin çekilmesi üzerine Rum ve Ermeniler kovularak 25.5.1919’da ”Oltu  Şurası” kuruldu. Bölgelerini bağımsızca yönetmeyi ve silahlı savunma vermeyi amaçlıyorlardı. Yönetim Tahirbeyzade Yusuf Ziya,Yasin, Salim, Bosnalızade Mümtaz Cahit, Ahmetbeyzade Nazım, Edobeyzade Tahir, Karacibeyzade Bahri, Seherefendizade Ahmet, Hafızhalilefendizade İsmail, Lispek Müdürü Terpinekli Mollaahmetoğlu Molla Veysel, Tavusker Müdürü Maksut, Gümrük memuru Bedrettin, öğretmen Hüsameddin, Örtülü’den Hafızefendizade Hüseyin Sırrı, Sıhsor’dan Mustafaoğlu Mehmet Ağa gibi yurtseverlerin elindeydi. ”Oltu İslam Terakki Komitesi” bir tüzük ve anayasa kabul ederek 21.2.1920’de ”Oltu İslam Terakki Partisi” adını alarak, derneklikten çıkıp partileşti. Oltu yönetimi ötekilerine göre uzun ömürlü oldu. Nahcıvan’da bir şura yönetimi kurulduğu gibi, Göle’de de ”Kafkas Çiftçi Şurası” kuruldu. Ermeni ve Rumlar’a karsı silahlı savunma veriliyordu. Sıralar yoluyla dirençli tutulan Doğu’nun bu kent ve kasabalıları B.M.M.’ne başvuruyor, ”ulusal varlığımızın ve ulusal çıkarlarımızın bütün olasılıklara karşı korunmasını bir ulusal amaç olarak kabullenen Yüksek Meclis’te; bizim haklarımızın da Türk ulusal topluluğu içinde sağlanmasını ve bağlılığımızın korunmasını” istiyorlardı. Batumlular da ”Gürcü Hükümeti yönetimine girmektense namusumuzla, kanımızla, silahımızla ölmeyi yeğ tutarız” diyorlardı (63).

Bu gelişmeler İngilizler’i oldukça kuşkulandırıyor, bölge halkının Sovyetler’le işbirliği içerisinde, Sovyet sistemi doğrultusunda Ankara Hükümetiyle birlikte kendilerine karşı savaşım vereceklerini umuyorlardı. Tedirginlikleri buradan ileri geliyor, M. Kemal’i de bu gelişmeleri önlemesi için göndereceklerdir.
İngiliz belgeleri incelendiğinde, tedirginlikleri açıkça görülmektedir. Calthorpe’nin Osmanlı Dısisleri Bakanına yazdığı 21.4.1919 tarihli mektubunda İngiliz tedirginliği şöyle dile getirilmektedir:
”Birçok kaynaktan öğrenildiğine göre; Erzincan, Erzurum, Bayburt ve Sivas’ta baştan başa kurulan şuralarca özellikle Türk ordusundan görünürde serbest fakat askeri denetim altında devşirme asker toplanmıştır. (…) Söz konusu şuraların asker toplamalarının yasaklanması…”
Osmanlı Dısişleri Bakanı’nın 25 Mayısta verdiği yanıtındaysa Kars’ta kurulan İslam şuralarıyla ilgilerinin olmadığı, İngilizlerce dağıtıldığını, bölgedeki bu tür huzursuzluğu gidermek için M. Kemal Paşa’nın genel müfettiş olarak atandığını, bildirmekte (64).

c) Enver Paşa ve Bolşevizm Korkusu:
I. Dünya Savası yenilgisinden sonra Sovyetler’e kaçan Enver Paşa burada rahat durmuyor, bu kez de Bolşevik renkte savaşım veriyordu. Kimi kez Bolşevik gözüküyor ve Sovyet yöneticilerinin gözüne girmeye çalışıyor, kimi kez de Turancı olarak Kafkaslar’daki Türkler’le dayanışıp, yeniden Anadolu’ya dönmeye çalışıyordu.

Enver Pasa’nın bu yollu çalışması İngiltere’yi ve İstanbul yönetimini korkutuyordu. Çünkü Enver Paşa sürekli Kafkaslarda dolaşıyor, Anadolu’yla bağ kuruyor, Karadeniz kıyılarına özellikle Trabzon’a kendi özel adamlarını gönderiyor, Kafkaslar’daki Sıra Hükümetlerinin kurulmasında rol oynuyor, onların arasında dolaşıyor, Anadolu’daki eski İttihat Terakki’lilerle ilişkiler kuruyordu. Bu gelişmeler Enver Paşa’nın Anadolu’da İttihat Terakki’yi yeniden dirilteceği, örgütleyeceği, Sovyet desteğiyle Anadolu’ya döneceği ve Sovyet sistemini Türkiye’ye uygulayacağı, İngilizler’i ülkeden kovacağı olasılığını oldukça güçlendirmişti. Dolayısıyla kuşkulanan ve korkuya kapılan İngiltere, İstanbul Hükümetine baskı yaparak Enver korkusunu giderme yolunda önlemler almaya çalıştı (65).

Enver Pasa’nın Karadeniz Bölgesine adam gönderdiği söylentilerinin yanı sıra, Sovyetler Birliği’ndeki Türk devrimcilerinin de bu bölgede çalısma sürdürdükleri yolundaki söylentiler İngiliz’ce alındığında korkunç bir tablo çıkıyordu ortaya. İngilizler’in kuşkuları böylece daha da artıyordu. Bu gelişmeler durumu önleyici bir yetkilinin bölgeye gönderilmesini gerektirmekteydi.

d) Ulusal Örgütlerin Savaşıma Başlamaları:
Bırakışma sonrası Türkiye’sinde umutsuzluğun verdiği bunalımla yer yer kaynaşmalar oldu. Trakya, İzmir ve Ege topraklarının Ermeniler’e verileceği gündeme gelince bölgeler halkı tepki göstermeye başladılar. Bu durum ülke genelinde ulusal tepkiyi ve sonucunda da ulusal birliği doğurdu. Trakya halkı toprağını Yunan’a kaptırmamak için 2 Kasım 1918’de ”Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Osmaniye” derneğini kurdu. aynı amaçla İzmir, 1 Aralık 1918’de ”İzmir Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti” doğdu.
Bölge topraklarının Ermeniler’e verileceği ve Ermeni egemenliğine girileceği, bölge halkını bu tür birleşmeye yöneltmişti. Aynı ögeler Adana yöresinde de ”Kilikyalılar Cemiyeti”ni yaratmıştı. Pontus Rumları’nın istek ve eylemleriyse 12.2.1919’da ”Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti”nin doğmasına kaynaklık etmişti (66). Ellinin üzerinde ulusçu dernek ve örgüt birleşerek 29 Kasım 1918’de Mill” Kongre”yi oluşturmuşlardı (67).

Ülkedeki bu genel tepki gittikçe yoğunlasıyor ve Temmuz 1919’dan itibaren bölge ve genel kongreler yapılıyordu. Erzurum, Sivas, Balıkesir (I. ve II.) Nazilli, Alasehir, Manisa, Denizli, Pozantı, Usak, Lüleburgaz ve Edirne kongreleri bu türdendi (71).
Türkiye genelinde ve özellikle Anadolu’daki bu direniş için derlenme, bunlardaki ulusçu öz, İngiltere’yi ve onun uydusu İstanbul yönetiminin uykularını haklı olarak kaçırıyordu. İngiltere bu örgütlerde özellikle İttihatçı ve Bolşevik kokusu alıyordu. Yayılmacılığı için bu gelişmelerin bastırılmasını uygun buluyordu.

Kaynak: Baki Öz- Atatürk’ün Anadolu’ya gönderiliş olayının iç yüzü

PAYLAŞ
Önceki İçerikModern Parapsikoloji Çalışmalarının Tarihçesi
Sonraki İçerikAtatürk Anadoluya Neden Gönderildi? (3. Bölüm)
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER