Atatürk ve Kayıp Kıta Mu

512

Bize öğretilen tarih bilimi yanılıyor mu?

M.Ö. 200.000 ile 70.000 arasında Büyük Okyanus’ta Mu adında bir kıta var mıydı? Bu kıtanın Avustralya’dan birkaç misli büyük olduğu, yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra battığı doğru mu? Atatürk bu kıta ile neden ilgilendi? Yoksa, Türklerin kültür kökeni, Büyük Okyanus’un derinliklerine kadar mı gidiyordu? Türklerin kültür kökenini ortaya çıkartmak, Atatürk’ ün en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra, bu konuya büyük bir hassasiyetle eğildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Türkçülük akımları tarafından yapılan çalışmalar derlendi.
Atatürk’ün isteği ile birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda çalışmalar yaptı. Yabancı bilim adamları ülkeye davet edildi. 1930 yılında Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve
bilgiler ortaya çıkarıldı. Yine de Türkler’in kültür kökenleri tam olarak açıklığa kavuşamadı.

1932 yılında Emekli General Tahsin Mayatepek Atatürk’ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasında benzerlik olduğundan bahsetti. Mayalar Meksika’da yaşamışlar, Türkler ise Orta Asya’dan gelmişlerdi. Aradaki uzaklığa rağmen, Atatürk konuyla ilgilendi. Derhal Tahsin Beyi, Meksikaya elçi olarak atadı. Ona bu konuyu aydınlatma görevini verdi. Tahsin Bey Meksika’ya gitti. Orada kendisine Amerikalı Arkeolog William Niven’ın bulduğu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökünün bu tabletlerde olduğu anlaşılmıştı. Türkçe ile Maya dili arasındaki benzerlikler de bu tabletlerde aranmalıydı.

Amerikalı arkeoloğun ortaya çıkarmış olduğu tabletler, Tahsin Beyi şaşkına çevirdi. Eğer bunlar doğruysa, bilinen tarih tamamıyla yanılıyor demekti. Çünkü tabletler M.Ö. 200.000 ile 70.000
arasında Büyük Okyanus’ta yer almış olan bir kıtadan bahsediyordu… Bu kıtanın adı “MU”ydu. Avustralya’dan bir kaç misli büyüktü. Yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra, bir dizi depremler sonucu battığı sanılıyordu. Acaba Türklerin kültür kökeni de bu kıtadan göç edenlere mi dayanıyordu? İş gittikçe daha da ilginç bir hale bürünüyordu…

Tahsin Bey konuyla ilgilendikçe, karşısına yeni bilgiler çıkıyordu. Bu kez kendisine İngiliz Albayı James Churchward’ın Hindistan’da bulduğu tabletlerden bahsettiler. Bunlar da kayıp MU kıtasıyla ilgiliydi. Churchward 50 yıllık bir çalışma ile bu tabletleri çözmüş ve bu olağanüstü bilgileri, 5 ayrı kitapta yayınlamıştı.

Tahsin Bey, öğrendiklerini ve ortaya çıkardıklarını ATATÜRK’e raporlar halinde sundu. Atatürk’ün konuya olan ilgisi daha da arttı. Churchward’ın Mu ile ilgili kitapları getirildi. Atatürk derhal kitapların tercüme edilmesini istedi. 60 kişilik bir tercüme heyeti, çok kısa bir sürede, Churchward’ın kitaplarını Türkçe’ye çevirdi. Fakat kitaplar basılmadı. Daktilo edilmiş metinler halinde Atatürk’e teslim edildi.

Tercüme edilen metinleri Atatürk’ün büyük bir dikkatle okuduğu biliniyor. Atatürk insanın yaradılışını anlatan bölümlerle özellikle ilgilenmişti. MU’nun insanlığın anayurdu olduğunu, nüfusunun 64 milyona kadar çıktığını, ilk insanın orada yaratıldığını anlatan satırların altını çizmişti.
Dünya üzerindeki tüm dinlerin sembollerle anlatmaya çalıştıkları, bu bilgiler ışığında çok daha kolay
çözülmeye başlamıştı.

Atatürk, MU’da geçen Tanrı kavramıyla da ilgilenmiş, Yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağı,
şekillendirilemeyeceği ve adlandıralamayacağı üzerinde de durmuştu.  Tercümelerde, Maya dilinin yeryüzünün ana dilinden gelmiş olduğunu, tüm dillerin orada doğduklarını ve anadilin MU dili olduğunu belirten bölümlerin altı, Atatürk tarafından çizilmiştir.
Atatürk’ü ilgilendiren bir diğer bölüm, ırkların kökeniyle ilgiliydi. Anadolu’daki ilk insanlar olan
Karyanlar’ın asıl vatanlarının, Büyük Okyanus’taki Easter Adası olduğunu anlatan bölüm yine
Atatürk tarafından işaretlenmiştir.

Mu’nun batışını anlatan bölümde, Mu halkının “ Ra Mu, bizi kurtar” diye bağırmalarını işaretlemiş
ve altına “Demek ki, Ra Mu, bir ilahtır” notunu düşmüştür. Birçok Mu kökenli özel isim ve sıfatları, Atatürk Türkçe ile karşılaştırmış, notlar almıştı. Mu’nun demokrasi ile yönetildiğini, güneş enerjisinin aydınlatılmada kullanıldığını anlatan satırları da çizmişti. Ve bunlar gibi daha yüzlerce satır, Cumhuriyetimiz’in kurucusu tarafından çizilmiş, işaretlenmiş, sayfa yanlarına notlar alınmıştı. Belli ki büyük bir dikkatle bu belgeleri incelemişti.

Kitaplar neden basılmadı? 

Atatürk, James Churchward’ın iki kitabıyla özellikle ilgilenmişti: “Kayıp Mu Kıtası” ve “Mu’nun Çocukları.” Bu iki kitap, Anıtkabir kitaplığında 1301 ve 1302 no ile kayıtlıdır. Daktilo ile yazılmış kitapların çeviri metinleriyse yine Anıtkabir kitaplığında dosyalar halinde bulunmaktadır.
Atatürk’ün Mu ile ilgili düşüncelerini ve çıkardığı sonuçları ne yazık ki tam olarak bilmiyoruz. Çünkü 1935’ten sonra sinsice ilerleyen hastalığı, ona fazla zaman tanımadı. 1967’ye kadar Türk Dil Kurumu arşivinde, daha sonra Anıtkabir kitaplığına getirilen bu çeviriler hala basılmamıştır. Öylece durmaktadır. Atatürk’e kitapları sağlayan Tahsin Mayatepek, Meksika’da araştırmalar yaparken, Maya-Aztek-İnka uygarlıklarının, Türkler’de kullanılan eşyalara benzer eşyalar kullandıklarını öğrenmişti. Ayrıca davullar ve kalkanlar bizimkilere çok benziyor ve üzerlerinde ay – yıldız sembolleri bulunuyordu. Tahsin Bey’in tüm çalışmalarını belge ve fotoğraflarla birleştirerek üç cilt defter halinde Atatürk’e yolladı. Bunların nerede olduğu bilinmiyordu. Uzun araştırmalarım sonucunda, bu belgeleri Türk Dil
Kurumu’nun kitaplığında buldum. Halen 56 ve 57 numaralı kayıtlarda bunlar muhafaza edilmektedir.
Bu değerli çalışmaların hiç biri malesef basılmamıştır. Oysa ki bu belgeler dünya kültür tarihine ışık tutan eşşsiz bilgilerle doludur. Gerek dünya dinlerinin kökenini, gerekse dünya insanlık tarihinin bilinmeyen yönlerini aydınlatan bu belgeler hakkında mutlaka kamuoyuna ayrıntılı bilgi verilmelidir.
Gerek Churchward’ın kitapları, gerekse Tahsin Mayatepek’in çalışmaları basılıp yayınlandığı zaman Atatürk’ün düşüncelerini belki daha iyi anlayabiliriz. Aksi taktirde bu eserler de, Atatürk’ün gizli kalmış düşünsel yönleriyle beraber, Anıtkabir’in sessizliğinde uyumaya devam edeceklerdir.Aynen Mu kıtasının kalıntılarının Büyük Okyanus’un derinliklerinde beklediği gibi…

“Bizim bilmediğimiz bazı sırlara eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız.”
Bu sözler 20. Yüzyılın önemli bilimadamı olan Einstein’a aittir. Evet… İster kabul edelim ister etmeyelim ancak tarihin geçmiş devirlerine doğru uzandıkça eskilerin bizim bilmediğimiz sırlara
sahip olduklarını görüyoruz. Böylelikle Einstein’ın bu konuda da haklı çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kimdi bu eskiler? Bu eski insanlar ATATÜRK’ün de izlerine rastladığı Mu ve Atlantisli bilgelerdi. Mu ve Atlantisliler’in, maddi ve manevi alanda son derece ileri seviyede bilgilere sahip oldukları, günümüze kadar gelen yazılı belgelerde kendini göstermektedir. Örneğin, M.S. 8. yüzyılda Mahavira’yı yazan Bhavabonti’nin anlattıkları bu sırların Hint’tin sakladığı sırlarda açıkça bilindiğini gösterir. Günümüze kadar gelebilen bu belgede şunlar yazılıdır:
“Kutsal bilimin sırları ancak inisiyelerce malumdur. Binlerce yıldan beri ermişler, Brahma ve başkaları, bunları gördüler ve öğrendiler. Kriçaçva, Mu Bilim Rahipleri’nin gizli bilimlerinin bütün sırlarını  açıklamıştı. Bana da bunları Viçvamitra söyledi.”
Gene Mahavira’nın beşinci bölümünde, Puşpaka denilen bir çeşit hava taşıt aracıyla, insanların taşındığı anlatılır. Ayrıca bu hava taşıt araçlarının, gece seferlerini yaparken birer yıldız gibi
parladıkları belirtilmektedir.
Öte yandan, Hint Yogasutrası, Aiçvaryalar’dan söz eder. Aiçvarya, bir insanın sahip olduğu halde kullanmasını bilemediği yeteneklerini öğretme bilimidir.
Yogasutra, aşağıda yazılı olan bilim türlerinin Naakaller’den, yani MU’da hem rahip hem de bilgin sıfatıyla yaşayan bir sınıftan (Mu Bilim Rahipleri’nden) alınmış olduğunu yazar.

Hint Aiçvaryalar’ı yedi bölüm halindedir:
1. Amma: Düşünce gücüyle maddeleri ufaltıp büyütebilmek. Maddeler üzerinde çeşitli etkilerde bulunmak. (Telekinezi)
2. Lghima: Cisimleri hafifletmek ve havada durdurabilmek. (Levitasyon)
3. Prapte: Zaman sınırlarını aşarak, çeşitli yerlere ulaşmak ve düşünce nakli. (Astral Seyehat ve Telepati)
4. Prakamya: İrade yolu ile, gaz, sıvı ve katı cisimler arasından geçebilmek.
5. İçitritva: Maddelerin özelliklerini değiştirme. (Alşimi – Simya)
6. Sohtart: Kendi bedenine ikinci bir ruh sokabilmek. (Medyomluk)
7. Atartvaç: Görünmez olabilmek. (Demateryalizasyon)

Kaynak : Ergun Candan – Gizli Sırlar Öğretisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikOrpheus – Örfe- Orfeus
Sonraki İçerikYunusların Çıkardığı Seslerden Görüntü Elde Edildi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER