Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi

441
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Teorinin miladı:
Hitit kazısı
Dil çalışmaları 17. yüzyılda başladı; 19. yüzyıl ortalarından itibaren Avrupa’da “moda” oldu. 1920’lere gelindiğinde “kökendil” görüşü yaygınlaştı ve ortak anadil arayışı başladı.Bilim dalı olarak ortaya çıkan filoloji ve etimoloji; konuşma farklılıklarının/şivelerin, lehçelerin, ağızların zamanla bağımsız dile dönüştüğünü ortaya çıkardı. Yani diller zaman içinde gelişiyor, değişiyor, alt gruplara ayrılıp başkalaşıyordu.
Dil merakı ve çalışmaları arkeoloji ve benzeri sosyal bilim türevlerini de doğurdu.
20. yüzyıl başına kadar insanoğlu Mezopotamya dışında bir uygarlık bilmiyor, tanımıyordu. Arkeolojik kazılar sadece bu bölgeyle sınırlıydı.
İlk Hitit kazısı 1906’da Almanlar tarafından Hattuşa’da (Boğazköy) başladı. Anadolu’da bulunan/keşfedilen bu yeni uygarlık bilim dünyasında heyecan yarattı.
Yaratılan her heyecan abartıyı getirdiği gibi, Avrupa gazeteleri de yeni arkeolojik keşifle ilgili ardı ardına sansasyonel haberler yaptı.
Merak edilen konuların başında Anadolu bozkırında kurulan Hititlerin (Etiler) dili geliyordu. Bu “anadil” hangi Avrupa dillerini yavrulamıştı?
Bu soru, “Güneş Dil Teorisi”nin doğuşuna da neden oldu. Çünkü Hititçe de bazı sözcükler Türkçede de vardı: Milid adı Malatya idi. Marqasi ise Maraş; Adanawani de Adana… (Bu sayfada Anadolu’daki yer isimleriyle ilgili ayrıntılı makale yazdığım için örnekleri uzatmayacağım.)
Sümerli Ludingirra Türk mü
“Güneş Dil Teorisi”ne sadece Hitit kazıları neden olmadı.
Prof. Samuel Noah Kramer (1897-1990) Sümeroloji’nin kurucusuydu. “Tarih Sümer’de Başlar” kitabında birçok uzman arkadaşıyla aynı saptamayı yaptı: Büyük uygarlık kurucusu Sümerler, Mezopotamya’ya dışarıdan geldiler. Nereden gelmişlerdi?
Muazzez İlmiye Çığ (ki Prof. Kramer’in yardımcısıydı) Sümer yazıtlardan yola çıkarak, 1996’da “Sümerli Ludingirra” adlı kitabı yazdı. Öğretmen-yazar Ludingirra anılarında, atalarının kuzeydoğudaki dağlık bölgeden kuraklık sonucu geldiklerini anlatıyor! (Sayfa 14)
Ludingirra yazdıkları, Türklerin kuraklık sonucu Anadolu’ya göç ettikleri iddiasındaki “Türk tarih tezi”ni doğruluyordu. (Eğer Ludingirra’ya inanmıyorsanız “Gılgamış Destanı”nı hiç okumayın!)
O yıllarda “Güneş Dil Teorisi”nin düşünsel kaynağı çoktu.
Bunlardan biri de Sir Canon George Rawlinson (1812-1902) idi. Sümerlerin Asya’dan gelmiş Türk kavmi olduğunu ileri sürdü. Buna kanıt olarak, Sümer diliyle Türkçenin benzerliğini gösterdi; ikisi de bitişimli dillerdendi. Keza Sümerceye benzeyen Türkçe kelime sayısı hayli fazlaydı. (Kia: Kıyı; Temen: Temel; Ghir: Kırmak; Kouch: Kuşak gibi.)
Rawlinson tezine göre, Sümerlerin “ataları” Türk’tü.
İsviçreli Cenevre Üniversitesi Rektörü Prof. Eugene Pittard (1867-1962), Türk göç dalgalarının Avrupa’yı nasıl etkilediğini yazıp uygarlığın kökünün Asya olduğu tezini ortaya attı. Keza…
“Güneş Dil Teorisi”nin düşünsel kaynakları için, Kvergic, Pekarski, Barenton, Vaux, Diniker, Quatrefages de Breaud, Topinard, Villenoisy gibi bilim adamlarının çalışmalarını sıralamaya gerek yok. Burada yanıtını bulmamız gereken başka bir soru var:
Avrupa merkezli bu “moda” tez, Türkiye’de neden çabuk kabul gördü?
Haksızlık yapmayalım.
Atatürk ne tarihçi ne de dilciydi. Ama bu çalışmaların yapılmasını isteyen bir öncüydü.
Keza sadece Avrupalıların tezleri kabul görmedi; Anadolu da kendi “kazı çalışmaları”nı başlattı:
Ahlatlıbel, Alacahöyük kazılarına başlandı.
Ertuğrul yatı Marmara ve Ege’deki tarihi abideleri araştıracak bilim adamlarına tahsis edildi.
Ruşen Eşref, Afet İnan Mısır’a, Yunanistan’a gönderildi.
Osmanlı belgeleri tasnif edilmeye başlandı; Macaristan’dan arşiv uzmanı Prof. Lagos Fekete getirildi.
Eski uygarlıklarda görülen güneş dil bağının etkilerini araştırmak için dilbilimci Tahsin Mayatepek Meksika’ya gönderildi.
Prof. Eugene Pittard gibi bilim adamları Türkiye’ye davet edildi.
Yani nasıl Avrupa’da heyecanlı bir kökendil araştırması varsa, aynı dönemde Türkiye’de de o heyecan vardı. 1935’te, antropolojinin ayrı bir bilim dalı olarak ortaya çıkması bile gösteriyor ki, bu rüzgâr sadece Türkiye’yi etkilemedi.
Moral kaynağı oldu
Tekrar sorumuza dönelim:
Kemalist kadrolar “Güneş Dil Teorisi”ne niye alelacele sahip çıktı? Yabancı dilbilimcilerin bazı saptırmalarına neden hemen inandı, inanmak istedi?
Bunun duygusal sebepleri vardı.
Şöyle…
Osmanlı’nın gözden uzak arka bahçesi Anadolu, Türkiye Cumhuriyeti’nin gözbebeği oldu. Hep “yüceltilmesine” dayanak arandı.
Anadolu’nun, uygarlık beşiği Avrupa dillerinin “anası” olduğu teorisi, Kemalist kadrolar için moral kaynağı oldu.
Parantez açayım: Eski uygarlıkların dillerine sadece Türkiye dört elle sarılmadı. Almanya gibi burjuvazinin yükselişini yaşayan bazı Avrupa ülkeleri de, dilleriyle övünen ve tüm dilleri küçümseyen Fransızlarla aynı anadilden gelmenin gururu için bu teorilere arka çıktı. Yani onların da kendilerince “Güneş Dil Teorisi” vardı!
Bu arada…
Uygarlık ve dil merkezinin Anadolu olması, “antik Yunan”la gurur duyan, ezeli rakip Yunanistan karşısında Türkiye’yi eşit bir konuma getirmesi de bu tezlerin çabuk kabullenilmesine sebep oldu.
Genç Türkiye için bunlar moral kaynağıydı.
Mustafa Kemal 1925’te, “Türk öğün, çalış, güven” derken, dil ve tarih çalışmalarının yapıldığı 1933’te artık şöyle diyordu:
“Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Ne mutlu Türk’üm diyene.”
Denemedir
Dil arayışı olgusunu tek bir “moral arayışına” indirgemek de doğru olmaz.
Kimine göre, SSCB’nin Şubat-Mart 1926’da Azerbaycan’da Birinci Türkoloji Kongresi düzenlenmesinin amacı, Türkçe konuşan dünyanın entelektüel merkezini Bakü yapmaktı. Türkiye bu prestiji elinden kaçırmak istemediği için, Türkoloji çalışmalarına ağırlık verdi.
Kuşkusuz Türk tarih tezi gibi arayışların da payı oldu.
Ancak dil çalışmalarındaki asıl gerçek:
Türk dilinin parçalı halden kurtarıp sadeleştirilmesi ve halkın konuşma dili ile yazı dili arasında birliğin, ahengin kurulmasıydı.
Dil, düşünce demekti çünkü.
Bu nedenle tarihi metinlerden ve yaşayan halk lehçelerinden taramalar yapılarak sözcükler, terimler bulundu.
Bu nedenle ölü veya eski diller metotlu bir şekilde incelendi, karşılaştırmalar yapıldı.
Bu nedenle Türkçe yabancı diller boyunduruğundan kurtarıldı.
Bu nedenle ardı ardına dil kurultayları yapıldı.
Bu nedenle Türk Dil Kurumu meydana getirildi.
Bu nedenle Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi kuruldu.
Vs…
“Güneş Dil Teorisi” bu arayış çabalarının sonucu doğdu.
Hata yapılmadı mı?
Hangi teori hata içermez ki?
Önemli olan tez ortaya atabilmektir. Teori geliştirebilmektir.
Mustafa Kemal’in devrimci olmasının sebebidir, soru sorabilme birikimine sahip olması. Soru bilimin temelidir çünkü…
Baksanıza…
Bugüne kadar ne biliyorduk; en eski Türk yazısı MS 8. yüzyıldaki Orhun Anıtları’ydı. Keza ilk sözlüğümüz “Divanı Lügati’t-Türk”ü Kaşgarlı Mahmud 1072-1074 yılları arasında yazdı.
Oysa yeni çıkan belgelere göre, MÖ 2000’deki Çin kaynaklarında Türkler var.
Yani: “Güneş Dil Teorisi” her yeni bulguyla yeniden değerlendirilecektir. Mevcut hali abartılıdır kuşkusuz ama gerçekle bağı tamamen kopuk değildir.
Azra Erhat’lar, Eyüboğlu’lar, Halikarnas Balıkçısı vb. de “Türk” yerine “Anadolu”yu koymadı mı?
“Güneş Dil Teorisi” bu toprakların tarihsel gerçeğini arama çabasının adıdır.
Asırlar boyu güdük bırakılan, hayatla bağı kesilen, ezik ve ölmek üzere olan bir dili tekrar hayata döndürme çabasının adıdır.

DTCF TARİHİNDEN UTANIYOR MU

KURTULUŞU gerçekleştirip, Cumhuriyet Devrimleri’ni inşa eden Kemalist kadrolar, 1929’da dünya ekonomik kriziyle büyük

O süreçte Türkiye’de ekonomik politika arayışları yoğunlaştı; “Kadro Hareketi” popüler oldu.
Ne zaman krizden çıkıldı, Kadrocular dağıtıldı ve kültürel devrimlere kalındığı yerden devam edildi. Dil çalışmaları bunlardan biriydi.
1932’de “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” kuruldu. Adı sonra “Türk Dili Araştırma Kurumu” oldu ve en sonunda da “Türk Dil Kurumu” (TDK) adını aldı.
Ancak Atatürk dil ve tarih çalışmaları için TDK’yı yeterli bulmadı. Dil ve tarih öğrenimi için manevi kızı Afet İnan’ı yurtdışına göndermişti. Önce, başka öğrencileri de göndermeyi düşündü. Sonra Ankara’da bir fakülte açmanın daha verimli olacağını düşündü.
Teklifini Milli Eğitim Bakanı Abidin Özmen’e açıkladı:
Türk ve Türkiye tarihine kaynaklık edecek, bütün eski dillerin öğrenimi için, fakültede kürsüler ve enstitüleri kurulmalı ve bu amaçla uzmanlar kendi ülkemizde Türk öğrencilerini bu çeşitli kollarda yetiştirmeli idi. Bunun için Orta Asya Türk tarihiyle ilgili, Sinoloji, İndoloji; Önasya için Sümeroloji, Hititoloji ve diğer klasik dillerden Latince, Yunanca, Arapça ve Farsça kürsüleri olmalıydı.
Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu diğer konu da, yabancı dillerin öğretilmesiydi. Keza arkeoloji vs. kürsüleri kurulmalıydı.
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi 14 Haziran 1935’te 2795 sayılı yasayla kuruldu.Öğrenime Ankara’daki Evkaf Apartmanı’nda başlandı.

Türk dil tezi, Türk tarih tezi; Türk tarih tezi de Türk dil tezi anlaşılmadan anlaşılamaz. Türk modernleşmesinin temel açmazları, problemleri, çelişkileri ve dinamikleri ise bu kardeş tezler anlaşılmadan anlaşılamaz. Cumhuriyetin başlıca hedefi asla sadece Batılılaşmak olmamıştır. Yeni Cumhuriyetin çözmesi gereken en acil sorun “laik” ve “çağdaş” bir ulus inşa etmek olmuştu. Yapılan bütün devrimler, düzenlenen bütün kurultaylar ve öne sürülen bütün tezler, hep bu “laik” ve “çağdaş” ulusun inşasına yönelik teşebbüslerdir. Taşıdığı arzular, iyi niyetler, açmazlar ve çelişkileriyle bütün bu teşebbüslerin ruhunu en iyi yansıtan örnek Güneş-Dil Teorisi’dir. Her ne kadar bugün hiçbir akademik ve entelektüel değer taşımasa da Güneş-Dil Teorisi hâlâ anlaşılmayı bekliyor.

Çalıştayda tespit edilen bazı kelimeler.

Diller ve Anlamları
SümerceTürkçeAnlamı
adataata,baba
ibipip
ususakıl
MayaTürkçeAnlamı
AşakUşakUşak,Hizmetli
ÇepÇapa
TeperTepeTepe

Konuyla ilgili şahsi görüşüm teoride insanlığın Türklerle başladığı yanlış olabilir. Ancak kültür ve medeniyetin Türklerle başladığı artık tarihi bir gerçek. Bugün Macaristan Türk olduğu kabul ediyorsa, Finlandiya Orta Asya’dan geldiğini kabul ediyorsa , Roma’nın kültürünün Türklüğü DNA testi ile kanıtlamış Etrüskler’den gelmişse yine kızılderililerin ortaasya kişisi olduğu Güney Sibirya Türkleri ile kültürleri uyuşuyorsa, dinler tarihini araştırdığınızda eski Mısır dahil birçok inançta şamanik ritüeller ve öğretilerin izleri varsa tartışılmaya ve üzerinde yeni araştırmalar yapmaya değer bir konudur.

Kaynak : Soner Yalçın , Wikipedia, TÜRK TARİH TEZİ İLE TÜRK DİL TEZİNİN KAVŞAĞINDA GÜNEŞ-DİL TEORİSİ- Gökhan Yavuz DEMİR,

PAYLAŞ
Önceki İçerikV ( Zafer) İşaretinin Anlamı
Sonraki İçerikBeyaz Aslan Belgeseli Türkçe Dublaj İzle
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER