Bakırın Keşfi – Bakır Ne Zaman Bulundu?- Bilim Tarihi

288

Homo habilis’in ilk günlerinden aşağı yukarı MÖ 4000 yıllarına dek, iki milyon yıllık bir dönemde, aletler ve silahlar taştan, tahtadan ve kemikten yapılıyordu. Bunların içinde taş, en dayanıklısı ve çok uzun süren insan faaliyetlerinin kanıtı olarak zamana karşı en çok direnendir. Sonuç olarak bu uzun dönem Taş Çağı olarak bilinir; bu terim ilk kez Romalı Şair Titus Lucretius Carus (MÖ 95-55) tarafından kullanılmış ve 1834’te Danimarkalı Arkeolog Christian Jürgensen Thomsen (1788-1865) tarafından yeniden dilimize kazandırılmıştır.

Taş Çağı taşı kullanmanın gittikçe gelişen tekniklerine göre, Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik dönemlere (Latince sırasıyla “Eski Taş ” , “Orta Taş” ve “Yeni Taş” sözcüklerinden) bölünür.

Yine de ara sıra Taş Çağı insanları tarafından diğer taşlara benzemeyen taşlar bulunmuş olmalı. Bu garip taşlar parlaktı ve aynı boydaki sıradan taşlardan daha ağırdılar. Bundan da öte, bu parlak taşlara taş bir çekiçle vurulduğunda, sıradan taşlar gibi ayrılmıyor veya parçalanmıyor, fakat şekilleri değişiyordu.

İşte ara sıra bulunan bu taşlar metallerdi. Düzinelerce farklı metal bilinmektedir; fakat çoğunluğu metal olmayan maddelerle birleşik durumdadır ve sonuçta ortaya kayalık maddeler çıkar. Sadece tesirsiz olan ve diğer maddelerle birleşme eğilimi göstermeyen metaller serbest durumda bulunabilir. Serbest bulunması en kolay olan üç tesirsiz metal, diğer metaller arasında bile enderdir. Bunlar bakır, gümüş ve altındır. Ender bulunmaları metal sözcüğünün Yunanca “aramak” teriminden gelmesinden anlaşılabilir.

Insanlar tarafından işlenen metal külçeleri MÖ 5000 yılı veya daha öncesinden kalmadır. Bunlar metalik parlaklıkları ve dövülerek ilginç şekiller verilebilme özellikleri nedeniyle, ilk başlarda hemen hemen sadece takı olarak kullanılıyorlardı. Aralarında en fazla tercih edilen altındı; çünkü rengi en güzel olan (parlak bir sarı) ‘ en ağır ve en tesirsiziydi. Zamana karşı direniyordu. Çok açık sarı olan gümüş zamanla kararır ve kırmızımsı olan bakır yeşile bile dönebilir. (Bakır, bu metalin ilk zamanlarda bulunduğu ada olan Kıbrıs sözcüğünden gelir.)

Ancak insanların metallerin maden cevheri denilen özel kayalardan sağlanabileceğini keşfetmesinden sonra, metaller diğer amaçlar için de kullanılacak derecede bollaştı. Bunların arasında ilk keşfedilen bakırdı. Bakır oksijen ve karbonla, belirli cevherlerde de, bazen de her ikisiyle birleşmiştir. Bakırın buralardan saf formda elde edilebileceği keşfi MÖ 4000 yılında gerçekleşti.

Şüphesiz bu iş ilk önce tesadüfen oldu. Bu tür bir bakır cevherinin üstünde büyük bir odun ateşi yakılabilirdi. Ateşin ısısı altında odundaki ve cevherdeki karbon, karbondioksit gazını oluşturacak şekilde cevherdeki oksijenle birleşiyor; karbondioksit havaya karışıyor ve geriye de metalik bakır kalıyordu. Gözlemci biri ateşin külleri arasında kırmızımsı küreciklere dikkat etmiş olmalı ve sonunda durum anlaşılmıştır. Böylece maden cevherleri aranılarak bilinçli bir şekilde ısıtıldı. Bu şekilde ateş, cevherlerden metal elde edilmesi anlamına gelen metalürjiyi olanaklı kıldı.

Bundan sonra bakırdan takılar daha yaygın hale geldi; fakat tersini düşünecek olsak bile bakır alet olarak kullanılamıyordu. Keskin kenarlı bir kaya kullanılırsa kenarını kaybeder ve zahmetli bir işe girilmeksizin tekrardan keskinleştirilemez. Keskin kenarlı bir metal parçası körlenirse, basitçe ve kolayca dövülerek keskinleştirilebilir. Oysa bakır çok kolay körleniyordu. Her ufak kullanımdan sonra dövülmesi mümkün değildi.

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından adınıza imzalı satın almak için Tıklayın Kitap ile ilgili ropörtajı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Tıklayın

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER