Birleşik Avrupa Ordusu ile Atilla’nın Savaşı

662

Birleşik Avrupa Ordusuyla Savaş Atilla, Priskos’un da içinde bulunduğu heyete soğuk davranıyordu. Etrafa hakim olan yalanların hoşuna gitmediğini gösteriyordu. Başbuğ, yalan sanatının artık siyaset sayıldığını çoktandır biliyordu. Atilla, başka bir değerler manzumesine göre yaşıyordu, farklı bir siyasî kültüre sahipti. Ahlâk kavramı onun için önemli idi. Atilla, Hristiyanların onun en iyi askerlerini kendi taraflarına çektiklerini görüyordu. Atilla, kendisine ihanet eden ve karşı tarafa geçen askerlerinin listesini vererek bunların iadesini istemişti. Fakat Avrupalılar riyakârlık ediyor; mütebessim bir çehre ile bu suçlamaları reddediyorlardı. Her şey meydanda idi. Avrupalılar, Atilla’nın askerlerini ve yöneticilerini yavaş yavaş kendi taraflarına çekiyorlardı.Genel olarak çok yetenekli bu insanlar devletlerini para ve maddî menfaat için değil; hakimiyet ve istikbal için terk ediyorlardı. Romalılar ve Yunanların ise, kabiliyetli ve yetenekli insanlara ihtiyaçları vardı. Putperest Avrupa yaşlanmıştı, öz kültürünü yenilemek için taze güce ihtiyaç duyuyordu. Dolayısıyla taraflarına geçen insan kaynağını memnuniyetle kabul
ediyor ve bu insanlar için iyi hayat imkânları sağlamaya ve onları memnun etmeye çalışıyorlardı.

atilla-hun

380 yılında Roma, kendisi için uygun olmayan Yunan Hristiyanlığını bile kabul etmişti. Daha doğrusu çaresizlikten kabul etmek zorunda kalmıştı; çünkü Kıpçakların  Hristiyan odaktaşları olduklarını biliyordu. Böylece putperest Avrupa, kendisi için Türk  Dünyasına götüren yolları açıyordu.
Romalılar, “atalık” diye adlandırılan kadim bir Türk töresini Kıpçaklardan öğrenmişlerdi. Bu töreye göre bir çocuk, terbiye için başka bir aileye verilebilirdi. Romalı asil bir ailenin oğlu olan Aetius  Atilla’ya böylece gönderiliyor; Atilla bu çocuğu töre gereği küçük kardeşi olarak  kabul ediyor ve çocuğun her şeyiyle ilgileniyordu. Eğitimiyle kendisi bizzat  meşgul oluyordu. Zamanı gelince artık tecrübe kazanmış olan Aetius evine dönüyordu. Aetius önce Roma İmparatorluk ordusunda general, sonra da bütün Roma ordusunun önderi olmuştur.Aetius, Kıpçakları kendi safına çekmeyi çok  iyi başarıyordu. Askerî yöneticileri, ruhbanları ve halkı kendi tarafına çekmek  için onlara verimli yerler ve köşkler
veriyor; çok iyi iş imkânları sağlıyordu. Aetius’un babası Roma süvarisinin başı  olan Türk kökenli Gaudentsius, annesi İtala ise, çağdaşlarının yazdığına göre, Romalı  asil ve zengin bir kadındı.

Aetius’un gayretleriyle Galya, yani bugünkü Fransa, kaçakların gerçek krallığı olmuştu. Burada binlerce Kıpçak ailesi yaşıyordu; her şey Türkleri hatırlatıyordu. Başkentin adı bile Türk kulağına aşina bir
kelimeydi:Tuluza. Atilla, Priskos’un da içinde bulunduğu heyetten ihanet eden bu insanların iade
edilmesini talep ediyordu. Yüzlerce kaçak askerin adını vermişti. İhanet edenlerin çoğunlukta bulunduğu Tuluza şehrindeki durumu ileri sürmüştü. Ama nafile.

Kıpçakların gizli istihbaratı iyi çalışıyordu. Edindikleri bilgiye göre, Galya’daki Avrelyan şehrinin adı da Türk diline uygun olarak Orleans (Aurelianus) şeklinde değiştirilmiştir. Gelenler, kendilerine yabancı gelen bir kelimeyi değiştirerek, kendileri için anlaşılır hale getiriyorlardı.  Priskos’un heyeti her şeyi inkâr ediyordu. Galya’daki yeni şehirlerin ortaya çıkışını  bile inkâr ediyorlardı. Bu durum karşısında söz bulamayan Atilla yabancıları sarayından kovmuştur. Düşmanlar, Aetius’un birleşik Avrupa ordusunun
kuruluşunu tamamlaması için gerekli olan zamanı kazanmak için bekliyorlardı. Gerçekleştirecekleri ani saldırıya güveniyorlardı; fakat yanılmışlardı. Çünkü Atilla Galya’ya geldi. Tuluza ve Orleans onun dikkatini çoktan beri hep çekiyordu. Atilla’nın gelişini kimse beklemiyordu. Haç işaretli bayrakları ve süvariyi karşısında gören kaçkınların huzurları kaçmıştı. Kaçkınlar, bir Kıpçak için ihanetin ne büyük bir
günah olduğunu zaten biliyorlardı. Bozkırlılar her şeyi affedebilirlerdi, ama ihaneti ve korkaklığı asla.
Acı pişmanlık ve nedamet anları… Atilla Orleans’da yapması gereken işleri bitirdikten sonra, Roma askerlerinin sefere çıkışıyla ilgili haberler almıştır. Aetius savaş ilan etmiştir. Zaten yalanlar ve şüpheler Atilla’yı çoktandır rahatsız ediyordu. Atilla kâhine başvurdu. Geleneklere göre bir koyun kesildi. Kâhin, koyunun kürek kemiğine baktığı  zaman anî bir korkuyla geri çekildi. Kâhin felâketlerin kapıda olduğunu söylüyordu. Kâhinin Roma’dan hediye almış olması da ihtimal dahilindedir. Aetius Katalon Ovasında, meşhur Şampanya vadisinde savaşmayı teklif ederken çok erken sevindiğinin farkında değildi. Acele ettiği açıkça ortada idi. Aetius’un seçtiği bölge süvariler için gerçekten uygun değildi. Buna rağmen Atilla bu şartları kabul etmişti. Bu kararı, düşmanların dikkatini çekmemek için bilerek de vermiş olabilir. Gene de önsezileri Atilla’yı için için rahatsız etmeye devam ediyordu. Savaş öncesi gece sessiz geçmişti. Sabah şafakla birlikte asker saf tuttu. Süvariler “Hura” sesleriyle hücuma başladılar. Atilla’nın düşmanı Aetius da her şeyi doğru hesaplamıştı. Hücum başarısız olmuş ve Türkler geri çekilmeye başlamışlardı.
Atilla, askerlerine yaklaşmış ve söylenmesi gereken sözleri bulabilmiştir: “Korunmak, korkunun işaretidir… Saldıran cesurdur… İntikam, tabiatın en büyük hediyesidir… Zafere yürüyene yaylar ulaşmaz… Atilla savaştığı zaman sessiz kalan ölmüştür.”

“Cesurlara şan” anlamına gelen “Sarın Kıyçook!” naraları yükseliyorken, Ulu Kıpçak bütün orduyu kılıcıyla ve haçla kutsadı. Başbuğun sesi cevap olarak duyulan taşkın “hura-a” sesleri arasında kayboldu. Kıpçak dilinde “hura” kelimesi “vur” anlamına gelmektedir.

Bir anda ortalık karıştı. Katalon Ovası sanki zafer ışığıyla aydınlanmıştı. Avrupa’nın birleşik ordusuyla yapılan savaş, bu defa gerçekten Avrupa’yı yakmaya başlamıştır. Tanrı’nın elçileri çadırlarına ancak geceleyin dönmüşlerdi. Yorgun ama mutlu dönmüşlerdi. Sabahleyin alicenap Atilla, Aetius ordusundan arta kalanlara gitmek için izin vermiştir. Halbuki savaş kaidelerine göre, düşmana acımamak lâzımdı. Düşmanlar Kıpçakların bu asil hareketini maalesef bir zaaf olarak değerlendirmişlerdi. Avrupalılar, daha doğrusu Avrupalı tarihçiler, sonradan Katalon Ovasındaki savaşta Atilla’nın kaybettiğini ileri sürmüşlerdir.
Acıma duygusu savaş alanında böyle sonuçlar doğuruyordu. Ulu Başbuğ, kaçkın Türklerin yaşadığı Kuzey İtalya şehirlerini yerle bir ederek, ordusunu Roma’ya doğru yürüyüşe geçirdi. Bu yürüyüş sırasında, kaçkın Kıpçakların sığındığı Milano şehri çok büyük zararlara uğramıştı. Çok geçmeden Atilla’nın ordusu Roma kapılarına dayanmıştı. “Savaşı kaybeden”(!) Kıpçaklar bayraklarıyla Roma’ ya geldiler! Piskopos Leo başta olmak üzere, bütün Roma asilzadeleri Kıpçakları karşıladılar. Romalılar,Atilla’ya yalvarıyorlar ve onun merhametine sığınıyorlardı. Çünkü, Türklerin merhametli, yardımsever ve affedici olduklarını gayet iyi biliyorlardı. Roma Papa’sı yalvararak diz bile çökmüştür…

Kıpçakları durduran elbette sadece düşmanlarının gözyaşları değildi. İtalya’da güya çok tehlikeli bir veba salgını olduğu yalanı da değildi. Atilla’yı durduran, Roma İmparatorunun elinde yükselttiği haç idi. Haç Atilla’yı durdurmuştu. Bu, Tanrı‘nın haçı idi. Atilla’nın süvarileri bunu Gökyüzü’nün bir emri olarak kabul etmiştir. Roma, Türklerin kutsal değerini böylece kabul etmiş oldu. Savaş bitmişti. Atilla evine döndü. Yıkılmış bir düşmanı seyretmek pek hoş bir manzara değildi.

Kaynak : Türklerin ve Büyük Bozkırın Eski Tarihi  Murad Adji, Moskova, 1999

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından adınıza imzalı satın almak için Tıklayın Kitap ile ilgili ropörtajı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikKadim Türk Geleneği Çam Bayramı
Sonraki İçerikHun İmparatoru Atilla’nın Ölümü

36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER