Büyük Etrüsk Devleti

331
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Etrüsk çağının başında, İtalya’nın ne halde olduğunu ünlü Fransız tarilıçisi Andre Piganiol’ün aşağıdaki cümlesi açıkça göstermektedir :

“Etruria’da, VAHŞİ ve FAKİR yerli halkın yanında Tuna civarından gelmiş istilacılar, bir de iki dalga halinde, denizaşırı ülkelerden gelip orada yerleşmiş olanlar vardı”

Bu üç taraftan gelen göçmenler birbirlerine karşı nasıl davrandılar? Savaştılar mı ? Yoksa iki bin  kadar yıl sonra, Malazgirt’te olacağı gibi aynı dili konuştuklarını görerek, bir buluşma, kardeşe kavuşma havası ve sevinci içinde kaynaştılar mı?

Etrüsklerin kendi milli hayatları hakkında yazmış oldukları ve Latinlerin “Tuscae historiae” adını verdikleri kitaplar August ve ondan sonra gelen İmparatorları tarafından imha edilmiş olmasa idi, yukarıdaki sorulara kolayca cevap verilebilirdi.

Giriş faslımızda zikrettiğimiz Christopher Hampton’un sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Latin İmparatorlar tarafından, Etrüsklerin tarih kitapları da, “ekayinaneleri de yok edilmiştir. İmparatorların bıraktılarını da, daha sonra, Papalar yakmıştır. Çünkü Papalarda, Etrüsklerin dine dayalı sosyal kural ve adetlerinin Hristiyanlığın yayılmasını engelleyebileceği korkusu vardı.

Bu arada, Latin yazarlar tarafından yazıldığı halde, Etrüsklerin dininden söz eden kitaplar da yakılmıştır. Mesela, ünlü bilgin Varron’un, adını “Etrüsklerin tanrılar hakkındaki inanışları” diye çevirebileceğimiz eseri de, Etrüsk kaynaklarına dayandığı
için, Kilise tarafından imha edilmiştir

Burada ilgi çekici bir durumu zikretmeliyim:

Roma İmparatorluğunun çok karışık bir politik döneminde, Roma’nın Yeniçerileri diyebileceğimiz Saray muhafızları, Claudius adlı birini seçip İmparatorluk tahtına oturturlar (M.S. 41 de) . Claudius bir Etrüsktür. Hem de milli şuur sahibi bir Etrüsk …
Devlet işlerini yardımcılarına bırakıp, oturur 20 bölümden oluşan bir “Etrüsk tarihi” yazar. Herhalde, kendisinde gizli olarak alıkonulmuş “Tuscae historiae” de vardı.

Suetonius’a göre, Claudius zamanında, onun yazmış olduğu tarih kitabı, İskenderiye’nin meşhur kütüphanesinde, konferans şeklinde, yılda bir defa, bir kaç seferde, başından sonuna kadar, halka okunurmuş.

Bugün Claudius’a. “tarihteki ilk etrüskolog” ünvanı verilmektedir.

Gelgelelim. Claudius ölür ölmez, onun eseri de ortadan kaldırılmıştır.

Alman etrüskologu Otto-Wilhelm von Vacano’ya göre, İtalya’daki Etrüskler arasında ortak olan üç şey vardı : “dil, yazı ve kutsal bir idari teşkilata sahip olma kanaati”

Ne idi bu idari teşkilat ?

Bazı Latin yazarların, sonradan imha edilen Etrüsk Tarih kitaplarını okuyup da, o kitaplardan kendi eserlerine aktardıkları parçalar ve cümleler sayesinde, Etrüsklerin sosyal hayatı ve idari teşkilatı hakkında bugün bir şeyler bilinmektedir.

Etrüsk devleti ıtalya’nın kuzeyinde, ortasında ve güneyinde olmak üzere, 12 şer boydan ibaret üç Boylar Birliğinden oluşan bir Demokratik Federal Devlet idi.

Massimo Pallotino’ya göre, Etüsklerde 12 sayısının dini bir anlamı ve önemi vardı. Aslında bu sayı eski çağ milletlerinin çoğunda kutsaldı. Yahudiler 12 kabile idiler. Yunanlılarda Dodekapolis adlı 12 siteden oluşan siteler birliği vardı. Olabilir ki, bu, kozmik bir sebebe bağlı idi. Bir yıl içinde ay 12 defa küçülüp büyüdüğü için, belki 12 sayısının Tanrının seçtiği ve beğendiği bir sayı olduğu düşünülürdü.

Etrüsk devletindeki Kuzey Boylar Birliği Po nehrinin vadisinde yerleşmiş bulunuyordu. Merkezi Boylar Birliği Arno nehri ile Tiber nehri arasındaki bölgede idi. Güneydeki Boylar Birliği ise, Kampanya adı verilen coğrafi alanı işgal ediyordu.

İnsan, ister istemez, bu durum ile Etrüsklerin ıtalya’ya üç ayrı göç halinde gelmiş olmaları arasında bir ilişki kurmak eğilimini duyuyor. Fakat kaynaklarda böyle bir ilişkiyi ispatlayacak bilgi yoktur. Şunu da ekleyelim ki, eldeki sağlam bilgiler özellikle,
Arno ile Tiber arasındaki Boylar Birliği hakkındadır. Kuzeydeki ve Güneydeki Boy Birlikleri hakkında pek bir şey bilinmiyor. “Etruria” kelimesi kullanıldığı zaman, genellikle, ortadaki Boylar Birliğinin işgal ettikleri bölge kastedilmektedir. Bununla beraber, etrüskologlar “Po vadisindeki Etruria”, “Güney Etruria” gibi deyimler de kullanmaktadırlar.

Her Birlikteki boylar, yılda bir kere, ortak meseleleri görüşmek üzere, Kurultay halinde toplanırlardı. Kurultay sırasında, dini törenler yapılır, dualar okunur; kurbanlar kesilir ve sonunda at yarışları, güreşler, şenlikler, ziyafetler düzenlenirdi.

Yıllık Kurultaylar dışında da, gerektiğinde, mesela yeni bir Birlik Başkanı, yani yeni hükümdar seçmek için, Kurultay toplanırdı. Hükümdar halkın oyları ile tahta çıktığı içindir ki, yukarıda Etrüsk devletini Demokratik Devlet diye niteledik.

Etrüsklerde hükümdarın (kralın) askeri ve idari yetki ve görevlerinden başka, dini görevleri de vardı. Kral, aynı zamanda Başrahipti. Ayrıca, üzerinde adli yetki ve görevler de vardı. Eski yazarlardan Macrobius’a göre, Etrüsk kralı, haftada bir gün, anlaşmazlıklara, davalara bakar hüküm verirdi.

Etrüsk kralı başına taç giyer, elinde bir asa bulundurur ve bir taht üzerinde otururdu.

Bir de, kral yolda yürürken, önünde, kuru dallardan yapılmış bir demet taşıyan 12 koruma görevlisi yürürdü ki, bunlardan herbiri ayrı bir boy tarafından seçilip kendisine gönderilirdi. Bu görevliler boylardan her birini krala bağlayan birer bağ gibi idiler. Titus – Livıus’a göre, bütün bunlar, Etrüsklerden Romalılara da geçmiştir. Krala, yönetimde
yardımcı olan “Yaşlılar Meclisi”(senato) de öyle…

Kral, Kurultay tarafından seçilmekle, Etruria’daki 12 boyu yönetme yetkisini kazanıyordu. Bu yetki dini nitelikte idi ve kutsaldı. Çünkü krala, halk aracılığı ile, Tanrı tarafından verilmişti. Latinlere, yani Romalılara geçmiş olan şu demokratik slogan Etrüsklere aittlir : ‘ ” Vox Populi vox Dei” (Halkın sesi Tanrının sesidir) . Etrüsk kralının kutsal “Yönetme yetkisi” Imperium adı ile Romalılara da geçecekti.

Eturia’nın başkenti TARQUINIA şehri idi. Rivayete göre, bu şehir Etrüsklerin bir kısmını İtalya’ya getirmiş olan Tyrrhenos tarafından kurulmuştu. Boylar Birliği içinde 12 sayısı nasıl korunuyordu? Yani, biri çıkıp, arkadaş ve adam toplayarak 13. bir boy kuramaz mı idi ? Ya da, boylar arasında savaş çıkıp, bir boyun başka bir boyu kendi egemenliği
altına alması sonucunda, Birlik içindeki boyların sayısı onbire düşemezmiydi ?

Bu konularda kaynaklarda somut bilgiler yok ise de, bazı efsane ve söylentilerden ipuçları çıkarılabilir. Bir kere, boyların, ileride göreceğimiz gibi, birer şehir-devlet oluşturduğu dönemde, kurulmakta olan şehir-devlet için Tarkinia tarafından bir “vasi-
şehir” veya “abla-şehir” tayin edildiği anlaşılıyor. Böylece, kurulan şehir ile ona kurulmaya yardım eden şehrin bir müddet için bir idari bütün oluşturduğu düşünülebilir. (Burada “abla” kelimesInI kullanışımın sebebi bazı yazarların “Lavinium” şehri için Roma’nın “anne_annesi” demeleridir. Belki bu, latincedeki ”Urbs” (şehir) kelimesinin, gramer bakımından, dişi bir kelime oluşundan
dolayıdır.

Roma şehri, bir Etrüsk şehri olarak kurulduğu sırada, Veyi şehrinin bu yavru şehre her bakımdan yardımcı olduğu, mimarlar, heykeltraşlar, din adamları, hatta tiyatro oyuncuları göndermiş olduğu bilinmektedir. Hoş Roma, sonraları, nankörlük göstermiştir ya ….

Boylar arasında çıkan savaş veya düşman saldırısı gibi bir sebep neticesinde bir boy merkezi olan şehir yıkıldığında ise, her halde, kurulmakta veya gelişmekte olan bir şehir onun yerini alıyordu.

Etrüsk toplumu Büyük Aile üzerine kurulu idi. Büyük Ailelerin yaşlıları geniş otoite sahibi idiler. Bunlara Baba veya Soy Başı denirdi. Bu Babalar veya soy başları “Yaşlılar Meclisi” üyesi idiler. Onların evlatlarına “babaoğulları” denirdi. Yani, Etrüsklerde bir çeşit soylu sınıfı vardı. Soylulardan sonra halk sınıfı gelirdi ki, bu sınıf özgür vatandaşlardan oluşurdu. Halk, kralı seçmek gibi, bazı politik haklara sahipti. Etrüsk toplumunun en alt basamağında da, o dönemde her toplumda olduğu gibi,Köle sınıfı vardı. Köleler genellikle savaş esirleri idiler. Onlara aileler ve toplum içindeki en ağır
işler gördürülürdü. Bunlar savaşta ölümle gözgöze gelmiş ve ölümden kurtulmuş insanlar oldukları için, ses çıkarmadan, her işi yapmaya hazır idiler. Köleler alış veriş konusu, yani satılık mal idiler.

Etrüsk toplumunda kadının yüksek mevkii vardı. Etrüsk kadını eve kapanmış bir yaratık değildi. Dini törenlere, yarışlara, temsillere, ziyaretlere, kocası ile birlikte giderdi. Buna başka milletler, mesela. Yunanlılar, çok şaşardı.

Etrüsk toplumu içinde din, güzel sanatlar, milli töre büyük rol oynardı. Bununla beraber, Etrüskler, maddi hayat bakımından da, akla gelmeyecek inceliklere sahip idiler. mesela mayalı hamuru iyice kabartmak için, hamur teknesinin karşısına geçip flüt çalarlardı.

Etrüsk boyları arasındaki bağlar bazı dönemlerde gevşemiş, bazı dönemlerde, özellikle dış tehlike olduğu zamanlar, sıkılaşmıştır. Esasen, çok sonra, feodalite sonunda da olacağı gibi, M.Ö.VIII. ve VII. yüzyıllarda, bütün dünyada SiTE, yani şehir medeniyeti gelişmiştir. Etrüsk boyları da, bir şehir etrafında toplanmışlardır. Böylece, VIII. yüzyılda, Roma’nın kurulacağı sırada, Etrüsk Devleti Tarkinia kralına tabi üç kere 12, yani 36 zengin şehirden veya ilden oluşuyordu. Otto-Wilhelm von Vacano Etrüsk boyları arasındaki dini, politik, kültürel ve idari Birlik üzerinde özellikle durmaktadır.

Ünlü hatip ve yazar Katon da şöyle der :
“Hemen bütün İtalya Etrüsklerin egemenliği altında idi”

Etrüsk devleti M.ö.VI. ve V. yüzyıllarda, Akdeniz dünyasında, iki süper-devletten biri idi. Etrüsk Devleti milletlerarası mevkiini deniz gücüne borçlu idi. İngiliz bilim adamı James Wellard’a göre, Etrüskler Akdeniz’in Batı kısmına Demir Çağından beri egemen idiler. Yani, İkinci Binyılın sonundan beri… Yunanlılar kendi ticaret gemilerine yol açmak için, Etrüsklerin bu egemenliğini yıkmak azminde idiler. İşte uğraşıp da, bu egemenliği yıkamadıkları sıralardadır ki, bir çeşit ümidi kesme sonucunda olsa gerek, Yunanlılar, Akdeniz’in Batısına Tyrrhen yani Etrüsk Denizi adını koymuşlardır. Esasen, Akdenizin Doğusu da bir Etrüsk limanı olan Adria’dan adını almakta idi.

Yunanlılarla Etrüskler arasındaki deniz savaşı yüzyıllarca sürmüştür. Bu savaş, o dönemde her yerde olduğu gibi, daha çok korsanlık şeklinde cereyan ederdi. Etrüsk donanmasının başlıca görevi kendi ticaret filolarını korumaktı.

Etrüsklerle Yunanlılar arasındaki denz savaşı bazen bir tarafın, bazen öteki tarafın zaferi ile sonuçlanırdı. Bu arada Etrüsk gemileri İspanya’nın güney sahillerine kadar uzanmış ve benim tahminime göre Cebel-üt-Tarık boğazını da geçip, Atlas Okyanus’una kadar varmışlardır. Bana bunu düşündüren şudur : Söz konusu boğazı geçer geçmez,Fas’ın Batı sahilinde, bizim Tanca dediğimiz bir liman vardır. Bu !imanın adını Fransızlar “Tanger” yazarlar, “Tanje” okurlar. Miladdan önceki VI. üzyıla
ait coğrafi durumu gösteren bazı haritalarda, bu liman TİNGİS adı ile gösterilmiştir. Eski Türklerde, Yunanlıların TİNGİS şeklinde işitmiş olacakları TENGİZ kelimesi hem göl, hem deniz, hem de Okyanus anlamına gelirdi.

Bugün Etrüsk adını verdiğimiz Proto-Türklerin, Okyanusun kıyısında kurdukları limana TENGİZ adını vermiş olmalarında şaşılacak bir şey yoktur. Peki, “Tengiz” kelimesi sonraları nasıl “Tenger” veya “Tanger” kelimesine dönüşmüştür ? Bunu da ancak Türk fonetiği açıklayabilir. Çünkü Türk dilinin tarihinde R’lerin Z’ye, Z’lerin R’ye dönüştüğü çok defa görülmüştür.

Bu fonetik gerçeği, bir tarihçimiz şöyle açıklıyor :

“Oğur adı, her halde, Türkçedeki Oğuz’dan başka bir şey değidir. Çünkü Güney Rusya Türkleri Z harfini, sözlerin sonlarında, R’ye çeviriyorlar ve öyle söylüyorlardı. Nitekim Orta Asya Türkçesindeki “öküz” kelimesi onlarda “ökür” şekline girmişti.Bugün bile bu Türk ağzını konuşan Rusyalı Türkler hala yaşamaktadırlar”

Tahmin ediyorum ki , Tengiz’i Tenger veya Tanger’e çevirenler de, ltalya’da bin yıl yaşamış olan bizzat Etrüsklerdir.

Fas’ın Ankara Büyükelçiliğinden aldığım bilgiye göre, Tanca’nın Eski Çağdaki adının TİNGİS olduğunu Fas’ta herkes bilirmiş, çünkü bu okul kitaplarında yazılı imiş.

Etrüsk devletinin şehir-devletlerden oluştuğunu, bu şehir-devletlerin de Takinia kralına tabi olduğunu yukarıda gördük. Yunanlılarda deniz savaşı sırasında Etrüsk devletinde, sıkı bir merkezi idare bulunmuş olduğu anlaşılıyor. Yoksa, güçlü bir Etrusk donanması olabilir miydi ? Esasen, deniz  savaşının çok kızıştığı sırada, Başkent Tarkinia kuzeydeki Boylar Federasyonunu da, Güneydeki Boylar Federasyonunu da harekete geçimişti. Çünkü her iki Federasyon veya Birlik Merkezi Etruria’ya tabi idiler. Nasıl ki, Bin şu kadar yıl sonra, Göktürklerde  , Istemi Han’ın yönettiği Batı Boylar Birliği Bumin Han’ın yönettiği Doğu Boylar Birliğine tabi olacaktı

Kaynak: Türklerin İlk Ataları – Adile Ayda

PAYLAŞ
Önceki İçerikParapsikolojik İstihbarat
Sonraki İçerikKelt Mitolojisi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER