Çömlekçilik İlk Ne Zaman Ortaya Çıktı?

27

Bir şeyler taşımak insanlar için her zaman önemli olmuştur ve bunun en kolay yolu ellerde veya kolun içinde taşımaktır. Fakat bu yolla taşımanın sınırlan vardır. İhtiyacımız olan şey, deyim yerindeyse doğal ellerimizden oldukça büyük olan, yapay ellerdir.

Nesneler hayvan derilerinin içinde de taşınabilir; fakat derilerin şekli uygunsuzdur ve ağırdırlar. Sukabağı işe yarayabilir; ancak kullanımı sınırlıdır. Bu nedenle sonunda insanlar dalları veya diğer lifleri örerek sepet yapmayı öğrendiler. Bunlar hafifti ve her şekilde yapılabiliyordu.

Ne yazık ki sepetler örgünün ağlarından daha büyük parçalardan oluşan katı, kuru nesneleri taşımada işe yarıyorlardı. Sepet, örneğin un, zeytinyağı ve en önemlisi su taşımak için kullanılamıyordu.

Sepetleri kururluktan sonra delikleri kapatacak ve sepeti katı bir hale getirecek balçıkla sıvamak doğal gelmiş olabilir. Ancak özellikle sepet sallanır veya çarpılırsa, kurumuş çamur düşer. Fakat sepet güneşin altına konulursa ve direkt güneş ışığında pişmesi sağlanırsa, çamur daha da kurur ve artık tozlarla sıvıları taşımak için uygun hale gelir. Peki o zaman neden sepeti kullanalım? Neden basitçe kille işe başlayıp ondan bir kap biçimlendirerek güneşte kurumaya bırakmayalım? O zaman kaba topraktan yapılmış bir kap elde edersiniz; bu türün örnekleri MÖ 9000 yılları na kadar uzanmaktadır. Ancak bu kaplar yumuşaktılar ve fazla dayanmıyorlardı.

Demek ki daha kuvvetli bir ısıya ihtiyaç vardı. Böylece topraktan yapılma bu kaplar ateşe sürülüp sert çömlekler oldular. Bu türden çömlekleri MÖ 7000 yıllarında görüyoruz. Bu, ateşin ışık, ısı ve pişirme dışında başka bir şey için ilk kullanılmasıdır.

 

Çömlekçilik yalnızca sıvıları taşımayı olanaklı kılmakla kalmadı, aynı zamanda yeni bir pişirme türünü de getirdi. O zamana dek yiyecekler ya direkt alevlere tutularak ya da kuru ısıda pişiriliyordu. Suyu tutabilen ve alevlerin ısısına dayanabilen çömlek ortaya çıktığında ise, yiyecekler su içinde ısıtılabildi, yani kaynatılabildi. Böylece güveç ortaya çıktı.

Ve tabii ki çömlek süslenebiliyor ve ona güzel bir şekil verilebiliyordu. Zekice
süslenmiş örnekleri özellikle ilgi çekiyordu. Zanaatkarlar bunları ihtiyaç duydukları diğer maddelerle değiş tokuş edebiliyorlardı. Ve çömlek, iyi bakılırsa sonsuza dek dayandığından, sık sık el değiştiriyordu. Bu nedenle bir grup insan çömleği, başka bir grupla ticaret yapmak için kullandı.

Çömlekçiliğin ilk günlerinde kil sıkıştırılmış ve ona kap biçimi verilmişti; sonuç oldukça yumru yumru ve asimetrik, fakat yine de iş görür bir şeydi. Oysa kap döndürülebilse, elin yaptığı kısmen daha hafif bir basınç simetrik silindir şeklini ortaya çıkarır ve basınçta uygun artırmalarla veya aşağı doğru itmeyle, simetriyi koruyarak temel silindirin komplike değişimleri yaratılabilir. Burada kil yatay ve daire şeklinde bir tahta ya da taş dilimi (çömlekçi tekerleği) üzerine yerleştiriliyordu. Dilimin altında, bir çukur içinde dengelenen merkezi bir sivri uçlu sopa vardı ve hepsi birden hızla dönüyorlardı.

Çömlekçi tekerleği, tekerleğin kullanılışının ilk örneklerinden ve ekseni üzerinde dönen hareketin ilk kullanımlarından biriydi. tık olarak ne zaman kullanıldığını bilmiyoruz; fakat genelde tekerlek fikrini ve tekerlekli taşımayı akla getirmiş olabilir.

Kaynak: Isaac Asimov – Bilim ve Buluşlar Tarihi

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER