Düğün Gelin Dünür Damat Yenge Kelimelerinin Kökeni

2643

Düğün Kelimesi

Tügün: “Düğün” (DLT I: 400). Araştırmacılar „düğün‟ kelimesinin “bağlamak” anlamına gelen “tüğ-/ düğ-” fiil kökünden geldiği yönünde büyük ölçüde hemfikirdir. Tügül-: “Düğülmek, düğümlenmek; yemek boğazda kalmak” (EDPT: 481). Tügmelen-: “Düğmelenmek, ilikleri iliklemek” .

Bazı araştırmacılara göre; evlilik kültürüyle ilişkili temel eylemlerin „bağ oluşturma, bağlama‟ bilgisinden kaynaklandığını tügün/düğün, ( Tüg/- Bağlamak, Düğüm yapmak sözcüğü de açıkça göstermektedir.

Gelin Kelimesi

„Kel ~ gel- > gelin‟ kelimesi „tüğün/ düğün‟ kelimesi gibi „tüğ-/ düğ-‟ fiil köküne „-xn‟ fiilden isim yapım ekinin eklenmesiyle kurulmuş fiil soylu bir isimdir. Fiilden isim yapan bir ek olan „-xn‟, Eski ve Orta Türkçe döneminde işlek bir ektir. „-xn‟ ekinin eklendiği fiillerden, fiilin de tesiriyle, „kararlılık, kesinlik, süreklilik, dönülmezlik ve güçlülük‟ ifade eden isimler türettiği görülüyor. Nitekim „gelin‟ sözünün ruhunda, „kararlılık, kesinlik, süreklilik, dönülmezlik, sonsuzluk‟ seziliyor. Burada bir yere yerleşmek anlamındaki „in-‟ fiili ve çok eski çağların barınağı olan mağara anlamındaki „in‟ adı ile Türkçede„gel-‟fiilinin asıl fiile devamlılık ve süreklilik anlamı kazandırdığını da nazara almak gerekmektedir. Bu bağlamda şunu ifade edelim ki, Türk düğünlerinin daha ziyade yılın ilkbahar ve sonbahar mevsimlerine münhasır olması sadece tabiat şartları ve iktisadî faaliyetlerle ilgili değildir. ilkel maneviyatta belli bir dönemde gerçekleşen dinsel olaylar, mantıksal olarak sonsuzlukta gerçekleşmiş kabul edilmiştir. Ebedî yenilenme düşüncesinde, bireysel ve toplumsal bir yenilenme ve kozmosun yeniden oluşumu düşüncesi vardır. İlkbahar ve sonbaharda tabiattaki değişme kozmik âlemin kapılarının dönemsel olarak açılmış olmasıyla ilgilidir ve büyük zamandaki bir açıklık, sonsuzluğa çıkıştır. Bu bakımdan ilkbahar ve sonbahardaki dinsel faaliyetler gerçekte sonsuzlukta gerçekleşmiştir. Nitekim bu husus Türk cenaze merasimleri ve kurultaylar için dahi aynen caridir.

Eski Çin kaynakları Türklerin evlenme ve aile gelenekleri hakkında ayrıntılı bilgiler verirler. Ancak Türk kaynaklarına dayalı olarak bu hususun incelenmesi için Yenisey ve Gök Türk Yazıtlarıyla başlamak gerekiyor. Bireysel mezar kitabeleri durumunda olan Yenisey Yazıtlarına nazaran Gök Türk Yazıtları devlet yazıtları olmakla beraber, bunlarda Türk halk edebiyatı unsurları da bulunmaktadır (ġenocak 2001: 165-176). Türkçede „kelin‟ kelimesi en eski kültür kelimelerimizden biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Kelin: “Gelin” (DLT I: 404; CC: 120/4). Gilin: “Gelin/ Braut” (ÇL: 70). Kel-: “Gelmek” (CC: 12/16). Clauson, „kelin/ gelin‟ kelimesinin „kel-/ gel-‟ fiil köküne bağlı olduğunu ve „aileye gelen kişi, birinin küçük erkek kardeşinin veya oğlunun karısı‟ anlamında türemiş bir kelime olduğunu ifade etmektedir. Yenisey ve Gök Türk Yazıtlarında olduğu gibi DLT, KB ve DKH‟de de günümüzde kullanılan manada kullanılmıştır. Türkçede g/ k = „0‟ ses değişmesi yaygın durumdadır (Ekşi 2012: 17-29).

Gök Türk Yazıtlarından (KTY)‟nin K.9. satırında „orda‟ sakinleri; “Öğüm katun, ulayu öğlerin, ekelerim, kelingünüm, kunçuylarım/ Annem hatun, analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim.” (Ergin 2005: 26; Tekin 2010: 38) şeklinde yer almıştır. „Siŋtim kunçuyug birtimiz/ Ona kız kardeşim prensesi verdik.” (KTY.D. 20). Türk etnografya edebiyatında „katun, kız, kunçuy, oğul, gelin, küdegü, öğ, ulayu öğ, eke, tünür‟ terimleri ilk defa bu yazıtlarda açık olarak yer almıştır.

Yenisey Yazıtlarında;

„Kuyda kunçuyım, özde oglım/ Haremdeki prensesim, vadideki oğullarım.‟ (E. 3/1). „Küdegülerim, kızkelinlerim/ Güveyilerim, gelinlerim.‟ (E. 3/6). „Kuydakı kunçuyım/ Haremdeki prensesim.‟ (E. 6/4). „Kuyda kunçuyımgaka, özde oglımka/ Haremdeki prensesimden, sahadaki oğullarım.‟ (E. 7/4). „Yatda tüñürüm/ Yad eldeki dünürüm.” (E. 11/8) „Kuyda kunçuyım adırıldım, sekiz urım/ Haremdeki prensesimden ayrıldım, sekiz erkek evladım.‟ (E. 13/2). „Kuyda kunçuyımka, oglımka, begimke, kadaşım/ Haremdeki prensesime, oğullarıma, beyime, kardeşime.‟

Dünür ve Dünürcülük

Güveyiler, kayınlar, dünürler arasında gelip giden elçilik yapan kişiye „sawçı‟ (DLT III: 154; sa:vçı: EDPT:785), hısımlar arasında mektup getirip götüren kişiye Oğuzlar „yazığçı‟ (DLT III: 55; EDPT:986), iki kişi arasında araç (vasıta) olan, evlenme zamanında dünürler arasında gelip giden kimseye „arkuçı‟ (DLT I: 141; EDPT: 218) denirdi. Anlaşılacağı üzere bunlar evlilik yoluyla akraba anlamında dünür değil, dünürler arasında aracılardır.

Damat Kelimesi 

Damat‟ için „duvar/ ev‟ anlamında „tam/ dam‟ (EDPT: 502; EDAL: 1398) veya „tãmk(g)a‟ gerekli ise, KTY.GD yüzünde kayıtlı olduğundan (Ergin 2005: 30; Tekin 2010: 41) Türk‟ün „damat‟ sözüne hariçten „dam‟ aramaya hacet yoktur. Tamğa: “Denize, göle veya dereye dökülen suyun bir koludur. Gemilerin demir attıkları iskele veya limana da „tamga‟ denir.” (DLT I: 424). Clauson bu yönde; Tamğa: “any affluent (sä‟id) of seas, pools, rivers, and the like‟; and „a narrow arm of the sea‟ (furdatu‟l-bahr) is called.” (EDPT: 505) şeklinde bir açıklama getirmiştir. Kâşgarlı‟nın beyanına göre Oğuzlarla Kıpçaklar gerek isimlerin, gerek fiillerin ortasında bulunan „غ ‟harfini atıyorlardı. Ek başlarında ve sonlarında „-ġ/-g,-ķ/-k’ünsüzleri, Eski Türkçe dönemi metinlerinde görülürken sonraki dönemlerde bazı lehçelerde kalıcı olarak düşürülmüştür (İlhan 2009: 50). -t yapım eki Türkçenin her döneminde işlek olan eklerdendir. Ayrıca Kâşgar‟ın ortasından akan bir derenin adı da „Taman‟dır (DLT I: 402). Türkçede -t> -n değişmesi ise bilinen bir kuraldır. Buna göre, „damat‟ sözünün gelişim seyri; „tamga > tama > tama -t >tamat ~ damat‟ şeklinde olmalıdır. Tanguk > tanuk >/ tanu (EDPT: 518) tanut >tanıt (EDPT: 517), Tın>tıng >tınğla > tınğlat >tınlat > tinlet ~ dinlet (EDPT: 522) sözleri de aynı seyri izlemiştir. Burada „tamga > tama > tama -t >tamat ~ damat‟ şeklindeki gelişme ile kel(i)n>kelgin>kelin>gelin şeklindeki gelişme ve anlam ilişkisi hayret verecek dikkat çekicidir. Türkçede „-t‟ eki bugün artık birçok kelimede çoğul veya yapım eki olmaktan ziyade bir nezaket eki gibi görünüyor. „Tamat ~ damat‟ kelimesinin ekinde bulunan bu „-t‟ ekinin ruhunda, „anı -t, biti -t, ölü -t, tokı -t, törü -t, yapı -t, yazı -t‟ kelimelerindeki „-t‟ eklerinde olduğu gibi kararlılık, süreklilik ve sonsuzluk sağlama yönü de seziliyor. Bu biçimlerin sonundaki -t sesinin sonradan türeme olması da ihtimal dahilindedir.

G. Tanrıdağlı, “Uygur Kültüründe Saç Örgüler ve Anlamları” adlı bir tetkikinde, Uygur kadınlarının saçlarını tarama, örme ve bağlama şeklinin medenî halleriyle ilişkisini incelemiştir (Tanrıdağlı 2000: 47-53). Bir kızı kocaya vermek anlamında kullanılan „baş bağla-‟ deyimi „kızın başını örtmek‟ veya „saçını bağlamak‟ (Sağol 2005: 6672; User 2008: 143) anlamında değil, Kâşgarlı‟nın „tamga‟ hakkında verdiği bilginin ikinci kısmı ile ilgilidir. Bir kızın evlenmesi geminin limana raptedilmesine teşbih edilmiştir.

Enişte Kelimesi

Türkiye Türkçesinde Enişte: “Büyük veya küçük kız kardeşin, teyze ile halanın ya da hısımlardan bir kadının kocası” anlamındadır. Bu söz„Büyük kız kardeşin kocası, babanın küçük kız kardeşinin kocası‟ anlamında „yezne‟(DLT III: 35; EDPT:988) sözünün yerini almıştır. Ancak küçük kız kardeşin kocası ile babanın büyük kız kardeşinin kocasına ne gibi bir isimle seslenildiği tespit edilemiyor. Enişte sözü, büyük ihtimalle küçük kız kardeşin kocası ile babanın büyük kız kardeşinin kocası anlamında iken, zamanla „yezne/ yeste‟ sözünü de ifade eder hale gelmiştir. Bu durumda „hala, teyze‟ kocaları için „tay yeste/ büyük enişte‟ sözü kullanılmış olmalıdır (Tekin 1960: 293; Gülensoy 1974: 297). Ancak Batı dillerinde „brother-in law‟ olarak tanımlanan kelimenin Farsça „çiftlik ağası‟ anlamında „ankişta‟ sözünden geldiği yönündeki görüşler kanaatimizce isabetli değildir. Bu sözün DLT‟de “Göze inen perde” (DLT I: 52; EDPT: 172) anlamında geçen „enüç‟ sözü ile de hiçbir ilgisi söz konusu değildir.

Kırgız Türkçesinde aşta-: “Geçirmek, perçinlemek” (Yudahin 1998-I: 56) anlamındadır. Kelimenin anlamı mecazen, „iki aileyi birbirine bağlayan, birleştiren‟ anlamında olmalıdır. Buna göre kelime, „ini+ aşta > inişta > inişte ~ enişte‟ şeklinde bir gelişim seyri izlemiş olmalıdır. Kâşgarlı „aile birliği, soy ve sop‟ anlamında olarak „uğuş/ oğuş‟ sözünü kullanmıştır. Gök Türk yazıtlarının „oġuş ~ uġuş/ soy-sop, aile, kabile‟ (DLT I: 61; EDPT:96; EUTS: 94) sözü kuşkusuz „oġul‟ sözündendir. „Kadhaş > kadaş >kardeş‟ (EDPT:607) sözünden geldiği açık olan ve memleketimizin yiğitleri hakkında kullanılan „dadaş, gakgoş‟ sözleri ile kibar anne-babaların erkek evlâtları hakkında dillerinden düşürmedikleri „oğluş‟ sözleri maziye işaret eder. Eğer böyleyse, „- te‟ yapım eki alarak „ini > iniş > inişte ~ enişte‟ olması Türk dil kurallarına aykırı değildir (ekler hk. Clauson 1967: 19-37). Sonuçta „enişte‟ sözünün Farsça olmadığı, „iki aileyi birleştiren‟ anlamında kökü ve eki Türkçe bir söz olduğu, „ini +aşta >inişta > inişte ~ enişte‟ şeklinde bir gelişim seyri izlediği, „damat‟ sözü gibi bir yerel türetme olup yerel lisanda mahfuz iken, muhtemelen XIV. asırdan sonra Batı Türkçesinde genelleşerek „yezne‟ sözünün yerini aldığı düşünülebilir. Diğer yandan Türkçede akrabalık ifade eden eski kelimelerimizden birisi „yaşça küçük kardeş‟ anlamında „ini‟: “Younger brother” (EDPT: 170) sözüdür. Türkçede „küçük kardeş‟ anlamındaki „ini‟ sözü Sarı Uygur dilinde „ını, ene, eni‟, „içte/ içeride‟ sözü ise „işte‟ şeklinde kaydedilmiştir (Çağatay 1961: 37-42). Buna göre Türk evlenme gelenekleri ve aile yapısına aykırılık oluşturmakla beraber „eni +içte > enişte‟ olması tartışılabilir. XVI. asırda „enişti ~ enişte‟ teriminin müzekker adı olarak kullanıldığı dönemin tahrir kayıtlarından anlaşılıyor. Kıbrıs‟ın imar ve iskânı için 13 Cemâziyelevvel 980/ 21 Eylül 1572 tarihinde çıkarılmış olan sürgün hükmü mucibince adaya sürgün edilenler arasında Niğde kazası Budak Nâhiyesinin 10 hanelik Suvermez Karyesinden Enişdi bin Vala ve Yolcu bin Enişdi adlı kişiler ile ilhân Karyesinden Enişti bin Yusuf adlı kişilerin bulunduğu tespit edilmektedir (DündarAydın 2012: 249). T. Gökçe ise bu isimleri İnşâ bin Velâ, Yolcu bin İnşâ (Gökçe 1999: 48) ve İnişti bîn Yusuf (Gökçe 1999: 49) olarak okumuştur.

Yenge Kelimesi

„Yenge‟, Türkçenin sıhrî akrabalık ifade eden ve aynı zamanda düğünde gelinin rehberi olan kadın anlamında en eski ve müşterek sözlerinden biridir (DLT III: 380; EUTS: 190). Bu sözün „light/ ışık, ateş, yanmak, yakmak‟ gibi anlamlarının bulunması ve Macar dilinde „gyenge/ weak/ zayıf, güçsüz‟ anlamında yer alması (EDAL: 1514) Eski Türk aile düzeninin bir kalıntısı olmalıdır. Terim ÇL‟de „yinke‟ Ģeklinde ve “Sağdıç, kadın, daye hatun/ Schwägerin, Brautfuhrerin” (ÇL: 106) anlamındadır. Eski Türkçeden baĢlayarak birçok Türk dilinde bulunan „yeŋge‟nin anlamlarına bakıldığında, bu akrabalık teriminin her zaman aileye sonradan ve evlilik yoluyla katılan bir kadını gösterdiği görülüyor. Bu bakımdan Eski Türkçede hala ve teyze oğlu anlamına gelen „çıkan‟ (DLT I: 402; EDPT: 409) terimi yerine kullanılan „yeğen‟ ile aileye sonradan katılan kadın anlamındaki yenge‟ arasında „öz‟ ile „özge‟ örneğine benzer zıt bir anlam ilişkisi görülmektedir. DLT‟de Oğuzca ibaresiyle Yanğa: “Derenin yanı, herhangi bir ırmağın bir yanı, geçesi” (DLT III: 369) anlamındadır. Clauson kelimenin gelişimini „yaŋa:< yanga: <ya:nka:‟ şeklinde=”” göstermiştir=”” (edpt:=”” 943).=”” bu=”” söz=”” kolaylıkla=”” mecazen,=”” ırmağın=”” karşı=”” yakasından=”” gelen=”” anlamında=”” „yanğa=””> yenge‟ Ģekline dönüĢebilir. „Yanğa‟ sözü, yeni anlamına gelen „yenği‟ (DLT III: 369) sözünü de çağrıştırmış olmalıdır. Yenge teriminin „yanga‟ sözü ile bir münasebeti varsa, „karının küçük erkek kardeşi, küçük kayın‟ anlamındaki „yurç‟ (DLT III: 7; EDPT:958) terimi ile de „Bir derenin veya bir ırmağın karşı yakası‟ anlamındaki „yugaç‟ (DLT III: 8; EDPT:899) sözü arasında bir münasebet bulunmuş olmalıdır. Yaka: “Yaka, elbise yakası” (DLT III: 24; KB: 3541; EDPT: 898) anlamında iken, Hazar Ötesi Türkmen topluluklarına „Yaka‟ denildiği de nazara alınmalıdır. Bu bakımdan „damat‟, „gelin‟ ve „yezne ~ enişte‟ sözlerinin yanında „yenge‟ ve „yurç‟ sözlerinin de „ırmak‟ ve „çay‟ ile ilgili olması manidardır. „Yenge‟ ile bir münasebeti düşünülebilecek olan „yeng‟: „elbise, ceket kolu‟ (DLT III: 362; EDPT: 940; CC: 101/6) demektir. Ancak „yenge‟nin „yènğni kelin>yeni gelin>yeŋge > yenge‟ şeklinde „kök ek kaynaşması‟nın eseri olması daha muhtemeldir.Buna göre „yenge‟nin karşıt anlamlısı, yani antonimi olan „eski gelin‟ sözü için bir köken açıklaması vermek mümkündür. Çoň: “Büyük” (EDPT: 424; Yudahin 1998-I: 279) „çoň aka: büyük ağabey‟, „çoň apa: teyze, hala, nine, büyük anne‟, çoň dada: amca, dayı” (Necip 1995: 85). Buna göre önceki gelinler herhalde Çönge:“Gücünü yitirmiş, zayıf, görevini yapamaz duruma gelmiş” demektir. DLT‟de Çiğilce ibaresiyle Çönğek: “Çömçe, kutu” (III: 290) demektir. Güney Anadolu illerimizde yağmur duası geleneklerine bağlı olarak çocuklar tarafından oynanan „Çömçe gelin‟oyunundaki „Çömçe Gelin‟, Avasım kentlerinin Türk sakinlerinden hatıra olması muhtemeldir. Eski Türkçede kepçeye, „çömçe‟, „çömçe‟ye de „kamıç‟ yani „kamış‟ denirdi (EDPT: 626). Diğer yandan, Sö: “Vakit, zaman, mazi” (EUTS: 137; EDPT: 781; Gabain 2007: 294) demek olduğuna göre, „former, of old/ önceki, eski‟ anlamındaki „sö:ki‟ (EUTS: 137; KB: 738; EDPT: 819; EDAL: 1305) ve buradan hareketle „söge>sönge‟sözü üzerinde durulabilecek sözlerdendir. Cenğey ~ cenğe: “Yaşça büyük olan kadınlara hitaben kullanılan okşama sözüdür.” (Yudahin 1998-I: 201). Türk dilinin çeşitli şubelerinde ç >s değişimi kuralı nazara alındığında, aslında „çönge‟ ile „sönge‟ aynı kelimedir. Önceki gelin yani amca ve dayıların karısı anlamında „çönge ~ sönge‟ sözünün bazı ağızlarda mahfuz olması kuvvetle muhtemel ise de şu anda tespit edilememiştir. Ancak burada „önceki gelin‟ anlamındaki „sö-n-ge > sönge‟ ile yerel ağızlarda fırın süpürmeye yarayan sırık hakkında kullanılan „süng-ge >sünge‟ arasında yapı ve anlam bakımından bir ilgi bulunmadığından bunların birbirinden ayrı tutulması gerekmektedir. Ayrıca „yeŋġe‟:“The wife of one‟s father‟s younger brother, or one‟s own elder brother; junior aunt-in-law, senior sister-in-law/ Babanın küçük erkek kardeşinin karısı, ağabeyin karısı”(EDPT: 950) anlamlarıyla yer almıştır.

Saçı ve Sağdıç

Mendiri:Çiğil geleneğinde gelin ve damadın geceleyin başlarına para saçıldığını, bunu yapmak için toplanılan yere de Çiğil lehçesinde „mendiri‟dendiğini Kâşgarlı‟dan (I: 492) öğreniyoruz. Burayı günümüzün düğün salonları olarak kabul etmekte bir beis yoktur. Mendiri Çiğil toplumuna özgü bir ritüelin yaşatıldığı yer olması nedeniyle diğer lehçelerde eş değerinin bulunmayacağı tek örnek bir sözcüktür (meŋde:- (b-)EDPT: 768). İlkel toplumlarda her birleşme ve anlaşma, kesinkes bir hayvanın kanı dökülerek ya da ortak bir ziyafet verilerek yapılmıştır. Saç-: “to scatter, sow, spatter/ Saçmak, serpmek” fiilinden gelenden gelen saçı kansız kurbanlardandır (EUTS: 127; TS-V: 3216; EDPT: 794; EDAL: 1325; DLT II: 4). Düğün günü gelin oğlan evine varınca gelinin basına para, elma, şeker, çerez, susam, darı, buğday gibi şeyler saçılır (Kurtoğlu 2009: 89-99; Alptekin 2009: 307-321). Eski Türkçe metinlerde bugün Türkiye Türkçesinde „saçı‟ (saçu: EDPT: 795) olarak saklanan sözcük „saçığ‟ (EDPT: 796) olarak yer almıştır. Saçılan nesneler, topluluğun değişik zamanlarda ürettiği ve kendileri için önemli olan ürünlerdir. Bunlar avcılık devrinde avın kanı, yağı ve eti; çobanlık devrinde süt, kımız ve hayvanların yağı; çiftçilik devrinde darı, buğday, meyveler, merkantilist seviyede altın, para, mücevher gibi kıymetli şeylerdir. Saçı, yabancı soya mensup olan bir kızı kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul etmesi için yapılan bir kurban âyininin kalıntısından ibarettir (İnan 1986: 167).

Kaynak : TÜRK DÜNYASINDA BAZI DÜĞÜN TERİMLERİ VE ‘AL DUVAK’ GELENEĞİ ÜZERİNE – Adem Aydemir

PAYLAŞ
Önceki İçerikAsım Can Gündüz
Sonraki İçerikVincent Van Gogh’un Hayatı ve Hastalığı
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK