Etrüsk Göçleri-2. Bölüm

274

2 – İkinci Göç
“Tarihin babası” unvanını kazanmış Heredot’un ünlü eserinde, bir başka göçün  hikayesi yer almaktadır. Hikaye şöyle :

Anadolu’nun Lydia adlı bölgesinde, kral Atys’in zamanında, bir aralık şiddetli açlık baş gösterir. Kral, ahalinin açlıktan kırıldığını görerek, Milletini kur’a ile ikiye ayırır ve Tyrrhenos adlı oğlunu çağırıp, şu mealde konuşur : “Açlığa karşı göçten başka çare kalmadı. Sen ahalinin yarısını alıp göç edecek, bşka bir vatan arayacaksın. Böylece, burada kalanları doyurmak daha kolay olacak”. Tyrrhenos, baba sözü dinleyip, ahalinin yarısını alır, onlarla İzmir’e gider, orada lüzumu kadar gemi inşa edip, denize açılır. Kafile Adriyatik yolu ile İtalya’nın doğusundaki Umbriyanın sahillerine yanaşır ve göçmenler orada yerleşirler.

Herodot, hikayesine şu bilgiyi de ekliyor : Lidyalılar İtalya’ya varınca, Lidyalı adını bırakıp, kendilerine önderlik etmiş olan Tyrrhenos’un adını benimsemişlerdir ve böylece onlara “Tyrrhen-i” denmiştir.

Burada bir açıklamada, daha doğrusu hatırlatmada bulunmamız gerekiyor :

Doğru okunuşu LUDYA olan ve bugünkü Türkiye’nin aşağı yukarı Manisa ve İzmir illerinden ibaret bulunan Lidya, ancak kral Lydus’tan sonra bu adı almıştır. Daha önceki adı Meonia idi. Bu bölge tarihte sırasıyla İyonyalıların, Kimerlerin, İranlıların, Romalıların işgaline uğramış bir geçit yeri, bir koridordur. Bir Lidyalı milleti ve Lidyalı dili yoktur. Gerçi Lidyada hüküm sürmüş bazı sülalelerin ve hükümdarların adları bilinmekte, fakat bunların hangi ırka, hangi millete ait olmuş oldukları bilinmemektedir.

Ünlü dilci Georges Dumezil şöyle der:
“Düşünülebilir ki, Lidyalı adı “hititleşmiş” eski Anadolu ahalisi ile Hint-Avupalıların istilasından öncesine ait dilleri konuşan halktan oluşmuş bir karışıma verilen etiket idi”

Bize göre, Lidya “bir zamanlar kral Lydus’un yönetmiş olduğu coğrafi bölge” demektir. O kadar. Onun içindir ki, bizce, Herodot’un sözünü ettiği dönemde Lidya’nın Proto-Türklerin egemenliği altında bulunmuş olduğu şüphesizdir. Eski çağın ünlü yazarlarından Plütark da, esasen, “Romülüs’ün hayatı” adlı eserinde, Etrüsklerin, İtalya’ya gelmeden önce, bir müddet Lidyada yaşamış oldukları yazar. Yani, sözünü ettiğimiz Etrüsk göçü ile ilgili kaynaklar birbirini tutuyor.

Hem unutmayalım ki, yukarıda gördüğümüz gibi, Proto-Türkler, Pelasg, Amazon, Tursha, Tyrrhen adları ile, Lidya’nın bulunduğu Batı Anadoluya, çeşitli dönemlerde gelip yerleşmişlerdi. Etrüsklerin Lidyadan Halyaya gelişi hangi yüzyılda olmuş olabilir? Villanovalılara Proto-Etrüsk dendiğine göre, bunun kuzeyden gelen göçten sonra olmuş olması gerekir. Bununla beraber, bu göç olayının tarihini M.ö. XIII. yüzyıl olarak gösteren bilginler de vardır.

Şurası bir gerçektir ki, Romalılar Herodot’a yüzde yüz inanıyor ve Etrüsklerin Lidya’dan İtalya’ya göçünü bir tarihi olay olarak kabul ediyorlardı. O kadar ki, bazı Latin şair ve yazarlar eserlerinde İtalyaldaki Etrüskler için bile “Lidyalı” adını kullanmışlardır.

Etrüsklerin bir kaç nesil Anadoluda yaşadıktan sonra İtalya’ya gelmiş olduklarını antropolojik incelemeler de ispat etmektedir.

CarIeton Stevens adlı Amerikalı Antropolog’a göre, Etrüsk mezarlarından çıkarılmış kafatasları Akdenizin Doğusunda, yani Anadolu’nun Batısında yaşamış insanların kafatasları ile benzerlik göstermektedir.

Kan tahlili bakımından da bugün Toskana’da, yani eski Etruria’da yşayanların durumu Toskana dışındaki komşu halkın durumundan farklıdır, fakat Anadoludaki bazı bölgelerde yaşayanların durumuna yakındır.

3 – Üçüncü Göç
Romalılarda şu ciddi inanış vardı ki, Troya savaşı sonunda, yenilgiye uğrayan Troyalıların bir kısmı, Enea adlı soylu bir kumandanın idaresi altında İtalya’ya, Tiren denizi yolu ile gelip yerleşmiş ve önemli şehirler kurmuşlardır. Çünkü Enea efsanesi denilen bu efsane genellikle bir Latin efsanesi sayılmaktadır. Fakat Latinler, Etrüsklere ait her şeyi benimsedikleri gibi, bu efsaneye de sahip çıkmışlardır. Yani, Latinler Troyalıları kendilerinin ataları yapmışlardır.

Halbuki arkeolojik kazılar sayesinde, Troya efsanesinin bir Latin efsanesi değil, bir Etrüsk efsanesi olduğu gerçeği kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Etrüsk bölgelerinde yapılan kazılarda, Enea’ı temşil eden heykelcikler, el aynalarının arkasında Enea efsanesi ile ilgili resimler bulunmuştur.

Bugünkü etrüskoloji uzmanları Troyalıların ve Etrüsklerin etnik menşei konusunda çelişkiler içindedirler. Bir bakarsınız onları ayrı millet, bir bakrsınız aynı millet sayarlar.

Etrüsklerle Troyalıları aynı millet sayanlardan Bulgar bilim adamı Vladimir Georgiev şöyle der :

“Enea ile Troyalılar, Italya’nın batısına yanaşıp, orada, Titus-Livius’a göre, “Yeni Troya’yı kurdular. İtalik kavimlerden hangisi Batı İtalya’da yerleşmiştir ? Herhalde atinlr veya Osko-Umbriyalılar değil. Çünkü onların kültürü batı Anadolunun kültüründen tamamen farklı idi. Burada ancak Etrüskler söz konusu olabilir. Çünkü Herodot, Straton, Servius, Seneka, Solinus, Tacitus, Plütark, Festus ve başkaları onların Batı Anadolu menşeli olduklarını söylemişlerdir. Romalılar, zamanla, Etrüskleri erittiler ve onların menşei ile ilgili olarak efsanede yer alan gerçeği kendilerine malettiler. (Buna rağmen) Mekena gibi, SEZAR gibi soylu Etrüsk ailelerinden gelen adamlar çekinmeden, Troyalı soyundan olduklarını söyleyebiliyorlardı.

Enea efsanesi Virjil’in ve Titus- Livius’un uydurdukları bir efsane değildir. Bu efsane onlardan çok evvel çeşitli Yunanlı yazarlar tarafından zikredilmiştir…. Bu arada Lesbos’lu Hellanikos Roma’ya “Yeni Troya” adını verdiği gibi, Romalıları Troyalıların torunları saymaktadır … Bu efsanenin içinde önemli bir tarihi gerçeğin çekirdeği yatmaktadır : ” Etrüsklerin Troya’dan gelmiş olduklarının hatırası”

Bilindiği gibi, Sezar Gallia’nın, yani bugünkü Fransa’nın fatihidir. Fransızların Mecene dedikleri Mekena ise, Batılıların dilinde adı bir genel ad haline gelmiş olan enteresan bir tiptir. Daha doğrusu, milletine ihanet etmiş bir adamdır. Kendisi bir Etrüsk olduğu halde, Etrüsk düşmanı İmparator August’un Etrüskler aleyhindeki politikasına hizmet etmiştir.
Çok zengin, fakat çok haris olan bu adam İmparatora dalkavukluk ederek, Kültür Bakanlığı gibi bir göreve getirildikten sonra, zamanının şair ve yazarlarına bol paralar dağıtarak, onların çalışmalarını August’un istediği doğrultuda yönetmiştir Bugün Batı dillerinde bir “sanat ve edebiyat hamisi” demek için bir Mecene denilmektedir.

Günümüzde adı “Mesen” şeklinde okunan Mekena’nın  kendisi gibi bir Etrüsk olan Virjil üzerinde büyük etkisi olmuştur. Mesela, İmparator August Virjil’e, Enea efsanesini bir Latin efsanesi haline sokarak, Homeros’un İlyada’sı ile yarışabilecek ve Roma’nın şevketini yükseltecek bir epope yazmasını teklif ettiği zaman, Mekena şairin tereddütlerini yenmek için elinden geleni yapmış, İmparatorun arzusunu bir emir sayması gerektiği üzerinde durmuştur. Böylece, Virjil onbir yıl çalışarak ve bol maaşla ve armağanlarla beslenerek, sipariş edilen epopeyi, “Eneid” adı ile meydana getirmiştir.

Ancak, hayatının sonuna doğru, eserini tamamladıktan sonra, milli vicdan zabı duyarak, onbir yılını verdiği bu eseri yakmaya kalkmıştır. Yakınlarının buna engel olmaları üzerine de, henüz çoğaltılmamış ve tek nüsha halinde olan epopenin imha edilmesini vasiyet etmiştir. Durumdan haberdar edilen İmparator, tabii, bunu engellemiştir.

Evet, Georgiev’e göre  , Etrüsklerle Troyalılar aynı millet idiler. İtalya’ya aynı yerden fakat  ayrı ayrı yollardan gelmişlerdi. Romalılar da, Enea efsanesini, bir efsane olarak değil” bir tarihi olay olarak kabul ediyorlardı. Troyalılar hakkında başka söylenti ve gorüşler de vardır. Mesela, bazı kaynaklara göre, Bizanslı aydınlar ve bilginler Türklerin Troyalıların torunları olduklarına inanırlarmış.

İbrahim Kafesoğlu’nun “Tarihte Türk adı” başlıklı yazısında aşağıdaki cümleleri okuyoruz ;

“Bizans literatüründe, Türklerin eski Troyalılarla münasebete getirilmiş olması dikkat çekicidir. Bu husus, İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya giden Bizanslı Th. Gazes ile İtalyan hümanisti F.Filelfo arasında teati edilen mektuplarda görülüyor. Bu mektuplardan anlaşılıyor ki, XV. asır Türkleri eski Troyalıların neslinden sayılmaktadır” Türkler Bizans başkentini zaptetmek suretiyle, Troyayı, hile ile ele geçiren Greklerin torunlarından atalarının intikamını almışlardır”

Reşit Saffet Atabinen’in de Troyalılar konusu ile ilgilenmiş olduğunu ve Moravezik’in eserlerinde Bizanslılardaki rivayet ile ilgili ayrıntılar bulunduğunu bilmekteyiz.

Ancak ben şahsen bu meseleyi esaslı şekilde incelemek fırsat ve imkanını bulamadığım için, bu konuda herhangi bir şey söyleyemeyeceğim. Benim çalışmalarımı devam ettirecek olan genç bilim adamlarımızın Etruskolojinin bu yan meselesini derinlemesine inceleyeceklerini ümit ediyorum.

Etrüsklerin DNA Analizi için Tıklayın

Kaynak: Türklerin İlk Ataları- Adile Ayda

PAYLAŞ
Önceki İçerikEtrüsk Göçleri-1. Bölüm
Sonraki İçerikPsikokinezi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER