Etrüsk Uygarlığı ile ilgili Görüşler

350
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Etrüsk Muamması yapılan DNA analizi ile sonuçlansa da tarihçilerin ne dediği yine de önemli. Hiçbir önemi yoksa da tarihi oluştururken ne kadar yanlı ve kendilerini üzmeyecek şekilde oluşturduklarını bilmemiz açısından önemlidir.

Her Etrüskoloji eseri, ister mevcut bilgileri yaymak için yazılmıs olsun, ister arastırma amacıyla kaleme alınmış bulunsun, mutlaka “Etrüsk esrarı”, veya “Etrüsk muamması” diye bahsi geçer. Nedir bu muamma? Bu, Yunanlılarınkine eş bir sanata sahip oluğu bilinen, dinî inanışları, teskilâtçılığı, mimarisi, tiyatrosu ve müziği tanınan, takdir ve hayranlıkla anılan bir milletin, dil menşe bakımından “meçhul” diye nitelenmesi garabetidir.

Etrüsklerin kökeni konusu olduğunda, Etrüskoloji bilginleri arasında iki farklı görüşle işe başlamak gerekiyor. Etrüsklerin İtalya’da doğmuş olduğunu iddia edenler , Etrüsklerin İtalya’ya başka bir bölge göç etmiş olduğu ile ilgili görüş bildirenler.

Etrüsklerin ezelden beri İtalya’da yasamış olduklarına dair görüşün taraftarları Halikarnaslı Diyonizos’un iddiasına dayandırırlar. Bu, İsa’dan önce Birinci Yüzyılda Roma’da yaşamış olan bir Yunanlı tarihçidir. Fakat isin aslı arastırılacak olursa, Halikarnaslı Diyonizos’un “Roma’nın geçmisi” adlı kitabında Etrüsklerin İtalya’nın yerli olduklarını açıkça ifade etmekten uzak olduğu görülür. Gerçekte, adı geçen tarihçi, bir yandan Etrüskleri yerli sayan, bir yandan da bunların başka yerden göçüp geldiklerini ileri süren yazarların görüşlerini sayıp döktükten sonra, sahsî kanaatini asağıdaki sekilde belirtir25:
“Etrüsklerin İtalya’nın yerlisi olduklarını söyleyen yazarların görüşü bana daha makul ve daha doğru gibi görünmektedir… Çünkü Etrüskler son derece eski bir millet oldukları gibi,gerek dillerinin, gerek örf ve âdetlerinin diğer  milletlerinkine benzer tarafı yoktur.” Görülüyor ki, tarihçi gayet ihtiyatlı bir lisan kullanmaktadır. Bu ihtiyat belki de,tarihçinin yaşadığı devrin şartlarından ileri gelmekte idi. Zira bahis konusu devir Roma tarihinin en parlak çağlarından olan İmparator Ogüst devri idi. Bir müddet önce Etrüsklerin tamamen temsil edilmesi ve Lâtinlestirilmesi için idâri tedbirler  almıs olan İmparatorun, Etrüsklerin yabancı diyarlardan kalkıp geldikleri karşılaştırmasından hoşlanacağı şüpheli idi. Roma medeniyetini yabancılardan almış olamazdı. Fakat Halikarnaslı Diyonizos ayni zamanda yazar ve sanatçıların koruyucusu, Etrüsk asıllı Mecanas’ın dostu idi. Mecanas ise, yine Etrüsk asıllı olan ve Eneid adlı eserini yazmakta bulunan Vergilius’un karşılaştırmasını tercih edebilirdi. Đste herkesi memnun etmeğe azmetmis görünen ve bu sebeple  samimiyetten yoksun olan Halikarnaslı Dynizos’un ifadeleri Etrüsklerin yerliliğine dair görüse delil vetemel teşkil edememektedir.

Başka yazarlardan aşırılmış Tages efsanesine gelince, bunun da anılan görüse pek yardımcı olmaması gerekir. Çünkü bu efsaneye sarılanların muhakemesinindayandığı “Tarkinya toprağı” tabiri sadece “Etrüsk toprağı” demektir ki, Etrüsklerin yaşadığı ve yaşamış olduğu toprakların hepsi Etrüsk toprağı sayılabilir.

Tarihçi Xanthos’un Etrüsklerin göçünü telaffuz etmemesi ise, önemsenecek bir itiraz olamaz. Her tarihçi mevcut olaylar arasında bir seçim yaparak, eserinin plânına uymayanları bir tarafa bırakmak hürriyetine sahiptir. Nihayet, Halikarnaslı Dyonizos’un Lydia ile Etruria’da konusulan lisanlar arasındaki
farka ait iddiası da ciddiye alınacak nitelikte değildir. Etrüsklerin Anadolu’dan ayrıldıkları  tarih ile Halikarnaslının eserini yazdığı devir arasında bin sene geçmis bulunduğundan, bahis konusu fark fazlasıyla doğaldır. Buna göre, Von Vacano’nun dediği gibi, tarih biliminin bugünkü ilerlemiş durumu
itibariyle, Etrüsklerin kökeni hakkındaki bu birinci karşılaştırma tatmin edici olmaktan çıkmıstır.
Diğer taraftan, İngilizlere, Amerikalılara, İspanyollara ve hattâ Bulgarlara uygulandığında mükemmel bir izah tarzı olan, fakat Etrüskler gibi tarih sahnesine teşekkül etmiş  olarak çıkmış, her bakımdan yekpare bir millete tatbiki imkânsız bulunan “tesekkül” nazariyesi üzerinde durmak lüzumunu bile hissetmiyorum.
Bu surette elimizde göç karşılaştırması kalıyor ki, ister istemez bunu kabul etmek mecburiyetindeyiz: Etrüskler, hiç süphesiz, İtalya’ya bir yerden göçüp gelmislerdir, ama nereden? Bu soruyu cevaplandırmak için pek uzağa gitmeye gerek yoktur. Etrüsklerin parlak devirleri olan 6 ıncı ve 5 inci asırlarda eserlerini yazmıs Yunanlı tarihçilere başvurmak kâfidir.

Eski Yunan Tarhiçileri 
Etrüsklerin kökeni hakkında en önemli eseri yazmış olan İtalyan Etrüskoloji bilgini Luigi Pareti, Etrüsklerden, daha doğrusu Tyrhenlerden bahseden bütün Yunanlı yazarların adlarını namuskârane bir şekilde eserinde sıralamıştır. Ancak Etrüsklerin İtalya’ya başka bir ülkeden gelmiş olması kendisinin pesin hüküm ve kararına uymadığından, her cümlesine şöyle baslar: “Yunanlı tarihçiler su yanlış iddiayı ileri sürerler ki…” veyahut: “Yunanlı tarihçilerin yersiz kanaatine bakılırsa… ”
Etrüsklerden Tyrhen (bazen de Tyrsen) adı ile bahsetmiş olan Yunanlı tarihçilerin
başlıcaları şunlardır:
Hezyod
Hekate
Herodot
Tüsidid
Hellanik
Kallimak
Strabon
Bizanslı Stefan ve saire
İste bu yazarlar bir de Pelasg adlı bir kavimden bahsederler ki, Homer’in de zikrettiği bu kavim, bazılarının ifadesine göre kuzeyden gelerek dağınık gruplar halinde Yunanistan’da ve Anadolu’da yerleşmis ve Truva muharebesinden sonra İtalya’ya hicret ederek, orada Etrüsk adını almıştır. Modern tarihçiler arasında bilhassa Beloch, Fick, Treidler, Meyer, Ehrlich gibi Alman bilginleri Pelasglar konusunu incelemişlerdir. Ekserisini Pelasglarla Etrüsklerin ayni kavim olduğunu ileri sürmekte tereddüt etmemektedirler. Fransız âlimleri ile Fransız dilinde yazan âlimler arasında da, bu konuya eğilenler ayni
temayülü göstermektedir. Meselâ 1924 yılında bile, Meillet ve Cohen’in klâsik eser olarak kabul edilen “Dünya Dilleri” nde asağıdaki satırları okumak mümkündü: “Pelásgca Milattan sonra 5 inci yüzyılda bile Trakya sahillerinde, Propontid’in güneyinde ve İmros, Lemnos gibi adalarda henüz konuşulmakta idi. Hem Lemnos adasında 1885 yılında bulunan, fakat henüz deşifre edilmeyen o meşhur yazıt belki de bu dilin bir örneğini vermektedir… Yazıtta kullanılan dilin terkip özellikleri Pelasg dili ile Etrüsk dili
arasında bir akrabalık ihtimalini hatıra getirmektedir.Bugün Liège Üniversitesi Profesörlerinden A. Severyns gibi bir bilgin, daha emin bir ifade ile: “Homer’den önce Yunanistan ve Yakın Doğu” adlı eserinde söyle der: “Esrarengiz etrüskçe ile Lemnos yazıtlarında kullanılan ve daha az esrarengiz olmayan dili karşılaştıran bilginler, bu iki dil arasında garip benzerlikler bulmuşlardır. Etrüsklerin,
İtalya’yı isgal etmeden önce Tyrsen adı altında, Ege’nin bir kösesinde yaşamış oldukları hatırlanırsa, bunda şaşılacak bir şey bulunmadığı neticesine varılır” Diğer taraftan, Etrüsklerin Lydia’dan geldiklerine dair Herodot tarafından ileri sürülen görüş Truva’dan geldiklerine dair Virjil tarafından terennüm edilen inanış arasında çelişki yoktur. Çünkü Pelasglar hem Lydia’da, hem Truva’da yerlesmis bulunuyorlardı. Göçleri için kullandıkları İzmir limanı da oralara pek uzak değildir. Sofokles’in Hellanik tarafından zikredilen “İnachos” adlı trajedisinde Etrüsklere “Pelasg – Tyrsen” adını verildiği malûmdur.
Mesela derinlestirildikçe, Etrüsk = Pelasg denklemi bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat böyle olsa bile burada, bizi asıl mesgul eden problemin çözümüne doğru ancak yarı yolda bulunduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Zira, Etrüskler Pelasglar idi demek kâfi değildir. Asıl Pelasgların kim olduklarını ve bugünkü hangi millete tekabül ettiklerini tesbit etmek mühimdir.
Pelasg adlı kavim hakkında eski Yunan tarihçilerinin eserlerinde mevcut bilgiler söyle
özetlenebilir:
1) Pelasglar kuzeyden gelmis bir kavimdir: Bu kendilerinin ya Yunanistan’ın, ya da Karadeniz’in kuzeyinden geldikleri manasına gelir.
2) Bu kavim durmadan yer değistirirdi, yani göçebe idi.
3) Pelasglar oturdukları bölgelerin veya kendilerini yöneten basbuğun adına göre kolayca ad değiştirirlerdi.
4) Pelasglar inşaatçı ve imarcı bir millet idiler. Atina’ya hâkim bulundukları sırada, orada öyle bir duvar meydana getirmislerdi ki, bunun bir parçası asırlara meydan okumuştur.
5) Nihayet, Pelasgların komsu milletler açısından pek hos olmayan bir âdetleri vardı: o da kız kaçırma şeklinde baska milletlerin kadınları ile evlenmeleri idi.
6) Yukarıdaki bes noktaya Yunanlı tarihçiler tarafından isaret edilmeyen, fakat
Lemnos yazıtlarının teyit ettiği ve bilginlerce Etrüsk lisanı ile Pelasg lisanının birbirine
benzetilmesinden çıkarabileceğimiz su noktayı da ilâve edebiliriz: Pelasglar Hint – Avrupa
olmayan, agglutinatif ve ses uyumuna tabi bir dil konuşurlardı.

Pelasglar Kimdir?

Pelasgların, yani Etrüsklerin bugünkü hangi ırka tekabül ettiklerini tespit etmek için,
yukarıda sayılan özelliklerin hangi ırkta bulunduğunu arastırmak gerekir. Bahis konusu ırk
veya kavim hangisidir? İste babamın teorisi burada yerini bulmaktadır. Sadri Maksudî’ye göre, Etrüskler o
millettendir ki, İsa’dan 1400 yıl önce Çin tarihlerinde adı geçmektedir. Bu milletin askerî  kuvveti bir çok Roma İmparatoru’nun uykusunu kaçırmış, yüksek medeniyet seviyesi Bizans  Elçisi Zemarkos’un ve Saint – Louis’in adamı Rubruk’un gözlerini kamaştırmıstır. İtalyanın seyyahı makro Polo Çin’e geldiği zaman, Çini idare eden o milleti, o milleti ki tarihinin muayyen bir devrinde Akdeniz’e “bizim deniz” diyebilmistir. Ondördüncü Lui gibi bir hükümdar o milletin Padişahına “Büyük Efendimiz” diye hitap etmistir, o millet ki, Mısır’ı fethedip uzun zaman idare etmis ve orada Napolyon gibi bir kumandanı yenilgiye uğratmıstır.
Ayni millet asırlarca Hindistan’ı idare etmis  ve orada Tac – Mahal gibi nefis mimarî eserleri bırakmış, Isfahan’da, Sam’da, Lahor’da, bugün turistlerin hayranlıkla setrettikleri medeniyet hazinelerini meydana getirmiştir. Bu millet tarihte bir kere değil, dört kere, beş kere Romalılarınki kadar büyük İmparatorluklar kurmuş, bir kere değil, birkaç kere bugün kalıntılariyla Orta Asya’da kazı yapan arkeologların ağzını açık bırakan medeniyetler yaratmıstır. Başka tabirle, babam Sadri Maksudî’ye göre, Pelasglar, yani Etrüskler Türk ırkına mensup bir kavimdi. Bu kanaat, zannedilebileceği gibi, şovenlikten doğan ve hissî neviden olan bir kanaat değildir, Pelasglar = Etrüsk denkleminde kaynağını bulan ve mantıkî bir muhakemeye
dayanan ilmî bir görüştür.
Pelasgların özelik ve niteliklerine tekrar göz atacak olursak, onların hangi etnik gruba dahil olduklarını tespit sırasında ele alabileceğimiz ırk ve kavimler mahduttur. Çünkü  seçeceğimiz kavmin dili hem agglutinatif, hem de ses uyumu kanununa tabi olmalıdır: Macarlar, Finler, Moğollar ve Türkler. Fakat Pelasgların yukarıda işaret edilen altı özelliğini  hatırlayacak olursak, ancak Türk ırkının gereken şartlara uygun olduğu meydana çıkar.
Esasen, Pelasgların Türkçe konustuklarına dair, biricik olmakla beraber, mükemmel bir delile sahip bulunmaktayız. Gerçekten Lâtin bilginlerinden Varron’a göre “TEPAE” kelimesi pelasgca bir kelime idi ve küçük dağ manasına gelirdi.

Burada sunu açıklamalıyız ki, Pelasg kavminin özellikleriyle Türk milletinin özellikleri aynidir, dediğimiz zaman Türk milleti tabiri zaman ve mekân içinde en geniş anlamda, yani tarihinin bütün safhalarını ve bugün mevcut bütün Türk zümrelerini kapsayacak sekilde anlamak lâzımdır.Açıklamakta  olduğum  karşılaştırmanın bugün kabul edilmişfikirleri alt üst eder nitelikte olduğunun farkındayım. Onun için, bu karşılaştırmanın analojik metodla bir kontrolünü yapmanın, yani Etrüsk kavminin karakteristik vasıfları ile Türk milletinin özellikleri arasında bir paralel çizmenin faydalı olabileceğini düsünmekteyim. Etrüsklere dair herhangi bir kitapta bu kavmin savasçı, cesur ve binicilikte usta bir kavim olduğuna , 12 siteden kurulu siyasî birlikler teskil ettiklerine, senelik siyasî ve dinî
kurultayları bulunduğuna, çalgı ve oyuna düşkün olduklarına, hayvan motiflerinden ilham
alan sanatları ve ölülere ibadetle fala dayanan dinleri bulunduğuna işaret edildiği görülür.
Türklere gelince askerî kabiliyetlerinin, savaştaki cesaretlerinin isabet edilmeye  muhtaç olmadığını zannediyorum. Aynı şekilde, binicilikte ustalıkları dünyaca bilinmektedir. Esasen hemen bütün Alman ve Macar etnologları ata binme âdetini dünyaya Türklerin  yaydığı konusunda sözbirliği etmektedirler. Türklerin insatçı bir millet olduğunu hatırlamak için İstanbul ufuklarının zarafetini seyretmek ve Ayasofya’ya ilâve ettikleri güzellikleri göz önüne getirmek kâfidir.
Demirciliğe gelince, ileride bahis konusu edeceğimiz kazılar, Orta Asya Türklerinin bronz çağında bile çok usta maden işleyicisi olmuş olduğunu ispat etmistir Meşhur bir Türk efsanesine göre, Türkler, tarihlerinin belirli bir devresinde, Ergenekon adlı bir vadide mahsur kalmşlar ve oradan, dağı eritmeyi başaran demircileri sayesinde kurtulmuşlardır.

Kaynak : – TDK Yayınları – Adile Ayda – Etrüskler Türkmü İdi?

PAYLAŞ
Önceki İçerikBabil Yaratılış Hikayesi – Babil Dini
Sonraki İçerikEtrüskler ile İlgili Deliller
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER